Yargıtay · 6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2024/5320 E. 2026/3974 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2024/5320
- Karar No
- 2026/3974
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/5064 E., 2024/162 K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, silahla tehdit HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Yapılan ön inceleme neticesinde; her ne kadar ilk derece mahkemesince verilen 29.03.2022 tarihli kararın, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 16.03.2023 tarihli kararında özetle "sanığın eyleminin yağma suçunu oluşturduğu halde yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğu ve silahla tehdit suçundan mahkumiyet hükmü kurulurken zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği, " gerekçeleri ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 289/1. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verilerek dosyanın ilk derece mahkemesine gönderildiği, anılan karara direnme yetkisi bulunmayan ve kanunen uyma zorunluluğu bulunan ilk derece mahkemesince verilen nitelikli yağma ve silahla tehdit suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin aslında Bölge Adliye Mahkemesince verilmiş bir karar olarak kabulünde zorunluluk bulunduğu, esas olarak Bölge Adliye Mahkemesince eylemin nitelendirilerek suç vasfının belirlenmesi ve sanık hakkında daha az cezayı gerektiren bir halin uygulanması nedenleriyle bozma kararı verilemeyeceği, bu tür kararların istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilmesi gereken kararlardan olduğu, bu şekilde verilen kararların ilk derece mahkemesi kararı niteliğinde bulunduğunun kabulü halinde esasen tarafların var olan temyiz haklarının ellerinden alınmış olacağının anlaşılması karşısında, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, silahla tehdit suçundan kurulan ve bölge adliye mahkemesince kurulacak olsaydı temyiz yolu açık olacak olan mahkûmiyet hükmünün de temyizi kabil olduğu belirlenerek temyiz kapsamının silahla tehdit ve nitelikli yağma suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerine yönelik olduğu belirlenerek yapılan incelemede: sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I.HUKUKİ SÜREÇ A. İlk Derece Sanık hakkında Uşak 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.03.2022 tarihli 2021/427 Esas, 2022/231 Karar sayılı kararıyla alacağın tahsili amacıyla yağma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun'un) 150/1, 106/2-a, 53, 58. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, mükerrerlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, 5237 sayılı Kanun'un 116/4, 119/1-a maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, mükerrerlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve 5237 sayılı Kanun'un 106/2-a, 53, 58 maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, mükerrerlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, karar verilmiştir.
B. İstinaf İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 16.03.2023 tarihli ve 2022/2722 Esas, 2023/1302 karar sayılı kararı ile sanık müdafiinin istinafı üzerine "Gerekçeli kararda mağdurların ve görgü tanığı ...'nın olayın hemen akabinde sıcağı sıcağına kollukta verdikleri ifadelere yer verilerek oluşun bu şekilde kabul edildiği, sanığın bıçak göstererek mağdur ...'tan cep telefonunu alma şeklinde sübut bulan eyleminin mağdur ...'a yönelik birden fazla nitelikli halin gerçekleştiği yağma suçunu oluşturduğu, olayda hukuki bir alacağın tahsiline yönelik yağma suçunun oluşabilmesi için yağma suçunun mağduru olan ... ile sanık arasında doğrudan bir hukuki ilişkinin bulunması gerektiği, oysa somut olayda ...'ın sanığın iddia ettiği borçtan sorumlu olmadığı, borcun sorumlusunun mağdur ... olduğu, ...'ya da malın teslimine yönelik cebir ve tehdit uygulanmadığı, bu nedenle ...'a yönelik eylemde TCK'nun 150. maddesinin uygulanma olanağının bulunmadığının gözetilmemesinin hukuka aykırı olduğu ve sanığın telefonu ...'tan bu şekilde alması ile yağma eyleminin tamamlanmasından sonra telefonu geri almaya gelen mağdurlar ... ve ...'a av tüfeği doğrultarak tehdit etmesi eyleminin TCK'nun 43/2 maddesi yollamasıyla TCK'nun 106/2-a maddesinde düzenlenen ayrı bir silahla tehdit suçunu oluşturduğu gözetilmeden verilen cezada TCK'nun 43/2 maddesinin uygulama olanağının bulunmadığına yönelik gerekçenin yasal ve yeterli olmadığı, zira hükmün gerekçesinde oluşun her iki mağdura yönelik tehdit olarak kabulüne dair ibarelere yer verilmesinden sonra ,sanığın tehdit eyleminin mağdur ...'ya yönelik olduğu belirtilerek TCK 43/2 maddesinin olayda uygulama yerinin bulunmadığına dair gerekçede kendi içinde ve hükümle çelişkiye düşülerek hukuka aykırılığa yol açıldığı," gerekçeleri ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 289/1, 280/1-e maddeleri uyarınca bozulmasına karar verilmiştir.
C. Bozma Üzerine İlk Derece Sanık hakkında Uşak 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.09.2023 tarihli ve 2023/247 Esas, 2023/363 Karar sayılı kararıyla nitelikli yağma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun'un) 149/1-a.d.h, 53, 58... sayılı Kanun'un 283. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, mükerrerlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, 5237 sayılı Kanun'un 106/2-a, 43/2-1, 5271 sayılı Kanun'un 283. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, mükerrerlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir.
