Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1983 E. 2026/1272 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/1983
- Karar No
- 2026/1272
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/1983
KARAR NO:2026/1272
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:23.06.2022
NUMARASI:2018/744 Esas - 2022/470 Karar
BİRLEŞEN DAVADA DAVALI
DAVA:İtirazın İptali (Genel Kredi Sözleşmesinden Kaynaklanan)
Taraflar arasındaki itirazın iptali davalarının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Asıl davada davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili banka ile dava dışı ... AŞ arasında imzalanan 22.08.2012 tarihli ve 15.000.000,00 TL bedelli, 06.08.2012 tarihli ve 3.000.000,00 TL bedelli, 10.12.2015 tarihli ve 6.000.000,00 TL bedelli genel kredi sözleşmeleri kapsamında borçluya krediler kullandırıldığını, davalılar ... ... ve ...'nın genel kredi sözleşmelerini müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatı ile imzaladıklarını, davalıların aynı zamanda borçlu şirketin ortakları olduğunu, borçlunun kredi koşullarına uymaması ve borcun zamanında ödenmemesi üzerine Kartal ... Noterliğinin 25.05.2018 tarihli ihtarı ile 3.931.862,67 TL nakdi ve 16.000,00 TL gayri nakdi borcun ödenmesinin istendiğini, ihtara rağmen borcun ödenmemesi üzerine alınan ihtiyati haciz kararı ile İstanbul 31. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında başlatılan takibin davalıların haksız itirazı sonucu durduğunu ileri sürerek, davalılar ... ... ve ...'nın İstanbul 31. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasındaki alacağa, imzaya, işlemiş faiz ve faiz başlangıç tarihine, faiz oranına ve gider vergisi ile takip tarihinden itibaren işleyecek faiz ve ferilerine yönelik itirazların iptaline, takibin devamına, alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılar ... ... ve ... vekili, savunmasında dilekçesinde özetle; müvekkilleri aleyhine takip başlatmasına rağmen kredi sözleşmesinin asıl borçlusunun .... AŞ. olduğunu, sözleşmeye ... ... ve .... ...'nın müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak katıldığını, 07.10.2015 tarihli genel kredi sözleşmesinde davalı ...'nın isim ve imzasının bulunmadığını, ihtarnameye verilen cevapta bu durumun bildirildiğini, takipteki asıl borçlunun dava dışı şirket olduğunu, borçlunun kredi miktarları kadar davacı bankaya üçüncü kişilere ait teminat çekleri verdiğini ve bu çeklerin tahsil edildiğini, bir kısmının da tahsil edilmekte olduğunu, davalı ...'nın hiçbir şekilde borçlu ve kefil sıfatı bulunmadığını, ...'nın borçlu şirketin ortağı da olmadığını ve ... yönünden davanın husumet nedeni ile reddi gerektiğini, imzalanan genel kredi sözleşmesi nedeniyle dava dışı borçlu şirketçe davacı bankaya verilen çeklerin bir kısmının tahsil edildiğini bir kısmının ise tahsil edilmek üzere olması nedeniyle kredi borcu bulunmadığını, davacının kullanılan kredilere ilişkin verilen teminat çeklerini tahsil etmişken haksız şekilde hesabı kat ederek borcun muaccel olduğuna ilişkin ihtarname göndermesinin yasa ve Yargıtay içtihatlara aykırı olduğunu, ihtarda makul süre verilmeyerek icra takibi başlatıldığını ve bu davanın açıldığını, bu nedenle borçlu şirketin davaya dahil edilerek defter ve kayıtların incelenerek alacak borç miktarının tespiti gerektiğini, bankanın dava konusu 07.10.2015 tarihli sözleşmede dava dışı şirkete kullandırdığı krediye ilişkin olarak aldığı çekler dışında, dava dışı .... ...'ya ait taşınmazları ipotek ettirdiğini, İstanbul 10. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatıldığını, ipotekli taşınmazların satış işlemlerine başlandığını, bankanın aynı kredi sözleşmesine dayanak alacak borç ilişkisi nedeni ile 3 adet toplam 2.750.000 TL teminat senedini dava dışı şirketten aldığını, bu senetlerde ... ... ve ...'nın kefil olduğunu, davacının bu teminat senetleri ile İstanbul 37. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında takip başlattığını, senedin kefili ... tarafından satılan daire için İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/415 Esas sayılı dosyasında tasarrufun iptali davası açtığını ve taşınmaz üzerine ihtiyati haciz koyduğunu, davacının kullandırdığı kredilere ilişkin dava dışı şirket tarafından verilen teminat senetlerinin tahsil edildiğini ve edilmeye devam edildiğini, İstanbul 10. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında ipotekli takip başlatılarak 3.000.000 TL değerinde taşınmazın satışı için işlemler yapıldığını, teminat senetlerinin İstanbul 37. İcra Müdürlüğünde tahsile çalışıldığını savunarak, davalı ...'a yönelik davanın husumet nedeni ile diğer davalıya yönelik davanın ise esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.Birleşen davada davacı vekili, dava dilekçesinde; müvekkili banka ile borçlu .... A.Ş. arasında 22.08.2017 tarihli 15.000.000,00 TL, 06.08.2012 tarihli 3.000.000,00 TL, 10.12.2015 tarihli 6.000.000,00 TL, 27.05.2012 tarihli 1.500.000,00 TL miktarlı genel kredi sözleşmeleri, 17.11.2014 tarihli ve 4.200.000,00 TL miktarlı genel kredi sözleşmesi, 17.11.2014 tarihli ve 1.000.000,00 Euro miktarlı genel kredi sözleşmesi, 13.10.2014 tarih ve 4.200.000,00 TL miktarlı genel kredi sözleşmesi, 13.10.2014 tarih ve 1.000.000,00 Euro miktarlı genel kredi sözleşmesi imzalandığını, davalı .... ...'nın şirket ortağı olarak bu sözleşmeleri müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığını, borcun ödenmemesi üzerine Kartal ... Noterliğinin 25.05.2018 tarihli ihtarı ile hesabın kat edilerek 25.05.2018 tarihi itibarıyla 3.931.862,67 TL nakdi 16.000,00 TL gayrinakdi borcun ödenmesinin istendiğini, ödenmeyen borcun tahsili için İstanbul 23.İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyanda başlatılan takibe yönelik itirazın haksız olduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına ve alacağın %20’sinden az olmak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Birleşen davada davalı .... ... vekili, savunmasında özetle; aynı genel kredi sözleşmelerine istinaden bankaca başlatılan takibe itirazın iptali için İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/744 Esas sayılı dosyasında dava açıldığını ve bu davanın sonucunun beklenmesi gerektiğini, sözleşmenin banka ile borçlu ... AŞ arasında imzalandığını, 07.10.2015 tarihli genel kredi sözleşmesinde imzanın müvekkiline ait olmadığını, sözleşme kapsamında bankaya verilen teminat çeklerinin tahsil edildiğini ve kredi borcunun sona erdiğini, bankanın İstanbul 31. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasından başlattığı takipteki borç miktarı ile 4 Asliye Ticaret Mahkemesinde açtığı davadaki borç miktarının farklı olduğunu, bu davada ise borç miktarının daha farklı olduğunu, çeklerin tahsil edilmesi ve tahsiline devam edilmesi nedeniyle hesabın kat edilmesinin haksız olduğunu, bankaca borçlu şirkete ait 12 adet taşınmazın haczedilerek taşınmazlardaki kiracılara kira bedellerini tahsil ettiğini ve bu miktarı borçtan düşmediğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Sunulan ekstrelerden ve bilirkişi raporunda davaya konu kredilerin 07.10.2015 tarihinden sonra kullanıldığına ilişkin yapılan tespit ile uyuşmazlığa konu kredilerin 07.10.2015 tarihinden sonra kullanıldığı ve uyuşmazlığın buna göre çözülmesi gerektiği