Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1140 E. 2026/2196 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/1140
- Karar No
- 2026/2196
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/1140 KARAR NO : 2026/2196
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 09/03/2023 NUMARASI : 2021/551 Esas 2023/216 Karar DAVA : MENFİ TESPİT KARAR TARİHİ : 08/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ: 08/10/2026
İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/551 Esas ve 2023/216 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili mahkememize verdiği 24/08/2021 tevzi tarihli dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin kat karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında yapmış olduğu binalardan... ada ... parselden -/... nolu bağımsız bölümün haricen 100.000,00-TL' ye davalıya satıldığı, davalının isteği ile taşınmaz devrinin eşi ...' e devrinin yapıldığı, satış bedelinin teminatlı olarak 4 adet senedin davalıya verildiğini ayrıca davalıya ... nolu parselden ... nolu ve .. nolu parselden ... nolu dairenin satışının da davalıya yapıldığını yine davalının eşi ...' e devredildiğini, bu satış bedelinin de teminatlı olarak 120.000,00-TL bedelli senet verildiği, taşınmaz satışlarının gerçekleştirildiği, teminat olarak davalıya verilen senetlerin iade edilmediği, senetlerin bedelsiz olması sebebiyle takip yapıldığını, senetler sebebiyle borçlu olmadıklarının tespitini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; Zamanaşımı itirazında bulundukları, icra takibinin uzun zamandır devam ettiğini, iddiaların yerinde olmadığını, senet üzerindeki kişiler ile taşınmaz satışı yapılan kişilerin farklı olduğunu, bu sebeple davanın reddini talep etmiştir. DELİLLER : Davacı vekili dava dilekçesinde; Bornova 4. Noterliğinin 21/08/2014 Tarih ve 29128 sayılı sözleşmesi, Aynı noterliğin 29/01/2015 tarih 3806 sayılı sözleşme, davalı tarafından düzenlenen 14/10/2016 tarihli sözleşme , dava konusu senetler, Tapu ve Belediye kayıtları, Tanıklar, İzmir 5.İcra Ceza Mahkemesinin 2017/576 Esas sayılı dosya içeriği, yemin, diğer ve davalı savunmalarına göre sunulacak deliller ve sair hususları delil olarak bildirmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; İcra takip dosyası, İzmir 5.İcra Ceza Mahkemesi dosyası, Tanık beyanları ve sair hususları delil olarak bildirmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davacı şirketin kat karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında yapmış olduğu binalardan....ada .. parselden -/...nolu bağımsız bölümün haricen 100.000,00-TL' ye davalıya satıldığı, davalının isteği ile taşınmaz devrinin eşi ...' e devrinin yapıldığı, satış bedelinin teminatlı olarak 4 adet senedin davalıya verildiğini ayrıca davalıya ...nolu parselden...nolu ve..nolu parselden .. nolu dairenin satışının da davalıya yapıldığını yine davalının eşi ...' e devredildiğini, bu satış bedelinin de teminatlı olarak 120.000,00-TL bedelli senet verildiği, taşınmaz satışlarının gerçekleştirildiği, teminat olarak davalıya verilen senetlerin iade edilmediği, senetlerin bedelsiz olması sebebiyle takip yapıldığını, senetler sebebiyle borçlu olmadıklarının tespitinin talep edildiği, davacının satışa konu olduğunu bildirdiği tapu kayıtları celp edilmiş incelenmesinde, Ada ... parsel ... nolu taşınmazdaki 3. Kat...nolu bağımsız bölümün yapılan intikaller ile davalı şirket ve şirket yetkilisi ...aracılığı ile davacının eşi ....'e intikal ettiği, yine aynı ada parsel 2. Bodrum 1 nolu bağımsız bölümün aynı şekilde davacının eşi ... ...'e intikal ettiği, ...'nin de ...'ye satışının yaptığı, ada ..., parsel ..., ... nolu bağımsız bölümün davacı şirket yetkilisi ... tarafından davacı ...'e satışının yapıldığı, ...' in'de... nolu bağımsız bölümün ....'na satışını yaptığı, ...nun'da ...'na satışının yapılmış olduğu, bu şekilde devri ön görülen taşınmazların davacının eşine intikal ettirildiği, 5 nolu celsede davalı asilin beyanın da da taşınmaz tapularının eşinin üzerine alındığını, ancak taşınmazların eksik teslim alındığını başka mütahitlerde bitirdiklerini belirtmiş olup, davalı cevabında taşınmazların eksik alındığına ve başka mütahitler tarafından tamamlandığına ilişkin herhangi bir savunmada bulunmadığı, duruşmada yapmış olduğu savunmasının davacı tarafın savunmanın genişletilmesi kapsamında