Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/2105 E. 2026/1313 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/2105
- Karar No
- 2026/1313
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/2105
KARAR NO:2026/1313
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ:26/05/2022
NUMARASI:2019/438 Esas - 2022/314 Karar
DAVA:Genel Kurul Kararının İptali
DAVA TARİHİ:11/07/2019
BİRLEŞEN İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN
2019/392 ESAS, 2019/1067 KARAR SAYILI DOSYASI
DAVA:Genel Kurul Kararının İptali
Taraflar arasındaki asıl ve birleşen davaların ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, asıl davada davacı ... vekili, asıl ve birleşen davada davalı ... vekili ile birleşen davada davacı ... vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Asıl davada davacı ... vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin 2018 yılı olağan genel kurul ilk toplantısının 28.03.2019 tarihinde yapıldığını, müvekkilinin davalı şirkette % 15,149 payla ortak olduğunu, tüm paydaşların asaleten ya da vekaleten iştirak ettiğini, divanın oluşumundan müvekkilince TTK'nın 420. maddesi uyarınca finansal tabloların müzakeresi ve buna bağlı konuların ertelemesinin talep edildiğini hissedarlardan ... vekilinin de benzer talepte bulunması ile yönetim kurulu faaliyet raporu ile bağımsız denetim raporunun okunup müzakere edilmesi, bilanço ve kar zarar hesaplarının okunması, müzakeresi ve onaylanması, yönetim kurulunun ibrası ve yönetim kurulu üyelerine şirket konusu işlerle iştigal etmelerine izin verilmesi maddelerinin ertelendiğini, ertelenen 2018 yılı olağan genel kurul toplantısının 30.04.2019 tarihinde yapıldığını ve toplantıya tüm hissedarların katıldığını, toplantıda alınan birçok karara müvekkili ve ...'nin ret oyu vererek muhalif kaldıklarını, 30.04.2019 tarihli genel kurulda müvekkilinin itirazına rağmen oy çokluğu ile alınan üç nolu 2018 yılına ait bilanço ve kar/zarar hesaplarının onaylanması, dört nolu yönetim kurulu üyelerinin ibrası ve altı nolu TTK’nın 395. ve 396. maddeleri çerçevesinde yönetim kurulu üyelerine izin verilmesine dair kararının batıl olduğunu veya iptali gerektiğini, TTK'nın 515. maddesinde finansal tabloların dürüst resim ilkesine göre hazırlanması ve belirlenen Türkiye muhasebe standartlarına göre oluşturulması gerekirken, şirket mal varlığı ve öz kaynaklarının finansal tablolarda doğru gösterilmediğini, şirketin bütün yükümlülüklerinin bu tablolara yansıtılmadığını, yönetim kurulunun şirketi keyfi şekilde hakim şirket, bağlı şirket hükümlerinin yanlış yorumlanarak yönetildiğini, davalı şirket ile bağlılık raporunda adı geçen ... AŞ., ... AŞ, ... AŞ ve ... AŞ arasında hakim şirket, bağlı şirket ilişkisinin bulunduğunu, TTK'nın 195 vd. maddelerine göre tanımlanan şirketler topluluğu ilişkisinin değerlendirilmesi gerektiğini, yönetim kurulunun ortaklarca talep edilen bilgileri vermediğini, keşide edilen ihtarların cevapsız bırakıldığını veya sorulara tatminkar cevaplar verilmediğini, dava dilekçesinde açıklanan nedenlerle hukuka aykırı faaliyetler sonucu hazırlanan bilanço ve kâr zarar hesaplarının gerçeği yansıtmaması nedeniyle iptali gerektiğini, gündemin dördüncü maddesi uyarınca yönetim kurulu üyelerinin oy çokluğu ile ibrası kararının iptali gerektiği gibi bu kararların esasen batıl olduğunu, toplantıda yönetim kurulu başkanı ...'ın 2.521118.186 karşı oy ile ibra edilmediğini, diğer yönetim kurulu üyeleri ... AŞ, ... AŞ, ... ile yıl içinde yönetim kuruluna seçilen ... AŞ ve ... AŞ'nin de ibra edilmemesi gerekirken ibraları yönünde karar alınmasının hukuka aykırı olduğunu, ...'ın kendi ibrasında oy kullanamayacağı gibi diğer yöneticilerin oy kullanamayacak olması nedeniyle, 5.800.647.214 adet oyun kullanılmaması gerektiğini, geçersiz oyların kullanılmaması ile bu kararın esasında usulüne göre alınmamış ve TTK'nın 436/2. maddesine aykırı olması nedeniyle iptali gerektiğini, ayrıca gündemin altıncı maddesiyle şirket yöneticilerine 395 ve 396.maddesi gereğince rekabet izni verilmesine ilişkin maddenin de batıl olduğunu, aksi halde iptali gerektiğini, bu maddenin de TTK'nın 436. maddesindeki nisaba aykırı alındığını ileri sürerek, 30.04.2019 tarihinde yapılan 2018 yılı ertelenen olağan genel kurulda alınan 3, 4 ve 5 nolu gündem maddelerinin butlanının tespitine veya iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Birleşen İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/392 Esas sayılı dosyasında davacı ... vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... AŞ'nin ertelenmesi nedeniyle 30.04.2019 tarihinde yapılan 2018 mali yılı olağan genel kurul toplantısında gündemin ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci maddeleri ile alınan kararların nisaba uyulmadan alındığı gibi, TTK ve esas sözlemede belirtilen mali tablolara ilişkin gereklerin de yerine getirilmeden alındığını ileri sürerek bu davanın öncelikle İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/438 Esas sayılı dosyası ile birleştirilerek genel kurulun 2 ve 3 nolu kararlarının iptaline, dört nolu kararın ... ve ...'