D.İstinaf İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 17.01.2024 tarihli ve 2023/5064 Esas, 2024/162 Karar sayılı kararı ile sanık müdafiinin istinafı üzerine 5271 sayılı Kanun'un 280/1-a maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
II.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi Suçun unsurlarının oluşmadığı, hür türlü şüpheden uzak kesin delil bulunmadığı, beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Sanıklar hakkında, nitelikli yağma ve silahla tehdit suçlarından yapılan yargılama sonucunda, sanık hakkında Uşak 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.03.2022 tarihli ve 2021/427 Esas, 2022/231 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında alacağın tahsili amacıyla yağma ve silahla tehdit suçlarından mahkûmiyet kararı verildiği, bu kararın sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 16.03.2023 tarihli ve 2022/2722 Esas, 2023/1302 Karar sayılı kararında özetle "sanığın eylemi nitelikli yağma olduğu halde yazılı şekilde karar verilmesi ve silahla tehdit suçundan hüküm kurulurken zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği" şeklindeki gerekçeler ile ilk derece mahkemesi kararının 5271 sayılı Kanunu'nun 289/1. maddesi gereğince bozulmasına karar verilerek dosyanın ilk derece mahkemesine gönderildiği, ilk derece mahkemesinin 14.09.2023 tarihli kararı ile; sanığın kazanılmış hakkı korunarak nitelikli yağma ve silahla tehdit suçlarından yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verildiği, sanık müdafiinin istinaf başvurusunun ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 17.01.2024 tarihli ve 2023/5064 Esas, 2024/162 Karar sayılı kararı ile esastan reddine karar verilmesi üzerine, sanık müdafiinin sanık hakkında nitelikli yağma ve silahla tehdit suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz isteminde bulunduğu anlaşılmakla;
5271 sayılı Kanun’un 280/1-e maddesinde Bölge Adliye Mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre, Uşak 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.03.2022 tarihli ve 2021/427 Esas, 2022/231 Karar sayılı dosyasında verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik yapılan istinaf incelemesi neticesinde, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 16.03.2023 tarihli ve 2022/2722 Esas, 2023/1302 Karar sayılı kararında belirttiği gerekçe ile hükümlerin bozulmasına karar verildiği, ancak bu bozma kararının 5271 sayılı Kanun’un 280/1-e. maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin davanın yeniden görülmesine karar verilerek yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı vermesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı, bölge adliye mahkemesince yapılan uygulama kanuna açıkça aykırılık teşkil ettiği gibi bazı hallerde sanığın temyiz hakkını ortadan kaldırılmasına yol açabildiği, anılan bozma ilâmı sanık hakkında silahla tehdit suçundan ilk derece mahkemesince verilen ve 5 yılı aşmayan mahkûmiyet hükmünün esastan reddine dair kararın 5271 sayılı Kanun'un 286/2-a maddesi gereğince kesin nitelikte olduğu ve sanığın temyiz imkanının ortadan kaldırıldığı, oysa bölge adliye mahkemesince yasaya aykırı bozma ilâmı yerine davanın yeniden görülmesine karar verilerek aynı mahkûmiyet hükmünün verilmesi durumunda verilen kararın temyizi kabil bir karar olacağı, görüldüğü üzere bölge adliye mahkemesince yasal olmayan bir bozma ilâmı sanığın temyiz hakkının ortadan kaldırılmasına sebep olabilmektedir. Anayasa Mahkemesi bu konuda verdiği bir kararında "İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermesi başvurucu yönünden önemli sonuçlar doğurmaktadır. Nitekim İstinaf Dairesi, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşma açarak ve tarafları da çağırarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda bir karar vermesi gerekirken dosya üzerinden karar vermiş; başvurucuyu mahkemeye erişim hakkının yanında bölge adliye mahkemesi önünde sözlü yargılanmadan ve bununla bağlantılı diğer usul güvencelerinden yoksun bırakmıştır." değerlendirmeler bulunarak bölge adliye adliye mahkemesinin yasaya aykırı bozma kararının başvurucunun Anayasa'nın 36. Maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine hükmetmiştir(Ömer Oral [GK], B. No: 2023/33667, 9/1/2025, § …). Aynı konuda Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise "Bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılmıştır. Bu düzenlemelere göre istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir: 1. İlk derece mahkemesinin kararında 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması, 2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması. .......... Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müteessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir. Hukuki düzenlemeler ve yapılan açıklamalar karşısında, mesele tartışmaya ihtiyaç bırakmayacak açıklıktadır. Buna rağmen uygulama, bölge adliye mahkemelerinin iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetkiyi kullanarak bozma kararları verilegeldiği bilinen bir gerçektir. Bu uygulamanın, yukarıda yer verilen tespitler yanında, görevli/teminatlı mahkemede yargılanma ve mahkemeye erişim/ kanun yoluna etkin başvuru hakları yönünden ciddi sorunlar taşıdığı da tartışmadan varestedir. CMK'nın 286. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan kararları temyiz edilebileceğinden, bölge adliye mahkemesinin Kanun'un açık hükmüne aykırı şekilde verdiği bozma kararının temyiz edilebilmesi de mümkün değildir. Bu nedenle ilk derece mahkemesi hükmünün hukuka aykırılık taşıdığının tespit edilmesi durumunda bölge adliye mahkemesi ceza dairesince ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırarak yeniden hüküm kurulması gerektiği hâlde bozma kararı verilmesi nedeniyle sanığın temyiz hakkının kısıtlanması da söz konusu olabilmektedir." şeklinde değerlendirmelerde bulunarak bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle "hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları" gerektiğine hükmetmiştir (YCGK, T.:30.04.2025, E.: 2024/6-490, K.:2025/197).
Bu açıklamalar ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 14.09.2023 tarihli ve 2023/247 Esas, 2023/363 Karar sayılı bozma kararı ile bozma kararı üzerine verilen Uşak 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 14.09.2023 tarihli ve 2023/247 Esas, 2023/363 Karar sayılı kararının hukukî değerden yoksun olduğu, 5271 sayılı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre yeniden hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hükümlerin bozulmasına karar verilmesi, hukuka aykırılık bulunmuştur.
III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, diğer yönleri incelenmeyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,07.05.2026 tarihinde karar verildi.