Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/2056 E. 2026/1601 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/2056
Karar No
2026/1601
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2023/2056

KARAR NO:2026/1601

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:(KAPATILAN)İSTANBUL ANADOLU 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:16/03/2023

NUMARASI:2019/547 Esas - 2023/229 Karar

DAVA:Alacak (Rücu İstemli)

DAVA TARİHİ:02/08/2019

İSTİNAF KARAR TARİHİ:01/10/2026

Davanın kabulüne ilişkin kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA:Davacı vekili, müvekkilleri ile davalının, ... AŞ nin eski YK üyeleri olduğunu, şirketin davacılar ve davalıdan oluşan 5 kişilik Yönetim Kurulu tarafından temsil edildiğini, davacılar ve davalının TTKnın 553. vd. maddeleri uyarınca anonim şirketten tahsil edilemeyen kamu borçlarından sorumlu yönetim kurulu üyeleri olduğunu, kanuni temsil yetkisinin üyelerden birine veya birkaçına verilmediğini,her birinin kanuni temsil yetkisi bulunduğunu, ödenemeyen SGK ve vergi yükümlülüğünden ,...'tan alınan kredi borcundan ötürü her birinin müteselsilen sorumlu olduğunu, davalı tarafından, Kadıköy ...Noterliğinin ... yevmiye numaralı 04.04.2016 tarihli istifaname gönderilmiş ise de,istifanın sicilde tescili çok sonra gerçekleştiği gibi, davalının yönetim kurulu üyesi olarak genel kurul toplantısına katıldığını, hem de istifananın gönderimi sonrası banka ile yapılan kredi sözleşmesine imza atarak yönetim kurulu üyesi olarak faaliyetde bulunduğunu, 18.05.2016 tarihinde ... ile şirket arasında düzenlenen kredi sözleşmesine hem yönetim kurulu üyesi, hem de gerçek şahıs olarak imza atmak suretiyle sorumluluğunu sürdürdüğünü, ayrıca 2016 yılı Eylül ayında yapılan olağanüstü genel kurul toplantısına katıldığını, ödenmeyen vergi borçları nedeniyle Vergi Dairesi Müdürlüğünde 30.11.2016-31.01.2020 ödeme tarihlerini kapsayan toplam 6.013,88-.TL tutarında ikinci yapılandırma 30.09.2018-3 1.07.2021 ödeme tarihlerini kapsayan toplam 19.437,17-.TL tutarında üçüncü yapılandırma yapıldığını, birinci yapılandırmanın 2020 Ocak ayında ikinci yapılandırmanın ödemeleri 2020 Mayıs ayında, üçüncü yapılandırmanın ödemeleri ise 2021 Temmuz ayında sona ereceğini, SGK borçlarından ötürü SGK nezdinde 31.05.2017-02.03.2020 ödeme tarihlerini kapsayan toplam 82.225,34-.TL tutarında birinci, 31.08.2017-30.06.2020 ödeme tarihlerini kapsayan toplam 118.116,16-.TL tutarında ikinci ve 31.08.2018-30.06.2021 ödeme tarihlerini kapsayan toplam 66.716,97-TL tutarında üçüncü yapılandırma yapıldığını, birinci yapılandırmanın ödemeleri 2020 Mart ayında, ikinci yapılandırmanın ödemeleri 2020 Haziran ayında, üçüncü yapılandırmanın ödemeleri ise 2021 Haziran ayında sona ereceğini, ...'a olan kredi borcunun 32.181-TL'sinin davacı müvekkilleri tarafından ödenerek bankaya olan borcun kapatıldığını, şirketin vergi kaydının Tuzla Vergi Dairesi Müdürlüğünce Eylül 2018 tarihinde re'sen kapatıldığını, şirketin hiçbir mal varlığı olmadığını, bu nedenle müvekkilleri tarafından ödenen borçlar için öncelikle ödevli şirkete başvurularak şirketten tahsilat yapılması imkânı olmadığını, Yargıtay 11. HDnin 2014/8501 esas 2014/16502 karar sayılı ilamı ile YK üyeleri tarafından ödenen kamu borçlarının, şirketten tahsili mümkün olmadığı takdirde ,yükümlülüğünü yerine getirmeyen YK üyelerinden tahsilinin talep edilebileceği hüküm altına alındığını, 2015 yılından itibaren YK üyesi olan davalının sorumlu olduğu tarih itibariyle ve hissesine düşen oranda banka ve kamu borçlarını müvekkillere rücuen ödemesi gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile her bir müvekkili adına 500-.TL olmak üzere simdilik 2.000-TL'nin, müvekkillerce yapılan ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek ticari faizi ile ödenmesini dava ve talep edilmiştir.

