Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/4284 E. 2026/2468 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/4284
Karar No
2026/2468
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/550 E., 2025/365 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Burdur Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2021/39 E., 2023/4 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. ...Mahallesi çalışma alanında 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 22/2-a maddesi uyarınca yapılan uygulama kadastrosu sırasında, tapuda davacı ... adına kayıtlı bulunan eski 215 parsel sayılı 309,00 m² yüzölçümündeki taşınmaz, 4 38... parsel numarasıyla ve 371,37 m² yüzölçümlü olarak; tapuda davalı ... ve arkadaşları adına kayıtlı bulunan eski 213 parsel sayılı 2.050,00 m² yüzölçümündeki taşınmaz ise, 4 38... parsel numarasıyla ve 2.097,95 m² yüzölçümlü olarak tespit edilmiştir. 2. Davacı ... vekili dava dilekçesinde; müvekkili olan davacının, ...Mahallesi 4 38... parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, davalıların ise davacının taşınmazına komşu 4 38... parselin maliki olduklarını, davacının, davalılara ait komşu taşınmazın maliki ...'den 46 metre uzunluğundaki 2,5 metre genişliğindeki taşınmazı geçit yolu yapmak üzere satın aldığını, satış bedelini peşin ödediğini, davacının bu kısmı yıllarca kendi taşınmazı ile ana yol arasında geçit yolu olarak kullandığını, kadastro tespiti sırasında davacının maliki olduğu geçit yolunun davalılar adına tescil edildiğini ve davacının taşınmazının hiçbir ana yola bağlantısının kalmadığını, kadastro tespitinin hatalı olduğunu belirterek, 4 38... ve 16 parsel sayılı taşınmazların kadastro tespitlerinin iptalini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; davanın husumet nedeniyle reddi gerektiğini, davanın niteliği gereği kadastro tespit tarihinden itibaren 10 yıl geçtikten sonra dava açılamayacağını, dava değerinin eksik gösterildiğini, eksik harcın tamamlanması gerektiğini, Hazinenin taşınmazın maliki olmadığını, Hazineye ait taşınmazdan geçit hakkı istenmesi halinde en uygun, kısa ve ekonomik geçit yerinin tespiti açısından keşif yapılarak durumun tespit edilmesi gerektiğini, başka bir taşınmazın daha uygun olduğunun tespiti halinde davanın bu yönden de reddi gerektiğini, dava konusu taşınmazın Hazineye ait taşınmazla sınırı da olmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur. 2. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davalının dava konusu 4 38... parsel sayılı taşınmazın 5/3'ün maliki olduğunu, diğer davalının da aynı taşınmazın 5/2 maliki olduğunu, ortada müşterek mülkiyet bulunduğunu, davacının ise 4 38... parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, davacının dava hakkını kötüye kullandığını, eski tapu kayıtlarında ve yeni tapu kayıtlarında davacı tarafın iddia ettiği böyle bir geçit hakkı bulunmadığını, dava konusu taşınmazın hukuken ve fiilen davalı ve diğer davalı tarafından kullanıldığını, davacının talep ettiği geçit hakkının davalının taşınmazının ortasından geçmesinin davalıyı mağdur edeceğini, geçit hakkına dair tapu kütüğünde de ibare bulunmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, "davaya konu taşınmazın, keşif sırasında davacı ve davalı parsel malikleri ve bilirkişiler nezaretinde ölçtürülen sınırlara göre her ne kadar zeminde sonradan yapılmış yaklaşık 1-1,5 m yüksekliğinde duvar olmasına karşın tarafların anlaşarak ortak gösterdiği sınıra göre 15... sayılı parsel arasındaki ortak sınırın 22/a güncelleme çalışmasında oluşan sınırdan farklı olarak yeniden oluştuğu (oluşan bu yeni sınır 1963 sayılı hava fotoğrafına da uyduğu görülmüştür, 1992 yılına ait hava fotoğrafında net gözükmemektedir) ve bu sınıra göre tekrar yüzölçümü hesabının yapıldığı, 15 sayılı parselin (davacı) yüzölçümünün 354,43 m², 16 sayılı parselin (davalı) yüzölçümünün ise 2.114,90 m² olarak hesaplandığı (Ek-12), yine parsel malikleri ve bilirkişiler nezaretinde yapılan ve dava dosyası içinde bulunan muhtar senedi ile alındığı iddia edilen yol ve bu yola karşılık daha sonra verildiği iddia edilen yolların 1953, 19 63... tarihli hava fotoğraflarında bulunmadığı, yukarıda bahsedilen nedenlerden dolayı davaya konu 15... sayılı taşınmazların sadece sınır değişikliği nedeniyle yüzölçümlerinin değiştirilerek uygulama tutanağının tapu siciline aynen aktarılması gerektiğinin belirtilmiş olduğu, düzenlenen 18.10.2022 tarihli kök rapor ve 23.11.2022 tarihli ek rapor bir bütün halinde değerlendirildiğinde hüküm vermeye ve denetime elverişli olduğu kanaatine varılmakla; 18.10.2022 tarihli kök raporun sonuç kısmında davaya konu 15... sayılı taşınmazların sadece sınır değişikliği nedeniyle yüzölçümlerinin değiştirilerek uygulama tutanağının tapu siciline aynen aktarılması yönünde rapor düzenlendiği, 23.11.2022 tarihli ek rapor ve bilirkişilerce düzenlenen kök raporun sonuç kısmında, davacının parselinin davalı parsel ile olan ortak sınırının raporun (E) ve (G) maddelerinde bulunan krokilerde tesis kadastrosunda kırık yapmadan düz hat olduğunun net göründüğünün, uygulama sonucu oluşan sınır ile keşifte gösterilen sınır arasında oluşan alan krokide (A) harfiyle gösterildiğinin ve alanının 16,94 