Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/977 E. 2026/1237 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/977
- Karar No
- 2026/1237
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2022/977
KARAR NO: 2026/1237
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2020/333
KARAR NO : 2021/671
DAVA TARİHİ: 21/07/2020
KARAR TARİHİ: 06/10/2021
DAVA: Menfi Tespit
KARAR TARİHİ: 30/09/2026
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının Dubai'de finansal yatırım sektörüne yönelik olarak ... faaliyetin de bulunmak için kurmayı planladığı şirketin, teknoloji altyapısını oluşturmak niyetiyle hareket ederek teknoloji destek danışmanlığı ve tedarik hizmeti almak anlamında davalı şirket ile yüze yüze ve telefon üzerinden Aralık 2019 ile Nisan 2020 tarihleri arası bir takım müzakereler gerçekleştirdiğini, müzakereler sonucunda, Mart 2020 ayında beş yıllık hizmet tedariği hususunda ve ileride yazılı akit yapılması üzerine tarafların sözlü olarak 2.400.000 USD fiyat üzerinden anlaştığını, 2020 yılı Mart ayı itibariyle danışmanlık ve tedarik hizmetlerinin başlatılması hususu ile ilgili davalı Şirket ile defalarca yüze yüze gelerek ve telefonla görüşmesine rağmen hizmetin tedariği yönünde davalı tarafından herhangi bir olumlu aksiyon almadığını, davalının farklı bahaneler üreterek davacının sorularını geçiştirdiğini, daha sonra 2020 yılı Nisan ayında bu işe yönelik olarak davalı şirketin hizmete başlamadan önce, karşılığında yapılacak ödemelere ilişkin doğacak olan alacaklara ve alacaklarını tahsil edememe riskini göz önünde tutarak bu bağlamda doğabilecek olan tahsilat masraflarına yönelik teminat olarak müvekkili tarafından bono verilmesi şartını sözlü olarak koştuğunu, ivedi olarak hizmetin başlayabilmesi adına 09.04.2020 düzenleme tarihli, 30.06.2020 vadeli, 250.000,00 USD tutarında bir teminat bonosunun davacı tarafından davalıya keşide edildiğini, davalı tarafın hizmetin tedariği için gerekli kaynakları oluşturmaya çalıştıklarını ve bu nedenden dolayı hizmet başlatım tarihi ile ilgili bilgi veremeyeceklerini davacıya bildirdiğini, davacının davalıdan herhangi bir hizmet almadığını ve alacağı gerektirecek bir hukuki ilişkinin taraflar arasında hiç doğmadığını, davacının 02.07.2020 tarihinde İstanbul 8. Noterliğinin ... yevmiye numarası ile davalıya ihtarname gönderilerek bononun iadesinin talep edilmesine rağmen davalının Beyoğlu 41. Noterliğinin ... yevmiye numaralı 02.07.2020 tarihli ödememe protestosu gönderdiğini belirterek davanın kabulü ile şimdilik 09.04.2020 düzenleme tarihli, 30.06.2020 vadeli 250.000,00 USD tutarındaki bono yönünden davalıya borçlu olmadığının tespitini ve senedin iptalini, davalının bono miktarının %40'ından aşağa olmamak üzere takdir olunacak tazminata mahkum edilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu bono davacı borçlu tarafından iddia edilenin aksine teminat senedi olmadığını, bononun üzerinde hiçbir şekilde teminat ibaresi bulunmadığı gibi, bononun teminatı olduğu iddia olunan herhangi bir sözleşme veya yazılı delil bulunmadığını, dava dilekçesinde tamamen soyut ve afaki ifadelere yer verildiğini, davacının aslında müvekkili şirket yetkilileriyle yaptığı elektronik yazışmalarda borcun varlığını ve miktarını ikrar ettiğini, ispat yükü üzerinde bulunan davacının dosyaya borçlu olmadığına dair herhangi bir yazılı delil sunamadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, bono kaynaklı menfi tespit istemine ilişkin davada, davacının keşideci olduğu bonoların birden fazla olduğu ve sadece bir tanesi için işbu dava açıldığı, davacı beyanında senetlerin teknolojik destek sözleşmesi kapsamında teminat olarak verildiğini iddia etmiş ise de, bunu destekler herhangi bir delil sunamadığı, davalı taraf yetkilisi isticvabında, senetlerin yurtdışındaki alacakların temliki karşılığında alındığını ve internet üzerinden yapılan yazışmalardan da anlaşıldığı üzere davacıdan alacaklı olduklarını, iddia edilen teknolojik destek ile ilgili bir sözleşme olmadığını beyan ettiği, yetkilinin bu beyanı bağlantısız birleşik ikrar olarak değerlendirilmiş ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2011/473 Esas - 607 Karar ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2013/5539 Esas - 6941 Karar sayılı ilamlarında da belirtildiği üzere ispat yükünün davacı üzerinde kaldığı ve davacının davalı tarafça ileri sürülen hususun gerçek olmadığını ispatlaması gerektiği, davacının bu konuda herhangi bir ispat vasıtasının bulunmadığı, dolayısıyla ispat yükü üzerinde bulunan davacının davasının ispatlanamadığının anlaşıldığı, ispat yükü davacıda olmasına rağmen senedin teminat senedi olduğuna dair iddiasının ispatlanamadığı, davalı tarafça dosyaya sunulan internet üyelik kaydı ve mesajlaşmalar dikkate alındığında davacının savunmasına itibar edilemeyeceği, internet sayfasında ... ismiyle yapılan üyelikle ... A.