ISLAH:Davacı vekili 10/02/2026 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerini 40.170,07-TL'ye ıslah etmiştir.

CEVAP:Davalı vekili, müvekkilinin Yönetim Kurulu Üyesi olduğu dönemde şirketin vergi ve diğer borçlarından sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, şirkete vergi alacaklarına ilişkin herhangi bir takibat yapılmadığını,ayrıca davalının doğduğu iddia edilen vergi ve SG borçları nedeniyle her hangi bir kusuru olmadığını, TTKnın 553(1)e göre müteselsil sorumluluğun terk edilerek farklılaştırılmış teselsülün kabul edildiğini , müvekkilinin üyeliğinin sadece kağıt üzerinde olduğunu,TTK 'dan kaynaklı yönetim yetkisini kullanmadığını, aktif halde imza ve karar alma konularında yer almadığını, öyle ki, 04.04.2016 tarihinde istifa eden müvekkilin istifasının, 09.07.2018 tarihine kadar tescil edilmediğini, davalı müvekkilinin, belirtilen tarihlerde yüksek lisans öğrencisi olduğunu, istifasını gönderdiği tarihlerde, Yönetim Kurulu tarafından genel kurula sunulan sermaye artırımı talepli bir iç yazışmada şirketin 180.000- TL alacağı ve 720.000- TL kamu borcu olduğundan söz edildiğini, şirketin borçlarını rahatça ödeyebilecek bir mali yapısının mevcut olduğunu, ancak diğer yönetim kurulu üyelerinin. bu borcu ödemeyi tercih etmediklerini ve borcun katlanarak büyümesine sebebiyet verdiklerini, davalının 04.04.2016 tarihinde yaptığı istifanın sonuca bağlanmamış olmasının başlı başına diğer yönetim kurulu üyelerinin ağır kusurunu ortaya koyduğunu, 21.06.2015 - 04.04 2016 tarihleri arasında doğmuş kamu borçları nedeniyle|dahi, müvekkilin sorumluluğunu ortadan kaldırdığını,06.06.2017 tarihli Yönetim Kurulu Başkanının istifası ile birlikte, yönetim kurulunun yeter sayısının kaybedildiğini, ancak bu istifanın da sicile tescil edilmediğini,YK üyeliği sıfatı, istifanın şirkete ulaştığı anda sona erdiğini , bu istifadan sonra davacıların kamu borçları sebebiyle bankadan kredi çekileceğini ancak istifanın halen tescil edilmemesi nedeniyle, bankayla sorun yaşadıklarını belirtmesi nedeniyle,kredi sözleşmesini imzaladığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEME KARARI:Mahkemece; davalıların yönetim kurulu üyesi oldukları şirketin kredi ve kamu borçlarını, şirketin finansal olarak içinde bulunduğu duruma göre ödemesinin mümkün olmaması nedeniyle ödedikleri; davalının 4/4/2016 tarihli varması yeterli irade beyanıyla yönetim kurulundan istifa ettiğini, bu aşamaya dek doğacak şirket borcundan 6102 sayılı Yasanın 553 üncü maddesine göre sorumlu olacağını, şirketin terkin edildiği ve borçları ödemede acze düştüğünü, kredi sözleşmesi bakımından ise sözleşmede şahsi olarak müteselsil kefil olduğundan herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın sorumlu olduğunu,aksi kararlaştırılmadıkça ödenen tutardan iç ilişkide eşit derecede sorumluluğun söz konusu olacağını, buna göre davacılar tarafından ödendiği tespit edilen 200.850,33-TL amme alacağı (vergi*sgk borcu) ile tüm tarafların müteselsil kefaletlerinin bulunduğu kredi ödemelerinin davalı yönetim kurulu ortağın 1/5 hissesi kadar olan kısmının toplam 40.170,07-TL olduğu, her bir davacı bakımından yapılan tespite göre davacı ...'nın toplam 32.644,37-TL; davacı ...'ın toplam 3.565,50-TL; davacı ...'in toplam 2.910,20-TL ve davacı ...'ın toplam 1.050-TL alacaklı olduklarını; davalının dava açılmadan önce temerrüde düşürüldüğü ispatlanamadığından faiz başlangıç tarihinin, dava tarihi olarak kabul edilmesi gerektiğini, nihai raporun denetime ve hüküm tesisine elverişli olduğu gerekçesiyle ıslah dilekçesi kapsamında davanın kabulüne karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili; anılan maddedeki sorumluluk için yükümlülüğe aykırılık, zarar, kusur ve illiyetin birlikte gerçekleşmesi gerektiğini, bu şartların ispatlanmadığını, kusurun karine olmadığını ve ispat yükünün davacılarda bulunduğunu, genel kurulda yapılan görev paylaşımıyla temsil yetkisinin üç kişiye verildiğini ve müvekkilinin üyeliğinin kâğıt üzerinde kaldığını,kamu kurumlarının davacılara başvurmadan, davacıların kendiliklerinden yapılandırmaya gitmiş olmalarının rücu hakkı doğurmayacağını, müvekkilinin istifasından önce şirketin ödeme gücünün bulunduğunu,istifanın 04.04.2016 tarihinde geçerli olduğunu kabul ettiği hâlde bu tarihten sonraki borçları da kapsar biçimde karar verdiğini, kredi bakımından imzasının yalnız şahsi kefalet olarak değerlendirilebileceğini, borçlu sıfatıyla ödeme yapan davacıların kefile rücu edemeyeceklerini ve kredinin ancak 30.000-TL kısmından sorumlu tutulabileceğini,davacıların ticari defterleri ve genel kurul kararlarını süresinde sunmadıklarını, sonradan sunulan eksik belgelerle rapor düzenlenmesinin ve bu rapora göre karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın reddini istemiştir.

