Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/1031 E. 2026/3472 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/1031
Karar No
2026/3472
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/279 E., 2024/1252 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/590 E., 2022/666 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili ve asli müdahil ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Dava konusu İzmir ili ... ilçesi ... ... ... Mahallesi sınırlarının birleştiği, ... 20 41... , 20 40... ve ... 3 ada 22... parsel ve orman parseline sınır komşu tescil harici yer, 1958 yılında yapılan tapulama çalışmalarında 1240 parsel sayılı 39.760,00 m² yüzölçümü ve tarla vasfıyla 09.06.1958 tarihinde Hazine adına yapılan tespite karşı, davacıları ... ve ... ve ... Belediyesinin tespite itiraz davası sonucu, İzmir Tapulama Mahkemesinin 21.02.1966 tarihli ve 1960/465 Esas, 1966/17 Karar sayılı kararı ile taşınmazın "6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 1. maddesine göre orman sayılan yerlerden olduğu gerekçesiyle tespit dışı bırakılmasına" karar verilmiş ve bu karar temyiz edilmeksizin 16.05.1966 tarihinde kesinleşmiştir. 2. Davacı ... vekili dava dilekçesinde; İzmir ili ... ilçesi ...-... köyü sınırlarının birleştiği, ... 20 41... parsel, 20 40... parsel ve ... 3 ada 22... parsellere ve ormana sınır komşu olan tahmini 50 dönüm arazi kadastro çalışması dışında kaldığını, tescil harici bu taşınmaz müvekkil tarafından masraf ve emek sarf edilerek ihya edilmiş ve tarıma elverişli hale getirilerek, 1974 yılından bu yana 40 yılı aşkın zamandır tütün, pamuk, buğday vs. ekmek suretiyle nizasız-fasılasız malik sıfatı ile zilyet olduğu ve taşınmazın müvekkilimiz adına tescil edilmesini talep etmiştir. 3. Asli Müdahil ... vekili müdahillik talep dilekçesinde; dava konusu yerin 1968 yılındaki kadastro çalışmalarında ... çalılık olduğundan tescil harici bırakıldığını, 20 yılı aşkın zamandır emek ve masraf sarf ederek imar-ihyasının tamamlandığını ve dava konusu 9.262,80 m² ve 31.549,40 m² yüzölçümlü yerlerin adına tescilini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; 3402 sayılı Kadastro Kanunu'na istinaden açılan taşınmazın davacı adına tescili davasında müvekkili Belediyenin davada taraf sıfatı bulunmadığını, müvekkili Belediye tarafından 08.10.2012 tarihinde onaylanan 1/25000 ölçekli ... Bütünü Çevre Düzeni Planı kapsamında "... Barajı Uzun Mesafe Koruma Alanı Sınırı" ile "Havalanı Uçuş Konisi ve Mania Sınırı" içerisinde "Orman Alanı ve Tarım Alanı" kullanım kararında kaldığı tespit edilmiş olup 1/50 00... /1000 alt ölçekli imar planı bulunmadığını, davanın husumet yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. 2. Davalı ... Belediye Başkanlığı vekili cevap dilekçesinde özetle; işbu davanın müvekkil davalı ... yönünden husumet nedeniyle reddine, sayın Mahkemenizin aksi kanaatte olması halinde haksız ve hukuki dayanaktan yoksun işbu davanın esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini savunmuştur. 3. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; haksız ve dayanaksız olarak açılan davanın reddine asli müdahale talebinin reddine, tüm yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "dava konusu yerin, ... Barajı Uzun Mesafe Koruma Alanı sınırı içinde kalıp kalmadığı hususu, teknik belgelerinin ilgili kurumlardan getirtilmiş ve DSİ'nin 08.03.2022 tarihli cevabi yazısında kuşkuya yer bırakmayacak biçimde baraj koruma alanı içinde kaldığı saptandığından, ... Genel Müdürlüğü ve ... davaya dahil edilerek, taraf teşkili sağlanmıştır. Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı gereği 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 713/4 ve 5. fıkraları gereğince keşif sonucu düzenlenen bilirkişi rapor ve krokisine göre gerekli yerel ve gazete ilanları yöntemine uygun yapılarak ... 3 aylık sürenin dolması beklenmiştir. Esasa ilişkin ise; İzmir Tapulama Mahkemesinin 21.02.1966 tarihli ve 1960/465 Esas, 1966/17 Karar sayılı kararı ile taşınmazın orman vasfında olduğu gerekçesiyle, kadastro tespiti sırasında, 39.760 m² yüzölçümü ve tarla vasfı ile 1240 parsel numarası altında Hazine adına yapılan tespitin iptaline, taşınmazın orman sayılan yerlerden olması nedeniyle taşınmazın tapulama tespiti dışında bırakılmasına ilişkin kesinleşen Mahkeme kararı ile hükmen orman niteliğinin tespit edilmesi karşısında, imar-ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile özel mülkiyete konu edilmesi imkanı bulunmadığından, 26.03.2019 tarihli bilirkişi raporunda 1969-1975 yılında imar-ihyası tamamlandığı belirtilen (D) ve (E) kısımlarına ilişkin davacının talebinin reddine, (A), (B) ve (C) ile gösterilen kısımlar bakımından ise imar-ihya tamamlanmadığından talebin de reddine, asli müdahilin, talebi yönünden ise dava konusu taşınmazdaki zilyetliğinin, kira ilişkisine dayandığı anlaşılmakla bu sebeple davanın aktif husumet yokluğundan reddine, bir diğer asli müdahil olma talebinde bulunan ... ... tarafından harcı yatırılarak usulüne uygun yapılmış bir talep ve açılmış bir dava olmadığından asli müdahilin davasının aktif dava ehliyeti yokluğundan husumetten reddine, asli müdahil olma talebinde bulunan ... ... tarafından harcı yatırılarak usulüne uygun yapılmış bir talep ve açılmış bir dava olmadığından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davacının davasının reddine, bilirkişi heyetinin 26.03.2019 havale tarihli raporlarındaki durum raporunda (E) harfiyle 1.663,25 m² ve (D) harfiyle 20.627,08 m² gösterdikleri kuru tarla vasfı taşıyan bölümler bakımından İzmir Tapulama Mahkemesinin 21.02.1966 tarihli ve 1960/465 Esas, 1966/17 Karar sayılı kesinleşen kararıyla orman olması sebebiyle özel mülke konu olamayacakları sabit olduğundan kesin hüküm sebebiyle davanın usulden reddine, aynı bilirkişi raporunda (A), (B) ve (C) harfleriyle gösterilen yerlere ilişkin taleplerin imar-ihya tamamlanmadığı anlaşılmakla ... şartları oluşmadığından reddine" karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belertilen kararına karşı davacı ... ve asli müdahil ... vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "davacı ...'in dedesi ..., ... ve ... Belediye Başkanlığı, davalısı Hazine olan, 16.05.1966 tarihinde temyiz edilmeden kesinleşen İzmir Tapulama Mahkemesinin 21.02.1966 tarihli ve 1960/465 Esas, 1966/17 Karar sayılı dosyasına konu tapulama tespitine itiraz davasının konusunu oluşturan ve tapulama sırasında 1240 parsel numarasını alan 39.760 m² yüzölçümlü taşınmaz kapsamında kaldığının tespit edilmesi, taşınmazın anılan dosyada tapulama tespitinin iptali ile tamamının orman vasfıyla tapulama tespiti dışında bırakıldığının, buna göre dava konusu edilen tüm taşınmaz bölümlerinin kesinleşen Mahkeme kararı ile hükmen orman olduğunun, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile iktisaba elverişli yerlerden olmadığının tespit edilmesi karşısında; anılan