Ş. bilgileri ile davacının mezun olduğu üniversite bilgilerinin davacı bilgileriyle uyuştuğu, bu haliyle davacının savunmasına itibar edilemeyeceği gerekçesiyle ''Davacının davasının sübuta ermediğinden REDDİNE'' dair karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili tarafından süresi içerisinde sunulan istinaf dilekçesinde; davalının hizmete başlamadan önce hizmet karşılığında yapılacak ödemelere ilişkin doğacak olan alacaklara ve alacaklarını tahsil edilememe riskini göz önünde tutarak bu bağlamda doğabilecek olan tahsilat masraflarına yönelik teminat olarak bono verilmesi şartı koşması nedeniyle dava bonosu bononun davacı tarafından davalı tarafa keşide edildiğini, ancak davacının davalı şirketten herhangi bir hizmet almadığını ve alacağı doğuracak hukuki ilişkinin hiç kurulmadığını, davalının alacak ilişkisinin ispatı olarak herhangi bir fatura veya benzeri bir belge ibraz etmediğini, davalının hukuki dayanaktan yoksun olan davacı müvekkili ile arasındaki konuşmaların alacak ilişkisini kanıtlamak için yeterli olmadığını, davacı müvekkilin ... uygulaması kullanmadığından sohbetin tarafının kendisi olmadığını, davacının beyanları dikkate alınmadan karar verilmesinin hukuka aykırılık teşkil ettiğini, bilirkişinin kök ve ek raporlarda ticari ilişkiyi para alışverişini destekleyen herhangi bir vesika ve kaydın olmadığını bildirdiğini, davalının mezkur senedin teminata ilişkin verilmediğini hukuka uygun delillerle ispatlaması gerektiğini, yeterli araştırma yapılmadığından bilirkişi incelemesi neticesinde daha kapsamlı bir rapor alınmasının zaruri olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını ve davanın kabulünü talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE
Dava, kambiyo senedi kaynaklı borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Davacı teminat olarak verilen bono nedeniyle sözleşmedeki edimlerine yerine getirmeyen davalıya borçlu olmadığını iddia etmiş, davalı ise dava konusu bonunun teminat senedi niteliğinde olmadığını savunmuş olup İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde senedin teminata ilişkin verildiğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karara karşı davacı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 22.10.2025 tarih ve 2024/6-345 E., 2025/665 K. sayılı ilamı:"...Bonoda bedelsizlik iddiası ileri sürüldüğünde kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. Ancak senette borcun nedeni “mal” ya da “nakit” olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır. Eğer taraflardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, buna senedin talili denmektedir. Bu anlamda talil, senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir ve bu hâlde ispat yükünün kaydın aksini iddia edene ait olacağında kuşku bulunmamaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 05.02.2019 tarihli ve 2017/(19)11-821 Esas, 2019/58 Karar sayılı kararı).
19. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 25.06.2025 tarihli ve 2024/11-121 Esas, 2025/390 Karar sayılı kararında da aynen benimsenmiştir.
20. Yapılan tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında imzalanan sözleşmeler kapsamında davacı tarafından davalıya verilen ve üzerinde "nakden" kaydı bulunan bononun önce davacı tarafından "teminat senedi" olduğu iddiasıyla talil edildiği, ancak senedin teminat senedi olduğunun ispatlanamadığı görülmektedir..."şeklindedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17.05.2023 tarih ve 2023/12-254 E., 2023/485 K. sayılı ilamı:"...Hukuk Genel Kurulunun 28.03.2018 tarihli ve 2017/12-1140 Esas, 2018/563 Karar sayılı ile 11.02.2020 tarihli ve 2017/12-743 Esas, 2020/129 Karar sayılı kararlarında da benimsendiği üzere bonoda teminat kaydı var ise de neyin teminatı olduğu belirtilmediğinden bu kayıt bononun mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz. Sadece teminat olduğuna dair eklenen bu kayda doktrinde mücerret teminat kaydı denilmektedir.
Hukuk Genel Kurulunun 14.03.2001 tarihli ve 2001/12-233 Esas, 2001/257 Karar; 20.06.2001 tarihli ve 2001/12-496 Esas, 2001/534 Karar; 24.02.2010 tarihli ve 2010/19-67 Esas, 2010/99 Karar; 28.03.2018 tarihli ve 2017/12-1140 Esas, 2018/563 Karar; 11.02.2020 tarihli ve 2017/12-743 Esas, 2020/129 Karar ile 23.02.2021 tarihli ve 2017/12-350 Esas, 2021/152 Karar sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere bononun teminat amaçlı verildiğinin kabul edilebilmesi için, neyin teminatı olarak verildiğinin ya bononun önündeki veya arkasındaki yazılar veya ayrı bir (2004 sayılı Kanun'un 169/a maddesinde öngörülen) belge ile teminat senedi olduğunun kanıtlanması gerekir.
