Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1755 E. 2026/1319 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/1755
Karar No
2026/1319
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2022/1755

KARAR NO:2026/1319

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:12/05/2022

NUMARASI:2021/367 E. - 2022/342 K.

DAVANIN KONUSU:Genel Kurul Kararlarının Yok Hükmünde Olduğunun Tespiti

BİRLEŞEN İST.5.ATM 2021/693 ESAS, 2021/788 KARAR SAYILI DOSYASI

BİRLEŞEN DAVADA

BİRLEŞEN DAVADA

DAVANIN KONUSU:Genel Kurul Kararlarının Yok Hükmünde Olduğunun Tespiti

Taraflar arasındaki genel krurul kararlarının yok hükmünde olduğunun tespiti talepli asıl ve birleşen davanın ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl ve birleşen davanın kabulüne dair verilen karara karşı, feri müdahiller vekili ve davalı şirket kayyımı ... tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

Asıl davada davacı vekili, asıl dava dilekçesinde özetle;müvekkili ...'in 30/04/2014 tarihinde beyin kanaması geçirdiğini, bunun sonucu felç olduğunu, hareket ve bilinç kaybı düzeyinin %100 olduğunu, göbekten beslendiğini, yaşam destek ünitesine bağlı yaşadığını, davalı .... Şti.'ni 2006 yılında kurduğunu, hisselerinin %99'unun müvekkiline ait olduğunu, şirketin müdür ve sahibi iken felç geçirdiğini, bunun üzerine davacının vasisi ...'in, müvekkilinin %99 hissesinin bulunduğu davalı şirkete ait sicil kayıtlarının incelenmesinin istediğini, yapılan inceleme sonucunda dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarının işlendiğinin öğrenildiğini, kısıtlının abisi ... ve yeğeni olan ...'in müvekkili ... imzalamış gibi ortaklar kurul karar defterini imzaladığını, sahte genel kurul kararı düzenlediğini, sahte olarak düzenlenen genel kurul kararının noterden onaylatıldığını, sahte genel kurul kararı ile ...'na başvuru yapıldığını ve alınan şirket kararlarının tescil ve ilan ettirdiklerini, müvekkilinin imza atmasının mümkün olmadığını, ancak ...'in şirkete müdür olmasını sağlayacak şirketi temsil etmek üzere imza sirküleri düzenlediğini, müvekkili adına sahte imza ile ...'in kendisini müdür tayin ettiğini, aynı şeklide sanki müvekkili imza atmış gibi imza attığını ve oğlu ...'i müdür yaptığını, ... ve ...'in sahte imzalar ile şirkete müdür olduğunu, 17 karar nolu ve 15/12/2014 tarihli toplantıya katılanların ... ve ... olduğunu, Bakırköy ...Noterliğince onaylanan 17/12/2014 tarihli ... yevmiye numaralı 17 nolu toplantı tutanağı üzerindeki imzaların müvekkiline ait olmadığını, ... ve babası ...'in hazırladıkları sahte genel kurul kararlarını, imza sirküleri çıkarmak için kullandıklarını, ... ve ... sahte karar defterini kullandığını ve geçersiz imza sirküleri düzenlediklerini, GOP ....Noterliğinin 23/12/2014 tarihli, ... yevmiye numaralı imza sirkülerini çıkardıklarını ancak bu imza sirküsünde bulunan imzaların müvekkiline ait olmadığını, müvekkilinin sahibi olduğu şirket adına 17/08/2015 tarihinde genel kurul toplantısı yapıldığını, toplantı tutanağında ... adına olan imzanın müvekkiline ait olmadığını, ...'in 17/08/2015 tarihli sahte genel kurul kararını kullanarak GOP ...Noterliğinden 11/09/2015 tarih, ... yevmiye numaralı imza sirküleri çıkardığını, müvekkilinin sahibi olduğu şirketten davalı şirketin sahte müdürlerinin haksız kazanç elde ettiklerini, elde ettikleri haksız kazanç ile ev kadını ... (müdür ...'in karısı) adına çok değerli gayrimenkuller aldıklarını, hiçbir geliri olmayan ev hanımı olan ...'in 3 yıl içerisinde 6 ile 7 milyon TL arasında gayrimenkul sahibi olduğunu, ... ve ...'in davalı şirkette bulunan boya malzemeleri ve şirketin ... ana bayii olmasından faydalandıklarını ve kendilerine ... AŞ isimli şirket kurduklarını, kurdukları ... ... AŞ ile müvekkilinin sahibi olduğu davalı şirketin ... ana bayiliği yetkilini kullandıklarını, sattıkları her malı ... ... AŞ ismiyle sattıklarını, ... genel merkezinden gelen ikramiyeleri uhdelerine geçirdiklerini, dava konusu ortaklar kurul kararlarındaki imzaların davacı kısıtlıya ait olmadığını ileri sürerek, sahte olarak alınan 15/12/2014 tarihli, 17 numaralı, 27/01/2015 tarihli, 18 numaralı, 17/02/2015 tarihli, 19 numaralı ve 17/08/2015 tarihli, 20 numaralı ortaklar kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun tespitine, ... ve ... tarafından sahte ortaklar kurulu kararı kullanılarak davalı şirket müdürlüklerinin oluşturulması sebebiyle bu kişiler hakkında suç duyurusunda bulunulmasına, adı geçen müdürler hakkında tazminat davası açıldığı, menfaat çatışması oluştuğu,şirketin %99 hisse sahibinin davacı kısıtlı olması nedeniyle şirkete davacının kayın biraderi ...'