GEREKÇE:Dava ; dava dışı şirketin kamu borçları ve banka kredi borcunu ödeyen yönetim kurulu üyelerinin ,davalı yönetim kurulu üyesine rücu istemine ilişkindir.Davalı, ticaret sicili müdürlüğünün yazı cevabına göre 08.04.2016 tarihinde tescil edilen 29.11.2015 tarihli genel kurul kararıyla yönetim kurulu üyeliğine seçilmiş ve kendisine şirket unvanı altında müştereken atacağı imza ile temsil ve ilzam yetkisi verilmiştir. Kadıköy .. Noterliğinin ... yevmiye numaralı 04.04.2016 tarihli ihtarnamesiyle üyelikten istifa etmiş, ihtarname şirkete 06.04.2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. İstifa, şirket tarafından sicile bildirilmemiş; sicil müdürlüğünce 21.06.2018 tarihinde re'sen tescil edilmiş ve 09.07.2018 tarihinde ilan edilmiştir. Şirketin vergi mükellefiyeti Eylül 2018 'tarihinde vergi dairesince kapatılmıştır. İlk derece mahkemesi, davacıların her biri lehine ayrı ayrı hüküm vermiş; davacı ... yönünden 32.644,37- TL, ... yönünden 3.565,50 -TL, ... yönünden 2.910,20- TL ve ... yönünden 1.050- TL'ye hükmedilmiş,karara karşı istinaf kanun yolunun açık olduğu belirtilmiştir. Davacıların talepleri aynı hukuki sebepten doğmakla birlikte her biri kendi ödediği kısım kadar talepde bulunmuştur.Aralarında 6100 sayılı HMKnın 57. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi anlamında ihtiyari dava arkadaşlığı vardır ve aynı Kanun'un 58. maddesi uyarınca davaları birbirinden bağımsızdır. Davanın açılış tarihi itibariyle (01.01.2019 tarihinden itibaren)ilk derece mahkemesince verilen 4.400-TL yi aşmayan kararlar kesin nitelikte olduğundan anılan davacılar lehine verilen hükümler bakımından istinaf başvurusunun usulden reddi gerekmektedir.

