Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1416 E. 2026/1164 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/1416
- Karar No
- 2026/1164
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1416 Esas
KARAR NO: 2026/1164
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
NCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : (Kapatılan) İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 30/06/2022
NUMARASI: 2021/585 Esas, 2022/681 Karar
DAVANIN KONUSU: İTİRAZIN İPTALİ
KARAR TARİHİ: 17/09/2026
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili tarafından, davalı şirket ile 25/04/2016 tarihinde imzalanan bilgisayar bakım, destek danışmanlık sözleşmesi uyarınca verilen danışmanlık hizmetine karşılık oluşan cari hesap alacağının tahsili amacıyla İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile başlatılan icra takibinin davalının itirazı üzerine durduğunu belirterek icra takibine karşı yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin, davacıdan dava konusu faturaların içeriği hizmetleri almadığını, bu hizmetleri ifa ettiğini ispat yükü üzerinde olan davacının ispatlayamadığını, dayanak faturaların hiçbirinde müvekkilinin tebliğ veya teslim aldığına dair bir imza yahut ibare bulunmadığını, faturaların müvekkiline usulüne uygun şekilde tebliğ edilmediğini, davacının sözleşme ile üstlendiği işleri yapmadığı/yapamadığı gibi üstelik sistemdeki verilerin silinmesine neden olarak müvekkilini çok büyük bir zarara uğrattığını, davacı şirketin, müvekkilinin web sitesi ve mail hizmetlerine de kısıtlama getirerek ana yönetici şifrelerini müvekkili ile paylaşmaması nedeniyle tekrardan bu hizmetlerin satın alınmak zorunda bırakıldığını, bu anlamda anlaşma sağlanan Yeni Çözüm Web Hizmetleri şirketi tarafından yapılan inceleme neticesinde davacının, müvekkiline verdiği zararların tespiti için rapor hazırlandığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEME KARARI:
İlk derece mahkemesince; incelenen her iki tarafın usulüne uygun tutulan ticari defterlerinin de birbirini teyit ettiği ve muhasebesel bir çekişmenin olmadığı, takibe ve davaya konu faturaların davalının ticari defterlerinde aynen kayıtlı olduğu, davalının usulüne uygun iade faturası tanzim etmediği yahut ayıp ihbarında da bulunmadığı, davalı şirketin bilişim sisteminin işleyişini engelleme ve bozma suçu kapsamında yaptığı şikayetin İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 2020/182939 soruşturma numaralı dosyasında faili tespit edilemediğinden daimi aramaya alındığı, savcılık şikayetine konu hususların, davacı tarafından sözleşme dışı olarak verilen barındırma hizmetinin davalının ödeme yapmaması neticesinde sonlandırılmasından kaynaklandığının görüldüğü, bu nedenle davacı tarafından verilen hizmette ihtilaf olmadığı faturaların usulüne uygun düzenlendiği, buna göre davacının, davalıdan 8.585,61 TL asıl alacağının bulunduğu, takip öncesi davalının temerrüde düşürüldüğüne dair belge sunulmadığından işlemiş faiz talebinin yerinde olmadığı gerekçelerine istinaden davanın kısmen kabulü ile icra takibine yönelik itirazın asıl alacak yönünden iptaline karar verilmiş ve alacak likit olduğundan bahisle icra inkar tazminatına hükmedilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Karar yasal süresinde taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; müvekkili tarafından tanzim edilen tüm faturalar davalının ticari defter ve belgelerinde kayıtlı olup faturalardan haberdar olan davalı yönünden temerrüt gerçekleştiğinden asıl alacak ile birlikte işlemiş faiz taleplerinin de kabulüne karar verilmesi gerekirken red kararının usule, hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, öte yandan davalının TTK'nun 1530. hükmü uyarınca da hizmet bedelini ödemede temerrüde düştüğünün izahtan vareste olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; dava ve takibe konu edilen hizmetlerin, müvekkili tarafından hiçbir surette alınmadığını, mahkemece eksik bilgi ve yetersiz araştırma ile karar verildiğini, davacının, kusur ve ihmali neticesinde müvekkiline ait bilgisayarlardaki tüm bilgi ve dataların bir anda kaybolmasına/silinmesine sebep olduğunu, bu hususta bilgisayarlarda yapılacak inceleme ile bilişim sektöründe uzman bir bilirkişiden rapor alınması gerektiğini, mali müşavir bilirkişinin yetkisini aşarak yaptığı tespitlerin hatalı olduğunu, müvekkilinin, davacı şirketten sonra anlaştığı yeni firmanın, davacının, müvekkiline verdiği zararları tespit ederek hazırladığı raporun dikkate alınmadığını, ayrıca şirket yetkilisinin tanık olarak dinlenmesi taleplerinin kabul edilmediğini, davacı tarafından hizmetin gizli ayıplı olarak ifası söz konusu olduğu için müvekkilinin faturaları kayıtlarına işlemesi, faturalara itiraz etmemesi ve faturaları BA-BS formlarında bildirmesinin son derece normal olduğunu, davacı şirket hakkında devam eden ceza soruşturmasının sonucunun, işbu davayı etkileyecek olması sebebiyle beklenmesi gerektiğini, ayrıca alacak likit olmadığından icra inkar tazminatı talebinin de reddi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:
Dava, açık hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine karşı yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nun 355. maddesi uyarınca istinaf başvurusunda ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılmıştır.
