Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1650 E. 2026/444 K. – İtirazın İptali
Konu: İtirazın İptali
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/1650
- Karar No
- 2026/444
- Karar Tarihi
- Konu
- İtirazın İptali
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/1650
KARAR NO:2026/444
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İstanbul Anadolu 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:21/12/2021
NUMARASI:2018/1303 Esas - 2021/1224 Karar
DAVA:İtirazın İptali (Satım sözleşmesinden kaynaklanan)
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı şirket arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla Kadıköy .. Noterliğinin 29.08.2018 tarihli ihtarının gönderildiğini, ihtara rağmen borcun ödenmemesi üzerine İstanbul Anadolu 17. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında başlatılan takibe yönelik itirazın haksız olduğunu, müvekkilinin bir kısım teknik servis ve ihtiyaç ürünlerinin temin ederek davalıya teslim ettiğini, satım nedeniyle fatura düzenlendiğini, davalının fatura borçlarını ödemediğini, faturaların davalıya satılarak teslim edilen emtiaya ilişkin olduğunu, irsaliyeli faturaları ile teslim edilen emtia bedelinin ödenmediğini, tarafların ticari defterlerinin incelenmesi halinde alacağın belirleneceğini, tebliğ edilen faturalara süresinde itiraz edilmediğini, takip öncesi tebliğ edilen ihtarla davalının temerrüde düşürüldüğünü ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı, dava dilekçesinin tebliğine rağmen davaya cevap vermeyerek dava dilekçesinde dayanılan vakıaları inkar etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Ticari davalarda, yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda, ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir. Yasa'da delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlediği açıkça anlaşılmaktadır. Ticari defterler kesin delillerden ise de ancak HMK 222. maddedeki koşullar çerçevesinde ispat aracı olabilir. Ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması gerekir. Bir taraf kendi defterlerine delil olarak dayanmış ise karşı tarafın ticari defterlerine dayanılmamış olsa da karşı taraf defterlerinin incelenmesi zorunludur. Çünkü tarafın ticari defterleri Yasa'da belirtildiği üzere karşı tarafın ticari defterleri ile uyumlu olduğu takdirde lehine delil olabilecektir. Karşı taraf defterleri incelenmediği takdirde dayanan tarafın kendi defterindeki kayıtların lehe delil olması mümkün değildir. Davacının da bu durumu bilerek ticari defterlere delil olarak dayandığı ve karşı tarafın ticari defterlerinin de incelenmesini istediği kabul edilmelidir. Aksinin kabulü halinde davacının ticari defterleri tek başına delil niteliği taşımadığından dayanılan böyle bir delilin incelenmesine gerek de olmayacaktır. Karşı taraf ticari defterlerini sunar ise birlikte incelenip değerlendirildiğinden delil olup olmadığı sonucuna göre değerlendirilebilecektir. Karşı taraf ticari defterlerini sunmadığı takdirde ise bu davranışı ile kendi ticari defterlerinin davacı defterleri ile uyumlu olup olmadığının incelenmesine engel olduğundan, engel olduğu sonucun varlığını kabul etmiş sayılmalıdır. Tacir olup ticari defter tutmak zorunda olan taraf, ticari defterleri bulunmadığını ileri süremeyeceğinden verilen kesin süreye rağmen ibraz etmediği takdirde, belgenin elinde olmadığına dair yemin etmesine gerek olmaksızın HMK 220/3. madde gereğince sunmaktan kaçındığı belgelerdeki (ticari defterlerindeki) kayıtların, karşı taraf defterindeki kayıtlara uygunluğunu mahkeme kabul edebilir. Aksinin kabulü durumunda; karşı tarafın ticari defterlerini sunmaması halinde sunan tarafın muntazam tutulmuş ticari defterlerinin lehe delil olarak kabul edilemeyeceği şeklinde bir sonuç ortaya çıkar ki bu ticari defterleri ve karşı taraf elinde olduğu ileri sürülen belgeleri delil olarak kabul edip sunulmaması halinde sonuçlarını belirleyen HMK'ndaki açık düzenlemelere aykırı bir yorum olacaktır. (Yargıtay 15. HD. 2018/2696 Esas 2018/3431 Karar sayılı ilamı, İstanbul BAM 16.HD. 2017/3909 Esas 2020/336 Karar sayılı ilamı) Bu kapsamda kanun koyucu tarafından 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanunun 23 üncü maddesiyle, bu fıkrada yer alan ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi şeklinde değiştirilmiştir. Esasen Yargıtay tarafından içtihatlar ile kabul edilen hukuki durum anılan kanun değişikliği ile yasal düzenlemeye kavuşmuştur.Davalı taraf usulüne uygun ihtara rağmen ticari defterlerini süresinde ibraz etmemesi sebebiyle davacının, davalı ile arasındaki ticari ilişkiyi ve dayanmış olduğu faturaya ilişkin alacağını ispat ettiğinin kabulü gerekir. Ayrıca her ne kadar davalı, dava konusu faturalardaki teslim alan kişilerin şirket yetkilisi olmadığını beyan etmiş ise de; alınan 30.11.2021 tarihli bilirkişi ek raporu, SGK kayıtları ve BA formları dikkate alındığında bahse konu kişilerin imzası olan faturaların vergi dairesine BA formu ile bildirildiği anlaşıldığından davalının bu yöndeki itirazlarının yerinde olmadığına kanaat getirilmiş, davanın kabulüne, davalının İstanbul Anadolu 17. İcra Dairesi'nin ... sayılı takip dosyasına yapmış olduğu itirazın iptali ile, 58.327,45-TL asıl alacak, 810,19-TL işlemiş faiz ve takip tarihinden itibaren işleyecek avans faizi üzerinden takibin devamına karar verilmiştir.
