Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/164 E. 2026/3266 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/164
Karar No
2026/3266
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/48 E., 2024/490 K. BİRLEŞEN 2012/507 ESAS SAYILI DAVA BİRLEŞEN 2012/489 ESAS SAYILI DAVA

İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak verilen karar davalı Hazine vekili, asli müdahil ... vekili tarafından duruşma istemi olmaksızın; davalılar ... ve müşterekleri vekili tarafından ise duruşma istemli olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne ve duruşma isteğinin davanın niteliği nedeniyle reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Kullanım kadastrosu sonucunda, İstanbul ili ... ilçesi ... Mahallesi çalışma alanında bulunan 18 31... parsel sayılı 7.544,95 metrekare yüzölçümündeki taşınmazın kadastro tutanağının beyanlar hanesine "6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı ve taşınmazın bahçe olarak 40 yıldan beri ..., ... ve ...'nın müştereken zilyetliğinde olduğu, üzerindeki (A) harfi ile gösterilen evin ..., (B) harfi ile gösterilen evin ...'ya ait bulunduğu" şerhi yazılarak Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir. 2. Asıl dosya davacısı ..., çekişmeli taşınmazın takriben 180 metrekarelik bölümü yönünden satın alma ve fiili kullanıma dayanarak bu bölümde kendi adına zilyetlik şerhi verilmesi talebiyle; birleşen 2012/489 Esas sayılı dosyada davacı ... ve arkadaşları ve birleşen 2012/507 Esas sayılı dosyada ise ... ... ve arkadaşları, dava konusu taşınmazın murisleri ...'dan intikal ettiğini ileri sürerek, tüm mirasçılar adına zilyetlik şerhi verilmesi istemiyle ayrı ayrı dava açmışlardır. II. CEVAP Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın elli yılı aşkın süredir müvekkillerince kullanıldığını, davacılar ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını, kaldı ki ...'nın vefatından kısa bir süre evvel taşınmazı müvekkillerinin annesi Hatice ...'ya devrettiği; ayrıca taşınmazın tüm emlak vergilerinin de müvekkilleri tarafından ödendiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 11.02.2016 tarihli ve 2011/666 Esas, 2016/69 Karar sayılı kararı ile asıl dosya davacısı ...'un davasının açılmamış sayılmasına, birleşen dosya davacıları davacı ... ve arkadaşları ile birleşen diğer dosya davacıları ... ve arkadaşlarının davalarının ise sübut bulmaması nedeniyle reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı birleşen dosyaların davacıları davacılar ... ve arkadaşları vekili ile davacı ... ve ... vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 24.04.2018 tarihli ve 2016/7326 Esas, 2018/2821 Karar sayılı ilamıyla "... davacıların çekişmeli taşınmazın kök muris ...'ya ait iken ölümüyle mirasçılarına kaldığını öne sürerek tüm mirasçılar adına zilyetlik şerhi verilmesi istemiyle dava açtıkları, muris ...'nın ölümüyle, geriye davacılar ve davalılar ... ve ... dışında, davada taraf olmayan ..., ... ve ...'nın da mirasçı olarak kaldığı ve çekişmeli taşınmazda muris ...'nın mirasçısı olmayan ... ve ... lehine de şerh bulunduğunun dosya kapsamıyla belirlendiği, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 640. maddesi uyarınca tereke adına açılıp takip edilen davaları ya tüm mirasçıların birlikte açmaları ya da tüm mirasçıların açılan davaya muvafakatlerinin sağlanması veya terekeye mümessil tayin edilerek davanın sürdürülmesinin zorunlu olduğu; somut olayda ise mirasçıların bir kısmı davada davalı olarak yer aldığından tüm mirasçıların davaya muvafakatlerinin sağlanmasının da mümkün bulunmadığı, bu nedenle taraf teşkili sağlanmaksızın işin esası hakkında yazılı şekilde hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu ayrıca, Mahkemece murisin ölümünden sonra mirasçılar arasındaki iştirakin sürdüğünün kanıtlanamadığı, murisin ölümünden sonra taşınmazı sürekli davalıların kullanmasının, davacıların ise muristen kalan diğer yerleri satması veya kullanmasının buna karine teşkil ettiği, davacıların murisin ölümünden sonra kullanımlarını delillendiremedikleri gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de terekenin taksim edilip edilmediği hususunda yapılan araştırmanın da hüküm vermeye yeterli olmadığı açıklanarak öncelikle terekeye temsilci atanması için davacı tarafa süre ve imkan tanınması; mahkemece verilen süre içinde terekeye temsilci atanması suretiyle taraf teşkilinin tamamlanması halinde, mahalli bilirkişi ve tanıklar huzuruyla yeniden keşif icra edilerek terekenin murisin ölümünden sonra mirasçılar arasında taksim edilip edilmediği, taksim edilmiş ise her bir mirasçının terekedeki hakkına karşılık ne aldığı hususları sorulup saptanmalı, taksim hususunda ispat külfetinin taşınmazın taksimen kendisine kaldığını iddia eden davalı tarafa ait olduğunun hatırda tutularak ve bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi..." gereğine değinilerek, İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur. Bozma kararından sonra davasının açılmamış sayılmasına karar verilen asli müdahil ... 