Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/234 E. 2026/1703 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/234
- Karar No
- 2026/1703
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/234
KARAR NO : 2026/1703
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 12/10/2022
NUMARASI : 2018/272 Esas - 2022/867 Karar
DAVA: Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 24/09/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalı sigorta şirketi arasında 01/03/2015 tarihinde acentelik sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşme gereğince davacı şirketin davalı sigorta şirketinin acenteliğini yapmaya başladığını, düzenlenen acentelik sözleşmesinde davacının hak edeceği komisyon oranlarının belirlendiğini, sözleşmeye göre davalının düzenlenecek kara araçları kasko sigortası için %15 oranında, zorunlu trafik sigortalarında ise %17 oranında komisyon ödemeyi kabul ettiğini, davalının davacıya gönderdiği 24/01/2017 tarihli yazıda belirtilen sigortalara ait komisyon oranlarını %5'e düşürdüğünü bildirdiğini, ancak yapılan bu indirime ilişkin davacıdan hiçbir onay ya da görüş alınmadığını, davalının tek taraflı olarak sözleşmenin esaslı şartlarından birinde davacı aleyhine değişikliğe gittiğini, davacının yapılan indirimlerden dolayı gelir kaybına uğradığını, davalının davacıya keşide ettiği Beyoğlu 47. Noterliğinin 29/05/2017 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile sözleşmede yer alan taraflardan her biri diğer tarafa taahhütlü bir mektupla üç ay evvelinden haber vermek şartıyla sözleşmeyi her zaman yürürlükten kaldırabilir maddesine istinaden davacının acenteliğinin 3 ay sonra sona erdirileceğinin bildirildiğini, davalı tarafın Beyoğlu 47. Noterliğinin ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davacı ile acentelik sözleşmesinin feshettiğini bildirdiğini, davalı tarafından yapılan feshin haksız olduğunu, bu aşamada davacının portföy tazminatı talep etme hakkının doğduğunu, davalı tarafından sözleşmeyi fesihte haklı bir sebebin ortaya konulması gerektiğini, davacı şirketin faaliyet göstermiş olduğu süre boyunca davalı şirket lehine oldukça verimli çalıştığını, başlangıç tarihi olan 2015 Mat ayı ile fesih tarihi olan 2017 yılı Eylül ayı arasında geçen süre zarfında takriben 3.500.000,00 TL'lik sigorta poliçesi satışı yaptığını, davalı adına aylık ortalama 112.000,00 TL bedelli poliçe tanzim eden davacının Antalya bölgesinde en yüksek ciroya ulaşan acente olduğunu ve davalının müşteri portföyünü genişlettiğini, acentelik süresince davacının 2015 yılındaki 10 ay için 64.744,96 TL, 2016 yılı için 172.985,07 TL, 2017 yılı ilk 9 ayı için 179.685,97 TL komisyon ödemesi hak ettiğini, davacının aylık ortalama 13.465,03 TL ve yıllık 161.580,36 TL prim hak edişi bulunduğunu, davacının çalışması süresince davalı adına toplamda 5631 adet poliçe tanzim ettiğini, davacının sözleşmenin feshinden sonra müşteri portföyünü kaybettiğini, sigortalılar ise üçüncü şahıs acenteler üzerinden yine davalı şirkete poliçeler tanzim ettirdiğini, davalının yaptığı fesih sebebiyle davacının kazandırmış olduğu portföyün doğrudan doğruya davalıya geçtiğini, davalının ilk önce tek taraflı olarak davacının komisyon oranlarını düşürdüğünü ve akabinde hiçbir yasal gerekçeye dayanmadan acentelik sözleşmesini feshettiğini, bu nedenlerle davacının haksız bir biçimde zarara uğradığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, uğramış olduğu zarar için şimdilik 10.