Davacının, davalı hakkında İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında 8.585,61 TL asıl alacak ve 980,60 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 9.566,21 TL'nin tahsili amacıyla ilamsız icra takibi başlattığı, davalının takibe ve borca karşı itirazda bulunduğu, itirazın davacı alacaklıya tebliğine dair bir belgeye rastlanmadığından işbu itirazın iptali davasının yasal süresi içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.
Davacı vekilinin istinaf başvurusunun değerlendirilmesi;
6100 sayılı HMK'nun 341. maddesinde istinaf yoluna başvurulabilen kararlar gösterilmiştir. Buna göre maddenin 2. fıkrasında, miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararların kesin olduğu, 3. fıkrasında, alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda üç bin Türk Liralık kesinlik sınırının alacağın tamamına göre belirleneceği, 4. fıkrasında ise, alacağın tamamının dava edilmiş olması durumunda, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü üç bin Türk Lirasını geçmeyen tarafın, istinaf yoluna başvuramayacağı düzenlenmiştir.
02/12/2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 41. maddesi ile HMK'nun 341. maddesinin 2. fıkrası değiştirilmek suretiyle 3.000,00 TL'yi geçmeyen mal varlığı davalarına ilişkin kararlar kesin hale getirilmiş ve aynı yasanın 44. maddesi ile HMK'ya eklenen ek madde 1 ile de kesinlik sınırı olan 3.000,00 TL'nin her yıl yeniden değerleme oranında artışa tabi olduğu kabul edilmiştir.
HMK'nun Ek 1. maddesinin 2. fıkrası "200 üncü ve 201 inci maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınır." şeklinde düzenlenmişken 04/06/2025 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanunun 20. maddesi ile "200 üncü ve 201 inci maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır." şeklinde değiştirilmiştir.
Somut davada, kararın verildiği 30/06/2022 tarihi itibariyle yürürlükte olan HMK'nun Ek 1. maddesinin 2. fıkrası gereğince parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınacaktır. Buna göre, yeniden değerleme sonucunda hüküm tarihi olan 2022 yılı için kesinlik sınırı 8.000,00 TL olmuştur.
HMK'nun 352. maddesinde, Bölge Adliye Mahkemesi hukuk dairesince dosya üzerinde yapılacak ön inceleme sonunda karar verilecek haller sayılmış olup bu hallerden birisi de kararın kesin olması olarak gösterilmiştir. İstinaf kanun yoluna başvuru olanağı bulunmayan kesin nitelikteki kararlara ilişkin olarak HMK'nun 346/1 maddesi uyarınca mahkemesince bir karar verilebileceği gibi Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından da istinaf isteminin reddine karar verilebileceği belirtilmiştir.
Bu açıklamalar ve yasal düzenlemelere göre somut olayda, davanın, icra takibine konu edilen asıl alacak ve işlemiş faiz (dava açıldığı tarihe kadar hesaplanan) olmak üzere toplam 11.886,30 TL üzerinden açıldığı, mahkemece davanın 8.585,61 TL asıl alacak yönünden kısmen kabulüne karar verildiği dikkate alındığında reddedilen miktar itibariyle kararın, hüküm tarihi itibariyle HMK'nun 341. maddesinde belirtilen kesinlik sınırının (8.000,00 TL) altında kalması sebebiyle ortada istinafı kabil bir karar bulunmadığı ve davacının istinaf hakkının olmadığı anlaşılmakla karara yönelik istinaf başvurusunun HMK'nun 341. ve 352. maddeleri uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerekir.
Davalı vekilinin istinaf başvurusunun değerlendirilmesi;
Somut olayda, taraflar arasında 25/04/2016 tarihinde bilgisayar bakım, destek danışmanlık sözleşmesi imzalandığı konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Davacı taraf sözleşme gereği verdiği hizmete dayalı açık hesap alacağının tahsili amacıyla dava konusu icra takibini başlatmış olup davalı taraf ise hizmetin sözleşmeye uygun olarak yerine getirilmediğini, ayıplı hizmet sebebiyle zarara uğradığını savunmuştur.
"...Faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması birbirinden farklıdır. 6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddeye göre faturaya itiraz edilmemiş ise içeriği kesinleşir ise de akdî ilişkinin yazılı delillerle ispatı gerekir. Fatura ticari defterlere kayıt edilmiş ise artık faturanın delil olmasıyla ilgili bu maddeye değil ticari defterlerin delil olmasıyla ilgili HMK'nın 222. maddeye bakmak gerekir. Bu nedenle ticari defterlere kaydedilmiş fatura akdi ilişkinin varlığını da kanıtlar. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır. Ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir..." (Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2017/1445 Esas 2018/1438 Karar sayılı ilamı).
