Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/2080 E. 2026/1587 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/2080
- Karar No
- 2026/1587
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2023/2080
KARAR NO:2026/1587
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:(KAPATILAN)BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:17/07/2023
NUMARASI:2022/390 Esas - 2023/700 Karar
DAVA:Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:21/04/2022
İSTİNAF KARAR TARİHİ:30/09/2026
Davanın reddine ilişkin verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA:Davacı vekili; müvekkili şirketin yurt içinde üretilmeyen paslanmaz çelik sac, boru, profil ve benzeri ürünleri yurt dışından ithal ederek toptan ve perakende sattığını, davalı şirketin bu ürünleri müvekkilinden alarak gıda ve gıda işleme makineleri ürettiğini, taraflar arasında uzun süredir devam eden bir ticari ilişki bulunduğunu, müvekkilinin davalıya sattığı ürünler için Amerikan doları üzerinden fatura düzenlediğini,davalının ise ödemeleri vadeli olarak Türk lirası üzerinden yaptığını, fatura tarihindeki kur ile ödeme tarihindeki kur arasındaki fark nedeniyle müvekkilinin alacaklı hale geldiğini, bu alacak için Bakırköy 13. İcra Dairesi'nin ... sayılı dosyası ile takip yapıldığını, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 72.269,71 TL alacağın temerrüt tarihi olan 13/11/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili; müvekkilinin arabuluculuk görüşmelerine vekille katıldığını, bu nedenle dava dilekçesinin de vekile tebliğ edilmesi gerektiğini ve yapılan tebligatın geçersiz olduğunu, tebligat usulüne uygun kabul edilse dahi süresinde cevap vermeyen tarafın HMK'nın 128. maddesi uyarınca davacının iddialarını inkâr etmiş sayılacağını, inkâr sınırları içinde delil sunma hakkının bulunduğunu, müvekkilinin ticari defterlerinin de incelenmesi gerektiğini, davacının 2018 yılında başlattığı icra takibinin müvekkilinin itirazı üzerine durduğunu, davacının itirazın iptali yoluna gitmediğini, güncel kur artışlarını fırsat bilerek kötü niyetle dava açtığını, faturanın bir sözleşme olmadığını ve tek başına alacağın varlığına delil sayılamayacağını, menkul mal satım sözleşmelerinde bedelin yabancı para üzerinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamayacağını, taraflar arasında yabancı para üzerinden yapılmış bir sözleşme bulunmadığını ve tüm ödemelerin Türk lirası olarak yapıldığını, ispat yükünün davacıda olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece, taraflar arasında kur farkı talep edilebileceğine ilişkin bir sözleşme veya teamülün bulunduğunun ispat edilemediği, davalı şirket yetkilisinin yemini eda ettiği ve davacının iddiasını yemin deliliyle de ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, bilirkişi raporunda kur farkı faturasının tebliğ edildiğinin ispatı halinde müvekkilinin alacaklı olacağının belirtildiğini,dosyadaki kargo faturası ve gönderi hareketlerine göre faturanın davalıya tebliğ edildiğini, davalı şirket yetkilisinin yemin metnini değiştirdiğini ve yemini metnin niteliğine aykırı şekilde eda ettiğini, bu nedenle davanın yemin deliliyle de ispat edilemediği yönündeki gerekçenin hatalı olduğunu, faturaların yabancı para üzerinden kesildiğini ve ödemelerin vadeli olarak Türk lirası üzerinden yapıldığını, bu durumda doğan alacak için sözleşme veya teamül aranmasının açıkça hatalı olduğunu belirtmiş, kararın kaldırılarak davanın kabulüne ya da dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE:Dava, taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan kur farkı alacağının tahsili istemine ilişkindir.Mahkemece; taraflar arasında yabancı para birimi üzerinden ticari ilişki kurulduğunun yazılı delil ya da teamül hâline gelmiş bir uygulamayla ispatlanması gerektiği, davacının bu konuda yazılı delil sunamadığı, tarafların ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu ancak kayıtların birbirini doğrulamadığı, davalı defterlerinde USD cinsinden bir ilişkinin varlığını gösteren ve davacı defterlerini doğrulayan kayıt bulunmadığı, davalı şirket yetkilisinin de usulüne uygun olarak yemin ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Uyuşmazlık; taraflar arasındaki ticari ilişkinin yabancı para cinsinden kurulup kurulmadığı, davalının Türk Lirası üzerinden yaptığı ödemeler nedeniyle davacının kur farkı alacağı bulunup bulunmadığı ve varsa miktarı noktasında toplanmaktadır. Somut olayda satışların 2017 yılında gerçekleşmesi sebebiyle 13.09.2018 tarihinde yürürlüğe giren Türk Parasının Kıymetinin Korunması Hakkında 32 sayılı kararın uygulama alanı bulmayacağı açıktır. 