Kanuni temsilci sıfatına dayalı sorumluluk ile TTKnın 553. maddesindeki kusur sorumluluğu hukuken farklı kavramlardır. Anılan madde, yönetim kurulu üyelerinin kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal etmeleri hâlinde şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı doğan sorumluluğunu düzenler. Davacılar ise bu davada şirket alacaklısı sıfatıyla değil, şirketin kamu borcunu birlikte ödemek zorunda kalan kanuni temsilciler sıfatıyla talepte bulunmuştur. Talep, birlikte yükümlü olunan bir borcun iç ilişkide paylaştırılmasına yöneliktir.İç ilişkideki paylaşımı kanun düzenlemiştir. TBKnın167. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludur.İkinci fıkra ise kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçluya, fazla miktarı diğerlerinden isteme hakkı tanır. Şirketin yönetim kurulu, borçların doğduğu dönemde davacılar ile davalıdan oluşan beş üyeden ibaret olup ,18.07.2016 tarihli ve 2016/20 sayılı yönetim kurulu kararında davacılar ve davalıdan oluşan beş isim birlikte yer almaktadır.Hükme esas alınan 1/5 oranı mahkemenin takdiri değil, kanun hükmü gereğidir.Şirketin esas sözleşmesi , temsil yetkisini yönetim kurulu başkanı veya başkan yardımcısı ile birlikte üyelerden herhangi ikisinin müşterek imzasına bağlamıştır; bu bir yetki devri değil, yetkinin kullanılış biçimidir. TTKnın 370. maddesinin birinci fıkrası da esas sözleşmede aksi öngörülmemişse temsil yetkisinin çift imzayla kullanılmak üzere yönetim kuruluna ait olduğunu söyler; yetkinin bir veya birkaç üyeye hasredilmesi ancak murahhas üye atanmasıyla ya da aynı Kanun'un 367. maddesindeki iç yönerge yoluyla mümkündür ve dosyada böyle bir kayıt yoktur. Davalının 29.11.2015 tarihli genel kurul kararıyla yönetim kurulu üyeliğine seçilmiş olması, kendisine şirket unvanı altında müştereken atacağı imza ile temsil ve ilzam yetkisi verilmesi, esas sözleşmede temsil yetkisinin belirli üyelere hasredilmemiş bulunması, şirketin bu dönemde beş üyeli bir yönetim kurulu tarafından yönetilmesi ve kamu borçlarının bu dönemde tahakkuk etmesi olgularının tamamı birlikte değerlendirildiğinde, davalının borçların doğduğu dönemde şirketin kanuni temsilcisi olduğu ve ödenen kamu alacağından iç ilişkide eşit payla sorumlu bulunduğu,yetkinin fiilen kullanılmamış olması, davalının sıfatını ortadan kaldırmadığından davalının temsil yetkisinin belirli üyelere verildiği ve üyeliğinin kâğıt üzerinde kaldığı yolundaki istinaf nedeni yerinde bulunmamıştır.Kamu borçlarını ödeyen kanuni temsilcinin diğerlerine başvurabilmesi, alacağın asıl yükümlüden tahsilinin mümkün olmaması şartına bağlıdır. Şirketin ticari defterleri üzerinde yapılan incelemeye göre şirketin özkaynağı 2016 yılında 97.424,52 -TL, 2017 yılında -(eksi)73.964,68- TL ve 2018 yılında -(eksi) 93.743,80 TL'dir; borçlar toplamı 2017 yılından itibaren aktifi aşmış, şirket 2016 yılında 528.476,12- TL, 2017 yılında 220.441,21 TL zarar etmiştir. Şirketin vergi mükellefiyeti Eylül 2018'tarihinde kapatılmış, 2018 yılında hiçbir faaliyeti olmamıştır.Davacıların ödemeleri ise 2017-2021 yılları arasındaki yeniden yapılandırma taksitleriyle yapılmıştır; ödemelerin yapıldığı dönemde şirket borca batık durumdadır.Davalının, istifa ettiği 2016 yılı özkaynağı pozitif ise de , borcun ödendiği tarihte şirketten tahsil imkânının bulunmaması nedeniyle davalıya rücu şartı oluşmuştur.Yönetim kurulu üyeliğinden istifa, varması gerekli tek taraflı bir irade beyanıdır ve şirkete ulaşmakla hüküm doğurur; kabule bağlı değildir ve sicile tescili açıklayıcıdır. İlk derece mahkemesi davalının sorumluluğunu 04.04.2016 tarihiyle sınırlamış, bu kabul davalı lehinedir. Davacıların, davalının istifadan sonra da kredi sözleşmesine imza atmak, 18.07.2016 tarihli yönetim kurulu kararına katılmak ve 10.09.2016 tarihli olağanüstü genel kurulda vekille temsil edilmek suretiyle üye gibi hareket ettiği yolundaki iddiaları, karar ile zımnen reddedilmiş ve karar bu bakımdan davacılar tarafından istinaf edilmemiştir. Bu nedenle ,Davalı, 26.04.2017 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ilanında hâlâ yönetim kurulu üyesi gösterildiğini öğrenmesi üzerine 22.05.2017 tarihli noter ihtarnamesiyle şirkete, istifa ettiği tarihten itibaren hiçbir toplantıya katılmadığını, bu işlemlerden doğacak hiçbir yükümlülüğü kabul etmeyeceğini bildirmiştir. Bu