Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2023/508 E. 2026/217 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2023/508
- Karar No
- 2026/217
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Ceza SAYISI : 130-279
I. HUKUKÎ SÜREÇ Cinsel taciz suçundan hükümlünün 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 105/1, 105/2, 52/2-4. maddeleri uyarınca 2.700 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin Eskişehir 6. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 10.03.2010 tarihli ve 384-124 sayılı hükmün, hükümlü müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 23.12.2013 tarih ve 818-13727 sayı ile; "...sanığın mağdureye 'sana sarılmak istiyorum' biçiminde sözler söyledikten sonra aniden sarılarak yanağından öpmesi suretiyle vücut dokunulmazlığını ihlal edecek şekilde gerçekleşen eylemi, TCK'nın 102/1. maddesinde düzenlenen basit cinsel saldırı suçunu oluşturduğu hâlde, suç vasfında yanılgıya düşülerek TCK'nın 105. maddesinde düzenlenen cinsel taciz suçundan hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Eskişehir 6. Asliye Ceza Mahkemesince 20.05.2014 tarih ve 130-279 sayı ile; cinsel saldırı suçundan sanığın, TCK'nın 102/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 326/son maddesi uyarınca kazanılmış hakkı saklı tutularak cezasının 2.700 TL adli para cezası üzerinden infazına ve taksitlendirmeye ilişkin verilen hüküm temyiz edilmeden kesinleşmiş, kesinleşen bu ceza 12.06.2014 tarihinde yerine getirilmiştir. Sanığın 16.12.2019 tarihli dilekçesiyle müracaat etmesi üzerine Eskişehir 6. Asliye Ceza Mahkemesince 17.12.2019 tarihli ve 130-279 sayılı ek karar ile; "...alınan adli sicil kaydından da infazdan sonra Adli Sicil Kanunu'nun 13/A maddesinde belirtilen 3 yıllık süre dolmuş ise de Adli Sicil Kanunu'nun 13/A maddesindeki koşulların sanık hakkında verilen hüküm yönünden şartları taşımadığından talebin reddine karar vermek gerekmiş, adli sicil kaydının silinmesi talebi ile ilgili ise Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğüne müzekkere yazılmasına karar vermek gerektiği," gerekçesiyle kanun yolu açık olmak üzere sanığın yasaklanmış haklarının geri verilmesi talebinin reddine karar verilmiş, söz konusu ek karara karşı kanun yoluna başvurulmamıştır. Bu karara yönelik Adalet Bakanlığının 29.12.2020 tarihli ve 17253-2020-Kyb sayılı kanun yararına bozma talebi ve bu talep üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15.01.2021 tarihli ve 2117 sayılı ihbarnamede; "...yasaklanmış hakların iadesine karar verilmesinin arşiv kaydının silinmesi açısından sanık lehine bulunduğu, kaldı ki Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 20/11/2013 tarihli ve 2013/11492 esas, 2013/17318 karar sayılı ilâmı ve benzer ilâmlarda belirtildiği üzere, hükümlülük kararında açıkça belirtilmese dahi mahkûmiyetin doğal neticesi olarak yasaklanan hakların geri verilmesi talebinde bulunulabileceği," gerekçesiyle kararın kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 16.06.2022 tarih ve 19474-6233 sayı ile; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 26/10/1932 tarihli ve 29/12 sayılı İçtihadı Birleştirme kararında açıklandığı üzere kanun yararına bozma konusu olabilecek kanuna aykırılık halleri, uygulamadaki esaslı yanlışlıklar ile esasa etkili usul hataları olup, her hukuka aykırılığın kanun yararına bozma konusu yapılamayacağı nazara alınıp, hükümlünün her zaman yasaklanmış (memnu) hakların geri verilmesi yönünde Adli Sicil ve İstatislik Genel Müdürlüğünden talepte bulunabileceği de gözetilerek kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görülmediği," gerekçesiyle kanun yararına bozma talebinin reddine karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 24.02.2023 tarih ve 156815 sayı ile; "...Hükümlünün cinsel taciz suçundan almış olduğu mahkûmiyetine ilişkin kaydın 5352 sayılı Adlî Sicil Kanunu'nun 14 ve geçici 2. maddeleri gereğince arşive alınmış olduğu ve aynı Kanun'un 6290 sayılı Kanun ile değişik 12. maddesi gereğince arşive alınma koşullarının oluştuğu tarihten itibaren yasaklanmış hakların geri verildiği tarihe göre arşivden silinme süresi hesaplanacağı, ancak mahkemesince Adli Sicil Kanunu'nun 13/A maddesindeki koşulların sanık hakkında verilen hüküm yönünden şartları taşımadığından bahisle memnu hakların iadesi talebinin reddedilmiş ise de, mahkemesince yapılacak değerlendirmede sanığın hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda kanaate ulaşılması durumunda yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilmesi gerektiği, yasaklanmış hakların iadesine karar verilmesinin arşiv kaydının silinmesi açısından sanık lehine bulunduğu, yukarıda ayrıntısı verilen Yargıtay Ceza Dairelerinin kararlarında da anlaşılacağı üzere hükümlülük kararında açıkça belirtilmese dahi mahkûmiyetin doğal neticesi olarak yasaklanan hakların geri verilmesi talebinde bulunulabileceği gözetilmeden, yerel mahkemece istemin reddine karar verilmesi yerinde değildir. 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu'nu 12. maddesi uyarınca adlî sicil ve arşiv bilgilerinin silinmesi için yasaklanmış hakların geri verilmesi kararının alınacağı, aynı Kanun'un 13/A-3. maddesi gereğince hükümlünün veya vekilinin talebi üzerine, hükmü veren mahkemenin veya hükümlünün ikametgâhının bulunduğu yerdeki aynı derecedeki mahkemenin karar vermesi gerektiği, anılan Kanun'da yasaklanmış hakların geri verilmesi konusunda Adli Sicil ve İstatislik Genel Müdürlüğü'nün görevinin olmadığı, kesinleşen mahkeme kararlarından sonra infaza ilişkin hususların her zaman ilgili mahkemelerince alınacak kararlar ile gözetilebilecek ise de, yasaklanmış hakların geri verilmesi hususunun bu kapsamda değerlendirilemeyeceği, diğer yandan anılan Yargıtay ilamının ülke sathındaki mahkemelerce emsal karar alınması durumunun yargılama birliği konusunda farklı uygulamalara neden olabileceği, nitekim aynı yönde kanun yararına bozma istemi sonrasında verilen Yargıtay 9. Ceza Dairesinin yukarıda ayrıntısı açıklanan 16/06/2022 gün ve 2021/22284 esas, 2022/16435 karar sayılı kararının da itiraz istemimiz ile aynı doğrultuda olduğu değerlendirilmiş ve kanun yararına bozma isteminin reddine ilişkin Yüksek 9. Ceza Dairesinin kararının isabetli olmadığı," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 08.06.2023 tarih ve 2676-4088 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yasaklanmış hakların geri verilmesi talebinin reddine ilişkin 17.12.2019 tarihli Yerel Mahkeme kararının kanun yararına bozma yoluna konu edilip edilemeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir. IV. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar 1. Genel olarak yasaklanmış hakların geri verilmesi/memnu hakların iadesi kurumu: 01.06.2005 tarihinde ceza adalet sisteminde temel yasalar değiştirilmek suretiyle yeni bir dönem başlatılmıştır. 5237 sayılı TCK'da, belli bir suçu işlemekten dolayı cezaya mahkûmiyetin sonucu olarak ömür boyu devam edecek bir hak yoksunluğu düşünülmediği için, mülga 765 sayılı TCK'nın 121-124. maddeleri ile 1412 sayılı CMUK'nın 416-420. maddelerinin yerine ikame olmak üzere yasaklanmış hakların geri verilmesi müessesesine ilişkin bir düzenleme yapılmamıştır. Ancak, 5352 sayılı Adlî Sicil Kanunu'nun geçici 2. maddesinde, diğer kanunlardaki kasıtlı bir suçtan dolayı belirli süreyle hapis cezasına veya belli suçlardan dolayı bir cezaya mahkum olan kişilerin, belli hakları kullanmaktan süresiz olarak yoksun bırakılmasına ilişkin hükümleri saklı tutulmuş, Anayasa'nın 76. maddesi ile özel kanunlarda sayılan suç ve mahkûmiyetlerin arşiv bilgilerinin silinmesi kabul edilmemiştir. 