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, yetkili mahkemenin davalı şirket merkezi bulunan yer İstanbul (Çağlayan) Mahkemeleri olduğunu, davacı taraf ile davalı şirket arasında imzalanan 01/03/2015 tarihli Acentelik Sözleşmesinin 25.maddesinde bu sözleşmeden kaynaklanan ihtilafların İstanbul Mahkemelerinde görüleceğinin kabul edildiğini, bu itibarla davanın yetki yönünden reddi gerektiği, taraflar arasında imzalanan acentelik sözleşmesinin 24.maddesinde taraflardan her biri diğer tarafa taahhütlü bir mektupla 3 ay evvelden haber vermek şartıyla sözleşmeyi her zaman yürürlükten kaldırabileceği hükmünü içerdiğini, davalı şirket ile davacı taraf arasında akdedilen acentelik sözleşmesinin kanuna uygun olarak düzenlendiğini, sözleşmenin belirsiz süreli sözleşme olduğu, davalı şirketin TTK'nın 121 maddesine göre ve acentelik sözleşmesinin 24.maddesine uygun olarak Beyoğlu 47. Noterliğinin 29/05/2017 tarih ve ... yevmiye numaralı yazısı ile davacı tarafa ihtarname gönderdiğini, acentelik sözleşmesinin 3 ay sonra fesih edeceğini bildirdiğini, davalı şirketin Beyoğlu 47. Noterliğinin 25/09/2017 tarih ve ... yevmiye numaralı yazısı ile acentelik sözleşmesini fesih ettiğini, fesih bildirimi ile acentenin feshi arasında kanunun aradığı 3 aylık şartın doluğun, portföy tazminatının dayanaksız olduğunu, koşulların gerçekleşmediğini, davacı tarafın iddia ettiği gibi sürekli müşteri çevresinin sağlanmadığını, acenteye ait portföyde yenileme olmadığını, poliçe yenilenmiş ise de bu yenilemenin davalı şirketin diğer sigorta şirketlerinden daha düşük fiyat vermesi sebebiyle gerçekleştiğini, primlerin değiştirildiğine ilişkin itirazlarında yersiz olduğunu, acenteye ödenecek komisyonların belirlendiğini, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Somut olayda sözleşmenin davacının kusuruna dayanmaksızın sözleşmeye uygun bir şekilde davalı tarafından feshedildiği, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da davalının önemli menfaatler elde etmeye devam ettiği(%6,81’lik oran), denkleştirme tazminatının sözleşmenin feshinden sonra 1 yıllık hak düşürücü süre içerinde talep edildiği anlaşılmışsa da, davacının dava dilekçesinde şimdilik fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ettiği, davanın belirsiz alacak davası olduğuna dair herhangi bir ibareye yer vermediği( Yargıtay 3. HD'nin 2021/5148 E- 2021/9250 K sayılı, 29.09.2021 tarihli karar gerekçesinde de belirtildiği üzere; davacı vekili dava dilekçesinin hiç bir yerinde belirsiz alacak davasında söz etmemiş, hukuki dayanak olarak HMK'nın 107. maddesine dayanmamıştır), dava dilekçesinde bu konuda bir açıklık bulunmadığı sürece davanın kısmi dava olarak kabul edileceği, davacının 28/06/2022 tarihinde ıslah dilekçesi sunarak davasını 160.121,85 TL’ye ıslah ettiği, bu haliyle kısmi dava konusu olan 10.000,00 TL için hak düşürücü süre geçmemişse de, ıslah edilen kısım bakımından hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu birlikte değerlendirildiğinde, davacının davasının dava dilekçesinde talep etmiş olduğu miktar itibariyle kabulüne, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı tarafça davacının acentelik yetkisinin sona ermesinin ardından davacının, davalıya ait bilgisayar sistemine erişim hakkının kaldırıldığını, davacı, düzenlemiş olduğu ancak uhdesinde bulunmayan birçok sigorta poliçesine, davanın açılmasından sonra gerek davalının bilgisayar sisteminden, gerekse Sigorta Gözetim Merkezinden gelen müzekkere cevapları vasıtası ile ulaşabildiğini, davacının, davanın açılışında ne miktarda portföy tazminatını hak ettiğini hesaplayabilmelerinin mümkün olmadığını ve davanın değerinin 10.000,00 TL olarak gösterildiğini, mahkemece de davacının hak ettiği portföy tazminatı tutarına, aldırılan 4. Bilirkişi raporundan sonra ulaşılabildiğini, davanın HMK 109. Md gereği kısmi dava olarak açıldığını, davacının alacağının 160.121,85 TL olduğunu bildiklerini ancak bu bedelin 10.000,00 TL'sini talep ettiklerine dair hiçbir ibare de bulunmadığını, mahkemece belirtildiği üzere kısmi