ın ibra edilmemesi kısmı hariç olmak üzere, kalan yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin kısmın iptaline, beş nolu gündem maddesinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Asıl ve birleşen dosya davalı şirket vekili, savunmasında dilekçesinde özetle; şirketin muhtemel zararları için davacıların teminat göstermesi gerektiğini, yürütmenin durdurulması talebinin yerinde olmadığını, aile şirketi ve şirketler topluluğu niteliğinde olan şirketlerin aile bireyleri tarafından yönetildiğini, 2018 yılına kadar uyum içinde çalışıldığını, birleşen davadaki iki nolu karar yönünden ...'nin yönetim kurulu faaliyet raporunun okunması ve müzakere edilmesi maddesinin iptali talebinin reddi gerektiğini, zira bu madde ile alınmış bur karar bulunmadığını, faaliyet raporunun okunması ve müzakeresinin genel kurul kararı niteliğinde olmadığını, müvekkil şirketin bilanço ve kar/ zarar hesapları, dürüst resim ilkesine uygun olduğunu, şirketin borca batık olduğu iddialarının asılsız olduğunu, birleşen davada davacı ... vekilinin finansal tablolarla ilgili iddialarının yerinde olmadığını, şirket yönetim kurulunun görevlerini eksiksiz yerine getirdiğini, taşınmaz değerlemelerine ilişkin iddiaların da doğru olmadığını, ... tarafından 2018 yılının Mart ayında yapılan değerlemenin müvekkili tarafından yaptırılmadığını, bu raporda kullanılan varsayımlar, koşullar ve yapılan analizlerin müvekkilince bilinmediğini, bunların nereden ve nasıl temin edildiğinin davacılara açıklattırılması gerektiğini, davacılar, yönetim tarafından hazırlanan raporda taşınmazların değerinin ...'ye yakın değerler çıktığını belirterek finansal tabloların dürüst resim ilkesine aykırı düştüğünü iddia ettiklerini, ancak bu sunumda yer alan değerler bir ekspertiz çalışmasına dayanmadığına ve tamamen ortakların aralarında yapacağı potansiyel hisse takasının konusunu konuştuğu bir toplantıda tartışmaya açmak üzere sunulan değerleri temsil ettiğini, tablonun başında “satılabilir değer-olmayan alıcıya inşallah satarız değeri” şeklinde gayrimenkul değerlemesi terminolojisinde olmayan değişik başlıklar konulduğunu, bu değerler herhangi bir bilimsel rapora veya uluslararası değerleme standartlarına dayandırılmadan hazırlanmış subjektif görüşleri ifade ettiğini, müvekkili tarafından SPK'dan akredite gayrimenkul değerleme şirketlerine yaptırılan değerlemenin esas alınmasına tabi olduğunu, davacının iddia ettiği üzere, şirketin Mart 2018 döneminde alınan Arnavutköy'de yapılan 940.000.000 TL birden değer kazandığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, iki şirket arasında ihtilaflı bir alacak olması, şirketin finansal tablolarının doğruları yansıtmadığını göstermediğini, Arnavutköy arsaları ile ilgili müvekkilinin açıklamalarının dürüst resim ilkesine uygun olduğunu, işletmenin sürekliliği konusunda da şirkette bir tereddüt bulunmadığını, toplantı tutanağından anlaşılacağı üzere ...'ın kendi ibrasında oy kullanmadığını ve ibra da edilmediğini, ancak diğer yönetim kurulu üyeleri bakımından ...'ın ibraya dair oy hakkının TTK'ya uygun şekilde kullanıldığını, davacıların buna yönelik iddialarının hukuka aykırı olduğunu, davacı ... tarafından genel kurul toplantısında gündemin beşinci maddesi ile ilgili olarak oydan yoksunluğa ilişkin bir itirazda bulunulmadığı gibi bu maddeye ilişkin muhalefet şerhlerinde de oydan yoksunluğa ilişkin bir itirazda bulunulmadığını, muhalefet şerhinde yer almayan bir iddia olarak 5 nolu karar hakkında oydan yoksunluk iddiasında bulunulmasının bu nedenle usule aykırı olduğunu, genel kurul tutanağında ve muhalefet şerhinde bu konuya ilişkin bir itiraz bulunmadığından ve oydan yoksunluk durumu mevcut olmadığından davacı ...'in buna dayanarak ileri sürdüğü, kararın iptaline ilişkin taleplerinin reddini talep ettiğini, 30.04.2019 tarihli toplantının 2 numaralı maddesi ile sadece finansal tablolar, faaliyet raporu ve bağımsız denetim raporunun müzakere edildiğini ve bir karar alınmadığını, kararların yasa, esas sözleşme ve iyiniyet kurallarına uygun olduğunu savunarak, davacıların genel kurulda alınan 3, 4 ve 5 nolu kararlara yönelik davalarının reddine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Tüm dosya ve deliller birlikte değerlendirildiğinde hem asıl dava hem birleşen dava aynı genel kurul toplantısında alınan kararların iptali davasıdır. Asıl davacı ve birleşen dosya davacısı ayrı ayrı davalı şirketin %15,15 oranında hissedarı olup pay sahibidirler ve 30/04/2019 tarihli 2018 yılına ait genel kurul toplantısına vekil aracılığıyla katılmış ve iptalini talep ettikleri kararlar yönünden muhalefet şerhlerini toplantı tutanağına geçirmiş olup yasal 3 aylık hak düşürücü süre içerisinde davalar açılmış olduğundan TTK 446 ve 448 Md.'de yer alan usuli şartlar gerçekleşmiş bulunmaktadır.