5237 sayılı TCK dışındaki çeşitli kanunlardaki süresiz hak yoksunluğu doğuran bu hükümlere rağmen yasaklanmış hakların geri verilmesi yolunun kapalı tutulması, uygulamada ciddi sorunlara yol açtığından, 06.12.2006 tarihli ve 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun'un 38. maddesiyle 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu'na 13/A maddesi eklenmek suretiyle yasaklanmış hakların geri verilmesi/memnu hakların iadesi müessesesi yeniden Türk ceza adalet sistemindeki yerini almıştır. 5352 sayılı Kanun'un "Yasaklanmış hakların geri verilmesi" başlıklı 13/A maddesi şöyledir: "(1) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir. Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla, a) Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması, b) Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması gerekir. (2) Mahkûm olunan cezanın infazına genel af veya etkin pişmanlık dışında başka bir hukukî nedenle son verilmiş olması halinde, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilmesi için, hükmün kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmesi gerekir. Ancak, bu süre kişinin mahkûm olduğu hapis cezasına üç yıl eklenmek suretiyle bulunacak süreden az olamaz. (3) Yasaklanmış hakların geri verilmesi için, hükümlünün veya vekilinin talebi üzerine, hükmü veren mahkemenin veya hükümlünün ikametgâhının bulunduğu yerdeki aynı derecedeki mahkemenin karar vermesi gerekir. (4) Mahkeme bu husustaki kararını, dosya üzerinde inceleme yaparak ya da Cumhuriyet Savcısını ve hükümlüyü dinlemek suretiyle verebilir. (5) Yasaklanmış hakların geri verilmesi talebi üzerine mahkemenin verdiği karara karşı, hükümle ilgili olarak Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen kanun yoluna başvurulabilir. (6) Yasaklanmış hakların geri verilmesine ilişkin karar, kesinleşmesi halinde, adlî sicil arşivine kaydedilir. (7) Yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna başvurulması nedeniyle oluşan bütün masraflar hükümlü tarafından karşılanır.". 5352 sayılı Kanun'un 13/A maddesinin gerekçesinde ise; "...5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesindeki düzenlemeye göre, belli bir suçtan mahkumiyete bağlı süresiz hak yoksunluğundan söz edilemez. İşlediği suç dolayısıyla toplumda kişiye karşı duyulan güven sarsıldığı için suçlu kişi, özellikle güven ilişkisinin varlığını gerekli kılan belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmaktadır. Ancak, bu hak yoksunlukları süresiz değildir. Cezalandırılmakla güdülen asıl amaç, işlediği suçtan dolayı kişinin etkin pişmanlık duymasını sağlayıp tekrar topluma kazandırılması olduğuna göre, 53 üncü maddede suça bağlı hak yoksunluklarının da belli bir süreyle sınırlandırılması yönünde düzenleme yapılmıştır. Türk Ceza Kanununda, belli bir suçu işlemekten dolayı cezaya mahkumiyetin sonucu olarak ömür boyu devam edecek bir hak yoksunluğu söz konusu olmadığı için, yasaklanmış hakların geri verilmesi müessesesine ilişkin düzenleme yapılmamıştır. Ancak, 5352 sayılı Adlî Sicil Kanununun Geçici 2 nci maddesinde, diğer kanunlardaki kasıtlı bir suçtan dolayı belirli süreyle hapis cezasına veya belli suçlardan dolayı bir cezaya mahkum olan kişilerin, belli hakları kullanmaktan süresiz olarak yoksun bırakılmasına ilişkin hükümleri saklı tutulmuştur. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki çeşitli kanunlardaki süresiz hak yoksunluğu doğuran bu hükümlere rağmen, yasaklanmış hakların geri verilmesi yolunun kapalı tutulması, uygulamada ciddi sorunlara yol açacaktır. Bu sorunların çözümüne yönelik olarak, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki çeşitli kanunlardaki kasıtlı bir suçtan dolayı belirli süreyle hapis cezasına veya belli suçlardan dolayı bir cezaya mahkum olan kişilerin süresiz olarak kullanmaktan yasaklandıkları hakları tekrar kullanabilmelerine imkan tanıyan bir düzenleme yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur." açıklamalarına yer verilmiştir. Kanun maddesinin sarahatine ve gerekçesinde işaret olunan amaç ve kapsamına nazaran, her ne kadar 5237 sayılı TCK'da, belli bir suçu işlemekten dolayı cezaya mahkûmiyetin sonucu olarak ömür boyu devam edecek bir hak yoksunluğuna yer verilmemiş ise de, TCK dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilecektir. Burada hükümlünün mahkûmiyetinin, mülga 765 sayılı ya da mer'i 5237 sayılı Ceza Kanunları'na veya ceza öngören özel kanunlara dayanmasının bir önemi bulunmamaktadır. İadesine karar verilecek yasaklanmış haklar, Anayasa'nın 76. maddesi gibi, belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı süresiz hak yoksunluklarına ilişkindir. 2. Yasaklanmış hakların geri verilmesi talebinin reddine ilişkin 17.12.2019 tarihli Yerel Mahkeme kararının kanun yararına bozma yoluna konu edilip edilemeyeceği sorunu: Ayrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulunun 03.07.20 24... /534- 2024/221 sayılı kararında da açıklandığı üzere; Kanun yollarına başvurulmadan ya da başvurulmakla birlikte istemin reddi veya hükmün onanması yahut düzeltilerek onanması suretiyle kesinleşmiş olan hükümlerin, kesin yargının tartışılmazlığı ve hukuki güvenlik ilkeleri uyarınca sonradan değiştirilmeleri kural olarak mümkün değildir. Bununla birlikte yapılan yargılama neticesinde ulaşılan maddi hakikatin her zaman mutlak hakikati ifade etmeyebileceği de gözetilerek, kesinleşmiş olan hükümde ciddi hata ya da ağır bir hukuk ihlali bulunduğunun anlaşıldığı durumlarda Anayasa'da güvence altına alınan hak arama hürriyeti, adil yargılanma hakkı ve kanun önünde eşitlik ilkesi kapsamında olağanüstü kanun yolları kabul edilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi (CMK'nın 308. maddesi), kanun yararına bozma (CMK'nın 309. maddesi), ve yargılamanın yenilenmesi (CMK'nın 311-323. maddeleri), kurumları olağanüstü kanun yolları olarak düzenlenmiştir. CMK’nın 309. maddesinde, olağanüstü ve istisnai bir kanun yolu olarak düzenlenen kanun yararına bozma ile, hâkim ya da mahkemelerce verilen ve temyiz veya istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar yahut hükümlerdeki, gerek maddi gerekse usule ilişkin, varlığı hukuk devleti ve düzeni için kabul edilemez boyuttaki hukuka aykırılıkların hem ilgilisi hem de hukuk düzeni/kanun/toplum yönünden giderilmesi ile ülkede uygulama birliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Ancak, kesin kararlara/hükümlere karşı kabul edilmesi nedeniyle bu amaçlara hizmet etmeyen, sadece yapılan uygulamanın hatalı olduğunun tespiti ile yetinilmesi sonucunu doğuran hukuka aykırılıkların bu yolla çözülmesinde kanun yararı olmadığı gibi bu uygulamanın kesin hükmün otoritesini sarsacağı da açıktır (14.11.1977 tarihli ve 3-2 sayılı içtihadı birleştirme kararı, CGK'nın 03.04.2012 tarihli ve 438-141, 10.05.2011 tarihli ve 80-90, 14.12.2010 tarihli ve 210-259, 15.06.2010 tarihli ve 117-146, 23.06.2009 tarihli ve 30-1 77... .02.2008 tarihli ve 19-31 sayılı kararları). Aynı nedenlerle olağan kanun yollarına göre kapsamının dar ve sınırlı olması, hukuka aykırılığın, davanın özüne ve cezaya esaslı bir