Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2024/5330 E. 2026/4684 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/5330
- Karar No
- 2026/4684
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/344 E., 2024/2120 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 13. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/79 E., 2020/308 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istekli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 09.06.2026 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde, temyiz eden davacı vekili Av. ... ile temyiz edilen davalı ... vekili Av .. .. geldiler, davetiye tebliğine rağmen başka gelen olmadı. Yokluğunda duruşmaya başlandı, gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Dava, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun geçici 7. ve 11. maddelerine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı; dava konusu .. ili, .. ilçesi, ... Mahallesi 19 02... parsel sayılı taşınmazın davacıya ait olduğu halde vakfın taşınmaz edinmesinin yasak olduğu bir dönemde taşınmazlar nam-ı müstear ve nam-ı mevhum isimlerle kayıt ve tescil edildiğini, kayıt malikleri adına kayyım tayin edildiği ve mahkeme kararı ile vakıf adına tescile karar verildiğini ancak henüz kararın infaz edilmediğini, taşınmazın .. Hükmiyenin Emvalı Gayrimenkuleye Tasarruflarına Mahsus Kanunu Muvakkat uyarınca oluşturulan listede 19. sırada, vakfın 1936 beyannamesinde de 13. sırada yer aldığını, vergi kaydı ve resmi yazışmalardan taşınmazın vakfa ait olduğunun anlaşıldığını, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun geçici 7 ve 11. maddeler gereğince davalı İdare’ye yapılan başvuruların reddedildiğini ileri sürerek taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı vakıf adına tesciline, tapu kaydında yer alan tüm beyanların/şerhlerin terkinine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili, davacı vakfın başvurusunun reddedildiğini, davacı vakfa müteaddit tarihlerde yazılarak mülga 2762 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 44. maddesi gereğince 1935 yılında en az 15 yıl evveline ait yani 1920 yılından itibaren ... Vakfı tarafından tasarruf edildiğine dair belgeler talep edilmişse de bir netice alınamadığını, davacının tapu kaydındaki tüm beyan/şerhlerin terkinini isteğinin de kabulünün mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı ... vekili; 5737 sayılı Kanun’un 17. maddesinde, tasarruf edenlerin veya maliklerin mirasçı bırakmadan ölmeleri, kaybolmaları, terk ve mübadil gibi duruma düşmeleri halinde icareteynli ve mukataalı taşınmaz malların mülkiyeti vakfı adına tescil edilir denilmekle birlikle, söz konusu düzenleme yani vakıf kökenli taşınmazların mutasarrıflarının ölmesi veya gaip olmaları durumunda taşınmazın vakfına rücu edeceği kuralının tüm vakıf türleri için geçerli olmadığını, taşınmazın vakfına dönüp dönmeyeceğinin tespiti için öncelikle vakfın türünün tespit edilerek bu hususun açıklığa kavuşturulması gerektiğini, bu amaçla taşınmazın bütün geldi kayıtları, kadastro tutanakları, vakfiyeye ilişkin belgelerin vs. celp edilerek tetkiki ile taşınmazın bilirkişi incelemesi yaptırılmak sureti ile vakıf taşınmazı olup olmadığının tespitini, ayrıca taşınmazda şerhi bulunduğu belirtilen niteliğinin bilirkişi incelemesi yaptırılmak sureti ile tespit edilmesinin şart olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu taşınmazın ... vakfına ait eşhas-ı hükmiye cetvelinde ve 1936 beyannamesinde açıkça yer alması, vergi kayıtlarında ... vakfı akarı olarak görünmesi, bir çok resmi kuruma ait yazışmalarda dava konusu taşınmazın ... Vakfına ait olduğunun bilinmesi, 5737 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesi ve bu maddeye istinaden vakıfça yapılan başvuru ile ilgili Yargıtay kararları birlikte değerlendirildiğinde taşınmazın davacı vakfa iade edilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalılar ve davacı tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dava konusu taşınmazın davacı vakıf tarafından verilen 1936 beyannamenin 13. sırasında kayıtlı taşınmaz olduğunun alınan bilirkişi raporu ile tespit edildiği ancak 5737 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesindeki "halen tasarruflarında bulunma" koşulunun ise ispatlanamadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/(1).b.2. maddesi gereğince kabulü