Asıl dava dava dilekçesi ile 30/04/2019 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan 3,4 ve 5 numaralı kararların birleşen davada ise 2,3,4 ve 5 numaralı kararların iptali talep edilmektedir.
2018 yılına ait 30.04.2019 tarihli genel kurulda 2 numaralı gündem maddesi faaliyet raporu ve Bağımsız Denetçi raporunun olunması ve müzakere edilmesi olup davacı taraf finansal tabloların gerçeği yansıtmadığını, şirketin finansal durumunun dürüst resim ilkesine aykırı olduğunu belirtmiş ise de ... A.Ş. Tarafından hazırlanan raporda sınırlı olumlu görüş verilmesine neden olan faaliyet ve işlemler mevcut ise de finansal tabloların şirketin 31/12/2018 tarih itibariyle finansal durumunu ve aynı tarihte sona eren hesap dönemine ait finansal performansını ve nakit akışlarını ...'ye uygun olarak tüm önemli yönleriyle gerçeğe uygun biçimde sunmakta olduğunun beyan edildiği, ayrıca Gümrük ve Ticaret Bakanlığının yönetmeliğine göre istenilen bilgi ve kayıtların asgari düzeyde raporda yer aldığı, içerik yönünden usul ve yasaya aykırılık taşımadığı anlaşılmış olmakla 2 numaralı kararın iptalini gerektirir mahiyette aykırılık bulunmadığından bu karar yönünden açılan davanın reddine karar vermek gerekmiştir.30/04/2019 tarihli genel kurul toplantısında 3 numaralı gündem maddesi 2018 yılına ait bilanço kar/zarar hesaplarının okunması müzakeresi olup davacı taraf bilanço ve finansal tablolarda şirket malvarlığı ve özkaynaklarının doğru gösterilmediğini, şirketin tüm yükümlülüklerinin yansıtılmadığı, ortaklara cari hesap kısmının gerçeği göstermediği iddia edilmiştir. Bu kapsamda tüm ekspertiz raporları, ... gayrimenkul değerleme raporları, .... A.Ş. Raporları getirtilerek 2018 yılı mali yılı çözümünde davalı şirkete ait Arnavutköy, Urla ve Adana'da bulunan taşınmazlar yönünden emsal karşılaştırma yöntemi uygulanarak tablolar halinde oldukça ayrıntılı ve denetime elverişli rayiç bedeller tespit edilerek rapor alınmış bu raporda gayrimenkullerin değerine olumlu ve olumsuz etki eden tüm unsurlar hesaba katılmış olduğu, bilançoda yer alan özvarlık miktarının gerçeği yansıttığı, ... değerleme raporları ile mahkememizce alınan raporda belirlenen rayiç bedel farkının ... firması tarafından belirlenen değerlerin TÜİK endeksleri ile ara bilanço tarihi olan 31/10/2018 tarihine getirilmesi nedeniyle farkın oluştuğu açıklandığı ve tüm davacı itirazlarının ek raporda karşılanmış olduğu, ayrıca ortak cari hesapları hakkında mahkememiz dosyasına ilgili mahkeme kararları ibraz edilmiş ise de bilanço ve kar/zarar hesaplamasına ilişkin kısmın 2018 yılına ait mali verilere dayanmakta olup 11.03.2019 tarihi itibariyle pay sahiplerine sunulmuş olduğu oysa emsal mahkeme kararlarının Nisan 2019 tarihinden sonra açılmış olup verilen kararların henüz kesinleşmediği de dikkate alındığında bu emsal mahkeme kararlarının kar/zarar hesaplamasında dikkate alınmasının mümkün olmadığı anlaşılmış olup 3 numaralı karar yönünden iptali gerektirir mahiyette hukuki aykırılık bulunmadığından bu karar yönünden açılan davanın reddine karar vermek gerekmiştir.