dosya davalısı ile işbu dosyanın bazı davalılarının ve dava konusunun farklı olması nedeniyle, anılan dosyanın kesin hüküm oluşturmayacağının kabulüne, davacının davasının tüm taşınmaz bölümleri yönünden esastan reddine karar vermek gerekirken, davacının davasının bilirkişi raporunda (E) ve (D) harfleriyle gösterilen kısımlar yönünden kesin hüküm sebebiyle; (A), (B) ve (C) harfleriyle gösterilen kısımlar yönünden ise, imar-ihyalarının tamamlanmadığı gerekçesiyle esastan reddine karar verilmesinde isabet bulunmamış ve asli müdahil ...'ün dava konusu taşınmazdaki zilyetliğinin, malik sıfatıyla olmayıp kiracılık ilişkisinden kaynaklandığının anlaşılması karşısında, Mahkemece asli müdahil ...'ün davasının aktif husumet yokluğundan reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden" İlk Derece Mahkemesi kararının davacı ... ve asli müdahil ... vekillerinin istinaf başvurularının kısmen kabulüyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/(1)-b.2. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılarak; asli müdahilin davasının aktif dava ehliyeti yokluğu nedeniyle usulden reddine, asli müdahale talebinde bulunan ... ... tarafından harcı yatırılarak usulüne uygun yapılmış bir müdahale talebi ve açılmış bir dava olmadığından ... ... yönünden karar verilmesine yer olmadığına, asli müdahale talebinde bulunan ... ... tarafından yapılmış bir yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, asli müdahale talebinde bulunan ... ...'ın müdahillik talebi kabul edilmediğinden aleyhine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına ve davacının davasının reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı ... mirasçıları vekili temyiz dilekçesinde; 05.03.2019 tarihli raporunda kök bilirkişi raporunda 8. sayfasının 4. paragrafında ayrıntılı bir şekilde izahla, dava konusu taşınmaz için "orman olmayan tarafta kalmaktadır" tespiti mevcut ve yine orman idaresinin göndermiş olduğu orman amenejman planı meşcere haritası ile çakıştırıldığında zirai arazilerinin içerisinde kaldığı tespit edildiğini, raporun devamında açıklamalar sonunda "burada İzmir Tapulama Mahkemesinin 1960/465 Esas ve 1966/17 sayılı Kararı Mahkeme kararı getirilip yerinde uygulama yaptırması kesinleştirilmesi şayet dava konusu orman sınırı içerisinde bulunduğu tespit edildiğinde orman olarak sayılması gerektiği orman sınırları dışında kalıyor ise 1984 yılında yapılan orman kadastrosunca belirlenen OS sınırları dışında kaldığı ve orman olmayan yer olarak kabul edilmesi gerekmektedir" diye belirtildiğini, sonrasında raporla istenilen bilgi ve belgelerin toplanmasıyla alınan 10.07.1019 tarihli ve 2. ek bilirkişi raporunun 3. sayfasında da konu açıklanmış ve aynen "...Yargıtay uygulamalarında orman kadastrosu sınırları dışında bırakıldığı tarihten sonra zirai yönden kullanım olduğu ve tarımsal nitelik kazandırıldığı tespiti ile 1984-2016 yılları arasında 32 yıl kullanım olduğu tespiti ile davacılar lehine kuru tarla vasfıyla ediniminin mümkün olacağı ve tescili gerektiği kanaati/görüşü belirtildiğini, gelinen aşamada açılan dava da haklı olduklarını, dava konusu yerin kadastro çalışması dışında kaldığını, tescil harici olan bu taşınmazın yine orman kadastrosu dışında kaldığı, taşınmazın müvekkil tarafından masraf ve emek sarf edilerek ihya edildiği ve tarıma elverişli hale getirildiği, 1974 yılından bu yana 40 yılı aşkın zamandır nizasız-fasılasız malik sıfatı ile müvekkilin elinde bulunduğu ve dava tarihinden 32 yıl önce Devlet orman sınırları dışına çıkarıldığı sabit olduğundan" Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerektiğini ileri sürerek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. 