ile, kararın kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu 19 02... parsel sayılı 223, 65... miktarlı arsa nitelikli taşınmazın 1/2’şer payla .. oğlu .. ve 1/2 hisse maliki .. kızı ..nik adına 12.09.1950 tarihli tesis kadastrosu işlemi ile tescil edildiği, taşınmazda .. .. .. .. Vakfından icareli şerhi bulunduğu, 19 36... tarihli haciz ve 1993 tarihli kayyım şerhinin yer aldığı, taşınmazın kadastro çalışmalarında aynı vakıf şerhi ile Nisan 291 tarihli ... nolu tapu kaydına istinaden tespitinin yapıldığı, Fatih 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 02.02.1993 tarihli ve 1992/1039 Esas, 1993/41 Karar sayılı kararı ile kayıt maliklerine ... Defterdarının kayyım tayin edildiği, Fatih 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.09.2007 tarihli ve 2005/78 Esas, 2007/333 Karar sayılı kararı ile .. Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından ... aleyhine açılan davada kayıt malikleri hakkında 28.12.2004 tarihli 17 nolu mahlul kararı alındığı, davacı vakfın taşınmazın vakfa ait olduğu, nam-ı müstear adına kayıtlı olduğunu belirterek davaya müdahil olduğu, 01.02.2006 tarihli dilekçe ile harcını yatırarak taşınmazın 2762 sayılı Kanun'un 44. madde gereği vakıf adına tescilini istediği, asli müdahil kabul edildiği ancak davanın takip edilmediğinden 26.09.2007 tarihinde tefrikine, asıl davanın kabulü ile taşınmazın ''.. .... .. .. Vakfı'' adına tesciline karar verildiği, kararın temyiz edilmediğinden 03.01.2008 kesinleştiği, tefrik edilen asli müdahilin davasının ise İstanbul 15. (Kapanan Fatih 2.) Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.05.2013 tarihli ve 2007/415 Esas, 2013/201 Karar sayılı kararı ile HMK 150/5. maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına karar verildiği, davacının 1936 beyannamesinde 13. sırada yer alan .., .. bağı eski 21, yeni 27 nolu arsa şeklinde ve .. .. .. .. Kilisesinin akaratı başlıklı cetvelde 19. sırada yer alan .., .. .. Mahallesi, .. .. sokak, 21 numaralı, 1293 tarihli senet, arsa nitelikli taşınmazın dava konusu taşınmaz olduğunun iddia edildiği, davacı vakfın dava konusu taşınmaza ilişkin Vakıflar Kanunu gereğince yaptığı idari başvuruların Vakıflar Genel Müdürlüğünün 26.3.2003 tarihli 254 sayılı ve 11.1.2011 tarihli 42 sayılı ve 27.5.2013 tarihli 273 sayılı kararı ile reddedildiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki; hâkim, tarafların bildirdiği maddi olaylarla bağlı ise de, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 33. maddesi uyarınca, ileri sürülen maddi olaylarda hangi hukuki sebebe göre karar verileceğini tayin ve takdir etmek durumundadır. Başka bir anlatımla, maddi olgu ve olayları (vakıaları) bildirmek taraflara, bildirilen bu olay ve olgulara göre hukuki nitelendirmeyi yapmak, uyuşmazlığı çözüme ulaştıracak kanun hükmünü bulup uygulamak hakime aittir. Öyle ki, hukuki sebep yanlış gösterilmiş veya hiç gösterilmemiş olsa dahi, hakim tarafından en uygun hukuki sebebin bulunması ve ona göre karar verilmesi gerekir.
Eldeki davada, dava dilekçesinin içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçiminden, her ne kadar taşınmazın kadastro öncesi davacının tasarruf ve zilyetliğinde olduğundan bahsedilmiş ise de 5737 sayılı Vakıflar Kanunu geçici 7 ve 11. maddesine dayanıldığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 3. maddesinde cemaat vakfı, vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince tüzel kişilik kazanmış, mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye'deki gayrimüslim cemaatlere ait vakıfları ifade ettiği; vakfiye tanımının da mazbut, mülhak ve cemaat vakıflarının malvarlığını, vakıf şartlarını ve vakfedenin isteklerini içeren belgeleri belirttiği; 1936 beyannamesinin tanımının ise cemaat vakıflarının 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince verdikleri beyannameyi ifade ettiği açıkça düzenlenmiştir. 5737 sayılı Kanun’un 12. maddesinde vakıfların mal edinebilecekleri, malları üzerinde her türlü tasarrufta bulunabilecekleri belirtilmiştir. 12. maddenin gerekçesinde de vakfın devamlılığının sağlanması açısından mülhak, cemaat ve yeni vakıflara başlangıçta özgülenen mal ve hakların değiştirilebilmesi imkanı sağlandığı, vakıfların sonradan edindikleri malları izin almaksızın yönetim organlarının kararıyla değiştirebileceklerine ilişkin hüküm getirildiği belirtilmiştir.