dava olabilmesi için dava değerini ıslah etmeleri gerekirdi ancak böyle bir durumun söz konusu olmadığını, mahkemece taraflarına belirsiz alacak davası mı yoksa kısmi dava mı olduğunu belirlemek için 1 haftalık kesin bir süre vermediğini, halen emsal içtihatlarda tartışmalı olan belirsiz alacak ve kısmi dava ayrımının hak arama özgürlüğüne aykırı olarak başvuranın aleyhine değerlendirilmesinin aşırı şekilcilik olduğunu, dava değerinin net olarak hesaplanmasını davacıdan da bekleyebilmenin mümkün olmadığını, beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; TTK hükümlerine uygun olarak, davalı şirket, davacı taraf ile yapmış olduğu “belirsiz süreli” acentelik sözleşmesini üç aylık ihbar süresine uyarak ve karşı tarafa yapılan yazılı bir beyan ile usul ve yasaya uygun olarak son verdiğini, sözleşmenin fesih edilmesi otomatik olarak acenteye portföy tazminatı ödemesini gerektirmediğini, davacı taraf acente, kanun maddesinde sayılan hiçbir menfaati sağlamadığı gibi davalı şirkete de bir verim sağlamadığını, davalı şirket haklı olarak verimsiz acenteyi kanunda ve sözleşmede hak verilen şartlara dayanarak acentelik sözleşmesini fesih ettiğini, davacının acentenin fesih edilmiş olmasının yanı sıra acentenin herhangi bir ortada kalma gibi bir durumu söz konusu olmadığını ve bunun mağdur rolü oynamak olduğunu, davacı tarafça davalı şirkete bir müşteri portföyü kazandırılması ve bu portföy sayesinde gelir elde edilmesinin söz konusu olmadığını, davacı tarafın poliçe tanzim etmiş olduğu müşteri çevresi ve portföyünün de davacı tarafa ait olduğunu, davalı şirkete herhangi bir portföy devrinin söz konusu olmadığını, davacı tarafın kaybetmiş olduğu herhangi bir portföyden söz edilemeyeceği gibi buna bağlı olarak portföy tazminatı talebinin de bir mesnedi bulunmadığını, davacı tarafça düzenlenen poliçelerin karlı olup olmadığı, poliçelerin yenilenip yenilenmediği, müşterilerden önemli menfaat sağlayıp sağlamadığının ispatı gerektiğini, daha önce sözleşmesi feshedilen bir acenteden poliçesi bulunduğu için kesmemek gibi bir şanslarının bulunmadığı gibi müşteri numarasından hem Sigortacılık mevzuatı hem de Kişisel Verileri Koruma Kanunu gereği böyle bir eleme çalışması yapılmasının da mümkün olmadığını, şirketlerinin gerçekten davacı nedeni ile portföy kazanıp kazanmadığı, bu portföyün tesadüf olup olmadığı, bu portföyden önemli derecede kazanç sağlayıp sağlamadığının, hesap edilecek olsa dahi acentenin başka bir şirketinin olup olmadığı; portföyünü bu şirkete kaydırıp kaydırmadığı, başka bir acente kanalı ile poliçe kesmeye devam edip etmediğinin tespit edilmesi gerektiğini, İlgili kişilerin başka poliçe alıp almadığı ve ilişkilerinin sürekli olup olmadığının yine önemli bir kazanç sağlanıp sağlamadığının kontrol edilmesi gerektiğini ancak yargılama boyunca sunmuş oldukları bilgi ve belgelerde göz ardı edilerek değerlendirme yapılmadığını, beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE : Dava, sigorta acenteliği sözleşmesinin feshi nedeniyle denkleştirme tazminatının tahsili davasıdır.
İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, sözleşmenin feshinden sonra davacının kazandırdığı müşterilerin davalı portföyünde kalıp kalmadığı ve davalının önemli bir menfaat temin edip etmediği, denkleştirme tazminatının koşullarının bulunup bulunmadığı ve tazminatın miktarı, ıslahın hak düşürücü süreden sonra yapılıp yapılmadığı noktasındadır.
Taraflar arasında 01/03/2015 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere süresiz olarak akdedilen sigorta acenteliği sözleşmesi TTK'nın 121. Maddesi uyarınca davalı tarafından Beyoğlu 47. Noterliği'nin 29/05/2017 tarih ve ... YN'lu ihtarnamesi ile ihtarnamenin tebliğinden itibaren 3 ay sonra geçerli olmak üzere feshedilmiştir.
