Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/460 E. 2026/1778 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/460
- Karar No
- 2026/1778
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/460
KARAR NO : 2026/1778
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: (KAPATILAN)İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 29/03/2022
NUMARASI : 2016/1167 Esas - 2022/288 Karar
DAVA: Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (İtirazın İptali)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 01/10/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı ve davalı ... vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava dışı ... İşletmesi'ne kredi kullandırıldığını, davalı borçluların bu krediye müteselsil kefil olduğunu, borçlu ile davacı arasında ticari amaçlı taşıt kredi ve rehin sözleşmesi imzalandığını, kredinin geri ödenmemesi üzerine Beyoğlu 18. Noterliğinin 22/08/2016 tarih ve ... yevmiye numaralı hesap kat ihtarının keşide edildiğini, alacak muaccel olmasına rağmen borçlu ve davalılar tarafından borcun ödenmediğini, dava dışı asıl borçlu ve müteselsil kefiller hakkında İstanbul Anadolu 14. İcra Müdürlüğünün ...sayılı dosyası ile icra takibine girişildiğini, davalıların borcun tamamına itiraz ettiğini, sözleşmede uygulanacak faiz oranının açık ve alacağın likit olduğunu belirtmiş; itirazın iptaline ve takibin devamına, asıl alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP:Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; yetki sözleşmesinin geçersiz olduğunu, Manisa mahkemelerinin yetkili olduğunu, dernek iktisadi işletmesinin tüzel kişiliğinin olmadığını, borçtan sorumluluğun federasyonun kendisinde olduğunu, asıl borçlunun 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname kapsamında kapatıldığını, federasyonun her türlü malvarlığının bedelsiz olarak ... Müdürlüğü'ne devredildiğini, 670 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile ... Müdürlüğü'ne bedelsiz olarak devredilen kurumların borçlarının ... Müdürlüğü tarafından ödeneceğinin ve maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 60 günlük hak düşürücü süre içinde müracaat edilebileceğinin düzenlendiğini, davacının 60 günlük hak düşürücü süre içinde başvurmayarak davalı hakkında takip yoluna başvurduğunu, hak düşürücü süreye bağlanan alacağın sona erdiğini, bu nedenle davalının kefil sıfatı ile borçtan sorumluluğunun olmadığını, 6098 sayılı yasanın 586. maddesi gereği borçlunun ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya borçlunun açıkça ödeme güçlüğü içinde olması gerektiğini, asıl borçluya alacaklı tarafından geçerli bir ihtar yapılmadığını, asıl borçlunun ödeme güçlüğü içinde olmadığını, ihtarname ve ödeme emrinde yazılı bedelin hatalı olduğunu belirtmiş; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın İzmir'de açılması gerektiğini, kefalet sözleşmesinin geçerliliği için eşin rızasının şart olduğunu, sözleşmede var olan imzanın kefilin eşine ait olmadığını, kefalet sözleşmesinin adi kefalet hükmünde olduğunu, takibe geçilmeden araç rehninin paraya çevrilmesi gerektiğini, davalının kendi temerrüdünden sorumlu olduğunu, faiz oranının fahiş olduğunu belirtmiş; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ...Somut olayda; dava konusu kredi sözleşmesinde davalı kefil ...'in eşi ...'in imzasının bulunmadığı, TBK'nın 584. maddesi gereği kefalette eş rızasının bulunması gerektiği, maddenin üçüncü fıkrasında ise bu kuralın istisnasına yer verildiği, kefalette eşin rızasının aranmayacağı hallerin sınırlı sayıda (...) sayıldığı, istisnaların dar yorumlanmasının hukukun genel ilkelerinden olduğu, maddenin üçüncü fıkrasında dernek veyahut derneğin iktisadi işletmesinin istisna kapsamında yer almadığı, derneğin ticari şirket olarak kabul edilemeyeceği, TMK'nin 