Senet üzerinde asıl borç ilişkisine atıf yapan ve ödemeyi şarta bağlayan kayıtlar olması durumunda mücerretlik vasfı ortadan kalkacağından böyle bir senede dayanılarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılamaz. Örneğin "hisse devrinin teminatıdır", "...ile imzalanan sözleşmenin teminatıdır", “eseri ... tarihinde tamamlayamamam hâlinde ödeyeceğim”, “inşaat bitiminde ödenecektir" şeklindeki kayıtlar. Bononun teminat senedi olduğu senet metninden anlaşılan bu gibi hâllerde bono kayıtsız (koşulsuz) borç vaadi içermediği için hükümsüzdür ve bu hükümsüzlük; düzenleyen tarafından, lehtara veya ciranta konumunda olan hamile karşı da ileri sürülebilir. Bu hâlde 6102 sayılı Kanun'un 687 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca senet metninden anlaşılan (hükümsüzlük) def'i vardır. Bu defi mutlak def'i olup, üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. Bu durumda kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takibin 2004 sayılı Kanun'un 170/a maddesi gereğince iptaline karar verilmesi gerekir.
Bononun teminat senedi olduğunun senet metninden anlaşılamadığı hâllerde borçlu bu iddiasını 2004 sayılı Kanun'un 168/5 ve 169/a maddeleri kapsamında borca itiraz olarak ileri sürebilir. Bononun sözleşmenin teminatı olarak verildiği iddiası kişisel def'i olup, 6102 sayılı Kanun'un 778/a bendinin göndermesi ile uygulanması gereken aynı Kanun'un 687 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca kişisel defiler temel ilişkinin tarafları arasında ileri sürülebilir. Senedin üçüncü kişiye ciro veya teslim yolu ile devredilmesi hâlinde bu definin iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülmesi mümkün değildir..."şeklindedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17.11.2022 tarih ve 2020/11-698 E., 2022/1545 K. sayılı ilamında "...Kambiyo senetlerine ilişkin menfi tespit davalarında dava konusu senedin teminat senedi olduğuna dair ispat yükünün kime ait olduğu da gelinen aşama itibariyle üzerinde durulması gereken bir diğer husustur. Bu kapsamda genel ispat kurallarına ilişkin olan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi gereğince, bir kambiyo senedinin teminat senedi olduğundan bedelsizliğine dair iddia ile açılan menfi tespit davasında ispat yükü, iddia olunan bu vakıadan kendi lehine hak çıkaran senet borçlusuna ait olacaktır. Zira borçlu olunan bir senede ilişkin açılan menfi tespit davasında senedin bedelsiz olduğuna dair iddianın ispatı sonucu verilecek olan karar ile sorumluluk ortadan kalkacaktır. Bu tür bir karar ile lehine hak kazanan, dava konusu senet borçlusu olduğundan anılan senedin bedelsiz olduğuna dair iddianın ispat yükü de yine senet borçlusu üzerindedir. Ayrıca bir temel alacağın varlığına karine teşkil eden kambiyo senedinin teminat senedi olduğundan bahisle bedelsizliğine dair iddianın ispatı, karinenin aksini iddia eden senet borçlusu tarafından gerçekleştirilmelidir...."belirtilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta, dava konusu bono suretinin incelenmesinde; 09.04.2020 düzenleme 30.06.2020 ödeme tarihli 250.000,00 USD bedelli borçlu ... ... tarafından alacaklı ... Ltd. Şti. lehine tanzim edildiği, bono üzerinde ihdas sebebinin bulunmadığı görülmüştür. Davacı taraf bononun hizmet sözleşmesine teminat amaçlı verildiği ve senedin bedelsiz kaldığı ileri sürülmüş olup, davacının davalı şirket ile sözlü hizmet sözleşmesi yapıldığı iddiasının davalı tarafça kabul edilmediği, davacı tarafın teminat senedi iddiasının ileri sürülüş şekli karşısında ispat külfetinin davacı taraf üzerinde bulunduğu, senet metninde teminat olarak verildiğine dair bir kaydın bulunmadığı gibi dosya kapsamında iddiayı destekler somut delil bulunmadığı, davacının üzerinde bulunan ispat yükünü yerine getiremediği anlaşılmıştır.
İlk Derece Mahkemesince, yargılamanın HMK'da düzenlenen usul kurallarına uygun olarak yapılmış olmasına, kamu düzenine aykırılık hallerinin bulunmamasına, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilip yasal düzenlemelere uygun isabetli, yeterli gerekçeyle karar verilmiş olmasına, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşılmıştır.
Açıklanan sebeplerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M :Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere,
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvurma harcının Hazine'ye gelir kaydına,
3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından davacı tarafından yatırılan 59,30 TL'nin mahsubu ile bakiye 672,70 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazine'ye gelir kaydına,
4-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davacıya ilk derece mahkemesince iadesine,
6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.30/09/2026