İtirazın iptali davalarında davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun itirazında haksız olması ve alacağın likit olması şarttır. (Adem Albayrak/Cihat Arslan, Asliye Hukuk Davaları, Adalet Yayınevi, Ankara 2016 basım, sf; 1287 ) Dosyaya konu alacağın faturaya dayanması sebebiyle alacağın likit ve davalının haksız olduğu anlaşıldığından, hükmedilen asıl alacak miktarı (Yargıtay 9. HD. 12.10.2020 tarih 2016/26775 Esas 2020/11341 Karar sayılı ilamı) üzerinden davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..." gerekçesiyle, davanın kabulü ile davalının İstanbul Anadolu 17. İcra Dairesinin ... sayılı dosyasına yönelik itirazın iptali ile takibin 58.327,45 TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte devamına, hükmedilen asıl alacağın %20'si oranında icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline, karar verilmiştir.Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Dava dilekçesinin icra dosyasında borca itiraz eden vekile değil, şirket yetkilisi olmayan kişiye tebliğ edildiğini, dava dilekçesinin, icra takibine itiraz eden yetkili vekile tebliğ edilmesi gerekirken, şirket adına tebligat gönderilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava dilekçesinin bu nedenle yasaya uygun şekilde tebliğ edilmediğini ve şirketin süresinde cevap hakkını kullanmadığını, matbu kaşe ile yetkili olmayan kişiye dava dilekçesinin tebliğinin usulsüz olduğunu, müvekkiline ait ticari defterlerin incelenmeden karar verildiğini, davacının dava dilekçesinde davalının ticari defter ve belgelerine dayandığını ancak müvekkilinin temsilcisinin bulunmadığı ön inceleme duruşmasında, taraflara ticari defter ve belgelerinin hazır etmesi için ihtar yapıldığını, konuya ilişkin olarak müvekkiline usulüne uygun geçerli bir ihtarın tebliğ edilmediğini ve davalı şirketin hak kaybına uğradığını,Müvekkili şirket yetkilisinin yemini hususunda ise davacının müvekkili şirket yetkilisine yemin teklif edildiğini, müvekkili şirket yetkilisinin mahkemeye sunduğu yemin metnini eda ettiğini, yeminin usul hukuku açısından kesin delil olması nedeniyle yemin eda edilen kısım için mahkemece kabul kararı verilmesinin hatalı olduğunu, Bu hususlar mahfuz kalmak kaydıyla, müvekkili şirkete usulüne uygun savunma imkanı verilmeden davanın kabul edildiğini, müvekkili şirket temsilcisinin sunduğu ticari bilgi ve belgelerin davacının delil listesinde dahi yer almasına rağmen, bilirkişi raporunda değerlendirilmediğini, müvekkilinin borcu bulunmadığını ve davacının iyi niyetli olmadığını, sadece davacının defter ve belgelerine dayanılarak karar verilmesinin hatalı olduğunu, müvekkilinin temerrüdü bulunmamasına rağmen aleyhine faize hükmedilmesinin hatalı olduğu gibi likit olmayan alacak için icra inkar tazminatına karar verilmesinin de hatalı olduğunu,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, satım sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan ilamsız takibe yönelik itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Dava, satım sözleşmesinden kaynaklanan fatura ve açık hesap alacağının tahsili istemine ilişkin olup, uyumazlık davacının sözleme konusu emtiayı usulüne uygun şekilde teslim edip etmediği, davalıya dava dilekçesinin ve inceleme gününü usulüne uygun şekilde tebliğ edilip edilmediği ve mahkemece davalıya yaptırılan yeminin sonuçlarının nasıl değerlendirilmesi gerektiği noktalarındadır.Öncelikle alacağın takibi için başlatılan icra takibinine borçlu tarafından vekil aracılığıyla itiraz edilmesi halinde, bu vekilinin yeni bir talimat ve yetkilendirme olmadıkça itirazın iptali davasında da borçluyu temsil etmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Bu itibarla mahkemece dava dilekçesinin davalının, takibe itiraz eden vekilinin yerine davalı asile tebliğ etmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır.Diğer yandan tüzel kişilere tebligat 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 12. ve 13.maddeleri ile Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 20 ve 21. maddelerinde düzenlenmiş olup, tüzel kişilere ve ticari işletmelere tebligat ile tüzel kişilerin memur ve müstahdemlerine tebligatın nasıl yapılması gerektiği açıklanmıştır. 