ın dava sonuçlanıncaya kadar kayyım atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı şirkete, dava dilekçesinin tebliğ edildiği, davalı yanca davaya cevap dilekçesi sunulmadığı görülmüştür. Feri Müdahiller ... ve ... vekili müdahale dilekçesinde; İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/786 Esas sayılı dosyası sebebiyle derdestlik itirazları bulunduğunu davacının vasisinin davacı felç geçirdiğinden beri vasisi olduğunu, müvekkillerini hali hazırda şirket müdürü olarak tayin eden imzalı kararları vasisinin getirdiğini, müvekkillerini müdür olarak atayanın davacı vasisi ve eşi olduğunu, yapılan bütün işlemleri başından itibaren bildiğini, müvekkilinin bizzat müdür olmasını davacı vasisinin kendisinin istediğini, hiçbir işlemden haberi yokmuşcasına ve yaklaşık 7 yıl sonra açılan davanın tamamen kötüniyetli olduğunu, yıllar sonra dava açılmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, müvekkillerinin kesinlikle kısıtlının imzasını taklit etmediğini, davacı vasisi ...'in şirketi yönetmenin sorumluluğundan ve şirketin içinde bulunduğu kötü durum sebebiyle kendisi ve davacı vekili birlikte müvekkiline giderek ve öncesinde imzalı bir şekilde hazırlanmış olarak müvekkiline müdür yetkisi verilen kararı getirdiğini, müvekkilinin de kardeşinin ve kardeşinin ailesinin mağdur olmaması için ve kendisi de senelerce ticaret hayatının içinde olduğundan davalı şirketin işlerini yönetmeyi kabul ettiğini, seneler sonra bu durumun öğrenildiği iddiasının, tespit yapılması ve kayyım atanması isteminşn tamamen haksız ve kötü niyetli olduğunu, müvekkillerinin kısıtlının felç geçirdiği zaman bütün bakım ve masraflarını üstlendiğini, davalının organsız kalmadığını, müvekkillerinin müdür olduğunu, kayyım tedbirinin de yersiz olduğunu savunarak, davanın reddini ve davaya müdahil olarak kabul edilmelerini talep etmiştir.Birleşen davada davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının vasisi olduğu kısıtlı ...'in 30/08/2014 tarihinde beyin kanaması geçirerek felç olduğunu, bitkisel hayatta yaşamını devam ettirdiğini, kısıtlı ...'in %99, davacının %1 hisse ile davalı şirkete ortak olduğunu, ortak olduğu şirketin ticaret sicil kayıtlarını incelemek için 27/07/2020 tarihinde İstanbul Ticaret Odasına başvuru yaptıklarını, kısıtlının abisi olan ... ve yeğeni olan ...'in kısıtlı imzalamış gibi ortaklar kurul karar defterini imzalayarak sahte genel kurul kararı düzenlendiklerini, aynı genel kurul kararında davacı adına atılan imzaların da sahte olduğunu, alınan sahte genel kurul kararlarını İstanbul Ticaret Odasına başvuru yaparak tescil ve ilan ettirdiklerini, yine davalıların kendilerini şirketi temsil etmek üzere imza sirküleri düzenlettirdiklerini, davalıların şirketin yönetimini ele geçirdiklerini ve milyonlarca gelir elde ettiklerini, davacının vasisi olduğu kısıtlı ... lehine İstanbul 5.ATM'nin 2021/367 Esas sayılı dosyası ile dava açtıklarını, dava konusu ortaklar kurul kararlarındaki imzanın davacıya ve kısıtlıya ait olmadığını, bu sebeple kararların yok hükmünde olduğunu ileri sürerek, davalı şirketin 15/12/2014 tarihli, 17 numaralı, 27/01/2015 tarihli, 18 numaralı, 17/02/2015 tarihli, 19 numaralı ve 17/08/2015 tarihli, 29 numaralı ortaklar kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun tespitine ve dosyanın 021/367 Esas sayılı dosya ile birleştirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Birleşen davada da avlı, davaya cevap vermemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;"...Mahkememizin 2021/693 Esas Sayılı dosyası ile 2021/367 Esas sayılı dosyası arasında hukuki ve fiili irtibat nedeniyle Mahkememizin 2021/693 Esas sayılı dosyasının Mahkememizin 2021/367 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine, yargılamaya daha ileri aşamada bulunan Mahkememizin 2021/367 E.sayılı dosyası üzeriden devam olunmasına karar verilmiştir.Asıl ve birleşen davada davacılar davalı ... Şti'nin 15/12/2014 tarihli 17 nolu , 27/01/2015 tarihli 18 numaralı, 17/02/2015 tarihli 19 nolu, 17/08/2015 tarihli 20 nolu ortaklar kurulu kararının şirkette %99 hisseye sahip ...'in bu kararların alındığı tarihte kısıtlı olduğu ve imza atma ehliyetinin bulunmadığı, yine %1 hisseye sahip ...'in bu kararların altındaki imzalarının sahte olması sebebi ile yok hükmünde olduğunun tespitini talep etmiştir. Adli Tıp Kurumundan alınan 11/10/2021 tarihli raporda; "...15/12/2014, 27/01/2015, 17/02/2015, 17/08/2015 tarihleri itibari ile hareket ve imza kabiliyetinin ayrıca bu tarihlerde hukuki işlem ehliyetinin bulunup bulunmadığı sorulan ... oğlu, 1968 doğumlu davacı kısıtlı ...’in Kurulumuzca 15/03/2021 tarihinde yapılan muayenesi sonucunda elde edilen bilgi ve bulguların yorumlanmasından; fiil ehliyetini müessir ve kişide şuur ve harekat serbestisi ile olayları kavrayıp onlardan sağlıklı sonuçlara varabilme yeteneğini ortadan kaldıracak mahiyet ve derecede olan "Organik Mental Bozukluk" saptandığı, tıbbi belgelerin incelenmesinde ilk işlem tarihi olan 15/12/2014’ten yaklaşık 3 ay önce ... Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin 31/08/2014- 05/09/2014 tarihli epikrizinde ilk defa “Ensefalopati, Beyin ödemi, Ön duvar akut transmural miyokardiyal enfarktüsü, Göğüs ağrısı” teşhisleri konduğu, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nın 13/05/2015 tarihli, ... rapor nolu sağlık kurulu raporunda “beyin hasarı ve disfonksiyonuna ve fiziksel hastalığa bağlı mental bozukluk teşhisi konduğu, hipoksik ensefalopati tanısı ile trakeostomi ve peg açılarak yoğun bakımda takip edilmiş olduğu, eski işlevselliğine dönemediği, öz bakımını yapamadığı, kendi ihtiyaçlarını karşılayamadığı, dış uyaranlara yanıt vermediği, kooperasyon kurulamadığı, vasi atanmasının uygun olduğu, mahkemece dinlenmesinde yarar olmadığı”nın belirtildiği, kişinin musab olduğu Organik Mental Bozukluğunun klinik özellikleri dikkate alındığında işlem tarihlerinde de mevcut olduğu tıbbi kanaatine varıldığı, bu duruma göre; ...’in 15/12/2014, 27/01/2015, 17/02/2015 ve 17/08/2015 tarihlerinde fiil ehliyetine haiz olmadığı ..."bildirilmiştir.Adli Tıp Kurumundan alınan rapordan da anlaşılacağı üzere kısıtlı ...'in iptali istenen ortaklar kurulu kararlarının alındığı tarihlerde imza atma kabiliyetine sahip olmadığı, hukuki ve fiili ehliyeti bulunmamaktadır.Davalı ... Şti'nin ticaret sicil özetinin yapılan incelemesinde; davalı şirketin 04/10/2006 tarihinde kurulduğu, kuruluş sermayesinin 100.000-TL olduğu 90 paya karşılık 90.000TL nin kısıtlı ...e, 10 paya karşılık 10.000-TL nin ...'e ait olduğu, 11/04/2008 tarihli hisse devirleri ile şirket sermayesini 99.000-TL 'ye karşılık gelen %99 'nun ..., 1.000-TL 'sine karşılık gelen %1'nin ...'e ait olduğu, ...'in 10 yıl süre ile şirkete müdür olarak atandığı görülmüştür.GOP 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2014/1880 Esas 2015/11121 sayılı 27/05/2015 tarihli kararı ile ...'in kısıtlılık altına alınmasına, kendisine ...'in vasi olarak atanmasına karar verilmiştir.14/10/2021 tarihli Celsede; Vasi ile kısıtlı arasında açılan dava sebebi ile menfaat çıkar çatışması bulunması sebebi ile kısıtlıyı temsil etmek üzere temsilci atanması konusunda davacıya süre verilmiş isede; GOP 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 27/08/2020 tarihli celsesinde; vasi ...'e kısıtlı adına ve kısıtlının menfaatlerinin korunması amacıyla dava açması ve icra takibi yapması açısından izin ve yetki verildiği anlaşıldığından mahkememizce bu ara karardan rücu edilmiştir.GOP ..Noterliğinin 26 Ocak 2015 tarihli ... yevmiye nolu Limited Şirket Pay Devri sözleşmesi ile davalı şirket hissedarı ...'in şirketteki %1 'lik payını ...'e devir ettiği, noterlik sözleşmesinin sahte olduğunun davacı ... tarafından iddia edilmediği görülmüştür. 6102 sayılı TTK' nın 595. maddesi gereğince, şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse, esas sermaye payının devri için, ortaklar genel kurulunun onayının şart olduğu ve devrin bu onayla geçerli olduğu, birleşen dosya davacısı şirket hissesini noter sözleşmesi ile devretmiş ise de, devrin davalı şirkete karşı sonuç doğurabilmesi için bu hususta geçerli bir genel kurul kararı alınması gerekmektedir. Somut olayda, dava konusu 27/01/2015 tarih 18 nolu ortaklar kurulu kararında ...in hissesini GOP ... Noterliğinin 26/01/2015 tarih ve ... sayılı hisse devir ve temlik sözleşmesi ile ...'e devir ederek ortaklıktan ayrıldığı, bu devrin kabulüne ve delil hususunun şirket pay defterine işlenmesine dair karar oluşturulduğu, kararın altında kısıtlı ..., ... ve ...'in imzalarının bulunduğu, 15/12/2014 tarihli 17 nolu karar ile şirket merkez adresinin nakledilmesine, şirket müdürlüğüne şirket dışından 10 yıllığına ...'in atanmasına karar verildiği, kararın altında ..., ...'in imzalarının bulunduğu, 17/02/2015 tarihli 19 nolu karar ile şirketin ana sözleşmesinin 3. Maddesinin tadil edilmesinin kararlaştırıldığı, karar altında ... ve ...'in imzasının bulunduğu, 17/08/2015 tarihli 20 nolu karar ile şirkete 10 yıllığına ...'in müdür olarak atanmasına karar verildiği, kararın ... ve ... tarafından imzalandığı görülmüştür. Dava konusu edilen 17-18-19-20 nolu bu karaların altında imzası