Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1752 E. 2026/1318 K.

Konu: Muarazanın Giderilmesi Ve Menfi Tespit

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/1752
Karar No
2026/1318
Karar Tarihi
Konu
Muarazanın Giderilmesi Ve Menfi Tespit

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2022/1752

KARAR NO:2026/1318

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:02/12/2021

NUMARASI:2013/320 E. - 2021/750 K.

DAVANIN KONUSU:Muarazanın Giderilmesi ve Menfi Tespit Taraflar arasındaki muarazanın giderilmesi ve menfi tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı... AŞ, davacı .... AŞ ile ..., davacı ..., davalı ..., davalı ... vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

Davacılar vekili, dava dilekçesinde özetle; tarafların ...'da bulunan...Hastanesi'nin devri hususunda mutabık kaldıklarını, hastanenin işleticisinin ... Şirketi olduğunu, bu şirketin aynı zamanda dava konusu bonoların avalisti olduğunu, davacı ... ... AŞ'nin keşidecisi, diğer iki davalının da avalist olduğunu, davalıların davacı ... Şirketindeki hisselerinin tamamını mutabık kaldıkları anlaşma gereği davacı ... ... AŞ'ye devir ve temlik ettiklerini, davalıların sahibi oldukları hisselerin devri esnasında bir taahhütname imzalayarak 30.11.2011 tarihi itibariyle hisseleri devredilen şirketin geçerli ve var olan tüm sözleşmelerini taahhütname ekinde belirttiklerini, aynı tarih itibariyle şirketin alacaklarının tamamını üç sayfa olarak imzalarıyla liste halinde belirttiklerini, aynı tarih itibariyle şirketin belgeli ve belgesiz tüm borçlarını imzalarıyla listelediklerini, yine aynı tarih itibariyle şirketin stok ve envanterini 34 sayfa halinde taahhütname ekinde listelediklerini, yine aynı tarih itibariyle şirketin üçüncü şahıslarla olan davalarını taahhütname ekinde listelediklerini, aynı tarih itibariyle kendilerinin döneminde şirketin tüm kayıt ve defterlerinin tutulduğunu ve doğru olduğunu beyan ettiklerini, bu nedenle şirkete uygulanacak her türlü idari ve hukuki yaptırımın kendilerince karşılanacağını açıkça kabul, beyan ve taahhüt ettiklerini, aynı taahhütnamede davalıların taahhütlerine aykırı bir durumun oluşması halinde, daha açık bir ifadeyle şirketin beyan edilmeyen bir sözleşmesinin veya üçüncü şahısla olan başka bir davasının ortaya çıkması, varlığı taahhüt edilen alacağın varlığının veya geçerliğinin tartışmalı duruma gelmesi, belirtilen belgeli veya belgesiz borçların dışında başka bir borcun varlığının tespit edilmesi, varlığı beyan edilen stok veya envanterin olmadığının saptanması, herhangi bir mali ve idari inceleme sonucunda belirtilen tarihten önceki döneme ait bir yaptırım uygulanması durumunda bütün sorumluluğun açıkça kendilerine ait olduğunu, bunların tespit edilip bildirilmesi halinde derhal karşılanacağını açık, net ve tartışmasız olarak taahhüt ettiklerini, yine aynı taahhütnamede davalıların, hisse devir bedellerinin bir kısmını davacı ... ...AŞ nezdinde bıraktıklarını, her birisinin ayrı ayrı adlarına tanzim edilmiş olan, borçlusu davacı ... ... AŞ ve avalistleri diğer davacılar olan bonoları bıraktıkları bu devir bedeli karşılığında teminat olarak aldıklarını, taahhütnamedeki sorumluluklarının doğduğunun bildirilmesi anında bonoları bedelsiz iade edeceklerini de açıkça taahhüt ettiklerini, anlaşılacağı üzere davalıların, davacı ... ... AŞ'ye devrettikleri hisse senetleri karşılığında devir ve satım bedelini tahsil ettiklerini, ancak devir ve satım bedelinin bir kısmını taahhütlerinin aksine bir durumun gerçekleşerek sorumluluklarının doğması halinde tahsil etmek üzere davacı ... ... AŞ nezdinde bırakmış olduklarını, davalıların her birinin sorumluluklarının doğmaması halinde tahsil edeceği bedelin teminatı olmak ve tenkisat yapıldığının bildirilmesi halinde iade edilmek üzere her bir ödeme için ayrı ayrı teminat bonoları aldığını, taahhütnamenin 7. maddesinde açıkça tanımlandığı üzere bu bonoların, devir, tahsil ya da teminat amaçlı ciro edilemeyeceğinin belirtildiğini, davalıların belirtilen taahhütnamedeki taahhütlerine aykırı olarak gerçekleşen hususların 28.11.2012 tarihinde, Beyoğlu.... Noterliğinin ... yevmiye numarasıyla keşide edilen ihtarnamesi ile davalılara ayrı ayrı bildirildiğini, tespitlerin geç yapılmış olması,ilk ödemenin vadesinin gelmiş bulunması ve yapılan görüşmelerde genel olarak sorunun çözümleneceği imajının uyanması üzerine 30.11.2012 vadeli bonoların davalılara ödendiğini, geçen süre zarfında davalıların uzlaşmaya yanaşmaması üzerine Beyoğlu ... Noterliğinden 05.08.2013 ve 06.08.2013 tarihinde, ... ve ... yevmiye numaralarıyla keşide edilen ihtarnamelerle tenkis edilmesi gereken son tutarların davalılara bildirildiğini, ihtarnamelerde belirtildiği üzere, 30.11.2011 itibariyle şirketin cari hesap borçları toplamının 1.848.965,85 TL, doktor paylarının 1.616.534,10 TL olmak üzere toplam 3.465.499,95 TL satıcılar borcunun bulunduğunu, davalılarca taahhütnamenin 3.maddesinde açıkça taahhüt edilmesine rağmen, 30.11.2011 tarihinde şirketin satıcılar borcunun 4.334.773,24 TL olduğunun