7201 sayılı Tebligat Kanununun 12. maddesinde ''Hükmi şahıslara tebliğ, salahiyetli mümessillerine, bunlar birden ziyade ise, yalnız birine yapılır. Bir ticarethanenin muamelelerinden doğan ihtilaflarda, ticari mümessiline yapılan tebliğ muteberdir'' düzenlemesi; 13. maddesinde ise; ''Hükmi şahıslar namına kendilerine tebliğ yapılacak kimseler her hangi bir sebeple mutat iş saatlerinde iş yerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamayacak bir halde oldukları takdirde tebliğ, orada hazır bulunan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır'' düzenlemesi yer almaktadır. Tebligat Yönetmeliğinin 21. maddesinde ise, tüzel kişi adına tebligatı kabul edecek kişi herhangi bir sebeple mutad iş saatlerinde bulunmadığı veya o sırada evrakı bizzat alamayacak durumda olduğu takdirde tebliğin, orada hazır bulunan memur veya müstahdemlerinden birine yapılacağı, kendisine tebliğ yapılacak memur veya müstahdemin tüzel kişinin o yerdeki teşkilatı veya personeli içinde vazife itibariyle tüzel kişinin yetkilisinden sonra gelen kimse veya evrak müdürü gibi esasen bu kabil işlerle vazifelendirilmiş biri olması gerektiği, bunların da bulunmadığı tebliğ mazbatasında tespit edilmek şartıyla, o yerdeki diğer memur veya müstahdemlerinden birine yapılacağı belirtilmiştir.Somut olayda dava dilekçesi, 22.04.2018 tarihinde tebliğ edilmiş olup tebligat parçası incelendiğinde, tüzel kişiliğin temsilcisi tebliğ anında adresinde bulunmaması nedeniyle şirket çalışanı olduğu belirlenen ...'a tebliğ edildiği, mahkemece alınan bilirkişi raporlarının aynı şekilde şirketin çalışanlarına tebliğ edildiği anlaşılmıştır. Mahkemece 24.09.2019 tarihinde yapılan ön inceleme duruşmasında tarafların ticari defterlerinin incelenmesine karar verilerek inceleme günü belirlenmiştir. Mahkemece tahkikata geçilmesine ilişkin bu duruşma tutanağının davalıya tebliğine karar verilmiş ve bu duruşma tutanağı Uyap ortamında yapılan incelemeye göre davacının daimi çalışanına tebliğ edilmiştir. Duruşma zaptında defter ibraz etmemenin sonuçları da belirtilmiştir. Davalı şirket temsilcisinin 24.11.2020 tarihli oturumda yemin ettiği, bu oturumda veya bundan makul bir süre sonra tebligat usulsüzlüğüne dayanılmadığını, bu durumda tebligattan haberdar olan davalı şirket yetkilisinin öğrenmesi ile 7201 sayılı Kanun'un 32. maddesine göre tebligat yapıldığı anlaşılmıştır. Davalının ihtara rağmen ticari defterlerini ibraz etmemesi, davacının ticari defterlerinin incelenmesi ile düzenlenen bilirkişi raporlarının tebliğine rağmen süresinde itiraz edilmemesi karşısında davalının ticari defterlerinin incelenmeden karar verilmesi yerindedir. Kaldı ki davalı şirket temsilcisi yemin için çağrılmış olmasına rağmen bu hususta bir itirazda bulunmamış ve defterlerinin incelenmesini makul sürede istememiştir. Davalı vekili istinaf başvurusunda, davacıya olan borcun ödendiğini veya emtianın ayıplı olması nedeniyle iade edilerek yansıtma faturası düzenlendiğini savunmamıştır. Davacının emtiayı teslim ettiği, davalının incelenen BA formları ile davalının sigortalı çalışanlarının imzaladığı sevk irsaliyeleri ile kanıtlanmıştır. Yapılan yargılamada davacının mal teslimi davalının kayıtları ile ispatlanıp, emtianın davalının çalışanlarına teslim edildiğinin belirlenmesinden sonra, davalının mal teslimine ilişkin bu faturaları ticari defterlerine kayıt etmemesinin bir sonucu olmayacağı, davalının ödeme savunmasında bulunmadığı dikkate alınarak, süresinde defterlerini ibraz etmeyen