02.06.2021 tarihli dilekçesi ile dava dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ileri sürerek davaya asli müdahil olmuştur. Bozma ilamı doğrultusunda muris ...'nın terekesine ... temsilci olarak atandıktan sonra İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... dava konusu 18 31... parsel sayılı bahçe vasıflı taşınmazın kök muris ...'dan miras kaldığı, davalı tarafça kök muris ...'nın mirasının mirasçıları arasında pay edildiğinin ileri sürüldüğü, davalı tarafa bozma ilamı doğrultusunda paylaşıma ilişkin delillerini ibraz etmesi için süre verildiği, davalı tarafça bu hususta herhangi bir delil ibraz edilemediği, dinlenen tüm tanık ve mahalli bilirkişi beyanlarına göre de kök murisin mirasçıları arasında bir paylaşım söz konusu olmadığı, davacıların kök muristen kalan herhangi bir yeri satmadıkları, kök muristen intikal eden taşınmazlarda yer satan kişilerin davalılar olduğu, tanık beyanları ve mahalli bilirkişilerin beyanlarının da bu yönde olduğu, bu nedenle tarafların ortak murisi ...'nın ölümünden sonra mirasçılar arasında uygun bir taksimin yapılmadığı sonucuna ulaşıldığı, bu nedenle davalı mirasçıların tereke adına fiili kullanımı sürdürdükleri, mirasçıların bir kısmının tek başına fiili kullanımda bulunmalarının diğer mirasçıların haklarına halel getirmeyeceğine ilişkin Yargıtay kararlarının varlığı, davalı tarafın savunmalarında taşınmazın kök muristen intikal ettiğini ancak mirasçılar arasında taksimin yapıldığı ve davacıların yerlerini sattığını ileri sürmüş ise de bu iddiasını ispata yarar delil sunamadığı ve bu savunması ile taşınmazın kök muristen intikal ettiğini kabul ettikleri, davalı ...'nın dava konusu taşınmazda kullanıcı olduğuna dair herhangi bir delil sunulamadığı, bu nedenle kullanıcı şerhine ilişkin birleşen dosya davacılarının davalarının kabulü gerektiği, ancak, taşınmaz üzerinde bulunan ve muhdesat şerhine konu krokide (B) harfi ile gösterilen 1 katlı kargir binanın kök muris ...'nın mirasçısı ... ...'nın eşi ...'ya, (A) harfi ile gösterilen 1 katlı kargir evin ise ...'nın kızı ...'a, gecekondu mahiyetindeki binanın ise ...'ya ait olduğu onlar tarafından meydana getirildiğinin dosya kapsamı ve tanık beyanları ile sabit olduğu anlaşıldığından söz konusu evlere ilişkin muhdesat şerhlerine ilişkin taleplerinin reddine karar vermek gerektiği, asıl dosya yönünden ise; Mahkememizin 11.02.2016 tarihli ve 2011/6 66... /69 Karar sayılı kararı ile takip edilmeyen davanın 6100 sayılı Kanun'un 150. maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına karar verildiği, asıl dosya yönünden verilen kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiğinden asıl dosya yönünden hüküm kurulmasına yer olmadığına dair karar vermek gerektiği, asli müdahil ...'un dava konusu taşınmazı satın aldığını, taşınmazda 180 m² yer kullandığını ileri sürmüş ise de asli müdahilin dava konusu taşınmazda kullanımının olduğunu ispat edemediğinden talebinin reddine dair karar vermek gerektiği..." gerekçesiyle asıl dava hakkında davanın açılmamış sayılmasına dair 11.02.2016 tarihli ve 2011/666 Esas, 2016/69 Karar sayılı karar temyiz edilmeksizin kesinleştiğinden hüküm kurulmasına yer olmadığına; birleşen dava dosyaları hakkında ise davaların kısmen kabulüne ve kısmen reddine, 18 31... parsel sayılı taşınmazın beyanlar hanesindeki “İşbu taşınmaz bahçe olarak 40 yıldan beri ... oğlu ..., ... kızı ... ve ... oğlu ...’nın kullanımındadır” şeklindeki şerhin kaldırılarak yerine “İşbu taşınmaz bahçe olarak 45 yıldan beri ... mirasçılarının kullanımındadır” yazılmasına ve tapu kaydının beyanlar hanesindeki diğer şerhlerin aynen bırakılmasına karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde; davanın kısmen kabulünün usul ve kanuna aykırı olduğunu, çelişkili beyanlara dayalı olarak karar verildiğini ayrıca somut olayda Hazine yasal hasım olmasına rağmen aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücreti hükmedilmesinin de hatalı olduğunu ileri sürerek hükmün bozulmasını talep etmiştir.