net bir şekilde tespit edildiğini, böylece davalıların anılan taahhütnamenin 3. maddesine aykırı olarak 916.516,33 TL daha az borç varlığını beyan ettiklerinin anlaşıldığını, davalıların taahhütnamelerinde açıkça imzalarıyla tasdik ettikleri listede belirtilenler dışında hisse devri yapılan şirketin bir borcunun varlığının tespit edilmiş olması halinde borcun bildirilmesi durumunda derhal ödeneceğini beyan ve taahhüt ettiklerini, bu bedelin ihtarname ile istenildiği halde ödenmediği gibi ödenmeyeceği yolunda cevabi ihtarnameler keşide edildiğini, taahhütnamenin 2. maddesinde davalıların kendi imzalarıyla beyan ettikleri alacaklar içerisinde yer alan, hasta muayene veya işlemleri nedeniyle elde edilecek gelir içerisinde bulunan doktor hak ediş paylarının taahhütnamenin 3. maddesinde herhangi bir şekilde taahhüt edilmemiş olduğunu, bu nedenle, 30.11.2011 öncesi döneme ait varlığı taahhüt edilen bu alacakların içerisinde bulunan ve doktorlara ödenmesi gereken bedellerin de bulunmadığını, dolayısıyla bu bedellerin hisse devri yapılan şirketin gerçek alacağı olmayıp tahsil edip ödemesi gereken bedeller olduğunu, bu bedeller doktorlara ödendiği için 2. maddede taahhüt içerisinde yer alan alacakların tam olarak tahsil edilmemiş olduğunu, bu bedellerin alacak olarak bir an için tahsil edildiği düşünülse bile bu defa taahhütnamenin 3. maddesinde yer almayan, belgesiz bir borç kaleminin ödenmiş olacağını, bu şekilde ödenen veya ödenmesi gereken doktor hak edişleri toplamının 448.276,00-TL olduğunu, böylece davalıların anılan taahhütnamenin 2. maddesine aykırı olarak varlığı taahhüt edilen alacak tutarının aslında 448.276,00-TL borcu içinde ihtiva eder şekilde fazla beyan edildiğinin anlaşıldığını, davalıların taahhütnamelerinde açıkça imzalarıyla tasdik ettikleri listede belirtilen alacakları dışında bir alacağının bulunmadığını taahhütnamenin 2. maddesinde hisse devri yapılan şirketin açıkça imzalarıyla tasdik ettikleri listede belirtilenler dışında bir borcunun bulunmadığını, taahhütnamenin 3. maddesinde beyan ettikten sonra aykırı durumun tespit edilmiş olması ve bildirilmesi durumunda derhal ödeneceğini beyan ve taahhüt ettiklerini, bu bedelin ihtarname ile istenildiği halde ödenmediği gibi ödenmeyeceği yolunda cevabi ihtarnameler keşide edildiğini, taahhütnamenin 6. maddesinde davalıların, 30.11.2011'den önceki döneme ait her türlü maddi yaptırım, borç ve cezalarının kendilerine ait olduğunu, bu talebin bildirilmesi halinde derhal ödeneceğini açıkça taahhüt ettiklerini, 30.11.2011 öncesi döneme ait olarak ...'ya 140.721,00 TL ceza ödendiğini veya kurum tarafından yapılması gereken ödemelerden kesinti yapıldığını, bu bedelin ihtarnameyle istenildiği halde ödenmediği gibi ödenmeyeceği yolunda cevabi ihtamameler keşide edildiğini, taahhütnamenin 5. maddesinde 30.11.2011 tarihi itibariyle devam eden davalar listesini imzalarıyla davalıların beyan ederek başka bir davanın olmadığının varsa tespit edilmesi halinde derhal bedelinin kendileri tarafından karşılanacağını beyan ve taahhüt ettiklerini, İstanbul 12. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmekte olan bir davanın listede yer almadığını ve bunun doktor ...'ın gerçekleştirdiği operasyon hatası neticesinde ödenmesi gereken tazminat olduğunun saptandığını ve 17.613,00-TL'nin davacıya ödendiğini, bu bedelin ihtarnameyle istenildiği halde ödenmediği gibi ödenmeyeceği yolunda cevabi ihtarnameler keşide edildiğini, taahhütnamenin 2. maddesinde davalıların kendi imzalarıyla beyan ettikleri listede belirtilen alacakların varlığını ve gerçekliğini taahhüt ettiklerini, bu listede yer alan alacak tutarının 29.879,00 TL fazla olduğunu, gerçekte bu alacağın var olmadığının saptandığını, bu bedelin ihtarname ile istenildiği halde ödenmediği gibi ödenmeyeceği yolunda cevabi ihtarnameler keşide edildiğini, taahhütnamenin 3. maddesinde yer alan davalıların kendi imzalarıyla beyan ettikleri listede yer alanlar dışında çalışanlarına herhangi bir borcunun olmadığının açıkça taahhüt edildiğini, şirket çalışanı ...'ın işten ayrılmasıyla kendisine 65.251.00 TL kıdem, ihbar ve izin ücretleri ödendiğini, bu bedelin listelerde yer almadığını, ... isimli çalışana iş akdinin feshi sebebiyle kıdem ve izin parası olarak 12.517,00- TL ödendiğini, bu bedelin de listede yer almadığını, ayrıca listedeki kıdem ve izin ücretlerinin giydirilmiş ücret üzerinden değil net ücret üzerinden hesap edildiğini, bunun farkının da 22.283,00- TL olduğunu, bu 3 kalemin toplamı olan 100.051,00 TL'nin ihtarnameyle istenildiği halde ödenmediği gibi ödenmeyeceği yolunda cevabi ihtarnameler keşide edildiğini, taahhütnamenin 3. maddesinde davalıların kendi imzalarıyla beyan ettikleri listelerde yer alanlar dışında üçüncü şahıslara listesiz bir borcun olmadığının da beyan ve taahhüt edildiğini, operatör Doktor ...'nun, 19.01.2011 günü yaptığı bir operasyondaki tıbbi hata nedeniyle üçüncü şahıslara 7.780,00 TL ödenmek zorunda kalındığını, bu bedelin de ihtarnameyle istenildiği halde ödenmediği gibi ödenmeyeceği yolunda cevabi ihtarnameler keşide