davalının ticari defterlerinin incelenmesinin bu aşamada istenilmesi dürüstlük kuralına aykırıdır. Mahkemece yapılan yargılamada, her aşamada davalının usulüne uygun şekilde haberdar edildiği ve hukuki dinlenilme ve delil sunma hakkı sağlanmasına rağmen, davalının teslim aldığı emtia bedelini ödediğini kanıtlamadığı anlaşılmaktadır.Bu davada satım konusu emtianın davalıya teslim edildiğini kanıtlama yükümlülüğü HMK'nın 190 ve TMK'nın 6. maddesine göre davacıya aittir. Davacı sevk irsaliyeli faturalar ile davalının BA formları ile sözleşme konusu emtiaları davalının çalışanlarına teslim ettiğini kanıtlamıştır. Davalının çalışanlarının işletmenin olağan işlerinden olan mal teslim alma bakımından TBK'nın 552. maddesi uyarınca tacir yardımcısı olarak yetkili oldukları anlaşılmaktadır. Mahkemenin 03.03.2020 tarihli oturumunda bilirkişi raporundaki 11 adet fatura bakımından 16.298,09 TL alacak bakımından faturaların okunaklı suretinin sunulması ve yemin metninin hazırlanması, 7 adet faturanın ise okunaklı suretinin sunulmasını istemiştir. Bu ara karar 06.01.2020 tarihli bilirkişi raporunun 16.sayfasındaki tespitlere göre kurulmuştur.Davalı vekili 24.11.2020 tarihli oturumda 11 adat fatura konusu emtianın teslim alındığı ve borcunun ödenmediği hususunu kabul etmemiştir.İspat yükü kendisine ait olan davacı bu yükümlülüğünü yerine getiremediği hallerde dava dilekçesinde yemin deliline dayandığından davalıya yemin teklif edebilir. Ancak mahkemece verilen sürede ibraz edilen faturalar üzerine alınan 30.11.2021 tarihli raporda 7 adet faturayı teslim alan kişilerin davalının çalışanı olduğu, bir kısım faturaların ise davalı tarafından BA formu ile bildirildiği görülmüştür. Bu durumda davalının BA formu ile ilgili vergi dairesine bildirdiği faturalara konu emtiaları de teslim aldığı kabul edilmelidir.Davalının sigortalı çalışanları işletmenin olağan işlerinden olan mal teslim alma konusunda HMK'nın 552.maddesi uyarınca yetkilidirler. Davacının emtiayı satarak teslim ettiğini kanıtlaması nedeniyle, davalının esasında yemin etmesinin bir sonucu bulunmamaktadır. Davacının ispatladığı bir konuda ayrıca davalıya yemin teklif edilmesinin usulsüz olduğu anlaşılmakla yeminin dikkate alınmadan karar verilmesinde yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır. Fatura konusu borcun ödenmemesi üzerine davacının keşide ettiği Kadıköy ...Noterliğinin 29.08.2018 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarı ile 58.327,45 TL cari hesap borcunun hemen ödenmesi istenmiştir. İhtar 31.08.2018 tarihinde tebliğ edilmiş ve davalı TBK'nın 117.maddesine göre bu tarih itibariyle temerrüde düşmüştür. Davacı İstanbul Anadolu 17.İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında 26.09.2028 tarihinde 58.327,45 TL asıl alacak ile 810,19 TL işlemiş faizinin tahsilini istemiştir. Davalının takip öncesi temerrüde düşürülmesi nedeniyle temerrüt tarihi olan 31.08.2018 ile takip tarihi arasında işlemiş faizin takip talebinde istenmesi ve mahkemece bu faize hükmedilmesi yerindedir. Satım sözleşmesinden kaynaklanan ve davalıya teslim edilen emtia bedeline ilişkin alacak likit yani hesaplanabilir niteliktedir. Bu bakımdan mahkemece hükmedilen satım faturası alacağı üzerinden icra inkar tazminatına karar verilmesinde yasaya aykırı bir yön bulunmadığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar verilmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, davalı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,
2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 3.029,76 TL nispi istinaf karar harcının davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine,
5-Karar kesinleştikten sonra dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 12.03.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.
KANUN YOLU:HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.