bulunan %99 pay ile şirket ortağı ...'in bu tarih itibari ile imza atacak durumda olmadığı, fiil ehliyetine sahip olmadığı ATK raporu ile belirlendiğinden ...'e atfen atılı imzanın ...'e ait olmadığı, dava konusu genel kurul toplantısına katılmadığı, %99 pay sahibi ...'in katılmadığı, Genel Kurulda alınan kararlardaki oy nisabınında sağlanamadığı, ...'in katılmadığı Genel Kurulunda alınan kararların yok hükmünde olduğu, yine bu kapsamda, yok hükmündeki bir işlemin yokluğunun ileri sürülmesinin MK.2.maddesine aykırılık teşkil edip etmeyeceği konusu üzerinde de durmak gerektiği, "Yokluk, hukuki işlemenin kurucu unsurlarının veya kanunen kurucu unsur olarak kabul edilen diğer olguların gerçekleşmemesi halinde söz konusudur. Yoklukla kesin geçersizlik arasında ayrımın gereksiz olduğu veya yokluk hallerinin geçersizlik başlığı altında inceleyenler bulunmakla birlikte bu ayrımın temelde farklılık yaratmadığı ifade edilmektedir. Gerçekten de ortak nokta olarak yoklukla kesin hükümsüzlük, herkes tarafından her zaman ileri sürülür ve hakim tarafından kendiliğinden dikkate alınır. Hatta yokluğu tespit eden mahkeme kararı, geçersizliğe benzer şekilde, taraf olmasa da herkes için bağlayıcıdır. Ancak bir hukuki işlemin geçersizliğinden bahsedebilmemiz için öncelikle işlemin hukuk dünyasında var olması gerekir. Yok olan bir hukuki işlemin geçerliliği veya geçersizliğinden bahsedilemez. Başka bir ifadeyle geçersizlik veya geçerlilik, ancak hukuki işlem kurulduktan sonra meydana gelebilir. Yoklukta, işlemin hüküm ve sonuçlarının doğması için aranan hukuki olguların eksik olmasını ifade ettiğinden, doğmayan bir geçersizlik halidir. Tüm geçersizlik halleri gibi, hüküm ve sonuçlar kurulmama sebebi ile doğmadığından işlem yürürlükte değildir. Her iki tarafın da bir bağlılığı yoktur. Ancak yoklukla geçersizlik arasında, hukuki sonuçları yönünden aşağıdaki farklılıklar söz konusudur: Geçersiz bir hukuki işlemin sonradan düzeltilmesi veya talili söz konusu olabilir. Yok bir işlem var olmadığından, düzeltilmesi veya talili söz konusu olamaz. Dürüstlük kuralına aykırılık sebebiyle hakkın kötüye kullanılması yasağı geçersizlikte uygulama alanı bulurken, yokluk durumunda uygulama alanı bulmaz. Geçersiz bir işlemin geçersizliğinin ileri sürülmesi dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ediyorsa, geçersizlik düzeltilerek aynen ifaya esas hukuki işlem olarak geçerli kabul edilmesi söz konusu olabilir" (Prof.Dr.O...., BORÇLAR HUKUKU GENEL HÜKÜMLER, 1.cilt İstanbul 2012 s.94-95). yok hükmündeki bir işleme sonradan icazet verilmesi mümkün olmadığı gibi, davacı ...'in kısıtlı olması kısıtlının menfaatlerinin korunması gerektiği durumlarda yokluğun ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırılık olarak değerlendirilemeyeceği, dürüstlük kuralının yok hükmündeki bir işleme geçerlilik kazandıramayacağı anlaşıldığından dava konusu edilen 17-18-19-20 nolu genel kurulda alınan kararların yok hükmünde olduğu sonucuna varılmıştır.Birleşen dava davacısı ... hissesini Noter Sözleşmesi ile ...'e devretmiş isede 6102 sayılı TTK nun 595. Maddesi uyarınca; geçerli bir Ortaklar Genel Kurul Onay kararı bulunmadığından ...'in hissesini devir etmesi şirkete karşı sonuç doğurmayacağından ...'in %1'lik hisse ortağı olarak şirkette pay sahibi olduğu bu davayı açmakta hukuki menfaati bulunduğu ve aktif husumet ehliyetine sahip olduğu sonucuna varılmıştır.HMK nun 303 Maddesinde bir davaya ait şekli anlamda kesinleşmiş olan hükmün diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerektiği düzenleme konusu yapılmıştır. Davacı Mahkememizde yargılaması yapılan 2020/786 e sayılı dosyada; davalı şirket ... Şti yanında; ..., ..., ..., ... şirketi aleyhine de dava açmış, bu davada ... ve ...'in müdürlüğünün yokluğunun tespiti ile tazminat talebinde bulunmuş olduğundan HMK nun 303 maddesi anlamında 2020/786 Esas sayılı dosyasında verilen hükmün kesin hüküm oluşturmadığı sonucuna varılarak davalı şirketin bu yöne ilişkin itirazlarının reddine karar verilmiştir. Tüm dosya kapsamı ve delillerin değerlendirilmesi sonucunda; Asıl ve birleşen davada davanın kabulüne, davalı şirketin 15/12/2014 tarihli 17 nolu 27/01/2015 tarihli 18 nolu , 17/02/2015 tarihli 19 nolu ve 17/08/2015 tarihli 20 nolu kararların altında imzası bulunan ...'in bu kararların alındığı tarih itibari ile fiili ehliyetine sahip olmadığı, imza atacak yeterliliğinin bulunmadığı, davacı kısıtlı ...'in genel kurul toplantılarına katılmasının mümkün olmadığı, ...'in kısıtlı olduğu, kısıtlının hukuki menfaatlerinin korunması gerektiği, bu sebeple alınan kararlara uzun süre sessiz kalınmasının MK. 2. Maddesindeki dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etmeyeceği, dürüstlük kuralının yok hükmünde olan işleme geçerlilik kazandıramayacağı anlaşıldığından; davalı şirketin 15/12/2014 tarihli 17 nolu 27/01/2015 tarihli 18 nolu , 17/02/2015 tarihli 19 nolu ve 17/08/2015 tarihli 20 nolu kararların yok hükmünde olduğunun tespitine, davalı şirkete münferit imza ile şirket müdürü olarak tüm yetkileri kullanmak üzere yönetim kayyımı olarak 18/03/2021 tarihinde tedbiren ... atanmış isede; davacının kayyumun değiştirilmesi talebinin kabulü ile ...'