2. Davalılar ... ve arkadaşları vekili temyiz dilekçesinde; davacı tarafların dava konusu taşınmazda fiili kullanımlarını ispat edemediklerini, davacıların taşınmazla hukuki ve fiili hiçbir irtibatları olmadığını, Yargıtayın kullanım kadastrosuna ilişkin güncel kararlarında davanın konusu ve niteliğinin fiili kullanıma ilişkin olup zilyetlik dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken bunun dikkate alınmamasının hatalı olduğu, 1960'lı yıllardan beri taşınmazın bil fiil vekil edenleri tarafından kullanıldığını, vergilerinin de yine vekil edenlerince ödendiğini ileri sürerek, hükmün bozulmasını talep etmişlerdir. 3. Asli müdahil ... vekili temyiz dilekçesinde; taleplerinin reddine karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu, kabul beyanlarının dikkate alınmadığını, bozma öncesinde yapılan keşif beyanlarının ve keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunun da dikkate alınmadığını ileri sürerek, hükmün bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, taşınmazlar üzerinde davacılar ve asli müdahilin kullanım hakkının bulunup bulunmadığına ilişkindir. 1. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, somut olayda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında asli müdahil Sevinay Karagöz vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü tüm; davalı Hazine vekilinin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Davalılar ... ve arkadaşları vekili ile davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; İlk Derece Mahkemesi gerekçesinde, dava konusu taşınmazın ortak muristen intikal ettiği ve terekenin taksim edilmediği gerekçesiyle kullanımın tüm ... mirasçıları adına olduğu kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmiştir. Ne var ki, kullanım kadastrosuna itiraz niteliğindeki davalarda uyuşmazlık mülkiyete yönelik olmadığından, kullanıcı tespitinin davalı adına yapılabilmesi için terekenin usulüne uygun olarak taksim edilmiş olması şartının aranmayacağı açıktır. Zira kullanım kadastrosu sırasında beyanlar hanesinde kullanıcı olarak gösterilebilecek kişiler, kadastro tespiti sırasında taşınmazı fiilen kullanan kişilerdir. Somut olayda davalılar ile birleşen dosyaların davacıları olan tarafların ortak murisi ...'in 07.09.1967 tarihinde vefat ettiği anlaşılmakta olup toplanan deliller ve keşiflerde beyanlarına başvurulan tanık ve bilirkişi ifadeleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde; taşınmazın evveliyatının ...'e ait olmakla birlikte tespit tarihi olan 2010 ve öncesinde davaya konu taşınmazın uzun yıllar boyunca lehine kullanım şerhi verilen (murisin oğlu) ... ile yine lehine kullanım şerhi verilen (murisin oğlu ve diğer şerh sahibi ...'nın eşi olan) ... tarafından kullanıldığı, bu kullanıma ...'in diğer mirasçıları, bir başka ifade ile birleşen dosyaların davacıları tarafından davalı tarafın kullanımına itiraz edilmediği ve bu kullanıma karşılık kadastro tespit gününe kadar herhangi bir talepte de bulunulmadığının anlaşılmasına göre davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir. Hal böyle olunca İlk Derece Mahkemesince birleşen dosyaların davacıları davacılar ... ve arkadaşları ile ... ve arkadaşlarının davalılar ... ve ...'ya ait fiili kullanım payı (2/3) yönünden davanın reddine karar verilmeli ve karar verilirken müşterek fiili kullanıcılardan ...'nın kullanım payı yönünden adı geçen davacılar lehine oluşan usuli müktesep hakkında dikkate alınmalıdır. Açıklanan nedenlerle temyiz itirazları yerinde görüldüğünden hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Yukarıda (1) no.lu bentte açıklanan nedenlerle, asli müdahil ... vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü tüm; davalı Hazine vekilinin ise sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) no.lu bentte açıklanan nedenlerle davalılar ... ve müşterekleri vekili ile Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, Peşin harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 06.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2025/164, K. 2026/3266, T. 06.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2025-164-e-2026-3266-k-6cdda2069d61