85. maddesi gereği davalı ...'in dernek ve iktisadi işletmenin yönetim organı da olmadığı, dava konusu kredinin ticari kredi olması halinde eş rızası aranmayacağına dair bir düzenlemeye de yer verilmediği (Benzer yönde; Yargıtay 11. HD. 2020/6973 Esas, 2022/1327 Karar), davalı kefil ... yönünden geçerli bir kefalet sözleşmesinden bahsedilemeyeceği, davacı vekilinin iddialarının yerinde olmadığı anlaşıldığından; anılan davalı yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir (Benzer yönde; Ankara BAM. 21. HD. 2020/13 Esas, 2020/69 Karar).Davalı ... vekili cevap dilekçesi ve aşamalarda sunduğu beyan dilekçeleri ile iktisadi işletmenin tüzel kişiliğinin bulunmadığını, asıl borçlunun ... Federasyonu olduğunu, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname kapsamında federasyonun kapatıldığını, 60 günlük hak düşürücü süre içerisinde talepte bulunulmadığı için borcun sona erdiğini savunmuştur.TMK'nın 56. maddesine göre, "Dernekler, gerçek veya tüzel en az yedi kişinin kazanç paylaşma dışında belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları, tüzel kişiliğe sahip kişi topluluklarıdır''. Madde metninden anlaşılacağı üzere dernekler, bir kişi grubunun belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek veya aralarında ortak olan menfaatleri korumak maksadıyla oluşturdukları tüzel kişilerdir. Fakat şirketlerden farkı, amaçlarının manevi oluşunda görülür. Türk hukukunda iktisadi bir amaç güdecek olan kişi topluluklarının dernek biçiminde kurulması mümkün değildir. Derneklerin, amaçlarını gerçekleştirmek üzere "ticari bir konu ile uğraşmalarına", daha doğru bir ifade ile "ticari işletme işletmelerine" Medeni Kanun'da bir engel bulunmamaktadır. TTK'nın 16. maddesine göre, "(1) Ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten ..., dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılırlar". Yine TTK'nın 40. maddesine göre, "Her tacir, ticari işletmenin açıldığı günden itibaren onbeş gün içinde, ticari işletmesini ve seçtiği ticaret unvanını işletme merkezinin bulunduğu yer ticaret siciline tescil ve ilan ettirir." Belirtilen yasal düzenlemeler uyarınca, ticaret siciline tescil edilecek olan, derneğin kendisi değil, fakat ticari şekilde işlettiği işletmesidir. Ticari konu, derneğin manevi amacına ulaşmasını sağladığı sürece derneklerin ticari bir konuyla uğraşması yasaklanmamıştır. İşlettiği ticari işletme dolayısıyla tacir sayılan ve işletmesini ticaret siciline tescil ettirmiş olan dernek, ticari işletmesiyle ilgili işlerde Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi olur. Dernek iktisadi işletmesinin dernekten ayrı bir tüzel kişiliği bulunmamaktadır. TTK'nın 18. maddesi ve Ticaret Sicili Tüzüğü'nün 72, 73 ve 76. maddeleri uyarınca dernek ve vakfa ait ticari işletmelerin ticaret siciline tescil edilmesi gerekmektedir. Yine Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 1. maddesinde ''(1) Aşağıda sayılan kurumların kazançları, kurumlar vergisine tâbidir:... ç) Dernek veya vakıflara ait iktisadî işletmeler.'' denilmek suretiyle dernek veya vakıflara ait iktisadi işletmeler kurumlar vergisine tabi tutulmuştur. Bu nedenle dernek ve iktisadi işletmenin farklı vergi numaralarına sahip olması yasal düzenlemeler uyarınca gerekli olup farklı tüzel kişilikleri olduğunun bir göstergesi değildir. Tüm bu nedenlerle, ... İşletmesinin, ... Federasyonu'ndan farklı bir tüzel kişiliği bulunmadığı, kredi sözleşmesinin asıl borçlusunun dava dışı federasyon olduğu anlaşılmaktadır. Bu yönden, davalı vekilinin savunması yerindedir.