edildiğini, ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere ''...'' kodlu satıcılar hesabındaki borçların eksik bildirilmesi nedeniyle toplam 916.516,33- TL alacaklar listesinde varlığı bildirilen alacakların içerisinde yer alan doktor hak edişlerinin gerçek bir alacak olmaması ve/veya bildirilmemesine rağmen borçlar listesinde doktor paylarının yer almaması nedeniyle toplam 448,276,00- TL'nin 30.11.2011'den önceki döneme ait yaptırımların davalılar tarafından ödeneceği taahhüdü nedeniyle 140.721,00 TL'nin bildirilen dava dilekçesinde yer almayan dava nedeniyle ödenen 17.613,00-TL'nin, fazla beyan edilen alacak toplamı 29.879,00 TL'nin, ödenen kıdem ve izinlerin taahhütname ekinde yer alandan fazla olması nedeniyle 100.051,00- TL'nin, belgesiz borç olması nedeniyle 7.780,00-TL'nin toplamda 1.660.846 TL'nin davalıların sorumluluğunda olduğunu, bu bedelini, davalıların açık taahhütlerine aykırı gerçekleşen durumlar nedeniyle satım bedelinden tenkis edilmesi gerektiğini ileri sürerek, 1.660,846,00-TL'nin tenkis edilmeyeceği yolundaki davalı iddiaları sebebiyle oluşan hukuki çekişmenin (muarazanın) tespitini, davacıların 1.660.846,00-TL borçlu olmadıklarının ve böylece davalılara ödenmesi gereken satım bedelinden bu rakamın tenkis edilmesi gerektiğinin tespiti suretiyle çekişmenin (muarazanın) önlenmesine, davalılar elinde bulunan 30.11.2013 vadeli teminat bonolarının dava konusu tutar kadar bedelsiz kaldığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiş, ayrıca, yargılama süresince davacıların herhangi bir icra takibine muhatap olarak zarara uğramalarını önlemek için borçlusu davacı ... ... AŞ., avalistleri diğer davacılar ..., ... AŞ olan 30.11.2013 vadeli, üzerinde teminat ve ciro edilemez kaydı bulunan bonoların dava sonuna kadar takdir edilecek teminat karşılığında icraya konulmasının durdurulmasını hususunda ihtiyati tedbir kararı verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili, savunmasında özetle; davanın hukuki ve fiili dayanaktan yoksun olduğunu, davacıların kötü niyetli olup satın aldıkları hisselerin bedelini ödememek için 30/11/2013 tarihli ilk bononun ödenmesini de durdurmaya çalıştıklarını ve ihtarname yolladıklarını ancak iddia edilen tutarlarda tenkise tabi tutulacak bir borç olmadığı anlaşılınca bono bedellerini ödediklerini, taahhütname gereğince üstlerine düşen yükümlülükleri yerine getirmediklerini savunarak, davanın reddini istemiştir.Davalı ... vekili, savunmasında özetle; davanın haksız ve mesnetsiz olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... savunmasında özetle; davanın haksız ve mesnetsiz olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... vekili savunmasında özetle; eski TTK 25/b-4 maddesinde ticari satış sözleşmelerinden kaynaklanan davalarda uygulanan zamanaşımı süresinin düzenlenmiş olduğunu, bu madde hükmüne göre zamanaşımı süresinin 6 ay olduğunu, hisse devir işleminin 30/11/2011 tarihinde gerçekleştirildiğini, iş bu davanın 11/10/2013 tarihinde açıldığını, bu durumda 6 aylık zamanaşımı süresinin dolmuş olduğunu, bu nedenle öncelikle zamanaşımı yönünden davanın reddi gerektiğini, davanın haksız ve mesnetsiz olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ... savunmasında özetle; davanın haksız ve mesnetsiz olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili, savunmasında özetle; davanın haksız ve mesnetsiz olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili, savunmasında özetle; eski TTK 25/b-4 maddesinde ticari satış sözleşmelerinden kaynaklanan davalarda uygulanan zamanaşımı süresinin düzenlenmiş olduğunu, bu madde hükmüne göre zamanaşımı süresinin 6 ay olduğunu, hisse devir işleminin 30/11/2011 tarihinde gerçekleştirildiğini, iş bu davanın 11/10/2013 tarihinde açıldığını, bu durumda 6 aylık zamanaşımı süresinin dolmuş olduğunu, davacılardan .... AŞ'nin davalılardan satın aldığı .... AŞ'deki hisselerini 3.kişilere devir etmiş olduğunu, iş bu devir sebebi ile davacının davada aktif husumet ehliyeti olmadığını, bu nedenle öncelikle zamanaşımı ve husumet yönünden davanın reddi gerektiğini, davanın haksız ve mesnetsiz olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ... savunmasında özetle; davanın haksız ve mesnetsiz olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.Davalı ... vekili savunmasında özetle; davanın haksız ve mesnetsiz olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... hisse devrine ilişkin 2 ayrı taahhütname düzenlendiği, hisseleri devreden davalıların taahhütnamesinde; hisseleri devir edilen şirketin beyan edilmeyen bir sözleşmesinin veya 3. şahısla olan başka bir davasının ortaya çıkması, varlığı taahhüt edilen alacağın varlığının veya geçerliliğinin tartışmalı duruma gelmesi, başka bir borcun varlığının tespit edilmesi, varlığı beyan edilen stok veya envanterin olmadığının tespit edilmesi, herhangi bir mali ve idari inceleme sonucunda 30/11/2011'den önceki döneme ait bir yaptırım uygulanması halinde sorumluluğun kendilerine ait olduğunu, bildirim halinde anılan taahhütname gereği teminat için almış oldukları bonolardan tenkis yapılacağını taahhüt ettikleri, hisseleri devralan davacı ... A.