anlaşılmıştır. Davalı ... nın krediye dayanak 07.10.2015 tarihli kredi sözleşmesinde imzası bulunmadığından geçerli bir kefalet sözleşmesinden bahsedilemeyeceğinden anılan davalı hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir. Davalının imzasının bulunmadığı sözleşmeden dolayı sorumluluğuna gidilemeyeceğinden davacı tarafın kredi sözleşmelerinin birbirinin devamı olduğu ve davalının bu nedenle sorumlu tutulması gerektiğine dair iddiası kabul edilmemiştir. Davalı ... ... hakkında kök raporda dava tarihinden sonra çekle yapılan 1.062.319,53 TL ve menkul satış sonrası yapılan 1.129.948,40 TL olmak üzere toplam 2.316.570,79 TL tahsilat bulunduğunu belirlenmiş, ancak ek raporda çekle yapılan tahsilatın 1.186.622,39 TL olduğu belirlenmiş olmakla 1.186.622,39 TL+ 1.129.948,40 TL= 2.316.570,79 TL tahsilat yapıldığı hesaplanmıştır. Ek raporda toplam tahsilat miktarı belirtilmediğinden hesaplama resen yapılmıştır. Asıl ve birleşen dosyada hükümde belirtilen dava tarihinden sonra yapılan tahsilatların infazda nazara alınmasına hükmedilmiştir.Genel kredi sözleşmeleri, kredi kullandırıldığına dair sunulan belgeler, dosya içeriği ve şube kayıtlarında bulunan belgeler üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmıştır. Yapılan inceleme ile kullandırılan kredi miktarı ve her bir kredi yönünden davacının alacaklı olduğu miktar ayrı ayrı tespit edilmiştir. Böylelikle davacı kullandırdığı krediyi ve miktarını ispatlamıştır. Bundan sonra kullanılan kredinin ödendiğinin ispat yükü davalı üzerindedir. Davalılar ... ... ve .... ... hüküm altına alınan ödenmemiş kredi borcunu ödendiğine dair delil sözleşmesi ve HMK hükümleri uyarınca ödemeye dair herhangi bir yazılı (makbuz ve dekont örnekleri vb) delil sunmamıştır. Bu nedenle asıl dosyada davalı kefil ... ..., birleşen dosyada davalı kefil .... ... kefalet limiti kapsamında ödenmeyen ve hüküm altına alınan kredi borcundan sorumlu tutulmuştur.Kredi sözleşmelerinde kefillerin gayrinakdi kredilerden sorumlu olacağına ilişkin açık bir hüküm bulunmadığından davacı tarafın bu talebinin reddine hükmedilmiştir.Arabuluculuk vekalet ücreti ve harç yönünden; Haklarındaki dava kabul edilen davalıların icra takibine haksız yere itirazda bulunmaları ve alacağın likit olması nedeni ile toplam alacağın % 20 oranında icra inkar tazminatının ( İİK md.67/2) davalılardan -tek olarak- tahsilde tekerrür olmamak üzere alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 11. fıkrası; '(11) Taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf, son tutanakta belirtilir ve bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulur. Ayrıca bu taraf lehine vekâlet ücretine hükmedilmez. Her iki tarafın da ilk toplantıya katılmaması sebebiyle sona eren arabuluculuk faaliyeti üzerine açılacak davalarda tarafların yaptıkları yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır.' şeklinde düzenlenmiştir.Arabuluculuk tutanağının incelenmesinde, davalının adresine davetiye gönderildiği bunun iade edildiği, akabinde davalı vekili Av. ... ile telefonla görüşme yapıldığı ve kargo ile davet mektubu gönderildiği, davet mektubunun 21.08.2019 tarihinde teslim edildiği, davalı vekilinin vekaletinde arabuluculuk yetkisi olmadığından bahisle e-mail ile kargoyu iade ettiğini bildirdiği belirtilmiştir. İcra dosyasına sunulan Kadıköy .... Noterliği 25.05.2018 tarihli, ... yevmiye numaralı davalı vekilinin vekaletnamesinin incelenmesinde alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına başvurmaya, arabulucuk yoluna başvurmaya, takip ve sonuçlandırmaya yetkilerinin yazılı olduğu görülmüştür. Birleşen dosya davalısı geçerli bir mazeret bildirmeyerek