Öte yandan, 670 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile asıl borçlu federasyonun kapatılması nedeniyle borcun sona erdiği savunmasının irdelenmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere, 20.07.2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan, ... Müdürlüğü'ne ve Hazine'ye devredilen kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının “Devir işlemlerine ilişkin tedbirler” 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin dördüncü fıkrasında ise "Birinci fıkra kapsamında tespite konu edilebilecek borç ve yükümlülüklere ilişkin olarak hak iddiasında bulunanlarca bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altmış günlük hak düşürücü süre içerisinde ilgili idaresine kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle müracaat edilir. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak kapatma işlemlerinde ise altmış günlük süre kapatma tarihinden itibaren başlar." hükmüne yer verilmiştir. Davacı kurum tarafından 670 sayılı KHK gereği 08/09/2016 tarihinde İzmir Defterdarlığı'na başvuru yapıldığı görülmüştür. Bununla birlikte, hak dürücüsü süre içerisinde başvuru yapılmasının sonuca etkisi de bulunmamaktadır. Zira, kefalet sözleşmesinde kefil, asıl borçlunun borcunu alacaklıya karşı ifa edememesi tehlikesini kişisel olarak üstlenmektedir. KHK ile kapatılan şirketlerin borçlarına müteselsil kefalet veren kefillerin borcunun sona ereceğine ilişkin bir düzenleme de bulunmamaktadır (Benzer yönde; İstanbul BAM. 12. HD. 2019/815 Esas, 2021/746 Karar). Açıklanan nedenlerle, bu yöndeki savunmaya mahkememizce itibar edilmemiştir.Davalı ... vekili oturumlardaki sözlü ve aşamalardaki yazılı beyanlar ile borcun taşınır rehni ile güvence altına alındığını, taşınır rehni paraya çevrilmeden kefile başvurulamayacağını savunmuştur.TBK’nın 586. maddesinin 2. fıkrasında müteselsil kefil hakkında icra takibi yapılmasına engel olan istisna öngörülmüştür. Bu hükme göre, alacağın teslime bağlı menkul rehni (TMK m. 939) veya alacak rehni (TMK m.954 vd.) ile güvence altına alınması hâlinde rehnin paraya çevrilmesinden önce müteselsil kefil hakkında takip yapılamayacaktır. Ancak, TMK’nın 940. maddesinin II. fıkrasında “Gerçek veya tüzel kişilerin alacaklarının güvence altına alınması için, kanun gereğince bir sicile tescili zorunlu olan taşınır mallar üzerinde, zilyetlik devredilmeden de, taşınır malın kayıtlı bulunduğu sicile yazılmak suretiyle rehin kurulabilir. Rehnin kurulmasına ilişkin diğer hususlar tüzükle belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenlemeden hareketle kanun gereğince bir sicile tescili zorunlu olan taşınır mallar bakımından, teslime bağlı rehin yanında, zilyetliğin alacaklıya devrine gerek olmaksızın, taşınır malın kayıtlı bulunduğu sicile kaydedilmek suretiyle taşınır mal üzerinde rehin kurulabilir. Böyle bir rehin teslime bağlı taşınır rehni olmadığından, TBK’nın 586. maddesinin 2. fıkrasına göre müteselsil kefillerin takibine engel teşkil etmez. Somut olayda, alacak teslime bağlı taşınır rehni ile teminat alınmadığı için bu yöndeki savunmaya mahkememizce itibar edilmemiştir.Davalı ... vekili cevap dilekçesi ve aşamalardaki yazılı beyanlar ile TBK.'nın 586. maddesinde öngörülen şartların gerçekleşmemesi nedeniyle kefile başvurulamayacağını savunmuştur.Alacaklının müteselsil kefile başvurma koşullarının düzenlendiği 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK)'nın 586. maddesine göre, kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesiyle ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir. Buna göre, borçlunun ifada gecikmesi tek başına yeterli olmayıp ifada gecikmiş olan borçluya ihtar gönderilmesi ve bunun da sonuçsuz kalması gerekmektedir. Ancak borçlunun ödeme güçsüzlüğü içinde bulunması halinde diğer şartların aranmasına gerek yoktur. Ayrıca kanunda müteselsil kefile ihtar çekilmesi şartı aranmamaktadır. Müteselsil kefile ihtar çekilmesi, sadece onun takipten önce temerrüde düşürülmesi ile ilgili bir sorundur. Başka bir anlatımla, müteselsil kefil hakkında icra