m² olarak hesaplandığının, davacıya ait parselin alanının 371,37 m² iken (A) harfiyle gösterilen alan çıkarıldığında geriye 354,43 m² alanın kaldığının, davalı parselin alanının 2.097,95 m² iken (A) harfiyle gösterilen alanın eklenmesi sonucu oluşan alanın 2.114,90 m² olduğunun belirtilmiş olduğu, bilirkişiler ortak düzenledikleri kök rapor ile ek rapor krokisinde (A) harfiyle gösterilen alanın davacıya ait parselden çıkarılması gerektiğini belirtmiş iseler de dava konusunun niteliği gereği taleple bağlılık ilkesi de nazara alınarak talep konusu olmayan şekilde davacının parselinden aleyhine olacak şekilde düzeltim yapılmadığı, sonuç olarak karar verilirken Antalya Bölge Adliye Mahkemesinin 28.12.2018 tarihli ve 2018/568 Esas, 2018/725 Karar sayılı ilamında "...6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 26/1. maddesindeki 'hakim tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına ya da başka bir şeye karar veremez.' ilkesine aykırı olduğu ve hükmün bu kısmının hatalı olduğu açıktır." şeklinde belirtilen taleple bağlılık ilkesi gözetilerek bilirkişi raporunda gösterilen krokilerde ve alınan ek ve kök raporun sonuç kısmında belirtilen şekilde davacı aleyhine hüküm kurulamayacağı" gerekçesiyle davanın reddine, dava konusu 4 38... ve 16 parsel sayılı taşınmazların kadastro çalışmaları sonucu oluşan kadastro uyguluma tutanağı gibi tapu siciline aynen aktarılmasına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, "davacının, uygulama kadastro çalışmaları sırasında davalıya ait eski 2 13... ada 16 parsel sayılı taşınmaz içinde tespiti yapılan bir kısım taşınmaz bölümünün 1968 tarihli harici satıma dayanarak adına kayıtlı eski 2 15... ada 15 içinde tespit edilmesi gerektiğini ileri sürerek Asliye Hukuk Mahkemesinde eldeki davayı açtığı, İlk Derece Mahkemesince dava dilekçesinin açıklanmasının istenilmesi üzerine, davacı yan tarafından talebin uygulama kadastrosu ile 4 38... ve 16 parsellerin sınırının yanlış belirlendiği ve doğru şekilde yeniden belirlenmesi isteğine yönelik olduğunun bildirildiği, hal böyle olunca davanın uygulama kadastrosuna itiraz olduğunun kabulü ile dosyanın görevsizlik kararı verilerek Kadastro Mahkemesine gönderildiği, Kadastro Mahkemesi tarafından uygulama kadastrosuna yönelik yapılan inceleme ve denetleme sonucunda, uygulama kadastrosu sırasında taraflar arasındaki ortak sınırın davacı lehine belirlendiğinin tespit edildiği, hal böyle olunca her ne kadar davacı harici satıma dayanıyorsa da, davanın ilk açıldığı Asliye Hukuk Mahkemesinde davacıdan talebi sorulduğunda, yapılan açıklama ile davasının uygulama kadastrosuna yönelik olduğunu bildirmesi ve uygulama kadastrosunun da davalı sınır bakımından davacının lehine olduğunun tespit edilmesi karşısında, artık davacının harici satıma dayalı iddiasının mülkiyete yönelik olduğunun kabulü ile yeniden bu talep hakkında görevsizlik kararı verilmesinin de olanaklı olmadığı, bu kapsamda İlk Derece Mahkemesince yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik olmadığı" gerekçesiyle davacı ... vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı ... vekili temyiz dilekçesinde; dava ve talep sonuçlarının İlk Derece Mahkemesi tarafından doğru şekilde tespit edilmediğini, davanın, davacının satın aldığı 115,00 m²lik alanın kadastro çalışmalarında eksik tespit edilmiş olması dolayısıyla kadastro tespitine itiraz davası olduğunu, ancak İlk Derece Mahkemesinin davayı geçit hakkı talebi gibi algılayarak hatalı nitelendirme ile hatalı karar verdiğini, satış senedinde satın alınan 115,00 m²lik alanın yol olarak tanımlandığından İlk Derece Mahkemesinin yanılgıya düştüğünü, bu tanımlamanın o dönemde satın alınan yerin belirlenmesi için taraflar arasında kullanılmış bir tanımlama olduğunu, geçit hakkına yönelik bir davanın söz konusu olmadığını, davacının satın almış olduğu 115,00 m²lik alanın kadastro çalışmalarında eksik tespit edildiğini, İlk Derece Mahkemesi kararı ile davacının satın aldığı alanın elinden alındığını, davalılar adına tespit edilen 47,95 m²lik farkın davacı adına tespiti gerektiğini, kadastro çalışması neticesinde davacıya ait 4 38... parselin 62,37 m² artarak 371,37 m²ye çıktığını, davalılar adına kayıtlı 4 38... parselin ise satış senedine ve fiilen kullanıma rağmen, 47,95 m² arttığını, taraflarınca dava konusu edilen hususun satış senedi ile davacı tarafından 1968 yılında satın alınan 115 m²nin tamamının davacı adına tespit edildiğini belirterek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, uygulama kadastrosu tespitine itiraza ilişkin olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık, 3402 sayılı Kanun'un 22/2-a maddesine göre yapılan uygulama kadastrosunun usul ve kanun hükümlerine uygun olarak yapılıp yapılmadığı noktasında toplanmaktadır. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun'un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı ... vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, 615,40 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 116,60 TL'nin temyiz edenden alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2025/4284, K. 2026/2468, T. 13.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2025-4284-e-2026-2468-k-75683b861634