2. Asli müdahil ... vekili temyiz dilekçesinde; müvekkilin söz konusu taşınmaz üzerindeki zilyetliğinin kira ilişkisinden geldiği ve malik sıfatıyla zilyet olmadığı iddiası gerçeği yansıtmadığını, müvekkilinin 20 yılı aşkın bir süredir taşınmazı kullandığını, 25 yıl önce imar ve ihyası tamamlandığını, taşınmazın müvekkil adına tescil edilmesi gerekirken aktif husumet yokluğundan taleplerin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davaya konu (A), (B) ve (C) harfleriyle gösterilen yerlere ilişkin imar-ihya müvekkili tarafından tamamlanmış olup buna ilişkin krokiler, fotoğraflarda sabit olduğunu, Mahkeme her ne kadar İzmir Tapulama Mahkemesinin 21.02.1966 tarihli ve 1960/465 Esas, 1966/17 Karar sayılı kesinleşen kararı ile (D) ve (E) harfleriyle gösterilen yerlerin orman vasfında olduğunu belirtmiş ise de İzmir Kadastro Mahkemesinin 04.02.1994 tarihli ve 1989/138 Esas, 1994/4 Karar sayılı kararı ile söz konusu yerler orman vasfından çıkarıldığını, buna ilişkin olarak 20.11.1997 tarihinde kesinleşen kararı sunduklarını ve bu kapsamda davanın (D) ve (E) harfleriyle gösterilen alanlara ilişkin olarak kesin hüküm nedeni ile ret kararı vermesi hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak tapusuz taşınmazın tescili istemine ilişkindir. 1. Bilirkişi heyetinin 26.03.2019 havale tarihli krokili raporunda (A), (B) ve (C) harfleriyle gösterilen dava konusu yerler ile ilgili imar ve ihya şartlarının oluşmadığı gözetildiğinde bu kısımlar yönünden; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun'un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı ... mirasçıları ve asli müdahil ... vekillerinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. 2. Aynı bilirkişi raporunda yer alan ve (D) harfiyle gösterilen 20.627,08 m² ve (E) harfiyle gösterilen 1.663,25 m²lik belirtilen kısımlara yönelik davacı ... mirasçıları ve asli müdahil ... vekillerinin temyiz talepleri incelendiğinde; Bölge Adliye Mahkemesinin kararında dava konusu yerlerle ilgili İzmir Tapulama Mahkemesinin 21.02.1966 tarihli ve 1960/465 Esas, 1966/17 Karar sayılı kararına istinaden dava konusu (D) ve (E) harfleriyle gösterilen yerlerin Mahkeme kararıyla orman vasfında olduğundan zilyetlikle kazanılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine ilişkin karar verilmişse de, dava konusu İzmir ili ... ilçesinde 12.06.1984 tarihinde ilan edilerek kesinleşen 6831 sayılı Kanuna göre yapılan orman kadastrosu ve aynı Kanun uyarınca 2/B madde çalışmalarında dava konusu yerin 7-8-9-10-11 OS noktalarını birleştiren orman sınır hattının gidiş istikametine göre solunda "orman sayılmayan yerde" kaldığından artık orman vasfında kabul edilmeyeceği gözetildiğinde zilyetlik şartlarını taşıması halinde kazanılması mümkün olup, öncelikle dava konusu İzmir ili ... ilçesi ... (...)-...-... bölgesinin 1973 tarihli Metropolitan Nazım İmar Planı kapsamında kalıp kalmadığı, 1973 yılındaki Metropolitan Nazım İmar Planının yürülülükten kaldırıldıktan sonra 1984 tarihli 1/5000 ölçekli Nazım İmar ve 1989 tarihli Revizyon İmar Planları göz önünde bulundurulduğunda, dava konusu yerin koordinatları tam olarak belirlenecek şekilde belirtilen imar planları kapsamında kalıp kalmadığı ilgili Belediyeden sorularak araştırılmalıdır. 