6102 Sayılı TTK'nun 23/1-c maddesi tacirler arasındaki hizmetin ayıplı olması halinde yapılması gereken işlemleri düzenlemektedir. Anılan maddeye göre hizmet alan tacir, malın ayıplı olduğu açıkça belli değilse, malı teslim aldıktan sonra malı incelemek veya incelettirmek, malın ayıplı olması halinde 8 gün içinde bu durumu hizmet verene iletmek durumundadır (Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 2016/991 Esas 2018/5119 Karar sayılı ilamı).
"...Davacı taraf 16/09/2024 tarihli noter ihtarnamesi ile, davalının sözleşmeden doğan edimlerini hiç ifa etmediği ve ayıplı ürün ve hizmet sunduğu gerekçelerine istinaden sözleşme ve danışmanlık sözleşmesini feshettiğini bildirerek davalıya ödediği 27.000,00 TL lisans bedeli ile 4.543,00 TL hizmet bedelinin ihtarnamenin tebliğinden itibaren 7 gün içinde ödenmesini ihtar etmiştir. Dava, ticari satım nedeniyle satış bedelinin tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Ticari satımlarda ayıp ihbarının olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK’nun 25.maddesinde belirtilen süreler içinde yapılması gerekir. Hükme göre açık ayıplarda 2 gün, açıkça belli olmayan ayıplarda 8 gün içinde ayıp ihbarı yapılmalıdır. Ayıp ihbarının yapıldığını ileri süren kişi 6762 sayılı TTK’nun 20. maddesinde öngörülen şekilde yapıldığını kanıtlamalıdır. 6762 sayılı TTK’nun 20/3. maddesine göre, ayıp ihbarının noter marifetiyle veya iadeli taahhütlü mektupla yahut telgrafla yapıldığı kanıtlanmalıdır. Tanık delili ile ayıp ihbarının yapıldığı kabul edilemez... (Yargıtay 19 HD'nin 2014/19421 Esas 2015/2265 Karar sayılı ilamı).
Somut olayda, davacı tarafından düzenlenen tüm faturaların her iki tarafın usulüne uygun tutulan ve lehine delil niteliği olan ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, bu anlamda ticari defterlerin birbiri ile uyumlu olduğu ve buna göre davacının takip tarihi itibariyle davalıdan 8.585,61 TL alacaklı olduğu bilirkişi raporu ile tespit edilmiştir. O halde açık hesap ilişkisine konu faturaları süresinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine borç kaydeden davalı, fatura münderecatını aynen kabul etmiş olduğundan bu faturalar nedeniyle hizmet almadığını, dolayısıyla borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir ise de, bundan önce hizmetin ayıplı olarak verildiğini iddia ettiğine göre davalının yasal süresinde ve usulüne uygun olarak ayıp ihbarında bulunduğunu ispatlaması gerekir.
Dosya kapsamı ile mevcut bilgi ve belgelere göre, iddia edilen ayıbın gizli nitelikte olmadığı da dikkate alındığında, 6102 sayılı TTK'nun 23/1-c maddesinde belirtilen sürede bir ayıp ihbarının yapılmadığı, kaldı ki ayıbın gizli olduğu kabul edilse dahi aynı Kanunun 18/3 maddesinde belirtilen usule uygun olarak ihbar mükellefiyetinin yerine getirilmediği, ayrıca sözleşmede ayıp ihbarının TTK'nun 18/3 maddesinde belirtilenden farklı bir şekilde yapılacağına yönelik bir hükmün de bulunmadığı anlaşılmakla davalı, davacıya yasal süresinde ve usulüne uygun olarak ayıp ihbarında bulunduğuna ilişkin bir delil sunamadığından ve bu hususların ispatı tanık ile de mümkün olmadığından davacının sözleşme ile yüklendiği edimini tam ve eksiksiz yerine getirdiğini kabul etmek gerekir. O halde davalının açık hesap ilişkisine konu faturaları süresinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine borç kaydettiği dikkate alındığında alacağın varlığı ispatlanmış olup öte yandan icra takibine konu edilen alacağın her iki tarafın ticari defterlerinde kayıtlı olması sebebiyle davalının borç tutarını tahkik ve tayin etmesi mümkün olduğundan dava ve takip konusu alacağın likit olduğu da anlaşılmakla mahkemece tesis edilen karar isabetli olduğundan davalının istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle, ilk derece mahkemesince tesis edilen kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla taraf vekillerinin istinaf başvurularının reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1-(Kapatılan) İstanbul Anadolu .... Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/... Esas, 2022/... Karar sayılı ve .../06/2022 tarihli kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nun 341. ve 352. bentleri gereğince miktar yönünden; davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b.1 bendi gereğince esastan REDDİNE,
2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL harçtan davacı tarafından yatırılan 146,62 TL harcın mahsubu ile bakiye 585,38 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,
3-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL harçtan davacı tarafından yatırılan 156,78 TL harcın mahsubu ile bakiye 575,22 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,
4-Taraflarca yapılan yargılama giderinin kendi üzerlerinde BIRAKILMASINA,
Dosya üzerinden yapılan ön inceleme neticesinde, davacı bakımından 6100 sayılı HMK'nun 341. ve 352. maddesi; davalı bakımından 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b.1 bendi ile aynı Kanunun 362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.17.09.2026