Ş.'nin taahhütnamesinde ise söz konusu bonolardan tenkis yapılmasını gerektirecek bir durumun oluşması halinde durumun bono lehtarlarına 30 gün içerisinde ve her halükarda ilgili hak düşürücü sürelere aykırılık teşkil etmeyecek şekilde yazılı olarak bildirilmesi, durumun özelliğine göre yargı yoluna giderek tenkisi gereken durumun hukuken bertaraf edilmesi amacı ile her türlü çalışmanın yapılması veya bu çalışmanın yapılması amacı ile hisseleri devredenlere gerekli her türlü hukuki yetkinin verilmesi, yargı sürecinin tenkise konu hususu bertaraf edecek şekilde sonuçlanması durumunda eğer tenkis edilmiş bir tutar varsa tenkis edilen tutarın yasal faizi ile birlikte hak sahibine ödenmesi, davalıların rızası olmaksızın hisselerin devredilmeyeceği, bu yükümlülüklerine uymayacak olursa davalıların 30/11/2011 tarihli taahhütnamelerinden herhangi bir yükümlülükleri doğmayacağını kabul ve taahhüt ettiği anlaşılmıştır. Her iki taahhütname tarafların serbest iradeleri ile düzenlenmiştir. Türk hukuk sisteminde sözleşme serbestisi asıldır. Bu kural ve sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesi gereğince tarafların sözleşme hükümlerine uymaları esastır. Sözleşmeye bağlılık ilkesi hukuki güvenlik, doğruluk, dürüstlük kuralının bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkesini oluşturmaktadır. Sözleşme gereğince yükümlülüklerin iyi niyet ve dürüstlük kuralları çerçevesinde yerine getirilmesi esastır. Aksinin kabulü sözleşme serbestisine, akde vefa ve dürüstlük kuralına aykırı olacak, kötü niyetli tarafın korunması sonucunu doğuracaktır ve sözleşmeden beklenen yarar dengesi bir taraf aleyhine bozulacaktır. Bu nedenle öncelikli uygulanması gereken sözleşme hükmüdür.Somut olayda da uyuşmazlığın anılan taahhütnameler çerçevesinde çözümlenmesi gerekir.Mahkememizce her iki taahhütnamenin bir bütün olarak yukarıda yazılı yorum ve sözleşme ilkeleri doğrultusunda incelenip değerlendirilmesi sonucunda davacı tarafın kendi yükümlülüklerini yerine getirmeden davalıların sorumluluğuna gidemeyeceği kabul edilmiştir.Davacının iş bu davaya konu 1.660.846,00-₺ tutar yönünden davalılara sorumluluk yöneltebilmesi için davalıların taahhütnamelerine aykırılık teşkil eden hususları bir başka deyişle eksiklikleri ve yanlışlıkları öğrenme tarihinden itibaren en geç 30 gün içerisinde yazılı olarak davalılara bildirmesi ve bu bildirim yükümlülüğüne ilaveten davalıların rızası olmadan hisseleri başkasına devretmemiş olması gerekmektedir. Bu durum karşısında davacı tarafın taahhütnamesinde yer alan "... ... A.Ş. olarak yukarıda bahsedilen bildirim veya işbirliği yükümlülüğümüze aykırı hareket etmemiz halinde satıcıların 30.11.2011 tarihli Taahhütnamelerinden herhangi bir yükümlülükleri doğmayacağını da beyan ve kabul ederiz." ifadesinin "..." anlamına gelmediği, anılan ilke ile ilgisinin olmadığı kanısına varılmıştır. Davacı... A.Ş.'nin iş bu davada tenkisi talep edilen tutar yönünden bildirim yükümlülüğüne uymadığı, şirket hisselerini davalıların rızası olmadan devir ettiği, dolayısı ile taahhütname ile üstlendiği yükümlülüklere aykırı davrandığı anlaşılmış olup, iş bu davaya konu tutar yönünden davacı tarafça davalılar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...'a sorumluluk yöneltemeyeceği, dolayısı ile adı geçen davalıların davayı inkarda haklı oldukları kanaatine varılmakla adı geçen davalılar yönünden açılan davanın esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."gerekçesiyle, davacılar tarafından davalılar ..., ..., ..., ..., ... ve ... aleyhine açılan davanın feragat nedeni ile reddine, davacılar tarafından davalılar ..., ..., ... (mirasçıları), ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... aleyhine açılan davanın reddine, mahkemenin 28/11/2013 tarihli ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına, karar verilmiştir.Bu karara karşı, davacı ... AŞ, davacı .... AŞ, davacı ..., davalı ... ve davalı ... vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı ... vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;gerekçeli kararın salt sözde gerekçeli bir şekilde verildiğini, gerekçeli karar hakkının adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden olduğunu, kararın gerekçeli olmadığını, 28.11.2013 tarihindeki ara karar ile, dava konusu 921.662 USD bedelli bonoların icra takibine konulmaması için, o günkü Merkez Bankası kuru ile hesaplanıp %120 değerini kapsayan 2.044.725 TL tutarında teminat mektubunun davacılardan talep edildiğini, bunun üzerine davacı taraflardan ...AŞ tarafından bono bedelinin %120’si niteliğindeki 1.021.865 USD bedelli ... sayılı teminat mektubunun dosyaya sunulduğunu, ancak, işbu teminat mektubunun, ...AŞ’nin Ocak 2019 tarihli teminat mektubu değişimi talebi üzerine, mahkemenin 16.01.2019 tarihinde verilen ancak hiçbir tarafa tebliğe çıkılmayanan ara kararı ile iade edilerek, tedbir kararı verilen bonoların güncel teminat bedeli hesaplanmaksızın, bono tutarının o günkü kur ile katbekat altındaki 