3. Asli müdahil ... vekilinin temyiz dilekçesinde ise "İzmir Kadastro Mahkemesinin 20.11.1997 tarihinde kesinleşen, 04.02.1994 tarihli ve 1989/138 Esas, 1994/4 Karar sayılı kararı ile söz konusu yerler orman vasfından çıkarıldığına" ilişkin ileri sürdüğü beyanına göre, İzmir Kadastro Mahkemesnin 20.11.1997 tarihinde kesinleşen, 04.02.1994 tarihli ve 1989/138 Esas, 1994/4 Karar sayılı dosyasının getirtilerek, Mahkeme kararında belirtilen dava konusu yerler ile işbu dava konusu yerlerin aynı olup olmadığı fen bilirkişisinden alınacak rapor ile krokisinde çakıştırılarak, orman kadastrosuna ilişkin bir iptal kararı olup olmadığı da araştırılması gerekmektedir. 4. Tüm bu araştırmalar sonucunda dava konusu yer olan (D) ve (E) harfleriyle gösterilen kısımlara ilişkin imar planları kapsamında kaldığı tespit edilirse zilyetlik şartları süre yönünden oluşmadığından davanın reddine, imar planı kapsamında kalmadığı tespit edildiğinde ise zilyetlik şartlarının oluşup oluşmadığı da araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, taşınmazın orman vasfında olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. V. KARAR Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan sebeplerle; davacı ... mirasçıları ve asli müdahil ... vekillerinin temyiz itirazlarının REDDİNE, (2), (3) ve (4) numaralı bentlerde açıklanan sebeplerle; Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, İstek halinde peşin harcın temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.05.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

K A R Ş I O Y

Eldeki davada uyuşmazlık, orman tahdit sınırları dışında bırakılan ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda D ve E harfi ile gösterilen bozma ilamına konu taşınmaz bölümlerinin kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla iktisap edilip edilemeyecekleri noktasında toplanmaktadır. Davacı ... vekili dava dilekçesinde; müvekkili olan davacının taşınmaz üzerinde malik sıfatıyla zilyet olduğunu, 1974 yılından bu yana 40 yılı aşkın bir süredir, tütün, pamuk, buğday v.s tarım ürünü ekmek suretiyle taşınmazları nizasız ve fasılasız olarak kullanmakta olduğunu, ileri sürerek taşınmazların davacı adına tapuya tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; bozma ilamına konu taşınmaz bölümlerinin İzmir Tapulama Mahkemesinin 21.02.1966 tarihli ve 1960/465 Esas, 1966/17 Karar sayılı kesinleşen hükmü ile orman olması sebebiyle özel mülkiyete konu olamayacakları sabit olduğundan, bu taşınmaz bölümleri yönünden davanın kesin hüküm sebebiyle usulden reddine (taşınmazın geriye kalan, bozma kapsamı dışında bırakılan ve bilirkişi raporunda A,B ve C harfi ile gösterilen taşınmaz bölümleri yönünden ise, taşınmaz bölümlerinde imar - ihyanın tamamlanmadığı gerekçesiyle esastan reddine) karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının davacı ... ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, "dava konusu taşınmazın tamamının, davacıları, dosyamız davacısının dedesi ..., ... ve ... Belediyesi, davalısı Hazine olan, 16/05/1966 tarihinde temyiz edilmeden kesinleşen İzmir Tapulama Mahkemesi'nin 21/02/1966 tarih, 1960/465 esas-1966/17 karar sayılı dosyasına konu tapulama tespitine itiraz davasının konusunu oluşturan ve tapulama sırasında 1240 parsel numarasını alan 39.7 60... yüz ölçümlü taşınmaz kapsamında kaldığının tespit edilmesi, taşınmazın anılan dosyada