ın yönetim kayyumluğu yetkisinin ve münferit imza yetkisinin kaldırılmasına, yerine münferit imza yetkisi ile şirketi temsil etmek üzere yönetim kayyumu olarak tedbiren mali müşavir ...'in atanmasına, yönetim kayyumuna aylık 6.000-TL ücret takdirine, 3 aylık toplam 18.000-TL kayyum ücretinin peşin olarak davacı tarafından Kayyuma ödenmek üzere mahkeme veznesine yatırılmasına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle, asıl davada davanın kabulüne, davalı şirketin 15/12/2014 tarihli, 17 nolu, 27/01/2015 tarihli 18 nolu, 17/02/2015 tarihli, 19 nolu ve 17/08/2015 tarihli, 20 nolu kararlarının yok hükmünde olduğunun tespitine, davalı şirkete münferit imza ile şirket müdürü olarak tüm yetkileri kullanmak üzere yönetim kayyımı olarak atanan ...'ın yönetim kayyumluğu yetkisinin ve münferit imza yetkisinin kaldırılmasına, yerine münferit imza yetkisi ile şirketi temsil etmek üzere yönetim kayyumu olarak tedbiren mali müşavir ...'in atanmasına, yönetim kayyumuna aylık 6.000 TL ücret takdirine, 3 aylık toplam 18.000 TL kayyum ücretinin peşin olarak davacı tarafından Kayyuma ödenmek üzere mahkeme veznesine yatırılmasına, ...'in şirkete münferit imza yetkisi ile şirketi temsil etmek üzere yönetim kayyumu olarak atandığının Ticaret Sicil Memurluğunda tescil ve ilanına, birleşen davada davanın kabulüne karar verilmiştir.Bu karara karşı, feri müdahiller vekili ve davalı kayyımı ... tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Feri Müdahiller vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkeme kararı ve karar gerekçelerinin hakka, hukuka, gerçeğe, dosya ve mevcut delil durumuna, usul ve yasalara aykırı olduğunu, dava konusu tüm ortaklar kurul kararlarını hazırlayan, getiren, bu kararlara göre müvekkillerini şirket müdürü olarak seçen ve seçilmesini isteyenin kısıtlının eşi ve vasisi olan ... olduğunu, asıl davacı vasisi ve birleşen davacı ...'i vasi olarak atandığı Gazioamanpaşa 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/1880 Esas sayılı dosyasının 28.09.2020 tarihli duruşmasında ''Vasiden soruldu: 2014 yılında eşim rahatsızlandı. Kısıtlandıktan sonra eşim adına kayıtlı şirketi kardeşi ... işletmeye ve yönetmeye devam etti, yaklaşık 4-5 ay önceye kadar da bana elden yaklaşık 10,000 TL kadar ödemeyi yapmaktaydı, ancak ödemeleri kesti ve para olmadığını söyledi, ben gelen 10.000 TL kadar ödemeyi kısıtlının bakımı ve ihtiyaçları için harcamaktaydım ki kendisine evde dönüşümlü olarak iki bakıcı bakmaktadır ve haftada bir iki kere de fizik tedavi uzmanı eve gelmektedir, eşimin ağabeyi ... ödemeyi yapmadığı için ben kendi ailemden yardım istedim, kardeşimin yardımı ile ihtiyaçları gidermekteyim, şimdiye kadar mahkemeye tarafıma yapılan ödemeye ilişkin bilgi vermememin sebebi de eşimin iyileşeceğini düşünmem ve psikolojik olarak mahkemeye bilgi vermeyi düşünecek durumda olmamamdır, yoksa herhangi bir art niyetim bulunmamaktadır. Eşimin ağabeyi bana para ödemeyi kesince bende avukatıma gidip durumu anlattım, avukatım ticaret odasından şirkete ait bilgi ve belgeleri istediğinde sahte imzalar atıldığını, şirketin faal durumda olduğunu ve yüksek meblağlarda gelir elde ettiğini öğrendim ve sonrasında da mahkemeye başvurmak için avukatımla görüştüm. '' şeklinde beyanda bulunduğunu, yani 2014 yılında eşi rahatsızlanan, 2015'de vasi olarak atanan, kısıtlının %99, kendisinin %1 davalı şirkette hissedar olduğu, bu hissesini 26.01.2015 tarih ve ... yevmiye sayılı hisse devir sözleşmesi ile ...’e devreden, dava konusu kararları bizzat düzenleyen ...'in tüm her şeyden 20.07.2020'de haberdar olduğunun gerçeği yansıtmadığını, iyiniyetli olmadığını, vasi olarak şirketle ilgili vesayet makamına bilgi de vermediğini, vasinin her şeyden haberdar olduğunu, vasilik için dava dosyası masraflarının müvekkillerinin müdür olduğu davalı şirketten ödendiğini, vasinin kullandığı şirket aracının satışının yapıldığını, tüm her şeyden haberdar olan vasinin asıl ve birleşen davayı açmasının hiç bir şeyden haberdar olmadığını