2.044.725 TL tutarındaki yeni teminat mektubu dosyaya alındığını, mahkemenin taraflara hiçbir tebligat yapmadan dolar cinsinden olan bonalara ilişkin teminatı Türk Lirası cinsine çevirdiğini, akabinde bonolar üzerindeki tedbiri kaldırdığını, dava konusu bonolar kapsamında takipler başlatıldığını, bu takiplerin olduğu yerde durması için öncelikle tedbirsiz işbu talebimiz kabul edilmeyecek olursa uygun bir teminat karşılığında tedbir kararı vererek takiplerin hüküm kesinleşinceye kadara durdurulmasını talep ettiklerini, uyuşmazlığın esasen işbu taahhütnameler kapsamında taraflarca getirilen yükümlülüklerin ve keza işbu yükümlülüklere uyulmadığı takdirde uygulanacak olan yaptırımların nasıl yorumlanması gerektiği noktasında olduğunu, diğer bir ifadeyle, taraflar arasındaki uyuşmazlık davacılar tarafından imzalanan taahhütnamedeki düzenlemelerin hukuki niteliğinin ne olduğu şeklinde olduğunu, özellikle ilgili düzenlemenin külfet olup olmadığı ve doğmamış haktan feragatin söz konusu olup olmadığının tartışma konusu yapılması gerektiğini, dosya kapsamında sunulmuş bulunan hukuki mütalaalarda da bu hususlar bilimsel anlamda tartışma konusu edildiğini, sözleşmelerin yorumlanmasına ilişkin TBK’nun ilgili 19. maddesi uyarınca; "Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır." hükmü yer aldığını, tarafların gerçek ve ortak iradesi yorum yolu ile belirleneceğini, davacılara yüklenen bildirimde bulunma ve işbirliğinde bulunma yükümlülüğünün yorumlanması konusunda, dosya kapsamında sunulan Prof. Dr. ...’nın hukuki mütalaasında da belirtildiği üzere söz konusu edilen hükmün hiçbir şekilde sözleşmeden ayrılarak yorumlanmaması ve ve sözleşmeye her hükmü ile bir bütün olarak bakılması gerektiğini, açıkça anlaşıldığı üzere, taahhütname ile kararlaştırılan 30 günlük bildirim süresi içerisinde davacılar tarafından bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi davalıların borçlarından sorumlu olmayacakları anlamına gelmediğini,kaldı ki, 30.11.2011 tarihinde davacılar tarafından imzalanan taahhütnamenin şirketin davacılar tarafından devralınması esnasında, yani şirket işlerinin olağan akışı henüz bilinmeksizin imza edildiğini, ilgili taahhütname ekinde davalılar tarafından taahhüt edilen ticari duruma aykırılık teşkil eden, yani davacılara eksik ve yanlış bildirilen, üstelik mahkemece tanzim ettirilen dava konusu döneme ilişkin ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan 05/01/2016 tarihli ve 06/02/2020 tarihli bilirkişi raporlarında da varlığı onaylanan bazı mali hususların, şirketin olağan işleyişi gereği ancak geriye dönük şekilde ticari kayıtlar üzeriden araştırıldığında, bir başka anlatımla ödemeler yapıldıktan sonra fark edildiğini, bu hususlar davacıların şirket içinde yaptırdıkları mali denetim raporu akabinde ortaya çıktığını,rapor neticesi davalılara 30 gün içinde, 05.08.2013 tarihinde, Beyoğlu ... Noterliği’nden keşide edilen ... sayılı ihtarname ile davalılara yazılı olarak bildirildiğini, söz konusu bu hususun açık şekilde ilk derece mahkemesi tarafından göz ardı edildiğini, davalıların sorumluluktan kurtulması için davacıların bildirimde bulunma borcuna aykırı davranmayıp bildirimde bulunsa idi ya da gerekli işbirliğinde bulunma borcuna aykırı davranmayıp gereken işbirliğinde bulunsa idi hak kaybına uğramayacağını ve üçüncü kişilerin alacak iddialarını bertaraf edebileceğini davalıların ispatlaması gerektiğini, somut olaydaki ticari uyuşmazlığın tutarı olan 1.660.846 TL’nin detaylarına bakıldığında, bu tutarın ticari kayıtlardaki satıcılar hesaplarındaki farklılık, personel yükümlülükleri, ...’ndan gelen cezalar gibi kesinleşmiş kalemlerden oluştuğunun görüleceğini,bu ödemelerin vadesinde gerçekleştirilmemesi, davacı tarafı ticari ve yasal olarak zarara sokacağı gibi, davalı tarafların, davalılar işbirliğinde bulunsa idi hak kaybına uğramayacağını iddia etmelerinin ödemelerin doğası gereği tamamen mesnetsiz olduğunu, zira bir personele veya tedarikçiye şirket kayıtlarında kesinleşmiş bir ödemenin yapılması sonrasında, durumun davalılara 30 gün içinde bildirilmesi veya bildirilmemesi, akabindeki sürecin işleyişi açısından hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini, bildirim yapılmış olsa dahi davalıların yargı yoluna giderek tenkisi gereken durumu hukuken bertaraf etmelerinin mümkün olmadığını, yani, burada davalılar açısından hak kaybı oluşmasının pratikte imkânsız ve mesnetsiz olduğunu, bu nedenle de yerel mahkeme kararının bozulması gerektiğini, aynı sonuca güven teorisi uyarınca farazi arzuların tespiti halinde de ulaşıldığını, sözleşmenin bir bütün halinde düşünülmesi ve tarafların ortak arzularına ulaşılması gerektiğini, bundan dolayı, 30 günlük bildirim süresinde gerekli bildirimlerin yapılmamasının borçluların sorumluluktan kurtulmasına yol açmasının hukuka, hakkaniyete ve tarafların sözleşme ile ulaşmayı amaçladıkları nihai arzularına aykırı olacağını, - davalıların, söz konusu durumda sorumluluktan kurtulamayacakları açıkça anlaşılsa bile, yardımcı yorum kuralları ile de bu durumun bir kez daha açıklanması