arabuluculuk görüşmesine katılmadığından reddedilen kısımlar yönünden lehine vekalet ücreti ve yargılama giderlerine hükmedilmemiştir.Karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 3/2. maddesine göre müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur. Somut olayda, her iki davalı hakkında her bir dava bakımından farklı miktarların tahsili talebiyle ayrı ayrı iki dava açılmıştır. Her iki davada alacak/kefalet aynı tarihli sözleşmelere dayanmaktadır. Bu sözleşmeler uyarınca her iki davalı da kredi borcundan müteselsil sorumludur. Bu durumda her iki davalı hakkında aynı ortak sebeple davanın kısmen kabulüne karar verildiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 3/2. maddesine göre birleşen her bir dava için davalılar lehine müşterek tek vekalet ücretine hükmedilmiştir. (Benzer şekilde Yargıtay 12. HD 2012/8989 E, 2012/26576 K,) Asıl ve birleşen dosya aynı sözleşmeden doğan müteselsil kefillerden alacağın tahsiline ilişkin olup bu sorumluluk müteselsil nitelikte olduğundan tahsilde tekerrür olmayacak şekilde harcın davalılardan müteselsilen tahsiline hükmedilmiştir...." gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulü ile bu davada davalı ... ...'nın İstanbul 31. İcra Müdürlüğünün ... sayılı takip dosyasına konu yönelik itirazının 3.471.412,57 TL asıl alacak, 9.492,05 TL takip tarihine kadar işlemiş faiz, 474,60 TL % 5 gider vergisi olmak üzere toplam 3.481.379,22 TL üzerinden iptali ile asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık % 31,85 oranında temerrüt faizi ve bu faize % 5 oranında BSMV uygulanmak suretiyle takibin devamına, dava tarihinden sonra çekle ve menkul satış sonrası yapılan yapılan toplam 2.316.570,79 TL tahsilatların infazda dikkate alınmasına, fazlaya ilişkin istemin reddine, toplam alacağın % 20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, davalı ... hakkındaki davanın reddine, çek depo bedeli talebinin reddine,Birleşen İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi 2019/523 Esas sayılı davasında, tahsilde tekerrür olmamak üzere, davalı .... ...'nın İstanbul 23. İcra Müdürlüğünün ... sayılı takip dosyasına konu alacağa yönelik itirazının 1.117.056,21 TL asıl alacak 524.825,33 TL takip tarihine kadar işlemiş faiz, 21.160,51 TL % 5 gider vergisi olmak üzere toplam 1.663.042,36 TL bakımından iptali ile takip tarihinden itibaren asıl alacağa fiili ödeme gününe kadar yıllık % 31,85 oranında temerrüt faizi ve bu faize % 5 oranında BSMV uygulanmak suretiyle takibin devamına, dava tarihinden sonra İstanbul 10. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında yapılan 1.392.400 TL satış bedelinin infazda nazara alınmasına, fazlaya ilişkin istemin reddine, toplam alacağın % 20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, çek depo bedeli talebinin reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, asıl ve birleşen davanın davacısı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Davanın kabulü gerekirken davalı ... açısından reddine, diğer davalılar bakımından ise kısmen kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, anlatıldığı üzere müvekkili banka ile dava dışı ....A.Ş arasında düzenlenen 22.08.2017 tarihli 15.000.000,00 TL, 06.08.2012 tarihli 3.000.000,00 TL,10.12.2015 tarihli 6.000.000,00 TL, miktarlı genel kredi sözleşmelerine davalıların kefil olduğunu, bunların aynı zamanda borçlu şirketin ortağı olduklarını, borcun ödenmemesi üzerine Kartal ...Noterliğinin 25.05.2018 tarihli ihtarı ile hesabın kat edilerek 25.05.2018 tarihi itibarıyla 3.931.862,67 TL nakdi ve 16.000,00 TL gayrinakdi kredinin ödenmesinin istendiğini, ihtarın 29.05.2018 tarihinde davalılara tebliğ edildiğini, ihtara rağmen borcun ödenmemesi üzerine alınan ihtiyati haciz kararı ile davalılar ... ... ve ... hakkında İstanbul 31.İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında 20.07.2018 tarihinde 3.663.224,40 TL nakit 12.800,00 TL gayri alacağın ödenmesi talebiyle takip başlatıldığını, davalı .... ... hakkında ise İstanbul 23. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında 08.07.2019 tarihinde 1.985.696,94 TL nakit 7.260,00 TL gayri alacağın ödenmesi talebiyle takip başlatıldığını, itiraz üzerine bu davanın açıldığını, .... ... hakkında açılan İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/573 Esas sayılı dosyasının da İstanbul 4. Asliye Mahkemesinin 2018/744 Esas sayılı dosyası ile birleştirildiğini, banka alacağının ödenmemesi için kötü niyetli itiraz yapıldığını,Davalı ...'nın imzasının bulunmadığı sözleşmeden dolayı sorumluluğuna gidilemeyeceği gerekçesiyle bu kişi hakkındaki davanın reddine karar verildiğini, alınan bilirkişi raporunda sözleşmelerden sonra kredi kullanıldığı hesap ekstrelerinden anlaşıldığının belirtilmesine karşın, önceki genel kredi sözleşmeleri gereğince davalı ...'nn kefalet sorumluluğu bulunduğunu, davalının kefalet sorumluluğunun devam etmediğine ilişkin bir beyan veya kefalet sorumluluğunun sona erdiğine ilişkin bankaya bildirimde bulunmadığını, kaldı ki 07.10.2015 tarihli genel kredi sözleşmesinin önceki tarihli genel kredi sözleşmelerinin devamı olduğunu, bu nedenle sözleşmelerde müteselsil kefil olarak imzası bulunan ...'nın borcun tamamından sorumlu olduğunu, bu davalının sözleşmede imzası bulunduğunu ve bilgilendirme formunda kendi el yazısı ile sözleşme şartlarında mutabık kaldığını beyan ettiğini ve kefalet limitlerini aşmamak kaydıyla sorumlu olması gerektiğini,Mahkemece davalılar ... ... ve ... ...'nın temerrüt tarihi olarak ihtarnamenin tebliğ edilememesi nedeniyle takip tarihinin dikkate alındığını, oysa İİK'nın 68/b maddesi uyarınca temerrüt tarihinin belirlenmesi gerektiğini, davalı kefillerin depo talebinden sorumlu olduğunu, sözleşmede hüküm bulunmadığına ilişkin mahkeme gerekçesinin hatalı olduğunu, sözleşmenin kefalet başlıklı 9. maddesine göre, genel kredi sözleşmesinin tamamının kefiller bakımından da uygulanacağının düzenlendiğini, teminat mektupları garantiler kontrgarantilere ilişkin işlemler başlıklı bölümde de kefillerin sorumluluğunun düzenlendiğini, bu hükme göre davalı kefillerin müteselsil kefil sıfatı ile imzaladıkları genel kredi sözleşmesinde, sözleşme hükümlerinin tümünün kefiller hakkında da aynen uygulanacağına, kredi sözleşmesi dahilinde kullandırılan kredinin gayrinakit durumda olması halinde dahi müvekkil bankanın gayrinakit risk tutarının (teminat mektubu tutarının) depo edilmesi talebinde bulunabileceği, depo talebinden kredi borçlusu ile birlikte kefillerin de sorumlu olacağına ilişkin açık hükümler bulunduğunu, mahkemenin genel kredi sözleşmesini incelemeden karar verdiğini, açık hüküm uyarınca kefillerin depo talebinden sorumlu olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve her iki davanın tümüyle kabulüne, karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Asıl ve birleşen dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan nakdi alacak ile çek garanti bedellerinin deposuna ilişkin takibe yönelik itirazın İİK'nnı 72.maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne, karar verilmiş; bu karara karşı, asıl ve birleşen davalarda davacı banka vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı banka ile dava dışı ... AŞ arasında düzenlenen 25.07.2012 tarihli 1.500.000 TL limitli ve davalılar ... ve ... ile ...'nın aynı tarihte 1.800.000 TL limitle müşterek borçlu ve müteselsil kefil olduğu bir genel kredi sözleşmesi imzalanmıştır. Bu sözleşmeden sonra ayrıca aynı borçluların aynı tarafların müşterek borçlu ve müteselsil kefil olduğu 22.05.2013 tarihli genel kredi sözleşmesi düzenlenmiştir. Bu sözleşmeye de davalılar 4.700.000 TL ve 1.500.000 TL üzerinden kefil olmuşlardır. 