takibine girişilebilmesi için diğer koşulların yanında ayrıca müteselsil kefile de ihtar gönderilmesi gibi bir koşul yasada yer almamaktadır. Bu itibarla, hem asıl borçluya, hem de müteselsil kefile aynı anda ihtar gönderilip borçluya gönderilen ihtarın tebliğine rağmen verilen süre içinde borcun ödenmemesi üzerine yasada belirtilen koşullar gerçekleşmiş olacağından bu durumda müteselsil kefil aleyhine takibe girişilebilecektir. Somut olayda; kredi veren finans kurumu tarafından taksitlerin ödenmemesi üzerine hesabın kat edildiği, ihtarnamenin asıl borçlu ve kefillere gönderilmesine rağmen borcun ödenmediği, asıl borçlu federasyonun 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname kapsamında kapatıldığı, 670 sayılı KHK kapsamında başvuru yapılmasına rağmen kredi borcunun ödenmediği, asıl borçlunun açıkça ödeme güçlüğü içinde olduğu anlaşıldığından; bu yöndeki savunmaya mahkememizce itibar edilmemiştir.Taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü amacıyla yapılan yargılama sonucunda; dava dışı federasyon ile davacı finans kurumu arasında ticari kredi sözleşmesi akdedildiği, davalıların kredi sözleşmesinde müteselsil kefil olarak yer aldığı, kefalet sözleşmesinin TBK'nın 583. maddesi hükmüne uygun olduğu, TBK'nın 584. maddesi uyarınca kefalette eş rızasının alınması gerektiği, davalı ...'in eşinin rızasının bulunmadığı, davalı ... yönünden geçerli bir kefalet sözleşmesi kurulmadığı, davalı ... yönünden ise kefalet sorumluluğunun devam ettiği, asıl borcun sona ermediği, kefile başvuru şartlarının bulunduğu, davacı finans kurumunun bakiye alacağının denetime elverişli bilirkişi raporu ile toplam 31.481,87 TL olarak tespit edildiği, ihtarname masrafının yargılama gideri olduğu (Benzer yönde; Yargıtay 19. HD. 2017/4988 Esas, 2019/2211 Karar), dava değerine dahil edilmeksizin talep edilmesi gerektiği, alacağın likit ve belirlenebilir olduğu anlaşıldığından davacı tarafından davalı ... aleyhine açılan davanın reddine, davacı tarafından davalı ... aleyhine açılan davanın kısmen kabulü ile İstanbul Anadolu 14. İcra Müdürlüğünün ...Esas sayılı takibine yaptığı itirazın kısmen iptaline; takibin 31.431,51 TL Asıl alacak,2,40 TL BSMV, 47,96 TL işlemiş faiz olmak üzere toplamda 31.481,87 TL üzerinden tahsilde tekerrür olmamak üzere devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren %17,76 oranında faiz ve %5 BSMV uygulanmasına, Aşan istemlerin reddine, kabul edilen alacağın % 20'si olan 6.296,37 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Dosya içerisindeki 10.01.2022 tarihli bilirkişi ek raporunda her ne kadar kefil eşi ... ibaresi altında atılmış imzanın, mukayese imzalarını atmış olan dava dışı ... eli mahsulu olmadığı sonucuna varmış ise de görülmüş olan davada taraflar ... ve ... olduğunu, davaya konu "sadece tarafları bağlayan" kredi sözleşmesinde ...'in imza ve yazı örneklerinin elinin mahsulü olup olmadığının ya da yazı ve imza olmamasının hiçbir önemi bulunmadığını, 6455 sayılı Kanunla TBK 584. Maddeye eklenen cümle, ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler, kamu bankalarınca ilgili kanuna göre kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızası aranmadığını, dava konusu sözleşme ticari nitelikte sözleşme olup, müteselsil kefillerin de şirket yetkilisi olduğunu, sözleşmenin imzalandığı tarihte eş muvafakati aranmadığını, bundan dolayı hiçbir önemi olmayan imzaların davanın nihai sonucunu etkilemesini kabul etmelerinin mümkün olmadığını beyanla İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 29/03/2022 Tarih, 2016/1167 Esas ve 2022/288 Karar sayılı hükmünün istinaf incelemesi neticesinde davalı ... yönünden kurulan hükmün kaldırılmasına ve eksik inceleme ile hüküm tesis edildiğinden yeniden yargılama yapılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; tüzel