ileri sürmesinin hayatın olağan akışına ve dürüstlük, iyiniyete aykırı olduğunu, davacının uzun bir süre sustuktan/sessiz kaldıktan sonra bu işlemin geçersizliği ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanımı olacağını, Yargıtay kararlarında dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanımının yardımı ile yok hükmünü/geçersizliklerin bertaraf edildiğini, birleşen davada aynı zamanda davacı olan ...'in aktif husumet ehliyeti bulunmadığını,birleşen davacının (%1'lik şirket payını müvekkili feri müdahil ...'e Gaziosmanpaşa ... Noterliğinin 26.01.2015 tarihli ve ... yevmiye sayılı ''Limited Şirket Pay Devri Sözleşmesi'' ile devrettiğini, dava konusu 27.01.2015 tarihli, 18 sayılı ortaklar kurul kararı ile devrin şirket pay defterine işlenmesine ve ayrılan ortak ...'in müdürlük görevinin sona erdiğine karar verildiğini, birleşen davacının pay devri sözleşmesinin sahteliğini de iddia etmediğini,davacının vesayet dosyasındaki 28.09.2020 tarihli duruşmasındaki beyanında ''2014 yılında eşim rahatsızlandı. Kısıtlandıktan sonra eşim adına kayıtlı şirketi kardeşi ... işletmeye ve yönetmeye devam etti, yaklaşık 4-5 ay önceye kadar da bana elden yaklaşık 10,000 TL kadar ödemeyi yapmaktaydı'' şeklindeki beyanından da anlaşılacağı üzere, şirketin eşi adına kayıtlı olduğunu, yani kendisinin şirkette herhangi bir hissesinin bulunmadığı ve ayrıca kısıtlılık tarihinden (2015 yılından) itibaren şirketi, kısıtlının kardeşi ...'in işletmeye ve yönetmeye devam ettiğini belirttiğini, bu halde mahkemenin geçerli bir ortaklar kurul kararı olmadığından bahisle aktif husumeti kabul etmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemenin, 2020/786 Esas sayılı dosyada davacı ... vasisi ... tarafından yapılan feragatin HMK'nın 303. maddesi anlamında kesin hüküm oluşturmayacağına ilişkin gerekçesinin de tamamen usul ve yasalara aykırı olduğunu, o dava aynı kararların yokluğunun tespiti talebinden feragat edildiğini, bu feragatin eldeki davada kesin hüküm olduğunu, kısa kararla, gerekçeli kararın birbirinden farklı olduğunu, 12.05.2022 tarihli duruşmadaki kıs kararda ''Davalı şirkete münferit imza ile şirket müdürü olarak yetkileri kullanmak üzere yönetim kayyımı olarak atanan ... ın yönetim kayyumluğu yetkisinin ve münferit imza yetkisinin kaldırılmasına, yerine münferit imza yetkisi ile şirketi temsil etmek üzere yönetim kayyumu olarak mali müşavir ...’in atanmasına, yönetim kayyumuna aylık 6.000.-TL ücret takdirine, 3 aylık toplam 18.000.-TL kayyım ücretinin peşin olarak davacı tarafından Kayyuma ödenmek üzere mahkeme veznesine yatırılmasına'' denildiğini, ancak gerekçeli kararda ''Davalı şirkete münferit imza ile şirket müdürü olarak yetkileri kullanmak üzere yönetim kayyımı olarak atanan ...’ ın yönetim kayyumluğu yetkisinin ve münferit imza yetkisinin kaldırılmasına, yerine münferit imza yetkisi ile şirketi temsil etmek üzere yönetim kayyumu olarak tedbiren mali müşavir ...’in atanmasına, yönetim kayyumuna aylık 6.000.-TL ücret takdirine, 3 aylık toplam 18.000.-TL kayyım ücretinin peşin olarak davacı tarafından Kayyuma ödenmek üzere mahkeme veznesine yatırılmasına.'' denildiğini ve kısa karar ile gerekçeli kararın birbirinden farklı olduğunu, hükmün bu nedenle de kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Asıl ve birleşen davada davalı şirket kayyımı ..., istinaf başvuru dilekçesinde özetle; 12.05.2022 karar tarihli gerekçeli kararı tarafıma tebliğ edildiğini, İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/80 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, söz konusu dosyadan 08.02.2020 tarihinde kayyum olarak atandığını, mahkemece 2020/786 Esas sayılı dosyası ile birleştirildiğini, karar aşamasında huzurdaki dosyanı tefrik edilerek yargılamaya devam edildiğini, 12.05.2022 tarihinde verilen kararda davalı şirkete münferit imza ile şirket müdürü olarak tüm yetkileri kullanmak üzere yönetim kayyımı olarak atanan kendisinin n yönetim kayyımlığı yetkisinin ve münferit imza yetkisinin kaldırılmasına, yerine münferit imza yetkisi ile şirketi temsil etmek üzere yönetim kayyımı olarak tedbiren mali müşavir ...'in atanmasına karar verildiğini, kararın kendisine tebliğ edilmesi ve mahkemece atanan ...'in şirkete ait ticari defter ve kayıtları henüz tarafımdan teslim almaması ve yönetim kayyımı olarak göreve başlamaması nedeni ile davalı şirketin hak kaybına uğramaması ve tarafının da sorumluluğunun doğmaması adına kararı istinaf ettiğini, kararın usul ve yasaya aykırı olması halinde kaldırılmasını istediğini beyan etmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE

Asıl ve birleşen dava, asıl ve birleşen davada davalı şirketin 15.12.2014 tarihli, 17 numaralı, 27.01/2015 tarihli, 18 numaralı, 17.02.2015 tarihli, 19 numaralı ve 17.08.2015 tarihli, 29 numaralı genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun tespiti istemine ilişkindir. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, feri müdahiller ve kayyım vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Feri müdahiller ... ve ... mirasçıları vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesinde; İlk derece mahkemesi kararı, asıl ve birleşen davada davalı şirket kayyımı tarafından istinaf konusu edildiğinden, davalı şirket yanında dosyaya müdahil olduğu anlaşılan feri müdahillerin kararı istinaf etme hakları olduğu sonucuna varılarak, feri müdahilelerin istinaf başvurusu incelenmiştir. Buna göre; Asıl ve birleşen davada, asıl ve birleşen davalı şirketin 15.12.2014 tarihli, 17 numaralı, 27.01/2015 tarihli, 18 numaralı, 17.02.2015 tarihli, 19 numaralı ve 17.08.2015 tarihli, 29 numaralı genel kurul kararlarının, şirketin %99 hissesine sahip asıl davacı ...'in karar tarihlerinde felçli, yatalak hasta olması sebebiyle fiil ehliyetinin bulunmaması, imzaların asıl ve birleşen davacılara ait olmaması sebebiyle yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmesi talep edilmiştir. Ticaret sicil kayıtlarının incelenmesinde; asıl davacı kısıtlı ...'in davalı şirkette %99 pay sahibi olduğu, birleşen davacı ...'in %1 pay sahibi iken Gaziosmanpaşa ...Noterliğinin 26.01.2015 tarih ve ... yevmiye sayılı hisse devir sözleşmesi ile payını feri müdahil ...'e devrettiği, hisse devrinin ve hisse devir sözleşmesindeki imzanın birleşen davacı tarafından inkar edilmediği anlaşılmaktadır. Asıl ve birleşen davada davalı şirketin 15.12.2014 tarihli 17 numaralı genel kurul kararının asıl davacı ... ve birleşen davacı ... tarafından imzalandığı, kararda feri müdahil ...'in 10 yıllığına şirket müdürü olarak atanmasına oy birliği ile karar verildiği,27.01.2018 tarihli ve 18 numaralı kararın, birleşen davacı ...'in %1 hissesini feri müdahil ...'e devrinin kabulüne, pay defterine işlenmesine ilişkin olduğu, oy birliği ile kabul kararı verildiği, ..., ... ve ... tarafından imzalandığı, 17.02.2015 tarihli ve 19 numaralı genel kurul kararında, şirketin amaç ve konusuna ilişkin ana sözleşmenin 3.maddesinin tadil edilmesine oy birliği ile karar verildiği, ... ve ... tarafından imzalandığı, 17.08.2015 tarihli ve 20 numaralı genel kurul kararında ise ...'in 10 yıllığına münferiden yetkili müdür olarak seçilmesine karar verildiği, ... ve ... tarafından imzalandığı görülmektedir. Adli Tıp Kurumunun 4.İhtisas Kuruluna ait 03.09.2021 tarihli ve 6335 sayılı raporunda, asıl davacı ...'in dava konusu genel kurul kararlarının alındığı tarihler itibariyle organik mental bozukluğu bulunduğu, bu sebeple fiil ehliyetine haiz olmadığı belirtilmiştir. Mahkemece, alınan bu rapor uyarınca asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 22.10.2020 ve 2019/1366 Esas, 2020/4391 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; yokluk, bir hukuki işlemin doğabilmesi için öngörülen kurucu, şekli nitelikte olan emredici hükümlere aykırılık hâlidir (Mehmet BAHTİYAR, Ortaklıklar Hukuku, 14. Basım, Beta, İstanbul,2020,s.198). Bu aykırılık, işlemin esaslı noktadaki kurucu unsurlarında eksikliğe yol açar ve işlemi "yokluk" ile sakat hâle getirir. Yok sayılan işlem, şeklen dahi meydana gelmemiştir. Yokluk, bunu ileri sürme konusunda hukuki menfaati bulunan herkes tarafından her zaman ileri sürülebilir ve tespit ettirilebilir. Hâkim tarafından da re'sen dikkate alınır. Mahkemenin vereceği tespit hükmü, bu durumu açıklayıcı niteliktedir. Yokluk halini varlığı hâlinde bu hususun mahkemelerce re'sen gözönünde bulundurulacağı ve herkesin bu geçersizliği ileri sürebileceği Hukuk Genel Kurulunun 12.03.2008 gün ve 2008/11-246 Esas, 2008/239 Karar sayılı ilamı ile de benimsenmiştir.Bir genel kurul kararından söz edebilmek için, genel kurul olarak nitelendirilmesi mümkün olan bir toplantıda, ana sözleşme ve yasanın öngördüğü yeter sayılarla alınmış bir kararın varlığı gerekir. Eğer ortaklar yasal bir genel kurul olarak toplanmamışlarsa, karar ve toplantı yeter sayısı sağlanmamışsa bu karar hukuken yoktur. Somut olayda, asıl ve birleşen davalı şirketin % 99 oranında pay sahibi olan asıl davacı ...'in dava konusu genel kurul kararlarının alındığı tarihte fiil ehliyetine sahip olmadığı, bu haliyle toplantılarda hazır bulunmadığı, sahip olduğu hisse miktarı itibariyle de gerekli toplantı ve karar yeter sayısının sağlanamadığı, bu sebeple alınan kararların yok hükmünde olduğu anlaşıldığından ilk derece mahkemesince asıl ve birleşen davanın konusu genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunun tespitine karar verilmesi yerinde olmuştur. Her ne kadar feri müdahil vekilince, birleşen davacının aynı zamanda asıl davacının vasisi de olduğu, aradan uzun zaman geçtikten sonra yokluğu ileri sürmesinin iyiniyet ve dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığı ileri sürülmüş ise de, TMK'nın 2. maddesinin yokluk yaptırımını gidermesi, bir başka ifade ile zaten hukuken yok hükmünde olan bir hususta TMK'nın 2. maddesi kapsamında bir değerlendirme yapılması mümkün değildir. Yok hükmündeki bir işlem, hukuk hayatında hiç var olmadığından, düzeltilmesi veya dürüstlük kuralından hareketle geçerlilik tanınması söz konusu olamaz. Dürüstlük kuralına aykırılık sebebiyle hakkın kötüye kullanılması yasağı geçersizlikte uygulama alanı bulurken, yokluk durumunda uygulama alanı bulmaz. Yokluğun ileri sürülmesi dürüstlük kuralına aykırılık olarak değerlendirilemez. Somut olayda dava konusu genel kurul kararları yok hükmünde kararlar olduğundan, dürüstlük kuralı uyarınca geçerlilik kazanamayacağı kanaatine varılmış, mahkemece de bu yönde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya uygun olmuştur. Feri