30.04.2019 tarihli genel kurul toplantısında 4 numaralı gündem maddesi yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin olup açılan davalarda yönetim kurulu üyesi ...'ın ibra edilmemesi kısmı hariç tutularak diğer yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmesi yönünden kararın iptali istemine ilişkindir. İbra işleminin TTK 436/2 maddesine uygun koşullarda gerçekleşmesi gerekir. TTK 436/2 Md.'de "Şirket yönetim kurulu üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişiler, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamaz." hükmünü ihtiva etmektedir. TTK 436/1 Md.'deki oydan yoksunluk düzenlenmesine TTK 436/2 Md. İle ibra yönünden istisna getirilmiştir. Yani bir yönetim kurulu üyesi ibra oylamasında kendisi ile ilgili kararda oy kullanamayacağı gibi diğer yönetim kurulu üyelerinin kararlarında da oy kullanamaz. Yönetim kurulu üyesi... kendi ibra oylamasında oy kullanmamasına rağmen diğer yönetim kurulu üyelerinin kararlarında oylamaya katılmış ve oy kullanmıştır. ... hakim ortak olduğu için onun payı düşüldükten sonra kalan oylar ibra için yetirli değildir. Bu nedenle TTK 436/2 Md.'ye aykırı olan 4 numaralı karar yönünden iptaline karar vermek gerekmiştir.30/04/2019 tarihinde genel kurul toplantısında alınan 5 numaralı gündem maddesi yönetim kurulu üyelerinin TTK 395 ve 396 Md.'de düzenlenen şirketle işlem yapma ve şirkete borçlanma yasağı kapsamında izin verilmesi olup bir yönetim kurulu üyesi ancak genel kuruldan alınacak kararla kendisi veya 3. Kişi adına şirketle işlem yapma veya rekabet serbestine kavuşur. Genel kuruldan alınacak kararın oylamasında ortak üye ile şirket arasında şahsi bir işe ilişkin izin söz konusu olduğundan yönetim kurulu üyesi kendisi ile ilgili kararda oydan yoksunluk durumu nedeniyle oy kullanamaz ama diğer yönetim kurulu üyelerinin oylamasında oy hakkı mevcuttur. Buna göre 5 numaralı karar yönünden oydan yoksun olanların oyu düşüldükten sonra alınan kararın mevcut oylarla alınıp alınamayacağına bakmak gerekmekte olup ... yönünden hakim ortak olarak kendi oylamasında oy kullanamayacak olup geriye kalan oylarla onun hakkında TTK 395 ve 396 Md. Uyarınca izin kararının verilmesi mümkün olmadığından ... yönünden 5 numaralı kararın iptaline fakat diğer yönetim kurulu üyeleri yönünden ...'ın oy hakkı mevcut olup mevcut oylarla karar alınması hukuken mümkün olduğundan iptali gerektirir mahiyette hukuka aykırılık söz konusu olmayıp diğer yönetim kurulu üyeleri yönünden 5 numaralı kararın iptali isteminin reddine karar vermek gerekmiş..." gerekçesiyle, asıl ve birleşen davadaki talebin kısmen kabulü ile 30.04.2019 tarihili olağan genel kurul toplantısında alınan bilanço ve kar zarar hesaplarının onaylanmasına ilişkin üç numaralı karar ve birleşen davadaki iki nolu karara yönelik iptal isteminin reddine, toplantının yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin dört numaralı kararın iptaline, toplantının TTK'nın 395 ve 396. maddeleri kapsamında yönetim kurulu üyelerinin şirket konusu işlerle iştikal etmelerine izin verilmesine ilişkin beş numaralı kararın yönetim kurulu üyesi olan .... A.Ş. İle ... .... A.Ş. yönünden iptali isteminin reddine, yönetim kurulu üyesi ... yönünden ise beş numaralı kararın iptaline karar verilmiştir. Bu karara karşı, asıl ve birleşen davada davacılar vekili ile asıl ve birleşen davada davalı şirket vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Asıl davada davacı ... vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Davalı şirketin 28.03.2019 tarihinde yapılan genel kulununda finansal tabloların görüşülmesinin TTK'nın 420.maddesine göre ertelenmesinin istendiğini, ertelenen 2018 yılı olağan genel kurul toplantısının 30.04.2019 tarihinde yapıldığını ve müvekkilinin muhalefeti ile olumsuz oyuna rağmen üçüncü madde ile 2018 yılına ait bilanço ve kar/zarar hesaplarının onaylanması, dördüncü madde ile yönetim kurulu üyelerinin ibrası, beşinci madde ile TTK’nın 395. ve 396. maddeleri uyarınca, yönetim kurulu üyelerine izin verildiğini, müvekkilince bu kararların iptali için açılan davada mahkemece ibraya ilişkin 4 nılu madde ile 5 nolu maddenin ... yönünden iptaline karar verildiğini, bilançonun onaylanmasına ilişkin 3 nolu madde ile beş nolu maddenin yönetim kurulu üyelerinden .... A.Ş. ile ... A.