17.11.2014 tarihli genel kredi sözleşmesinde ise ..., ... ve ... ... 4.620.000 TL limitle kefil olmuşlardır. Son olarak düzenlenen 4.200.000 TL bedelli 07.10.2015 tarihli genel kredi sözleşmesine ise asıl davada davalı ... ... ile birleşen davada davalı ... müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak katılmıştır. Bu son sözleşmede, davalı ...'nın kefaleti bulunmamaktadır. İncelenen tüm genel kredi sözleşmeleri 6098 sayılı TBK'nın yürürlükte olduğu dönemde imzalanmış olup, belirtilen Yasa'nın 583.maddesi uyarınca kefalet sözleşmesinin yazılı şekilde yapıldığı, kefilin sorumlu olacağı azami miktar ve kefalet tarihinin belirtildiği, kefilin sorumlu olduğu azami miktarın kefalet tarihinin ve müteselsil kefil ibaresinin kefilin el yazısı ile yazıldığı ve kefalet sözleşmesinin geçerli olduğu anlaşılmıştır. Kullanılan kredi borcunun ödenmemesi üzerine banka tarafından Kartal... Noterliğinin 25.05.2018 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarıyla, 25.05.2018 tarihi itibariyle hesabın kat edildiği ve toplam 3.947.862,67 TL nakdi kredi ile 16.000 TL çek garanti bedelinin bir gün içinde ödenmesi talep edilmiştir. Kat ihtarının davalı ...'a 29.05.2018 tarihinde tebliğ edildiği ve verilen bir günlük süre sonunda temerrüdün oluştuğu anlaşılmıştır. Davalı kefiller ... ... ile ...'ya gönderilen tebligatların ise tebliğ edilmeden iade edildiği anlaşılmıştır. Asıl borçlu bakımından İİK'nın 68/b maddesi uyarınca, ihtarın düzenlenmesi ile temerrüdün oluştuğu anlaşılmıştır. Ancak kefiller bakımından sözleşmede bir hüküm bulunmadığı dikkate alınarak temerrüdün kat ihtarının tebliği ile oluştuğu sonucuna varılmıştır. Banka borcunun ödenmemesi üzerine, İstanbul 31. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında, 3.612.042,40 Tl asıl alacak, 48.282,86 TL işlemiş temerrüt faizi, 2.414,14 TL BSMV, 485,00 TL ihtiyati haciz vekalet ücreti olmak üzere toplam 3.663.224,40 TL alacağa takip tarihinden itibaren %31,85 temerrüt faizi ile birlikte tahsili ve 12.800 TL gayri nakit riski tahsili amacıyla ... ve ... aleyhine ilamsız takip başlatılmıştır. Takip dayanağı olarak Kartal ... Noterliğinin 25.06.2018 tarihli, ... yevmiye numaralı ihtarnamesi gösterilmiştir. Ödeme emrinin tebliği üzerine süresinde borç ve ferilerine itiraz edilmesi sonucu takibin durduğu, davanın süresinde açıldığı görülmüştür. İstanbul 23. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında ise, aynı ihtara dayanarak ... aleyhine 1.175.432,22 TL asıl alacak, 770.657,00 TL işlemiş temerrüt faizi, 39.607,72 TL BSMV olmak üzere toplam 1.985.694,94 TL alacağın, takip tarihinden itibaren %31,85 oranında temerrüt faizi ile birlikte tahsili, 7.260 Tl gayri nakti çek riskinin deposu talebiyle takip başlatıldığı, ödeme emrinin tebliği üzerine süresinde borç ve ferilerine itiraz edilmesiyle takibin durduğu, davanın süresinde açıldığı, birleşen İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/523 Esas sayılı dosyasının aralarındaki bağlantı nedeniyle İstanbul 4 ATM'nin 2018/744 Esas sayılı dosyası ile birleştirildiği anlaşılmıştır. TBK'nın 586. maddesine göre, kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir. Alacaklı banka tarafından borçlunun temerrüdü üzerine hesap kat edilerek