kişiliği, fiil ehliyeti ve dolayısıyla taraf ehliyeti bulunmayan ... İşletmesine karşı başlatılan icra takibinin iptali gerektiğini, dosyaya gelen TC Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı İzmir Küçük ve Orta Ölçekli Mükellefler Grup Başkanlığı ... sayılı 09.10.2019 tarihli yazısında "... Dernek ve İktisadi İşletmesinin taşıt varlığı incelemesinde, Derneğin iktisadi işletmesine ait olan ... plakalı... taşıtın değeri komisyonumuzca 43.000,00 TL olarak tespit edilmiş olup, tespit edilen 43.000,00 TL değerinde derneğin taşıt aracı varlığının olduğu, Raporun III/7.3. bölümünde görüleceği üzere; Dernek ve İktisadi İşletmesinin .... AŞ'ne 37.500,00 TL rehinli taşıt alım borcunun bulunduğu ve el konulan varlık tutarını geçmeyecek şekilde ödemede rehinli alacak olarak üçüncü sırada dikkate alınması gerektiği" şeklindeki cevaptan, 150/18 sayılı "Görüş Ve Öneri Raporu" tarihinde (14.06.2017) alacaklının alacağı üçüncü sırada yer aldığını, bu cevabi müzekkereye göre asıl borçlunun 14/07/2017 tarihinde açıkça ödeme güçlüğü içinde olduğundan söz edilemezken, bundan çok daha önce icra takibi tarihinde borçlunun açıkça ödeme güçlüğü içinde olduğunun kabulünün herhangi bir dayanağı bulunmadığını, alacaklının önce OHAL komisyonuna (Maliye Bakanlığı'na) başvurması, asıl borçlu Federasyon'un alacakları ile birlikte borcunu da devralan Maliye Bakanlığı'ndan gelecek cevaba göre asıl borçlunun ödeme güçlüğü içinde olması halinde, kefil sıfatı ile müvekkilin sorumluluğuna gidilebileceğini ancak bu yapılmaksızın doğrudan ve gerekli kanuni şartları (İhtarın sonuçsuz kalması şartı) yerine getirmeden kefil sıfatı ile müvekkilin takip edilmesinin yerinde olmadığını, takip tarihinde yürürlükte olan KHK maddesinin farklı olduğunu, 667 sayılı KHK'nın değişiklikten önceki halinde rehinli alacaklar ikinci sırada bulunduğunu, (Mülga Fıkra RGT: 06.01.2017 RG NO: 29940 Mükerrer KHK No: 679/6; Mülga Fıkra RGT: ... Mükerrer Kanun No: 7084/6) (5) Borçların ödenmesinde; malvarlığının aynından doğan vergi borçlan, rehinli alacaklar, çalışanların sigorta primleri, kamu idarelerine ödenmesi gereken vergi, resim, harç, fon kesintisi, pay gibi borçlar, enerji, iletişim ve su kullanım borçlan, çeşidine bakılmaksızın beşyüz Türk Lirasını geçmeyen borçlar ve diğerleri şeklinde sıralama esas alınır.) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 586 hükmü çerçevesinde alacaklının asıl borçlu yerine, kredi sözleşmesinde müteselsil kefil sıfatını haiz müvekkili takip edebilmesi, alacak için doğrudan kefil sıfatı ile müvekkile başvurabilmesi için kanunun aradığı şartlar alacaklı tarafından yerine getirilmediğini, ilk derece mahkemesinin borçlunun açıkça ödeme güçlüğü içinde olması sebebiyle 6098 sayılı yasanın 586'ıncı maddesinde kefalete ilişkin ihtar şartının aranmasına gerek olmadığı görüşünün kabul edilmesi halinde aynı maddede yer alan ihtar şartının yerine getirilmemesi sebebiyle asıl borçlu takip edilmeden kefil sıfatı ile müvekkilin takip edilmesi yerinde olmadığını , somut olayda ihtar şartının yerine getirilmediğini, asıl borçlu ... Federasyonu'nun tüzel kişiliği, dolayısıyla fiil ehliyeti olmadığını, bu durumda asıl borçluya usulüne uygun gönderilmiş bir ihtarnameden söz edilemeyeceğini beyanla İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi 2016/1167 E. 2022/288 K. Sayılı kararının kaldırılarak, davanın reddine, kötü niyetli takibi nedeniyle, davacı aleyhine takip miktarının %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatı'na hükmedilmesine, ilamın icrasının istinaf incelemesi sonuna kadar tehir edilmesine , yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE: Dava, ticari amaçlı taşıt kredi sözleşmesinden kaynaklanan kredi alacağının tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir .
İlk derece mahkemesince davanın davalı ... aleyhine açılan davanın reddine, davalı ... aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı ve davalı ... vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur
Davacı banka ile dava dışı ... İşletmesi arasında 18.11.2014 tarihli "Ticari amaçlı taşıt kredi ve rehin sözleşmesi” imzalandığı, davalıların müşterek borçlu ve müteselsil kefil oldukları, sözleşmede davalı ...'ın eşi ...'ın ve davalı ...'in eşi ...'in, eşlerinin taşıt kredi sözleşmesinde müteselsil kefil olmasına muvafakat ettiklerine ilişkin beyan altında imzaları bulunduğu, davacı banka tarafından, asıl borçlu ve davalı kefillere çekilen Beyoğlu 18.Noterliğinin 22.08.2016 tarih ... yevmiye nolu ihtarnamesi düzenlenerek kredi alacağının ödenmesi gerektiğinin ihtar edildiği anlaşılmaktadır.
Davacı takip alacaklısı tarafından, davalılar ve dava dışı ... İşletmesi hakkında, İstanbul Anadolu 14.İcra Müdürlüğü'nün ...Esas sayılı takip dosyasında "ihtarname" sebebine dayalı olarak 32.408,22 TL Asıl Alacak,47,96 TL Faiz, 2,40 TL BSMV, 242,00 TL Masraf olmak üzere toplam 32.700,58 TL tutarındaki alacağın tahsili istemiyle 24.08.2016 tarihinde ilamsız icra takibi başlatılmış, davalı borçluların itirazı üzerine takip durmuştur.
Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.
Davalı ... tarafından tüzel kişiliği ve taraf ehliyeti bulunmayan ... İşletmesine karşı başlatılan icra takibinin iptali gerektiği yönünde istinaf isteminde bulunulmuş ise de bu husus icra mahkemesince değerlendirilecek olup, takibin iptaline ilişkin bir kararın varlığına rastlanmadığına göre davalının bu yöndeki istinaf istemi yerinde değildir.
Davalı ... tarafından sözleşmede eşi adına atılmış görünen imzanın eşine ait olmadığı, bu nedenle kefaletin geçersiz olduğu ileri sürülmüştür. İlk derece mahkemesince bu hususta inceleme yapılarak adli belge inceleme uzmanı bilirkişiden rapor alınmış , alınan raporda, 18.11.2014 tarihli ticari amaçlı taşıt kredi ve rehin sözleşmesi tasdikli örneğinin 8/19. Sayfasında alt bölümde kefilin eşinin adı ve soyadı ve altında “imza” matbu ibarelerinin sağ yanında elle yazılmış “...” ibaresi altına atılmış imzanın, mukayese imzalarını atmış olan dava dışı ... eli mahsulü olmadığı belirtilmiş, itiraz üzerine alınan ek raporda ise kefil ...'e izafeten atılmış imzanın ve üzerindeki elle yazılmış “...” ibaresinin belge aslında mevcut olmadığı, belge aslında mevcut olmayan kısmın mezkur sayfa fotokopisi çekilerek bunun üzerine sonradan yazılıp, ilave yapıldıktan sonra yeniden fotokopisi çekilerek bu son haliyle isleme konulmus olduğu hususlarının değerlendirildiği belirtilmiştir
Davaya konu kredi ve kefalet sözleşmelerinin düzenlendiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 583/1.maddesi; "Kefalet sözleşmesi yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısı ile belirtmesi şarttır." hükmünü içerir. TBK'nın "Eşin rızası" başlıklı 584/3. Maddesinde (Ek fıkra: 28/3/2013-6455/77 md.)"...Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler, 27/12/2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızası aranmaz" hükmü düzenlenmiştir.