muvafakat vermediği, taşınmaz satışının teminatı olarak alınan senetlerin bedelsiz kaldığı, teminat fonksiyonunun sona erdiği ve davacıların sorumluluğunun bulunmadığı..." gerekçesi ile, davanın kabulü ile, İzmir 21. İcra Müdürlüğünün 2017/666 Esas sayılı dosyasında takibe konulan; 13/10/2016 tanzim, 15/03/2017 vade, 25.000 TL bedelli borçluları, ... ve ... ŞTİ, alacaklısı ..., 13/10/2016 tanzim, 15/12/2016 vade, 25.000 TL bedelli borçluları, ... ve... ŞTİ, alacaklısı ..., 13/10/2016 tanzim, 15/01/2017 vade, 25.000 TL bedelli borçluları, ... ve ... ŞTİ, alacaklısı ..., 13/10/2016 tanzim, 15/02/2017 vade, 25.000 TL bedelli borçluları, ... ve .... ŞTİ, alacaklısı ..., 29/08/2016 tanzim, 15/03/2017 vade, 120.000 TL bedelli borçluları, ... ve ....ŞTİ, alacaklısı ..., olan senetler sebebi ile davacının davalı ...'e borçlu olmadığının tespitine, dosya kapsamı itibariyle kötü niyet tazminat isteminin reddine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkili tarafından borca konu icra takibinin 2017 yılında açıldığını ve üzerinden 6 yıl geçtikten sonra davacıların kötüniyetli olarak eldeki davayı açtıklarını, davacı tarafın dava dilekçesinde belirttiği taşınmaz bilgilerini sonradan değiştirdiğini, buna muvafakatlarının olmamasına rağmen mahkemenin bu değişikliği kabul ederek hükme esas aldığını, taşınmazlara ilişkin sözleşmelerin sıkı şekil şartlarına tabi olduğunun dikkate alınmadığını, bononun kambiyo vasfının değerlendirmediğini, dava konusu taşınmaza ilişkin olmasına rağmen helvacı kağıdının dikkate alınarak hükme esas yapıldığını, bononun taraflarının davacı tarafından sunulan kağıttan farklı olduğunu, davacının iddialarında parsel farklarının mevcut olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte, yapılması taahhüt edilen gayrimenkuller tamamlanmadan davacı tarafın ortadan kaybolduğunu, kaba inşaat dahi tamamlanmadan, belirtilen gayrimenkullerde onlarca kişinin mağduriyeti yıllarca devam ettiğini, yaşanan olayların medyaya dahi yansıdığını ve söz konusu mağduriyetlerin halen devam etmekte olduğunu, gayrimenkullerin hiçbir zaman muhataplarına taahhüt edildiği üzere teslim edilemediğini, bu aşamada detaya girilecek olunur ise zarar ve tenkisat hesaplamasının da yapılması gerekeceğini, her aşamada zarar ve tenkisat hesaplaması da yapılması gerektiği gerekirse mahsup yapılması gerektiği müvekkilinin söz konusu bedelden çok daha fazla alacaklı olduğu belirtilmesine rağmen dikkate alınmadığını, müvekkilinin hiçbir zaman bahsi geçen alacağını tahsil edemediğini, bununla ilgili İzmir 5. İcra Ceza Mahkemesi'nin 2017/576 E. sayılı dosyası ile borçlunun mal varlığını eksiltmek suretiyle mal kaçırmaktan dava açıldığını ve davacı sanığın cezalandırılmasına karar verildiğini, İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi 2018/618 E. Sayılı ceza dava dosyası ile birçok kişinin konut dolandırıcılığından dolayı davacı hakkında şikayetçi olduğunu, davacı tarafın hiçbir zaman belirtilen gayrimenkulleri belirtilen kişilere tescil etmediğini, bambaşka gayrimenkulleri bambaşka kişilere hatta aynı bağımsız bölümleri birden fazla kişilere adi yazılı kağıt ile sattığını, onlarca kişiye teslim etmesi gereken gayrimenkulleri taahhüt ettiği gibi teslim etmediğini davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, kambiyo senedine mahsus haciz yolu ile takibe dayanak senetlerin teminat senedi olduğu ve bedelsiz kaldığı iddiasına dayalı menfi tespit istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. ''...Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), İstanbul 2013, s. 346). Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233). Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, menfi tespit davası icra takibinden önce sonuçlanmaz ve ihtiyati tedbir kararı verilmemiş olması (veya ihtiyati tedbir kararının kaldırılması) nedeniyle, (menfi tespit davası görülmekte iken) borç alacaklıya (davalıya) ödenmiş olursa, menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir (m.72/6); yani menfi tespit davası (kendiliğinden) istirdat davasına dönüşür; bu hâlde mahkeme menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam eder (Kuru, Baki: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflâs Hukuku Ders Kitabı, Ankara, 2017, s. 146). Bu durumda İİK’nın 72/6 maddesi gereğince bedele dönüşen isteminin temeli menfi tespit davasıdır. Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıdadır (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıdadır. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya aittir (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372). Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça TBK'nın 133/2 maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def'îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir. Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir deyişle borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def'îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir. Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır. Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgililerine karşı öne sürülebilen mutlak def'îlere dayanmaktadır. Örneğin kambiyo senedinin zorunlu şekil şartlarını içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmî ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit talebine konu oluşturur. Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara, 1969, s.16). Başka bir deyişle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır. Bedelsizlik iddiası, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 687. maddesi anlamında bir kişisel def'îdir. Bedelsizlik bir kişisel def'î olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def'îni ileri sürebilir. Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı TBK’nın 77 vd. maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def'îni dermeyan etme hakkını vermektedir. Kambiyo senedinin düzenlenmesinde en önemli unsur temel alacağın varlığıdır. Ancak temel alacağın senedin tanzimi anında mutlak surette varlığı gerekli değildir. Başka bir deyişle kambiyo senedinin metninde muayyen bir meblağın yazılması gerekli ise de bu husus temel alacağın da muayyen olmasını gerektirmez; temel alacak doğduğu anda, senette yazılı olan miktardan az ise, senet kısmî bedelsizliğe uğrar (İnan, s. 45). Bu itibarla taraflar arasında temel ilişkinin varlığına rağmen, temel alacağı doğmamış ancak doğması mümkün ya da şarta bağlanmış bir alacak için veyahut da cezai şarta ilişkin olarak kambiyo senedi düzenlenebilir. Bu şekildeki bir alacağa bağlı olarak düzenlenen senet, vadesi gelmesine rağmen alacak doğmamışsa, o an için bedelsizdir. Fakat bu bedelsizlik geçici bir süre için olup, alacak doğunca senedin bedelsizliği alacak miktarı kadar ortadan kalkacaktır (Ertekin, Erol/Karataş, İzzet: Uygulamada Ticari Senetler, Ankara, 1998, s. 693). Bu kapsamda kambiyo senedinin teminat amacıyla verildiği iddiası da temelinde bedelsizliğe dayalı bir iddiadır. Ancak kural olarak kambiyo senedinin teminat olarak verilmesi senedin doğrudan bedelsizliğine yol açmaz; teminat altına alınan borcun yerine getirilmesi ve teminat ihtiyacının ortadan kalkması ile senet bedelsiz hâle gelir...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu' nun 25.11.2021 tarih ve 2017/(19)11-893 Esas 2021/1499 Karar sayılı İlamı) Bonoda bedelsizlik iddiası ileri sürüldüğünde kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. Ancak senette borcun nedeni “mal” ya da “nakit” olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır. Eğer taraflardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, buna senedin talili denmektedir. Bu anlamda talil, senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir ve bu hâlde ispat yükünün kaydın aksini iddia edene ait olacağında kuşku bulunmamaktadır (Hukuk Genel Kurulu'nun 05.02.2019 tarih ve 2017/(19)11-821 Esas, 2019/58 Karar sayılı kararı). Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle davacıların takibe dayanak bonoların teminat senedi ve bedelsiz olduğu iddiasını geçerli delillerle ispatlamasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09/03/2023 tarih, 2021/551 Esas ve 2023/216 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 15.028,20.TL karar harcından peşin olarak alınan 3.757,50.TL harcın mahsubu ile bakiye 11.270,70.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden davacılar yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Kararın kesinleştirme, harç ikmali ve gider/delil avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, 6-Kararın Dairemizce taraflara/vekillerine tebliğine, Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere 08/10/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.