olgu, davalının istifasının sonuca bağlanmaması nedeniyle diğer üyelerin ağır kusurlu olduğu savunmasının dayanağıdır. Ancak ,ilk derece mahkemesince davalının sorumluluğu 04.04.2016 tarihi itibariyle sınırlandırıldığından somut olayda sonuca etkili değildir.Diğer yönetim kurulu üyelerinin, şirketin ödeme gücü varken borcu ödememiş olmalarının iç ilişkideki payı değiştireceği iddiası da yerinde değildir. TBKnın 167. maddesinin birinci fıkrası eşit paylaşımdan sapmayı ancak bir anlaşmanın varlığına ya da ilişkinin niteliğinden anlaşılan bir ölçüye bağlar; somut uyuşmazlıkta ikisi de yoktur.Kaldı ki borcun ödenmesi yönetim kurulunun ortak işidir ve davalı da o dönemde kurulun üyesidir.Kanuni temsilci sıfatı ile müteselsil kefil sıfatı ayrı kaynaklardır; birincisi kanundan, ikincisi sözleşmeden doğar.... T.A.Ş. ile dava dışı şirket arasında 18.05.2016 tarihinde düzenlenen ... numaralı genel kredi sözleşmesini davalı müteselsil kefil sıfatıyla , 200.000-TL kefalet limiti ile imzalamıştır.Davalının kredinin yalnız 30.000- TL'lik kısmından sorumlu olduğu yolundaki istinaf nedeni dinlenemez.TBKnın 587. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca borcu ödeyen kefilin, paylarını ödememiş olmaları ölçüsünde diğer kefillere karşı rücu hakkı bulunmaktadır.Yönetim kurulundan istifa eden davalı istifasından sonra şirketin kullandığı kredi nedeniyle yönetim kurulu üyesi sıfatıyla değil üstlendiği kefalet nedeniyle sorumluluk altına girmiştir..Davalı vekili davacıların şirketin ticari defterleri ve genel kurul kararlarını süresinde sunmadıklarını, bu belgelere dayanan bilirkişi raporunun usulsüz olduğunu ileri sürmüştür. İncelemeye konu defterler dava dışı şirkete ait olup davacılar ibraz yükümlüsü değildir. Nitekim ilk derece mahkemesi de HMKnın 222. maddesi yolunu işletmiş, 10.11.2020 ve 21.10.2021 tarihli muhtıralarla ticari defterleri şirketten ve mali müşavirinden istemiş, ibrazdan kaçınılması hâlinde doğacak sonucu ihtar etmiştir. Davacılara verilen kesin süre ise defterleri sunmaya değil, bulundukları yeri bildirmeye ilişkindir. Davacıların delilleri de 11.12.2019 tarihli ön inceleme duruşmasında verilen iki haftalık kesin süre içinde, 25.12.2019 tarihli dilekçe ekinde sunulmuştur; genel kurul kararları ve ticaret sicili gazetesi bu dilekçenin ekindedir.Açıklanan nedenlerle ;Davalının 29.11.2015 – 04.04.2016 tarihleri arasında dava dışı anonim şirketin kanuni temsilcisi olduğu, bu dönemde tahakkuk eden vergi ve sosyal güvenlik borçlarından idareye karşı diğer yönetim kurulu üyeleriyle müteselsilen sorumlu bulunduğu, 18.05.2016 tarihli genel kredi sözleşmesinde 200.000-TL'ye kadar müteselsil kefil olduğu, ödemelerin yapıldığı 2017-2021 döneminde şirketin özkaynağının (eksi) olduğu ve borçların asıl borçludan tahsilinin mümkün bulunmadığı, davacıların bu borçları ödeyerek kendi paylarından fazlasını ifa ettikleri ve iç ilişkide eşit paylaşım kuralının aksine bir anlaşma ya da ölçü bulunmadığı değerlendirildiğinde; davacıların ödediği ve davalının yönetim kurulu üyesi olduğu döneme isabet eden 200.850,33- TL'nin (168.669,33- TL'si kamu alacağı, 32.181- TL'si kredi ödemesidir ) 1/5 orandaki 40.170,07- TL'den davalının sorumlu olduğu, her bir davacının ödediği miktarlar bu oranda davalıya pay edilmiş olup ,davacı ... yönünden 32.644,37 TLnin davalıya isabet ettiği hesaplanmıştır.Davalı vekilinin, davacı ... yönünden istinaf nedenleri yerinde olmadığından başvurusunun esastan ,diğer davacılar yönünden karar kesin nitelikte olduğundan usulden reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:Davalı vekilinin, davacı ... yönünden istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Diğer davacılar yönünden istinafa konu hüküm kesin olduğundan davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 341/2, 346/1 maddesi uyarınca USULDEN REDDİNE,Alınması gereken 2.744,01-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 686,01-TL harcın mahsubu ile kalan 2.058-TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Davalı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, davacılar tarafından yapılan 30-TL istinaf yargı giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 01/10/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/2056, K. 2026/1601, T. 01.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-2056-e-2026-1601-k-7cb13079dc56