şekilde etki etmesi ve tüm hukuka aykırılıkların bir defada giderilmesi gerekmektedir. Hâkim ya da mahkeme tarafından değiştirilmesi veya geri alınması her zaman mümkün olan kararlarda kanunun aradığı kesinlikten bahsedilemez. Ciddi boyuta ulaşmayan, maddi meseleye ilişkin olan, hâkimin kanaat ve takdir yetkisi kapsamında kalan hususlar ile infaz aşamasında, soruşturma ya da kovuşturma safhasında alınacak bir kararla giderilebilecek nitelikte olanlar gibi başka bir yol ve yöntemle giderilmesi ihtimali bulunan hukuka aykırılıkların kanun yararına bozma konusu olamayacağı kabul edilmelidir. CMK'nın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya muhakeme hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması talebini, kanuni nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması talebini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ilgili ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi hâlinde karar veya hüküm kanun yararına bozulacak, yerinde görülmezse talep reddedilecektir. Görüldüğü gibi, kanun yararına bozma kurumu istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen hâkimlik veya mahkeme kararlarına karşı başvurulabilen olağanüstü bir kanun yolu olduğundan konusu, usulüne uygun olarak kesinleşmiş bir hüküm veya mahkeme kararıdır. B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme Yerel mahkemece yasaklanmış hakların geri verilmesi talebinin reddine karar verildiği ve söz konusu karara yönelik Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma talebi ile bu talep doğrultusunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ihbarname üzerine Özel Dairece; her hukuka aykırılığın kanun yararına bozma konusu yapılamayacağı nazara alınıp hükümlünün her zaman yasaklanmış (memnu) hakların geri verilmesi yönünde Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünden talepte bulunabileceği de gözetilerek kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriğinin yerinde görülmediğine ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verildiği anlaşılan dosyada; 5352 sayılı Kanun'un "Yasaklanmış hakların geri verilmesi" başlıklı 13/A maddesinde yasaklanmış hakların hükmü veren mahkeme veya hükümlünün ikametgâhının bulunduğu yerdeki aynı derecedeki mahkemece geri verilebileceği ve bu karara karşı CMK'da öngörülen kanun yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir. Söz konusu talep hakkında Adli Sicil Genel Müdürlüğünce karar verilmesi mümkün değildir. Hükümlünün 16.12.2019 tarihli yasaklanmış hakların geri verilmesi talebinin reddine ilişkin 17.12.2019 tarihli karar, kanun yollarına başvurulmaksızın kesinleşmiştir. Hukuki uyuşmazlığın kesin bir şekilde son bulmasını temin eden, maddi anlamda kesin hüküm değil ve fakat şeklî anlamda bir kesinlik arz eden, CMK'nın 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karar özelliği taşıyan yasaklanmış hakların geri verilmesi talebinin reddine ilişkin kararın, mahiyeti itibarıyla CMK'nın 309. maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca kanun yararına bozulması mümkündür. Açıklanan nedenle, yasaklanan hakların geri verilmesi talebinin reddine ilişkin kararın kanun yararına bozma konusu yapılamayacağına dair Özel Dairenin gönderme kararındaki gerekçede hukuki isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının bu gerekçe ile kabulüne karar verilmelidir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 9. Ceza Dairesince 16.06.2022 tarih ve 19474-6233 sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3- Dosyanın, itiraz konusunda bir karar verilmesi için Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.04.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.