müdahiller vekili, birleşen davacının, %1 hissesini devretmesi ve şirket ortağı olmaması sebebiyle birleşen davada aktif dava ehliyeti bulunmadığını ileri sürmüştür.Yukarıda belirtildiği üzere yokluk, bunu ileri sürme konusunda hukuki menfaati bulunan herkes tarafından her zaman ileri sürülebilir ve tespit ettirilebilir. Hâkim tarafından da re'sen dikkate alınır. Somut olayda da birleşen davacının hissedar olup olmamasından önce vasisi olduğu eşinin hakim hissedarı olduğu ve bir kısmında kendisinin de imzasının bulunduğu şirketin genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunu ileri sürmek konusunda hukuki menfaati ve aktif husumet ehliyeti bulunduğu kanaatine varıldığından aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Feri müdahiller vekili, İstanbul 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/786 Esas sayılı dosyasında verilen feragat nedeniyle ret hükmünün eldeki dava için kesin hüküm teşkil ettiğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür. Somut olayda, asıl davada davacı tarafından eldeki dava ilk olarak İstanbul 18.Asliye Ticaret Mahkemesinin 201/80 Esas sayılı dosyası ile açılmış, bu dosyada mahkemece verilen 05.04.2021 tarihli birleştirme kararı ile İstanbul 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/786 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmiştir. İstanbul 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/786 Esas sayılı dosyasında devam eden yargılama sonunda 27.05.2021'de bu kez tefrik kararı verilerek dava, istinaf konusu eldeki dava dosyasına kaydedilmiş ve istinaf konusu eldeki karar verilmiştir.İstanbul 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/786 Esas, 2021/424 Karar sayılı dosyasının incelenmesinde ise; davanın davacı ... tarafından davalı ..., ..., ... ve ... AŞ aleyhine açıldığı, davalılar ... ile ...'in .... Şti.'ndeki müdürlüklerinin sahte genel kurul kararları sebebiyle yok hükmünde olduğunun tespitine, .... Şti.'nin mal varlığına girmesi gereken bedellerin tespit edilerek şimdilik 100.000 TL tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesinin talep edildiği, tespit talebi bakımında davadan feragat edildiği, yapılan yargılama sonucunda mahkemece 27.05.2021 tarihli karar ile davalılar ... ile ...in .... Şti.'ndeki müdürlüklerinin yok hükmünde olduğunun tespiti talebinin feragat sebebiyle reddine, tazminat talebinin aktif husumet yokluğu sebebiyle reddine, birleşen İstanbul 18.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/80 Esas (eldeki istinaf konusu dava) sayılı dosyasının tefrikine karar verilmiş olduğu görülmektedir. Bu tespit ve bilgilere göre, eldeki istinaf konusu dava doyasının İstanbul 18.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/80 Esas sayılı dosyası olduğu, yukarıdaki dava dosyasından tefriki ile eldeki dosyaya kaydedildiği, mahkemenin 2020/786 Esas, 2021/424 Karar sayılı dosyasındaki davalıların ..., ..., ..., ... ...AŞ şirketi olduğu ve bu davalıların eldeki dosyanın tarafı olmadığı, bu sebeple verilmiş feragat hükmünün eldeki dosya bakımından kesin hüküm niteliği bulunmadığı anlaşıldığından aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Feri müdahiller vekilince her ne kadar kısa kara ile gerekçeli kararın çelişikli olduğu istinaf sebebi olarak ileri sürülmüş ise de, kısa kararda da gerekçeli kararda da asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verildiği, çelişki bulunmadığı, gerekçeli karar hüküm fıkrasının 2.bendindeki ''tedbiren'' kelimesinin kısa kararda yer almamasının çelişki yaratmadığı, zira kayyımın esasen tedbir ara kararı şeklinde atandığı anlaşıldığından bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiş ve feri müdahiller vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. Asıl ve birleşen davada davalı şirket kayyımı ...'ın istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede; İstinaf yoluna başvuran kayyım, istinaf dilekçesinde başvuru sebeplerini ve gerekçesini göstermemiştir. HMK'nın 342/3. maddesi uyarınca, istinaf sebebi içermeyen dilekçeler, HMK'nın 355.maddesine göre değerlendirilir. HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf incelemesi, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, kamu düzenine aykırılık varsa, resen dikkate alınır.Dosya kapsamına göre ilk derece mahkemesinin yaptığı yargılamada ve verilen hükümde kanunun emredici hükümlerine ve kamu düzenine aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca asıl ve birleşen davada davalı şirket kayyımı ...'ın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Asıl davada davacı ...'in, ilk derece mahkemesi kararı istinaf edildikten sonra 24.06.2023 tarihinde vefat ettiği ve nüfus kayıt örneğine göre geride eşi ve iki çocuğunun kaldığı anlaşıldığından, mirasçılarına da karar başlığında yer verilmiş ve Dairemiz kararının mirasçılarına da tebliğine karar verilmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davalı şirket kayyımı ... ve feri müdahiller vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davalı şirket kayyımı ... ve feri müdahiller vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı şirket kayyımı ... ve feri müdahiller vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine,

2-Davalı şirket kayyımı ... tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye asıl ve birleşen dava yönünden 1.302,60 TL istinaf karar harcının davalı şirket kayyımı ...'dan tahsiline,

2-Feri Müdahiller tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının feri müdahillerden tahsiline,

3-Kanun yoluna başvuranlarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,

4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 09.07.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.

KANUN YOLU:HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2022/1755, K. 2026/1319, T. 09.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-1755-e-2026-1319-k-cc29ecc1a1b8