Ş. yönünden yönetim kuruluna TTK 395 ve 396 maddeleri uyarınca izin verilmesine ilişkin kısmın reddedildiğini, mahkemenin ret gerekçesinin hatalı olduğunu, mahkemece 3 nolu karar yönünden hatalı bilirkişi raporunun hükme esas alındığını, mahkemenin eksik ve hatalı rapora dayanarak karar verdiğini, davalı şirketin mali tablolarının gerçeği yansıtmadığını, eşitlik ilkesinin gözetilerek davacıya haber verilerek yapılması gerektiğini, bilirkişinin nitelikli hesap uzmanı olarak atanan başka mahkemelerdeki raporla aynı raporu verdiği dilekçede sulan 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin alınan raporun mahkemece dikkate alınmadığını, raporda davalı şirkete ait Arnavutköy, Urla ve Adana’da bulunan taşınmazlar yönünden, emsal karşılaştırma yönetimi uygulanarak tablolar halinde oldukça ayrıntılı ve denetime elverişli rayiç bedeller tespit edildiğinin belirtilmesine karşın denetime elverişli rayiç bedellerin tespit edilemediğini, emsallerin tamamının ... internet sitesindeki satış ilanlarından alındığını, rayiç bedeller ile davalı şirketin 26.11.2018 tarihli ara bilançosunda esas alınan gayrimenkul değerleri arasında 93.087.516,40. TL gibi fahiş bir fark bulunduğunu, mahkemenin bu farkı yok saydığını, mahkemece şirketin Hadımköy'de bulunan taşınmazlarına ilişkin yükümlülüklerinin dikkate alınmadığını, şirketin arsaların eski maliklerine 50.000 m2 konut teslim etme yükümlülüğü bulunduğunu, finansal tablolarda bu yükümlülüklerin ve maliyetlerin yansıtılmadığını, gerekçenin aksine ek bilirkişi raporunda da bu eksikliklerin tamamlanmadığını, ortakların muvafakati olmadan eski kur üzerinden çevrilen ortaklara ait alacakların bilançoyu daha iyi gösterdiğini ve üçüncü kişileri yansıttığını, bu durumda şirketin finansal tablolarının gerçeği yansıtmadığı ve dürüst resim ilkesine aykırı davranıldığının anlaşılacağını, bilirkişinin yerinde inceleme yapmasına karar verilmesine rağmen bu hususta müvekkillerine bir bilgi verilmeyerek eşitlik ilkesine aykırı davranıldığını, HMK'nın 278/3 ve 4.maddelerine göre bu tür işlemlerin icrasında taraflaran hazır bulunabileceğini, bu nedenle yeni bir bilirkişi kurulu atanarak rapor alınması gerektiğini, nitelikli hesap uzmanı hukukçu bilirkişi olarak atanan ...’in uyuşmazlığı incelemek yerinde matbu ifadelerle rapor yazdığını, aynı bilirkişinin atandığı diğer dosyalardan kopyalanan görüşlerin buraya yansıtıldığını, bilirkişinin hesap incelemesi yerine genel olarak genel kurul kararlarının iptali davası hakkındaki hukuki incelemeyi içerdiğini ve kopyala-yapıştır yöntemi ile hazırlanan raporlarda, bilanço ve kar/zarar hesapları hakkında nitelikli bir değerlendirme bulunmadığını, şirketin 28.06.2018 tarihinde yapılan 2017 yılı genel kurulunda alınan kararlardan yönetim kurulu faaliyet raporunun ve bilanço ile kar/zarar tablosunun onaylanmasına ilişkin kararların İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 28.01.2020 tarihli, 2018/906 E. ve 2020/75 K. sayılı kararı ile iptal edildiğini, bu davada da aynı nedenlerin geçerli olmasına rağmen, mahkemece hatalı değerlendirme yapıldığını, kural olarak mahkeme kararlarının kesinleşmeden uygulanması gerektiğinden, 2017 yılı genel kuruluna ilişkin belirtilen mahkeme kararının 2 v 3 nolu kararları iptal etmesi nedeniyle bu kararların şirketçe uygulanması gerektiğini, bu kararların yürütmesinin de durdurulduğunu ve mahkemece bu hususun dikkate alınmadan karar verildiğini, Şirketin 2018 yılı hesaplarına göre 594.526.939 TL zararda olduğunu, bu hali ile şirketin batık olması nedeniyle bu nedenle 26.11.2019 tarihli yönetim kurulu kararı ile TTK’nın 376. maddesine göre, şirketin sahip olduğu sabit değerlerin muhtemel satış değerlerini esas alınarak bir ara bilanço düzenlendiğini ve bilançoda, şirketin durumunun ve özvarlıklarının olduğundan daha olumlu gösterilmesi için gerçeği yansıtmayan değerleme raporları kullanıldığını, alınan raporda usulüne uygun emsal araştırması yapılmayarak sadece “...” internet sitesinden temin edilen emsallerin kullanıldığını, tapuların bulunduğunu yerdeki belediyelerden herhangi bir bilgi alınmadığını, Sermaye Piyasasında Uluslararası Değerleme Standartları Tebliği’nde gayrimenkulün değerinin belirlenmesinde kullanılacak yöntemlere uyulmadığını, bilirkişi raporunda Sermaye Piyasasında Uluslararası Değerleme Standartları Tebliği’ne, gayrimenkul değerleme yöntemlerinin esaslarına ve Türk Hukuk sistemimize aykırı biçimde, gerçekleşmiş satışlara ilişkin hiçbir veriye yer verilmediğini, emsal bilgilerin, bir internet sitesinde alınan, gerçek olup olmadıkları meçhul ve çoğunluğu halen aktif olmayan bir avuç ilandan ibaret olduğunu, raporda resmi senet verilerinin yok sayıldığını, ülkemizde resmi senetlerdeki miktarların düşük yazıldığı gerekçesi ile yapılan bu işlemin hukuka aykırı olduğunu, bu kabulün sicile güven ilkesine aykırı olduğunu, satışın gerçek olup olmadığının