Davacı tarafça, feshin haksız olduğu iddiasıyla acentelik sözleşmesinin feshi nedeniyle denkleştirme (portföy) tazminatının ödenmesine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır. Davalı ise, davacı aracılığıyla müşteri portföyü elde edilmediğini ve önemli bir menfaat sağlanmadığını, denkleştirme tazminatı koşullarının oluşmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Bu arada öncelikle hak düşürücü sürenin değerlendirilmesi gerekir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 122/4. Maddesine göre, denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir. Anılan madde gerekçesine göre, talep ileri sürülmüş ve kabul edilmiş ise hak düşürücü süre işlemez hale gelir, istem itirazla karşılaşmış ise bir yıllık süre içinde yargı yoluna başvurulması gerekir. Bu halde davanın, sözleşmenin feshinden itibaren 1 yıl içinde açılması gerekir. Hak düşürücü süre içesinde denkleştirme istem hakkının kullanılması yeterli olup, bu hakkın bölünmesi söz konu olmadığından açılan davanın kısmi veya belirsiz alacak davası olmasının sonuca bir etkisi yoktur. Buna göre denkleştirme istem hakkının dava yoluyla kullanılması halinde zaman aşımı süresi içerisinde talep artırım yapılmasında veya davanın ıslah edilmesi mümkündür. Bu nedenle ilk derece mahkemesinin ıslah edilen kısımla ilgili TTK'nın 122/4 maddesinde düzenlenen hak düşürücü süre ile ilgili değerlendirmesi yerinde değildir.
TTK'nın 121/1. maddesine göre, belirsiz bir süre için yapılmış olan acentelik sözleşmesini, taraflardan her biri üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedebilir. Buna göre, sözleşmenin TTK'nın 121/1 ilk cümle uyarınca usulüne uygun feshedildiği sabittir.
TTK'nın 122/1 ve 3. maddesine göre, müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmesi veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmesi halleri saklı kalmak kaydıyla sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir. Denkleştirme tazminatına hak kazanabilmenin şartları birbirine eklenir(kümülatif) tarzda belirtilmiştir. Sigortacılık Kanunu'nun 23/16. maddesi de aynı mahiyettedir.
Taraflar arasındaki sözleşme olağan fesihle sona ermiş olup, sözleşmenin acente tarafından haksız feshi vaya müvekkil tarafından acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmesi durumu söz konusu olmadığından acentenin denkleştirme tazminatı istemesine bir engel yoktur. Fesih ihbarından 3 ay sonra davalı tarafça sözleşme olağan fesihle sona erdirilmiş olup, haklı feshe ilişkin hükümlerin uygulanması söz konusu değildir.
5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 23/16 hükmüne göre, sigorta acentesinin denkleştirme tazminatına hak kazanabilmesi için, sigorta acentelik ilişkisinin sona ermesi nedeniyle sigortacının acentenin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde etmesi, hakkaniyetin tazminat verilmesini gerektirmesi, acentenin haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmemiş olması yada kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olmaması şarttır. Bu şartlardan birinin mevcut olmaması halinde sigorta acentesi denkleştirme talep edemez. Bu şartları açıklanacak olursa;
Sigortacının acentelik ilişkisinin sona ermesinden sonra da sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaat elde etmesi, acentenin aracılık ettiği veya akdettiği sözleşmeler dolayısıyla acentelik ilişkisinin sona ermesinden sonra da prim elde etmeye devam etmesini ifade eder. Sigortacı tarafından önemli menfaat elde edilip edilmediğinin tespitinde, sigorta acentesinin ahdettiği yeni ya da yeni sayılabilecek sigorta sözleşmelerinin sayısı yanında bu sözleşmeler dolayısıyla elde edilen prim miktarı da esas alınmalıdır; zira sigortacının önemli menfaat elde edip etmediği hususunda acentenin portföyünün ekonomik değeri de belirleyicidir. Acentenin portföyünün ekonomik değeri acentenin aracılık ettiği veya ahdettiği sigorta sözleşmeleri dolayısıyla tahsil edilen veya edilecek olan prim miktarına göre belirlenir.
Sigorta acentesi, hakkaniyet gerektirdiği takdirde ve oranda denkleştirme talep edebilir. Bu koşul, somut durumun tüm özellikleri dikkate alınarak denkleştirme ödemesinin adil bir sonuç olup olmayacağının belirlenmesini ifade eder. Denkleştirme isteminin sınırları; sözleşmeden kaynaklanan menfaatler, sözleşmenin tarafları arasındaki risk paylaşımı, acentelik sözleşmesinin süresi, acentenin gelir miktarı, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülükleri yerine getirmek için harcanan emek ve zaman, sözleşme dışı kazanç ve kayıplar, tarafların mal varlığı ve gelir ilişkileri, kişisel durum (Yaşlılık, sağlık durumu, çalışma yeteneği), işin önemi, acentenin tek firma-çok firma acentesi olması, markanın etkisi (unvanın), rekabet yasağının ihlal edilmesi, sözleşmenin sona erme nedeni ve varsa kusur oranları gibi hususlar göz önüne alınıp çizilir. ....).