ihtarname gönderilmiştir. Alacağın muaccel hale gelmesi için kredi hesabının kat edilmesi yeterli olup ayrıca hesabın katına ilişkin ihtarnamenin borçlu veya kefile tebliği zorunlu değildir. Borcun ödenmemesi üzerine bankaca keşide edilen kat ihtarının borçluya tebliğ edildiği ancak davalı müteselsil kefile tebliğ edilmediği, tebligatın iade edildiği anlaşılmıştır. Kat ihtarının davalı kefile takip öncesi tebliğ edilmemiş olması, sadece kefilin takip öncesi temerrüt faizinden ve kendi temerrüdünün sonuçlarından sorumlu olup olmadığı noktasında önem arz etmektedir. Takip öncesi kat ihtarının kefile tebliğ edilmemesi halinde, kefil bu kez kefalet limiti ve akdi faiz ile sorumlu olacak, kendi temerrüdüne kadar temerrüt faizinden sorumlu olmayacaktır. Başka bir anlatımla, takip öncesi temerrüte düşürülmeyen kefil temerrüt faizinden sorumlu olmayacak ise de kefalet limiti içinde genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan akdi faiz ve faizin ferisinden sorumlu olacaktır. TTK’nın 7/1.2. cümlesinde; “Ancak, kefil ve kefillere, tahahhüt veya ödemenin yapılmadığı veya yerine getirilmediği ihbar edilmeden temerrüt faizi yürütülemez.” hükmüne yer verilmiştir. Asıl borçlunun borcunu ödemediği müteselsil kefile ihbar edilmedikçe, asıl borçlunun temerrüdü nedeniyle oluşan temerrüt faizinden müteselsil kefil sorumlu tutulamaz. Ancak kefil kendi temerrüdünün hukuki sonuçlarından sorumlu olacağından, kendi temerrüdü sonucu ortaya çıkan temerrüt faizleri ve ferilerinden sınırsız olarak sorumlu tutulabilecektir. Bu halde davalı kefile kat ihtarı tebliğ edilmeden temerrüde düştüğü kabul edilemeyeceğinden temerrüt tarihi sayılan icra takip tarihine kadar akdi faiz hesaplanmasında hukuka aykırılık bulunmamıştır.İİK nın 68/b maddesi asıl borçlu için yapılmış bir düzenleme olup müteselsil kefile uygulanması sözkonusu değildir. Bu itibarla takip öncesi temerrüde düşürülmeyen müteselsil kefil sıfatında olan davalılar bakımından, kredi sözleşmesine uygun şekilde takip tarihine kadar akdi faiz uygulanarak kredi borcunun hesaplanması, bu tarihten sonra ise temerrüt faizi uygulanmasında yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. Kefil, kefalet limitiyle sınırlı olmak üzere kendi temerrüdünün sonuçlarından da sorumludur. Ancak kefalet sözleşmesinde, kefilin aynı zamanda gayri nakdî alacaklardan da sorumlu olacağına dair bir kayıt bulunmaması hâlinde, kefil, gayri nakdî kredilerin deposundan sorumlu değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2018/689 Esas, 2018/1624 Karar ve 06.11.2018 tarihli emsal ilamında da belirtildiği üzere, gayri nakdî alacaktan dolayı sözleşmede açıkça depo bedelinden kefilin sorumluluğunun düzenlenmesi gerekmektedir. Eldeki davada genel kredi sözleşmesinde, kefillerin gayri nakdî kredilerin deposundan sorumlu olduğuna ilişkin açık ve net bir hükme rastlanmamıştır. Bu şekilde bir hüküm bulunmaması hâlinde ise kefil gayrî nakdi alacağın deposundan sorumlu olmayacağından, mahkemece bu konuda verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiştir. İstinaf başvurusunda değinilen ve ayrıntılı bir şekilde yazılan sözleşmenin kefalet başlıklı 9.maddesi ile teminat mektupları, garantiler, kontrogarantilere ilişkin işlemler başlıklı 19.maddesinde açık şekilde kefillerin çek garanti bedelinin depo bedelinden sorumlu olacağına ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Kefalet fer'i nitelikte bir yükümlülük olup, bir başka feri yükümlülük olan çek garanti bedelinin deposu talebinin açıkça kefalet içerisinde olduğunun kararlaştırılması gerekir. Aksi takdirde çek karşılıksız çıkıp, bankaca zorunlu karşılığı ödenerek