bilinemeyeceğini, raporda taşınmaz değerlerine etki eden ve dikkate alınması gereken tüm hususların değerlendirilmediğini, bilirkişilerin ayrıca taşınmazların bulunduğu semtlerin hâlihazır durumuna, yerine, ulaşım olanaklarına, binanın kullanılma amacına, bina yapımında kullanılan malzeme ve işçilik cins ve kalitesine, mahalli malzeme ve işçilik rayiçleri ile nakliyeye tabi malzeme ocak ve fabrika mesafelerine, Bakanlık birim fiyatlarına, civardaki emsal emlak alım-satım rayiçlerine ve günün ekonomik koşulları ile değerlerine olumlu ve olumsuz yönde tesir eden diğer tüm unsurlara bakmadıklarını, şirketin Hadımköy’deki araziler için arsa karşılığı inşaat sözleşmeleri imzalamasına rağmen bunların dikkate alınmadığını, şirketin taşınmazlarının ... projesi dışında kalmasına rağmen bu alanda kaldığı belirtilerek değerlerinin belirlendiğini, Urla ilçesinde bulunan taşınmazların değerinin hatalı şekilde belirlendiğini, Adana ilinde bulunan taşınmazlardan düşen payın taşınmazların değerine göre değil şirketin değerine göre ölçülmesi gerektiğini, raporda tespit edilen rayiç bedellerle şirketin 26.11.2018 tarihli ara bilançosunda esas alınan taşınmaz değerleri arasında 93.087.516,40 TL fark bulunduğunu, bilirkişi raporunda taşınmazların toplam değerinin 1.061.207.133,60 TL olarak belirlendiğini, ara bilançoda ise bu tutarın 1.154.294.650 TL olduğunu, mahkemenin bu farkı yok sayarak bilançonun gerçeği yansıttığının kabul edildiğini, bilirkişilerin değerleme raporları arasındaki farkı değerlendirmediğini, şirket ortaklarına olan 90 milyon USD borcun finansal tablolarda yanlış gösterildiğini, bu borcun 2018 yılına kadar "Ortaklar Cari Hesabında" ABD Doları cinsinden tutulduğunu, ancak 01.06.2018 tarihli bir Yönetim Kurulu kararı ile bu borcun ortak ve alacaklı olan müvekkilinin muvafakati olmaksızın TL'ye çevrildiğini, kur farkı olan toplam 134,4 Milyon TL'nin geçmiş yıl karlarına aktarıldığını, bağımsız denetçinin davalı şirket hakkında "Sınırlı Olumlu Görüş" vermesinin gerekçeleri içerisinde bu hukuka aykırı durumun da yer aldığını, müvekkilinin bu miktarı USD cinsinden tahsil için takip başlattığını itiraz üzerine İstanbul 15.Asliye Ticaret Mahkemesi’nde 2019/201 Esas sayı itirazın iptaline karar verildiğini, bu karara göre müvekkilinin davalı şirketten asıl alacağının 13.005.194,27 USD asıl alacak, 259.480,59 USD işlemiş faiz ve 13.005.194,27 USD takip tarihinden itibaren temerrüt faizi ve icra %20 oranında inkar tazminatı olduğunu, mahkemenin kararında ortaklar yönünden yapılan TL'ye çevirme işleminin bağlayıcı olmadığının tespit edildiğini, müvekkilinin bu durumda 201.845.296,07 TL alacağı bulunmasına rağmen şirket kayıtlarında 28.656.706,45 TL alacak göründüğünü, ... tarafından açılan davada İstanbul 11. ATM’nin 2019/527 E. ve 2022/263 K. sayılı kararında alacak tutarının 12.217.965,82 USD olarak belirlendiğini, şirketin toplamda yaklaşık 25.000.000 USD borcu bulunmasına rağmen daha düşük bir miktarın bulançoda gösterildiğini, Yönetim Kurulu üyelerine TTK'nın 395 ve 396. maddelerde sayılan yetkilerin verilmesine dair beş nolu kararın kısmen iptal edildiğini, kararda ...’ın bu oylamada kendisi için oy kullanamayacağı, ancak diğer yönetim kurulu üyeleri yönünden ...’ın oy hakkının bulunduğuna karar verildiğini, ancak bu kararın davalı şirkette diğer yönetim kurulu üyeleri ... A.Ş. ve ... A.Ş. tarafından da iptali gerektiğini, iptali talep edilen kararın, oydan yoksun olduğu halde oy kullanarak kararın alınmasını mümkün kılan pay sahibi ve yönetim kurulu başkanı ...’ın oyu ile alındığını, TTK'nın TTK’nun 436. maddesine göre ...'ın, yönetim kurulu üyeleri ... A.Ş.’de ve ... A.Ş.’de %70’şer oranında çoğunluk pay sahibi olarak her iki şirkette de yönetim kurulu başkanı olması nedeniyle hakimiyeti altında olan sermaye şirketleri ile şirket arasındaki kişisel nitelikteki iş veya işlemlerde oydan yoksun olduğunu, diğer yönetim kurulu üyelerine 395 ve 396 maddelerinde yer alan izinlerin verilmesi konusunda yapılan oylamaya iştirak ederek oy kullanmasının hatalı olduğunu, ...’ın oyları dikkate alınmaksızın hesap yapıldığında talebin reddedileceğini, nitekim 04.05.2020 tarihli genel kurulunda alınan kararların iptali için açılan İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/364E. sayılı davasında alınan 23.03.2022 tarihli ve 2022/221K. sayılı kararda da ...’