6102 sayılı Kanun'un 16/1. maddesinde ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten ..., dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlarının da tacir sayılacağı öngörülmüştür. Buna göre amaçlarına ulaşmak için ticari işletme faaliyetinde bulunan dernekler bu yönden tacir sayılırlar. Bir derneğin ticari işletme işletmeye başlamasıyla birlikte o dernek (kamu yararına çalışan dernek olmamak kaydıyla) tacir sıfatını kazanacaktır. Bu durumda dava dışı kredi borçlusu ... İşletmesinin 12.02.2014 tarihli İzmir Ticaret Sicil Gazetesi'nde yayınlanan ilana göre 06.02.2014 tarihinde tescili edildiği, bu haliyle tacir sıfatı kazandığı, ticari işletmenin müdürü olan davalılar yönünden, kredi sözleşmesinin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan TBK'nın 584/3.maddesi hükmüne göre kefaletin şeklen geçerli olabilmesi için eş rızası aranmasına gerek olmadığı gözetilerek bu kapsamda karar vermek gerekirken mahkemece yazılı gerekçe ile davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. (Yargıtay 11.HD'nin 2023/3711 Esas ve 2024/7407 Karar sayılı kararı) Bu nedenle davacı vekilinin istinaf istemi yerindedir.
670 sayılı KHK 5(1) maddesinde "20.7.2016 tarihli Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan KHKler gereğince kapatılan kurum, kuruluş,.. taşınır, taşınmaz, malvarlığı, alacak ve hakları ile belge ve evraklarının (devralınan varlık); her türlü tespit işlemini yapmaya,.. idare etmeye, avans dahil her türlü alacak,..kıymetli evraka ilişkin olarak dava ve icra takibi. yapmaya, devralınan varlıklarla ilgili olup kanaat getirici.. belgelerle tevsik edilen borç ve yükümlülükleri tespite ve hiçbir şekilde devralınan varlıkların değerini geçmemesi, ek mali külfet getirmemesi, kefaletten doğmaması ve (FETÖ/PDY)’ne aidiyeti, iltisakı..olmayan kişilerle gerçek mal veya hizmet ilişkisine dayanması şartıyla bu varlıklar değerlendirilerek uygun bir takvim dahilinde ödemeye, kapatılan kurumların taahhüt ettiği ancak vermediği mal ve hizmet bedellerinin ödemesini durdurmaya veya ödemeye,..finansal kiralama dahil sözleşmelerin feshine veya devamına karar vermeye, devralınan varlıkların idaresi,elden çıkarılması için her türlü tedbiri almaya, devralınan varlıkların tasfiyesi veya satışı amacıyla uygun görülen kamu kurumlarına devretmeye, devir kapsamında olmadığı belirlenen varlıkları iadeye, kapatılanların gerçek kişiye ait olması halinde devralınacak varlıkların kapsamını belirlemeye...... yönünden ... ..., diğerleri yönünden Maliye Bakanlığı yetkilidir."Aynı kararnamenin (3) nolu bendinde "Kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının bağlı oldukları şirketlerin faaliyetleri sonlandırılarak ticari sicil kayıtları resen terkin edilir. " denilmiştir.