Müşterileri sebebiyle sigortacının önemli menfaatler elde ettiğini ispat yükü acente üzerindedir. Buna mukabil sigortacı, denkleştirme talebinin hakkaniyete uygun olmadığını veya bedelin indirilmesi gerektiğini ispat yükü altındadır(Yargıtay 11. HD'nin 24/02/2020 Tarih ve 2019/1475 E.- 2020/1949 K. Sayılı kararı).
TTK 122 m. uyarınca, acentenin talep edebileceği denkleştirme tazminatı miktarı, son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı tüm ödemelerin (komisyon, prim vs.) yıllık ortalamasını aşamaz. Beş yıldan daha az süren acentelik ilişkilerinde talep edilebilecek denkleştirme tazminatında azami miktar, faaliyet gösterilen sürenin yıllık ortalamasıdır. Ancak görüldüğü üzere anılan düzenleme denkleştirme tazminatının üst sınırını düzenlemektedir.
Davacının talep ettiği denkleştirme yani portföy tazminatı belirlenirken, tazminatı belirleme noktasında, sözleşmeden kaynaklanan menfaatler, sözleşmenin tarafları arasındaki risk paylaşımı, acentelik sözleşmesinin süresi, acentenin gelir miktarı, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülükleri yerine getirmek için harcanan emek ve zaman, sözleşme dışı kazanç ve kayıplar, tarafların mal varlığı ve gelir ilişkileri, kişisel durum (Yaşlılık, sağlık durumu, çalışma yeteneği), işin önemi, acentenin tek firma-çok firma acentesi olması, kazandırılan müşteri sayısı, markanın etkisi (unvanın), rekabet yasağının ihlal edilmesi, sözleşmenin sona erme nedeni ve varsa kusur oranları gibi hususlar bir bütün olarak dikkate alınması gerekir(Yargıtay 11. HD'nin 30/06/2020 Tarih ve 2019/2876 - 2020/3326 E-K sayılı kararı). Bahsi geçen hususlar hakimin hukuk bilgisiyle açıklığa kavuşturulamayacağından HMK'nın 266. Maddesindeki, mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir, şeklindeki düzenlemeye uygun olarak bilirkişi incelemesi yapılması gerekir. Ayrıca bilirkişi raporunda davacı acentenin, davalı adına ne tür poliçeler düzenlediği, bu poliçelerin süreleri, davalının ne gibi önemli menfaatler(prim) elde edeceği ve hakkaniyet ilkesi gereği portföy tazminatı verilmesinin gerekip gerekmediği hususlarının değerlendirilmesi gerekir. İlk derece mahkemesince talimat yoluyla alınan 21/12/2018 tarihli bilirkişi raporunun anılan hususlarda bir değerlendirme içermemesi, 15/05/2019 tarihli bilirkişi heyeti kök raporunun yenilenen poliçelere ilişkin değerlendirme içermemesi, 28/01/2020 tarihli ek raporda davacının kazandırdığı yeni müşteriler olmakla birlikte davalının bu müşteriler nedeniyle önemli menfaat elde ettiğinin kabul edilmesine olanak bulunmadığı tespiti ile 23/06/2021 tarihli bilirkişi heyeti kök raporu ile 08/06/2022 tarihli ek raporda davacının kazandırdığı müşterilere ilişkin önemli menfaat sağlayıp sağlamadığı hususunun mahkemenin takdirine bırakılmış olması nedenleriyle çelişkili durum yaratılması karşısında bahsi geçen raporların hükme esas alınması mümkün değildir.
O halde, yeni bir bilirkişi heyetinden, gerekirse bilirkişilere yerinde inceleme yetkisi de verilip davalı sigorta şirketinin kayıtları incelenerek sözleşmenin feshinden sonra davacı acentenin, davalı adına ne tür poliçeler düzenlediği, bu poliçelerin süreleri, davalının acentenin portföyünden ne gibi önemli menfaatler(prim) elde edeceği ve hakkaniyet ilkesi gereği portföy tazminatı verilmesinin gerekip gerekmediği hususları üzerinde durulup, portföy tazminatı isteminin buna göre değerlendirilmesi suretiyle rapor alınarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.
HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.
KARAR :Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle:
1-Davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,
2-Taraf vekillerince yatırılan istinaf karar harcının istemleri halinde kendilerine iadesine,
3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.24/09/2026