Anılan Kanun'un Geçici 7. maddesinde ise; “ Cemaat vakıflarının; a) 1936 Beyannamelerinde kayıtlı olup halen tasarruflarında bulunan nam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına tapuda kayıtlı olan taşınmazlar,
b) 1936 Beyannamesinden sonra cemaat vakıfları tarafından satın alınmış veya cemaat vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı halde, mal edinememe gerekçesiyle halen Hazine veya Genel Müdürlük ya da vasiyet edenler veya bağışlayanlar adına tapuda kayıtlı olan taşınmazlar tapu kayıtlarındaki hak ve mükellefiyetleri ile birlikte bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onsekiz ay içinde müracaat edilmesi halinde Meclisin olumlu kararından sonra, ilgili tapu sicil müdürlüklerince cemaat vakıfları adına tescilleri yapılır.” hükmü ile yeni düzenlemeler getirilmiştir.
Bundan başka 5737 sayılı Kanun'a 22.8.20 11... sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 17. maddesi ile eklenen Geçici 11. maddesinde ise; “ Cemaat vakıflarının a) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup malik hanesi açık olan taşınmazları,
b) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup kamulaştırma, satış ve trampa dışındaki nedenlerle Hazine, ..., belediye ve il özel idaresi adına kayıtlı taşınmazları,
c) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup kamu kurumları adına tescilli olan mezarlıkları ve çeşmeleri, tapu kayıtlarındaki hak ve mükellefiyetleri ile birlikte bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren oniki ay içinde müracaat edilmesi halinde, Meclisin olumlu kararından sonra, ilgili tapu sicil müdürlüklerince cemaat vakıfları adına tescil edilir.
Cemaat vakıfları tarafından satın alınmış veya cemaat vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı halde, mal edinememe gerekçesiyle Hazine veya Genel Müdürlük adına tapuda kayıt edilen taşınmazlardan üçüncü şahıslar adına kayıtlı olanların Maliye Bakanlığınca tespit edilen rayiç değeri Hazine veya Genel Müdürlük tarafından ödenir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.” hükümleri yer almıştır.
Somut olayda ise, taşınmaz halen kişiler adına kayıtlı ise de Fatih 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.09.2007 tarihli ve 2005/78 Esas, 2007/333 Karar sayılı kesinleşen kararı ile TMK’nın 705. maddesine göre hükmen mülkiyetin tescilden önce kazanıldığı değerlendirilerek Vakıflar Kanunu geçici 11/b maddesi uyarınca da değerlendirme yapılması gerekirken Bölge Adliye Mahkemesince yalnızca 5737 sayılı Vakıflar Kanunu geçici 7. maddesi a bendi uyarınca nam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına tapuda kayıtlı olan taşınmazlar yönünden halen tasarruflarında bulunma şartının gerçekleşmediği belirtilerek hüküm tesis edilmesi isabetli değildir.
Hal böyle olunca, öncelikle dava konusu taşınmazın kadastro tespitine dayanak kaydının çevirisi yapılarak dosya arasına alınması, davacı vakıf lehine 5357 sayılı Vakıflar Kanunu geçici 11. maddesi şartlarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi, taşınmazın .. .. .. .. Vakfı şerhi nedeniyle vakfı adına tesciline karar verdiği de gözetilerek hangi vakfa ait olduğunun toplanan ve toplanacak delillere göre belirlenmesi suretiyle bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
Açıklanan sebeplerle, davacı vekilinin değinilen yönlerden temyiz itirazlarının kabulü ile, Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 04.11.2025 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca gelen temyiz eden davacı vekili için 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin temyiz edilen davalılardan alınmasına, Dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 09.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.