Somut olayda asıl borçlu iktisadi işletme, 667 sayılı KHK ile kapatılarak 28.09.2016 tarihi itibariyle sicil kaydının terkin edilmiştir. KHK'larda kapatılan şirketlerin borçlarına müteselsil kefalet verenlerin kefaletinin sona ereceğine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır.
TBK'nın 586.maddesinde kefilin, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmesi halinde alacaklının, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebileceği, ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerektiği düzenlenmiştir. Somut olayda asıl borçlu iktisadi işletmenin KHK ile kapatılması nedeniyle asıl borçludan alacağın tahsili mümkün olmadığı gibi davacının OHAL komisyonuna yaptığı başvuruya ilişkin olarak dosya kapsamına alınan İzmir Valiliği Defterdarlık Khk İşlemleri İl Bürosu'nun 27.07.2021 tarihli yazısında da şirketin emanet hesaplarında bulunan, nakit varlıklarının borçlarını ödemeye yetersiz olduğunun belirtildiği gözetildiğinde asıl borçlunun ödeme güçsüzlüğü içinde olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda, davalı ...'ın bu yöne ilişkin istinaf istemi yerinde değildir.
Diğer yandan davalı asıl borçlunun ... Federasyonu olduğu ve ... İşletmesi'ne gönderilen ihtarnamenin asıl borçluya usulüne uygun gönderilmiş bir ihtarname olmadığı yönünde istinaf isteminde bulunmuş ise de asıl borçlunun ... İşletmesi olduğu ve asıl borçlunun ödeme güçsüzlüğü içinde olması nedeniyle kefile başvuru şartının gerçekleşmesi için asıl borçluya yapılan ihtaratın sonuçsuz kalmasına da gerek olmadığı gözetildiğinde davalı ...'ın aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.
HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce ilk derece mahkemesi kararı düzeltilerek yeniden esas hakkında aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;
1-Davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, istinafa konu ilk derece mahkemesinin kararının HMK.'nun 353(1)b-2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
1-Davanın kısmen kabulü ile İstanbul Anadolu 14. İcra Müdürlüğünün ...Esas sayılı takibine yaptığı itirazın kısmen iptaline; takibin 31.431,51 TL Asıl alacak, 2,40 TL BSMV, 47,96 TL işlemiş faiz olmak üzere toplamda 31.481,87 TL üzerinden tahsilde tekerrür olmamak üzere devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren %17,76 oranında faiz ve %5 BSMV uygulanmasına, aşan istemlerin reddine,
2-Kabul edilen alacağın % 20'si olan 6.296,37 TL icra inkar tazminatının davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine,
3-Hüküm altına alınan miktar üzerinden hesaplanan 2.150,53 TL harçtan peşin alınan 558,45 TL harcın mahsubuna, bakiye 1.592,08 TL karar harcının davalılardan tahsili ile hazineye irat kaydına,
4-Davacı davada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davanın kabul edilen miktarı üzerinden 31.481,87 TL vekâlet ücretinin davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine,
5-Davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirdiklerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (m.13/2) uyarınca davanın reddedilen miktarı üzerinden hesaplanan 1.218,71 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
6-Davacı tarafından yatırılan 29,20 TL başvurma harcı ve 558,45 TL peşin harç toplamı: 587,65 TL ile davanın kabul (%96,27) oranına göre hesaplanan 2.297,19 TL yargılama giderinin davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına,
7-Davalı ... tarafından yapılan 1.000,00 TL yargılama giderinin davanın red oranına göre 37,30 TL'sinin davacıdan alınarak davalı ...'e verilmesine, bakiye kısmın davalı üzerinde bırakılmasına
8-Taraflarca yatırılan gider avansından artan kısmın HMK. 333. maddesi gereğince karar kesinleştikten sonra yatırana iadesine
9-İstinaf yargılamasına ilişkin olarak;
a-Davacı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,
b-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 220,70 TL, posta ve tebligat gideri 239 TL olmak üzere toplam 459,70 TL yargılama masrafının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
c-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 537,63 TL harcın, alınması gerekli olan 2.150,53 TL harçtan mahsubu ile bakiye 1.612,9 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
d-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
10-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 01/10/2026