tapulama tespitinin iptali ile tamamının orman vasfı ile tapulama tespiti dışında bırakıldığının; buna göre dava konusu edilen tüm taşınmaz bölümlerinin kesinleşen mahkeme kararı ile hükmen orman olduğunun, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile iktisaba elverişli yerlerden olmadığının tespit edilmesi karşısında; anılan dosya davalısı ile mahkememiz dosyasının bazı davalılarının ve dava konusunun farklı olması nedeniyle, anılan dosyanın, dosyamız yönünden kesin hüküm oluşturmayacağının kabulü ile, davacının davasının tüm taşınmaz bölümleri yönünden esastan reddine karar vermek gerekirken, davacının davasının bilirkişi raporunda E ve D harfi ile gösterilen kısımlar yönünden kesin hüküm sebebiyle; A, B ve C harfi ile gösterilen kısımlar yönünden ise, imar ihyalarının tamamlanmadığı gerekçesiyle esastan reddine karar verilmesinde isabet bulunmadığı" gerekçesiyle davanın tüm taşınmaz bölümleri yönünden esastan reddine karar verilmiş ve bu hükmün davacı ... ... vekili tarafından temyiz edilmekle dosya Dairemiz önüne gelmiştir. Sayın Çoğunluk tarafından, hükme esas alınan bilirkişi raporunda A, B ve C harfi ile gösterilen taşınmaz bölümlerine ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarının reddine, anılan raporda E ve D harfi ile gösterilen taşınmaz bölümleri yönünden ise, bu taşınmaz bölümlerinin 12.06.1984 tarihinde kesinleşen orman kadastrosu ve 6831 sayılı Kanun' un 2/B maddesi çalışmalarında orman sınırları dışarında bırakılmış olmaları nedeniyle orman olarak kabul edilemeyecekleri, koşulların oluşması halinde zilyetlik yoluyla kazanılabilecekleri gerekçesiyle, hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Aşağıda açıklamış olduğumuz nedenlerle Sayın Çoğunluğun bu görüşüne katılmamız mümkün olmamıştır: Şöyle ki; bozma ilamına konu taşınmaz bölümlerinin, 1958 yılında yapılan arazi kadastrosu sırasında 1240 parsel numarasıyla Hazine adına tespit edildikten sonra, eldeki davanın tarafı olmayan üçüncü kişilerce tespite itiraz edilmesi üzerine İzmir Tapulama Mahkemesinin 16.05.1966 tarihinde kesinleşen, 21.02.1966 tarihli ve 1960/465 Esas, 1966/17 Karar sayılı hükmü ile 6831 sayılı Kanun' un 1. maddesi uyarınca orman olduklarından bahisle tescil harici bırakılmalarına karar verildiği ve bilahare 12.06.1984 tarihinde kesinleşen orman kadastrosu ve 6831 sayılı Kanun' un 2/B maddesi çalışmalarında orman tahdidi dışında bırakıldıkları anlaşılmaktadır. Bozma ilamına konu taşınmaz bölümlerinin bulunduğu mevkide tapulama çalışmalarının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan tapulama mevzuatına göre orman sayılan yerlerin tescile tabi olmaması nedeniyle İzmir Tapulama Mahkemesinde görülen tespite itiraz davası neticesinde bu taşınmazlar, orman sayılan yerlerden (orman vasfında) oldukları belirlenmesine rağmen tapulama harici bırakılmışlardır. Orman Kadastrosu ve 2/B Uygulama Yönetmeliğinin 4. Bölümünde yer alan "Belge ve Bilgilerin Toplanması" başlığı altında düzenlenen 12. maddesinde, orman kadastro komisyonlarının, İşletme Müdürlüklerinden çalışma alanları ile ilgili isteyecekleri bilgi ve belgeler gösterilmiş olup, anılan maddenin (e) bendinde, orman vasfı ve mülkiyeti bakımından yargıya intikal eden yerlerde; kesinleşmiş yargı kararları kapsamında kesinleşme şerhi bulunan Mahkeme kararları, bilirkişi raporları, harita ve krokileri kapsayan bilgi ve belgelerin de İşletme Müdürlüklerinden istenileceği ifade edilmiştir. Buna göre anılan Yönetmelik hükmü uyarınca, bir taşınmazın orman vasfında olup/olmadığının tespitine ilişkin kesinleşmiş Mahkeme kararının, orman kadastro çalışmalarında dikkate alınması gerektiği açıktır. Yine söz konusu Yönetmeliğin "Devlet Ormanı Olarak Sınırlandırılacak Yerler" başlıklı 16. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinde, Devlet ormanı olduğuna dair kesinleşmiş Mahkeme kararı bulunan yerlerin, orman kadastro komisyonlarınca Devlet ormanı olarak sınırlandırılacağı belirtildikten sonra; maddenin 2. fıkrasında, (g) bendine göre orman rejimine girmiş olan sahaların, herhangi bir şekilde komisyonlarca sınırlama dışı bırakılmış veya orman sayılmamış olmasının, bu yerlerin orman olma vasfını ortadan kaldırmayacağı; 3. fıkrasında da, bu gibi yerlerin orman sınırları dışında kaldığı tespit edildiğinde orman sınırları içine alınarak haritasına işleneceği, arazide orman sınırlarının buna göre düzeltileceği ve tutanak defterinin sırası gelmiş sayfasında da durumun etraflıca izah edileceği hüküm altına alınmıştır. Bu itibarla; bozmaya konu taşınmaz bölümlerinin 1958 yılında yapılan tapulama çalışmasında Hazine adına tespiti yapılan ve daha sonra bu tespite itiraz edilmesi üzerine İzmir Tapulama Mahkemesi'nin 21.02.1966 tarihli ve 1960/465 Esas, 1966/17 Karar sayılı kararıyla hükmen orman olarak tescil harici bırakılan 1240 parselin çapı içinde kaldığı dosya kapsamıyla sabit olduğundan, 1984 yılında yapılan orman kadastrosu ve 6831 sayılı Orman Kanunu' nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesi çalışması sonucu oluşan tahdit dışında bırakılan bozma ilamına konu taşınmaz bölümlerinin, İzmir Tapulama Mahkemesi' nde görülen arazi kadastrosu tespitine itiraz davası neticesinde, 21.02.1966 tarihli ve 1960/465 Esas, 1966/17 Karar sayılı kararla orman vasfında olduğunun belirlendiği, bu kararın 16.05.1966 tarihinde kesinleştiği, ne var ki, o tarihte yürürlükte bulunan Tapulama Kanunu uyarınca ormanlar tescile tabi olmadığından tapulama harici bırakıldıkları, mahkeme kararıyla orman olduğu belirlenen bozmaya konu taşınmaz bölümlerinin, Orman Kadastrosu ve 2/B uygulama Yönetmeliğinin 16 ncı maddesi uyarınca sonraki orman kadastrosu sırasında da orman olarak sınırlandırılması gerektiği, kaldı ki, aplikasyonla da kesinleşmiş orman sınırlarının değiştirilemeyeceği, herhangi bir şekilde sınırlama dışında bırakılmalarının taşınmazların orman olma vasfını ortadan kaldırmayacağı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 169/2 nci maddesi uyarınca, ormanların zamanaşımı ile mülk edinilmelerinin mümkün olmadığı ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu' nun 18. maddesi gereğince de, orta malları, hizmet malları, ormanlar ve Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup da bir kamu hizmetine tahsis edilen yerler ile kanunları uyarınca Devlete kalan taşınmaz malların, tapuda kayıtlı olsun olmasın kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemeyeceği gözetilerek; Bölge Adliye Mahkemesice, bozmaya konu edilen taşınmaz bölümleri yönünden, orman vasfında oldukları ve zilyetlik yoluyla iktisap edilemeyecekleri gerekçesiyle verilen davanın reddine dair kararın onanması gerektiği düşüncesinde olduğumdan, Sayın Çoğunluğun bozma görüşüne katılmıyorum.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2025/1031, K. 2026/3472, T. 14.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2025-1031-e-2026-3472-k-2da7ccbe496a