ın, diğer yönetim kurulu üyeleri olan tüzel kişilerin çoğunluk payına sahip yönetim kurulu başkanı olması nedeniyle TTK 436/1 maddesine göre oy hakkı bulunmadığına karar verildiğini, alınan kararların yürütmesinin de durdurulması gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne, karar verilmesini istemiştir.Birleşen davada davalı ... vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Bilirkişinin davacıya haber vermeksizin gıyapta tespit yapmasının adil yargılanma ve aleni yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olduğunu, bu duruma itiraz edilmesi üzerine alınan ek raporda da müvekkilinin bilgilendirilmeden inceleme yapıldığını, hangi belgelerin toplandığı ve hangilerinin geldiğine ilişkin bilirkişinin bir tutanak düzenlemediğini, bu durumun HMK'nın 278.maddesi ile Anayasa'nın 36 ve 141.maddelerine aykırı olduğunu, gündemin 2.maddesine ilişkin kararın hatalı olduğunu, faaliyet raporunun şirket mali kayıtları ile denetim raporuna aykırı olması nedeniyle iptali gerektiğini, gündemin 3.maddesiyle alınan kararın iptali gerektiğini, bu kararın incelenmesine esas bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, tabloların dürüst resim ilkesine aykırı düzenlendiğini, ortaklara olan borçların eksik gösterildiğini ve fiktif kayıt oluşturulduğunu, her iki davacı ortağın alacağının daha fazla olduğu ve usulsüz şekilde TL'sına çevrildiğinin mahkeme kararı ile tespit edildiğini, bağımsız denetçinin dahi bu konuda görüş bildirmediğini, Şirketin taşınmazlarına ilişkin değerleme raporlarının dikkate alınmadığını ve denetim raporunda şirket taşınmazlarının değerinin doğru belirlenmediğini, raporlardan bilirkişilerin bu işler için yeterli bilgi ve tecrübeye haiz olmadıklarının anlaşıldığını, rapora yönelik eksiklilere ilişkin itirazlar değerlendirilmeden ek rapor düzenlenmesi ve buna göre karar verilmesinin hatalı olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne, karar verilmesini istemiştir.Asıl ve birleşen davada davalı ... vekili vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davacıların 4 nolu maddeye ilişkin taleplerinin yersiz olduğunu, ...'ın açık kanun hükmü uyarınca kendi ibrasında oy kullanmadığını ve ibra edilmediğini, buna karşın yönetim kurulu üyeleri ayrı ayrı ibra edildiği için ... AŞ. ve ... AŞ'nin ibra edildiğini, yönetim kurulu üyelerinin ibrası hep birlikte “kurul” olarak değil, her bir yönetim kurulu üyesi bakımından münferiden oylandığını, TTK’nın 436/2. maddesinde öngörülen yasağın amacının şirket ile yönetim kurulu arasında menfaat çatışması yaşanmasını önlenmesi olduğunu, ...'ın kendi ibrasında oy kullanmadığını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 12/052014 tarih ve 2014/685 E. ve 2014/8941 K. sayılı içtihadında belirtildiği üzere,“...bir yönetim kurulu üyesi kendisi ile ilgili kararın alınmasında oy hakkından yoksun ise de, bu halde diğer yönetim kurulu üyesi ile ilgili oylamaya katılabilir.” tespitine göre oylamanın geçerli olduğunu, aksi halin ...’ın pay sahipliğinden doğan oy hakkının kanunun amacına aykırı olacak şekilde sınırlandırılmasına sebebiyet vereceğini, ...'ın, kendi ibrasında oy kullanmadığını ve ibra edilmediğini, ancak diğer yönetim kurulu üyeleri bakımından ...’ın ibraya dair oy hakkını kullanmasının TTK'ya uygun olduğunu, genel kurulun sorunsuz bir bilanço ve yıllık raporla faaliyet dönemine ait işlemlerin hesabını veren bir yönetim kurulunu ibra etmesi gerektiğini, ortada somut nedenler yokken ibradan kaçınılması dürüstlük kurallarına aykırı olacağını, toplanan delillerden ve mali tablolardan şirketin yasalara uygun yönetildiğinin belirlendiğini, Davacıların gündemin 5 nolu maddesi ile alınan kararın iptaline ilişkin iddialarının yerinde olmadığını, TTK'nın 395 ve 396.maddelerine göre yönetim kurulu üyelerine şirket konusu işlerle iştigal etme izni verilmesi hususunun, bugüne kadar ... Şirketler Topluluğunda davacıların da içinde yer aldığı ve tüm pay sahiplerinin olumlu oyuyla karara bağlanan rutin bir genel kurul gündemi olduğunu, bu şekilde aile şirketi olarak idare edilen şirketin yöneticilerinin birden fazla grup şirketinde görev alabilmesine olanak sağlandığını, ancak davalıların dürüstlük ilkesine aykırı şekilde bu kararın da iptalini istediğini, yönetim kurulu üyelerine anılan madde kapsamında verilen izinlerin hiçbir zaman topluluk dışı şirketlerde faaliyet izni olarak verilmediğini, davacıların yönetiminde olduğu şirketlerin keyfi ve hukuka aykırı yönetilmesine rağmen sürekli şekilde iptal davaları açıldığını, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine, karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Asıl ve birleşen dava, davalı şirketin 30.04.2019 tarihinde yapılan, 2018 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan 3, 4 ve 5 nolu kararların iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda asıl ve birleşen davanın kısmen kabulü ile davacıların, bilançonun tasdikine ilişkin 3 nolu maddeye ilişkin taleplerinin reddine, 4 nolu karar ile alınan yönetim kurulu üyelerinin ibrası kararının iptaline, 5 nolu maddede alınan yönetim kurulu üyelerine TTK'nın 395 ve 396.maddesindeki iznin verilmesine ilişkin maddenin yönetim kurulu üyesi ... AŞ ile ... AŞ yönünden reddine, yönetim kurulu üyesi ... yönünden 5 nolu maddenin iptaline, birleşen davada ayrıca dava konusu edilen finansal tablolara ilişkin 2 nolu gündem maddesinin iptali isteminin reddine karar verilmiş; bu karara karşı, asıl ve birleşen davada davalı şirket vekili ile asıl ve birleşen davalarda davacıların vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Dosya içerisinde bulunan şirketin sicil kaydına göre davalı şirketin ... Caddesi Şişli adresinde yerleştiği ve mahkemenin yetkili olduğu anlaşılmıştır. Davanın açılmasından sonra tedbir talep edildiğinden mahkemece TTK'nın 449.maddesi uyarınca yönetim kurulu üyelerinden görüş talep etmiş ve sunulan 23.12.2019 tarihli yönetim kurulu üyelerinin görüşleri dosyaya sunulmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, asıl ve birleşen davada 3 nolu gündem maddesi ile birleşen davadaki 2 nolu gündem maddesine ilişkin talebin reddine, 4 nolu gündeme ilişkin talebin kabulüne, 5 nolu gündeme ilişkin talebin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dosyadaki belgeler ve tarafların açıklamalarına göre, davacı şirketin ... Şirketler Topluluğu bünyesindeki şirketlerden birisi olduğu ve aile şirketi niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Benzer ortaklık yapısı bulunan ... AŞ'ne ilişkin 29.04.2019 tarihli genel kurul kararının iptali davasında ilk derece mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusu incelenmiş ve reddedilmiştir. Tarafların temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 11. HD'nin 2025/3380 Esas - 2026/414 Karar sayılı ilamında genel kurulun 4 ve 5.maddesindeki oylamalara ilişkin tespitlerde bulunulmuştur. Buna göre buna göre yönetim kurulu üyelerinin bir birinin ibrasında oy kullanmalarının sonuçları belirlenmiş ve ...'ın kendi ibrasında oy kullanmamasına rağmen, diğer yönetim kurulu üyelerinin ibrasında oy kullanması nedeniyle, ortakların kap sayısı dikkate alınarak yokluk halinin oluşup oluşmayacağının mahkemece değerlendirilmeden karar verilmesi hatalıdır. Mahkemece uyuşmazlığın esasına ilişkin bu delillerin eksik toplanarak karar vermesi nedeniyle HMK'nın 353/1.a.6 maddesine göre ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmadır.Diğer yandan gündemin 5.maddesi ile yönetim kurulu üyelerine TTK'nnı 395 ve 396.maddesindeki işlerin yapılmasına izin verilmesi hususu görüşülerek oylanmıştır. Anılan maddede TTK'nın 436.maddesindeki sınırlamalara dikkate edilmeden alınmıştır. Mahkemece yapılan inceleme sonucu 5 nolu gündem maddesi ... yönünden iptal edilmiş, diğer yönetim kurulu üyeleri ... AŞ yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir. Yukarıda Yargıtay 11 HD'nin 2025/3380 Esas sayılı ilamında belirtildiği üzere, yönetici ortak ...'ın diğer yönetim kurulu üyelerinin hâkim ortağı ve yönetim kurulu başkanı olduğu belirtilerek, diğer iki yönetici bakımından da oydan yoksun olduğu ileri sürülmüştür. Bu nedenle genel kurul tarihi olan 30.04.2019 tarihi itibariyle ...'ın anılan şirketlerin hakim hissedarı olup olmadığının araştırılarak, hakim hissedar olması halinde TTK'nın 436/1.maddesi gereğince, bu şirketlere izin verilmesine ilişkin oylamada da oydan yoksun olduğu kabul edilerek, bu ilamda tespit edilen iptal ve yokluğa ilişkin değerlendirmeler yapılarak bir karar verilmesi gerekmektedir. Oysa mahkemece bu konuda bir araştırma yapılmamış, delil toplanmamış ve bu husus değerlendirilmemiştir. Belirtilen bu nedenlerle uyuşmazlığın çözümüne etki edecek önemli deliller toplanıp değerlendirilmeden karar verildiğinden, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yukarıdaki açıklamalar ışığında yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına,
2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
3-Taraflarca yatırılan istinaf peşin karar harçlarının, talepleri hâlinde, ilk derece mahkemesince yatırana iadesine,
4-Kaldırılan ilk derece mahkemesi kararının icrasıyla ilgili olarak İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine,
5-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, yeniden verilecek hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 08.07.2026
KANUN YOLU:HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca karar kesindir.