gerektiğini, öncelikle, dürüstlük kuralı ve güven teorisi ışığında tarafların ortak iradesinin tespiti gerektiğini, bu tespit sırasında durumun şartlarının göz önünde bulundurulması gerektiğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun E. 2014/2182, K. 2015/1047 sayılı ve 18.3.2015 tarihli kararında; "Hukuk Genel Kurulunun yerleşik uygulamasını yansıtan 06.02.2012 gün ve E:2012/14-606, K:2013/212 sayılı ilamında da; irade beyanlarının yorumunda başvurulan ve genel kabul gören güven teorisi ışığında gerek beyanda bulunanın beyanının içeriğine, gerekse beyanın yapıldığı hal ve şartlara bakılarak bir sonuca varılacağı vurgulanmıştır. Bu bağlamda, hakkaniyete aykırı yorum ve değerlendirmeler hem yargılamayı hem de hükmü adil olmaktan uzaklaştırır." şeklinde bir değerlendirme yapıldığını, işbu karardan hareketle söylenmelidir ki, adaletin bir gereği olarak sözleşmenin yorumlanması güven teorisi ve dürüstlük kuralına uygunluktan geçtiğini, somut uyuşmazlık kapsamında, dürüstlük kuralı ve güven teorisi çerçevesinde tarafların ortak iradeleri ve taahhütlerin yapıldığı andaki durumları yorumlandığında söylenebilir ki, 30 günlük bildirim süresine uyulmamasının bir hak kaybı yaratacağının davacılar tarafından hiçbir şekilde öngörülemeyeceğini, işbu 30 günlük bildirim süresine uyulmamış olması hiçbir şekilde, haktan feragat anlamına gelemediğini, zira doktrinde yer alan görüşler ve mevcut içtihatlar uyarınca, sözleşmede yer alan bir haktan vazgeçilmesine ilişkin bulunan beyanların dar yorumlanması gerektiğini,bu hususların bilirkişi raporları ile de tespit edildiğini, bunun yanı sıra, davacılar tarafınan imza edilen taahhütnamede yer alan, davalıların uhhesinde bulunan bonoların vade tarihine kadar davacı ...AŞ'nin, davalıların rızası olmaksızın şirket hisselerinin devredilmeyeceği hususunun mahkeme tarafından eksik yorumlandığını, davacı taraf ...AŞ, şirket paylarını üçüncü kişilere değil, davalılar tarafından da bilinen, organik bağ bulunan esas sahiplerine devrettiğini, 30.11.2011 tarihindeki hisse devri esnasında şirket eski ortaklarından ve davalı taraflardan ...’ın pay devri gerçekleşmediği için, ilgili pay devrinin gerçekleşerek %100 hissenin davalılardan alındığı 28/05/2012 tarihinden sonra, ...AŞ'nin şirketin tüm paylarını en başından beri bilinen ve esas sahipleri olan ..., ...ve davacı ... ile ...’a devrettiğini, bu kişilerden ... ile ...’un şahsi imzaları, henüz pay sahibi olmadıkları 30.11.2011 tarihindeki sözleşmelerde ve bonolarda dahi görüldüğünü, bu durumun aradaki organik bağı açıkça ortaya koyduğunu, benzer şekilde ... ve ..., şirket paylarının davalılardan davacılara devri için yapılan 35.000.000,00 USD tutarındaki ödemeyi “...Şirket Hisselerinin ve ...Hastanesi’nin alımı için” açıklaması ile 03.10.2011 tarihinde ...AŞ’ye yaptığını, tahhütnamede sözü edilen payları devretmeme taahhüdünün, davalıları korumak amacı ile, son bononun vadesi olan 30.11.2016’ya kadar hisselerin “üçüncü şahıslara” devredilmemesi hususunu kapsadığını, somut olayda yapılmış olan hisse devrinin, üçüncü şahıslara değil, davalılar tarafından bilinen, organik bağı olan kişilere yapıldığını, dolayısı ile davalıların iddialarının mesnetsiz olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davacı .... AŞ ve ... vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkemenin, davayı ret gerekçesi 8 yıl süren yargılama faaliyetinin ve dosyanın içeriğinin tümüyle inkarı ve keennemyekün kabul edilmesi mahiyetinde olduğunu, mahkemenin 8 yıl boyunca neyi incelediği ve ne için tahkikat yaptığının sorgulanabileceğini, zararın var olup olmadığına dair mütemadiyen heyet değiştirilmek suretiyle bilirkişilerden sürekli raporlar alındığını, birbirini teyit eden beş bilirkişi raporunda davalıların bilerek ve alıcıları ikna etmek amacıyla taahhütte bulunduğu sabit olduğunu, davalıların beyan ettikleri hususların doğruluğuna inanarak davacıların pay edindiği, buna rağmen davalıların beyan ve taahhütlerinin doğru olmadığı ve bu nedenle davacıların zarar miktarının sübut bulduğunu, dosya içeriğinde yer alan bilirkişi raporlarından ve bu raporlardaki tespitleri destekleyen delillerden davalıların davacılara karşı payların değerini uygun göstermek amacıyla garanti vererek taahhütte bulunduğu, açıkça varlığı ve doğruluğu taahhüt edilen hususların neredeyse tamamının doğru olmadığının sabit olduğunu, her iki tarafın taahhütlerinin ahde vefa kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, tek yanlı bir şekilde ahde vefa ilkesi uyguladığında, davalıların kendi kontrollerinde olan ve geçmişte kalmış hususlarda bilerek ve isteyerek, pay devri sırasında gerçeğe aykırı taahhüt vererek edindikleri haksız kazanımın korunduğunu, raporlarda, zarar kalemlerinin onlarca işlemden oluştuğu ve sistematik bir gizlemenin bulunduğunun görüleceğini, tesadüfen ortaya çıkmış görünümü bulunmadığını, bunun hakkın kötüye kullanılması olması yanında, mahkeme açısından da adil olmayan hüküm tesis etmek olduğunu, davalıların dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı davrandıklarını, davacılar açısından, davalıların açık taahhüdü kapsamında karşılanması gereken zararın doğduğu kabul edildiğinde, 30 gün içerisinde ihtar çekilmemesini gerekçe göstererek davalıları sorumluluktan kurtarmanın belirtilen süreye hak düşürücü süre niteliği kazandırmak olduğunu, hukukun genel ilkesi ereği hak düşürücü sürenin kanun koyucu tarafından kabul edildiğini, tarafların doğmuş bir haktan ancak feragat edebileceğini, doğmamış bir hakkın ortadan kalkmasına dair zamanaşımı veya hak düşürücü süreler ihdas edemeyeceklerini, doğmamış haktan önceden feragat sonucunu doğuran açık taahhüt ve her türlü dolaylı taahhüdün geçersiz olacağını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davacı ... AŞ vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yaklaşık 8 yıllık yargılamada 5 defa bilirkişi raporu alındığını, bu raporlarla davacıların zararları hesaplandığını, taraflar arasında akdedilen 30/11/2011 tarihli taahhütnamenin akdedilmesindeki asıl iradenin ve ortaya konulan asli edimin yan edimin yerine getirilmemiş olması nedeniyle hiçe sayılamayacağını, mahkemece, davacıların 30 günlük bildirim süresinin hak düşürücü süre olduğu şeklinde bir yorumda bulunulmuş olsa da hak düşürücü sürelerin ancak kanunla belirlenebilecek olup sözleme serbestisinin sınırları aşılarak hak düşürücü bir sürenin belirlenmesi mümkün olmayacağını, bildirim yükümlülüğüne ilişkin düzenlemede de taraflar yasal hak düşürücü süreleri ortadan kaldırarak daha kısa bir süre belirlemek iradesinde olmadıklarını 30 günlük süre ve her halükarda kanuni hak düşürücü sürelere uyularak bildirimde bulunulacağını belirmek suretiyle ortaya koyduğunu, mahkemece hatalı şekilde yorumlanan bir başka hususun ise 30/11/2011 tarihli taahhütname gereği davalıların bono bedellerinden tenzilini kabul ettiği mali yükümlülüklerin niteliği olduğunu,davalılara gönderilen ihtarname ile bildirildiğini, işbu davada tenzili gerektiği iddiasında oldukları tutarların davalıların hissedar olduğu döneme ilişkin satıcılar hesaplarındaki farklılık, personel yükümlülükleri, ...’ndan gelen cezalar gibi kesinleşmiş kalemler olup halin bir gereği olarak davalılar tarafından zaten biliniyor olması gereken mali yükümlülükler olduğunu, tenzili talep olunan mali yükümlülüklere ilişkin olarak dava dosyasında yer alan bilirkişi raporları incelendiğinde dosyalar dolusu kalemden oluştuğu, her bir zararın tek tek davalılara bildiriminin zaten mümkün olmadığı, kaldı ki bu denli yüksek maliyet kalemlerinin hem niteliği hem de tutarı itibariyle davalılar tarafından taahhütname tarihinde biliniyor olması gerektiği, davalılarca bu maliyet kalemlerinin davacılardan kasıtlı bir biçimde saklanmış olduğu hususlşarının açıkça görüleceğini, şu halde 30 günlük bildirim süresinin tenzili talep edilen zararların davalılarca zaten biliniyor olması gerektiğinin kabulü ile bildirilmesine dahi gerek olmayacağını aksi düşünülse dahi yüzlerde kalemden oluşan bu zararların tek tek bildirime konu edilmesinin uygulamada mümkün olmadığını, aksinin davalıların kötü niyetinin korunması anlamına geleceğini, dava dosyasında mübrez bilirkişi raporları incelendiğinde 30 günlük bildirim süresine ilişkin olarak işbu hususun külfet mi yoksa bir feragat mi olduğu hususu tartışıldığını, neticeten davacıların 30/11/2011 tarihli taahhütname ile elde edeceği hakların kaybına yol açacağından bahisle, bildirime ilişkin düzenlemenin bir feragat mahiyetinde olduğuun tespit olunduğunu, bu bağlamda henüz doğmamış bir alacak hakkından feragat mahiyetinde olan 30 günlük bildirime ilişkin düzenlemenin geçersiz olacağı tespit edildiğini, 30 günlük bildirim süresine uyulmaması durumunun davalılar bakımından hiçbir zarara yol açmayacağı hususunun açık ve net bir biçimde ortaya konulduğunu, ilk derece mahkemesince 8 yıl boyunca gerek bilirkişi raporları gerekse özel mütalaalar ile tartışılan hususlarda hiçbir değerlendirme yapılmaksızın haksız ve hukuka aykırı karar verildiğini, dava konusu bonolara ilişkin başlatılmış icra takiplerinin durdurulmasına karar verilmesi gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı... vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacının davası reddedildiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre müvekkili lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, 2021 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre asliye mahkemelerinde takip edilen davalar için en az 4.080,00 TL vekâlet ücreti takdir edilmesi gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının bu yönden usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını ve düzeltilmesini istemiştir.Davalı ... vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkili aleyhine açılan davanın 16.608,46-TL tutarında olduğunu,dava reddedildiğinden, lehine vekalet ücreti takdir edilirken, AAÜT uyarınca 5.100,00-TL vekâlet ücreti takdir edilmesi gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının bu yönden usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını ve düzeltilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE

Dava, taraflarca imzalanan taahhütnameler uyarınca taraflar arasında oluşan muarazanın giderilmesi, taahhütnameler kapsamında davacıların davalılara dava konusu miktar kadar borçlu olmadıklarının tespiti ile hisse devri karşılığı davacılarca bonolarla ödenmesi gereken satım ve devir bedelinden tenkisi istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacılar vekilleri ve davalı ... ile davalı ... vekillerince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacılar; davalıların söz konusu taahhütnamedeki yükümlülüklerine aykırı hareket ettiğini, taahhütname ekinde belirtilenler dışında borç bulunduğunu, burada belirtilenler dışında davalar bulunduğunu, belirtilenden daha az alacak bulunduğunu, devir tarihinden önce doğan ceza ve ... ödemleri olduğunu, taahhütname uyarınca bunlardan davalıların sorumlu olduğunu, toplam tespit edilen 1.660.846 TL'nin davalıların sorumluluğunda olduğunu, bu bedelini, davalıların açık taahhütlerine aykırı gerçekleşen durumlar nedeniyle satım bedelinden tenkis edilmesi gerektiğini ileri sürerek, bu miktarın tenkis edilmeyeceği yolundaki davalı iddiaları sebebiyle oluşan hukuki çekişmenin (muarazanın) tespitini, davacıların 1.660.846,00-TL borçlu olmadıklarının ve böylece davalılara ödenmesi gereken satım bedelinden bu rakamın tenkis edilmesi gerektiğinin tespiti suretiyle çekişmenin (muarazanın) önlenmesine, davalılar elinde bulunan 30/11/2013 vadeli teminat bonolarının dava konusu tutar kadar bedelsiz kaldığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.6100 sayılı HMK'nın m. 114(1)-d hükmünde açıkça düzenlendiği üzere, davanın taraflarının dava ve taraf ehliyetine sahip olmaları, dava şartlarındandır. Dava şartlarının, davanın başlangıcından sonuna kadar bulunması gerekir. Eş deyişle, dava açan veya davalı konumunda bulunan her gerçek ya da tüzel kişi, bu davanın devamı boyunca ve hüküm kesinleşinceye kadar bu ehliyetlerini korumuş olmalıdır. Davalı ...'in karar tarihi olan 04.02.2021 tarihinden önce 07.04.2020 tarihinde yargılama sırasında vefat ettiği UYAP sistemi ve nüfus kayıtlarından anlaşılmaktadır. Davalı ...'in karar tarihi olan 04.02.2021 tarihinden önce yargılama sırasında vefat ettiği, ancak mahkemece adı geçen davalının mirasçılarına dava dilekçesi ve duruşma gününü tebliğ edilip davaya dâhil edilmeleri sağlanmadan karar tarihinden önce vefat eden davalı ... hakkında karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu hususlar yerine getirilmeden karar tarihinden önce vefat eden davalı hakkında karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup taraf ehliyeti dava şartlarına ilişkin olduğundan ve resen nazara alınması gerektiğinden, taraf vekillerinin istinaf sebepleri incelenmeksizin ilk derece mahkemesi kararının resen kaldırılmasına ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 33.ve 353/1.a.4 maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının resen kaldırılmasına ve davanın yukarıdaki açıklamalar ışığında taraf teşkili sağlanmak suretiyle yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.

KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

1-HMK'nın 353/1.a.4-6 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına,

2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında taraf teşkili sağlanarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,

3-İstinaf eden taraflarca yatırılan istinaf peşin karar harçlarının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince yatıranlara iadesine,

4-Yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,

5-Kaldırılan ilk derece mahkemesi kararının icrasıyla ilgili olarak İİK'nın 36.maddesi uyarınca yatırılan teminatların, talepleri hâlinde, yatıran taraflara iadesine,

6-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.09.07.2026

KANUN YOLU:HMK'nın 353/1.a hükmü uyarınca karar kesindir.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2022/1752, K. 2026/1318, T. 09.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-1752-e-2026-1318-k-fd2e0acb3128