6098 sayılı TBK'nın 99. maddesi, "Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme yada bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiili ödeme gününde ki rayiç üzerinden ödenmesini isteyebilir." hükmünü haizdir. Anılan yasa hükmüne göre taraflar aynen ödeme kararlaştırılmadıkça vadesinde ödenen borçta seçim hakkı borçludadır. Dilerse yabancı para borcunu aynen, dilerse TL karşılığını öder. Vadede ödeme yapılmaması halinde seçim hakkı yine alacaklıya geçmektedir.Öncelikle kur farkının talep edilebilmesi, taraflar arasındaki sözleşmede bu konuda bir hüküm bulunmasına veya akdi ilişkinin yabancı para cinsinden olmasına bağlıdır (Yargıtay 19. HD’nin 10/04/2018 tarihli 2016/17240 E, 2018/1950 K. sayılı, 19/12/2017 tarihli 2016/12505 E, 2017/8069 K. sayılı kararları). Faturaların yabancı para birimi üzerinden düzenlenmesi, taraflar arasında dövize endeksli ticari ilişki bulunduğunu ispata yeterlidir (Yargıtay 19 HD'nin 05/12/2019 tarihli 2018/965 E, 2019/5447 K. sayılı kararı).Kur farkı talep edilebilmesi için, kur farkı uygulamasına dair bir yazılı bir sözleşme veya taraflar arasında bu yönde oluşmuş bir teamül bulunması gerekmektedir. Kur farkı talebi, kur farkı faturası düzenlenmesine de bağlı değildir. Taraflar arasında yabancı para birimine endeksli bir ticari ilişkinin varlığı halinde, kur farkı faturası düzenlenmeden de kur farkı alacağı talep edilebilir. Yine kur farkının dayanağı olan fatura bedellerinin ne şekilde ödendiği hususu da önemlidir. Zira sözleşmede aksine bir hüküm yoksa, ödemenin çekle yapılması halinde kur farkının fiyatlandırılarak çekin miktar hanesine yazıldığı kabul edilmektedir (Yargıtay 19. HD’nin 20/04/2016 tarihli 2015/16900 E, 2016/6896 K. sayılı, 14/11/2013 tarihli 2013/14587 E, 2014/17996 K. sayılı kararları).Somut olayda; davacı tarafından düzenlenmiş olan takip ve dava konusu kur farkı faturasına davalı tarafça itiraz edildiği, faturanın davalının ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı, taraf ticari defterleri arasındaki mutabakatsızlığın da kur faturasının davalı defterlerinde kayıtlı olmamasından kaynaklandığı tespit edilmiştir. Taraflar arasında akdedilmiş bir sözleşme bulunmamaktadır. Davacının faturaları karşılığında davalının tüm ödemeleri Türk Lirası üzerinden düzenlenen çekler ile ödendiği, davacının da çekince ileri sürmeksizin, bu çeklerle yapılan ödemeleri kabul ettiği, çeklerin de karşılıksız olduğuna dair bir iddianın olmadığı görülmektedir. Buna göre davacının döviz cinsi alacaklar için kural olarak kur farkı talep edilmesi mümkün ise de, davacı, alacağının tahsili için davalı tarafından verilen çekleri teslim almıştır. Çek bir ödeme vasıtası olup, döviz üzerinden düzenlenmesi mümkün olduğu gibi, bedel hanesi verildiği andaki döviz satış kuru üzerinden hesap edilerek de doldurulabilir. Buna rağmen, ödemeyi Türk Lirası üzerinden çek olarak kabul eden davacının bu aşamadan sonra kur farkı isteyemeyeceğinin kabulü gerekir. Yargıtay'ın bu konuya dair içtihatları da yerleşik hale gelmiştir (Yargıtay 11. HD'nin 18/01/2021 tarih 2020/4821 E. 2021/65 K, 19/04/2022 tarih 2020/7585 E. 2022/3142 K. sayılı kararları). Davalı tarafça düzenlenmiş olan Türk Lirası çeklerin ileri tarihli (vadeli) olmasının da bu sonucu değiştirmesi mümkün değildir. Zira davacı bu çekleri herhangi bir çekince ileri sürmeden kabul ederek bedelini de tahsil etmiş olup, kurlardaki dalgalanma gerekçe gösterilerek fatura bedeli kadar olan ödemenin, yükselen kur ile yeniden değerlemesi yapılarak davalının borçlandırılması mümkün değildir. Taraflar arasında ödemelerin Türk Lirası çekler ile yapılması halinde de kur farkı ödeneceğine dair bir sözleşme hükmü bulunmadığı gibi, bu hususta taraflar arasında süregelen bir uygulamanın (teamül) varlığı da davacı tarafça ispat edilememiştir. Bu nedenle mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Yemin deliline ilişkin istinaf sebebine gelince; davacının iddiasını yazılı delille ispat edemediği anlaşıldığından, davacının dayandığı yemin deliline başvurulmuştur. Davalı şirket yetkilisi, mahkemece belirlenen yemini eda etmiştir. HMK'nın 225. ve devamı maddeleri uyarınca eda edilen yemin, konusu bakımından kesin delil niteliğindedir. Duruşma tutanağında yeminin mahkemece belirlenen metinden farklı şekilde eda edildiğine ilişkin bir kayıt ve davacı vekilinin o aşamada ileri sürdüğü bir itiraz bulunmamaktadır. Kaldı ki mahkeme, tarafın ibraz ettiği yemin metni ile bağlı değildir. Bu nedenle bu istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle, davanın reddine dair verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığından, kamu düzenine aykırılık teşkil eden bir husus da tespit edilmediğinden, davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,Alınması gereken 732-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 269,85-TL harcın mahsubu ile kalan 462,15-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.30/09/2026