nakdi krediye çevrilmeden kefilin çek garanti bedelinin deposundan sorumlu tutulması mümkün olmadığından, mahkemece davanın reddine karar verilmesi yerinde olup, davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. Mahkemece taraflar arasındaki sözleşme kapsamında banka alacağının belirlenmesi için bankacılık konusunda uzman iki ayrı bilirkişiden rapor ve ek raporlar alınmıştır. Alınan bu raporlarda sözleşme gereği delil olan banka kayıtları incelenmiştir. Kefillerin temerrüdü ve bu temerrüde göre uygulanan faiz oranları isabetli şekilde tespit edilmiş ve bunlara göre asıl alacak, işlemiş akdi/temerrüt faizi hesaplanarak borç bulunmuştur. Takiple birlikte temerrüde düşen borçlular yönünden sözleşmeye uygun şekilde temerrüt faizi belirlenerek uygulanmış ve sözleşmeden kaynaklı likit alacak için icra inkar tazminatına karar verilmiştir. Belirtilen bu hususlar sözleşmeye uygun olduğu gibi istinaf eden davacının sıfatına ve istinaf nedenlerine göre de hukuka aykırı bir yön bulunmamıştır. Mahkemece asıl davada davalı olan ... hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir. Buna ilişkin incelemenin yapıldığı 26.05.2021 tarihli bilirkişi raporunda 07.10.2015 tarihli sözleşmede ...'nın imzasının bulunmadığı, dava konusu takibin ise bu genel kredi sözleşmesinden kaynaklandığı kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmiştir. Bilirkişi raporu ve dosya kapsamından 07.10.2015 tarihli sözleşmenin önceki sözleşmelerin devamı olmadığı yeni bir limit tahsis eden bağımsız bir sözleşme olduğu anlaşılmaktadır. Kefaletten kural olarak istifa etmek mümkün değildir. Kefil kefalet süresince sözleşme kapsamında kalan borçlardan ve kendi temerrüdünden sorumludur. Ancak kefilin sorumlu olduğu genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcun ödenmesinden sonra, banka ve borçlunun yeniden bir araya gelerek bir genel kredi sözleşmesi imzalaması ve bu sözleşme kapsamında yeni garanti ve kefaletler alınması, önceki kefilin kefaletinin alınmaması halinde, artık önceki borçtan sorumlu olan kefilin, kendi kefalet imzasının bulunmadığı sonraki genel kredi sözleşmesinden kaynaklı borçlardan sorumlu olmayacağı kabul edilmelidir. Nitekim bu şekildeki yaklaşım tarzı basiretli bir tacir olan vakıanın yeni sözleşmeyi imzalarken bu kefilin kefalet imzasını almaması karşısında ve anılan bilirkişi raporunun 11 ve 12.sayfasında özetlenen Yargıtay 19. HD'nin 2016/4747 Esas - 2014/12931 Esas, 2017/647 Esas sayılı ilamlarındaki tespitlere de uygundur. Belirtilen bu gerekçe ile ...'nın imzası olmayan 07.10.2015 tarihli genel kredi sözleşmesinden sorumlu tutulmamasında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf başvuru nedeni de yerinde görülmeyerek reddine karar verilmiştir. Bunun dışında davacının herhangi bir istinaf nedeni bulunmadığı, Dairemizce de resen dikkate alınması gereken bir istinaf başvuru nedenine rastlanmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar verilmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, davacı vekilinin asıl ve birleşen davaya yönelik istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin asıl ve birleşen davaya istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin asıl ve birleşen davalara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine,
2-Asıl ve birleşen davalarda davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; asıl dava için bakiye 651,30 TL ile birleşen dava için 651,30 TL istinaf karar harçlarının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 02.07.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.
KANUN YOLU:HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.