Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/588 E. 2026/322 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2025/588
Karar No
2026/322
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2291-2509

I. HUKUKÎ SÜREÇ İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince "Davaya bakmaya yetkili Ağır Ceza Mahkemesine görevsizlik kararı verilmesi ve yeniden keşif yapılması" gerekçesiyle verilen 17.12.2018 tarihli ve 3283-3414 sayılı bozma kararı üzerine yapılan yargılama sonucunda; sanık ...'ın katılan ...'a yönelik kasten yaralama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/1, 86/3-e, 87/1-a, 62... . maddeleri uyarınca 5 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna, mağdur ...'e yönelik aynı suçtan TCK'nın 86/1, 86/3-e, 87/3, 62/1 ve 53. maddeleri uyarınca ve aleyhe değiştirmeme ilkesi gözetilerek 1 yıl 1 ay 18 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5-14. maddesi uyarınca da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına; mağdur ...'e yönelik ise yine aynı suçtan TCK'nın 86/1, 86/3-e, 62/1 ve 53. maddeleri uyarınca ve aleyhe değiştirmeme ilkesi gözetilerek 11... gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna, CMK'nın 231/5-14. maddesi uyarınca da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına; sanık ...'un katılan ...'a yönelik kasten yaralama suçundan TCK'nın 86/1, 86/3-e, 87/1-a, 62, 53... . maddeleri uyarınca 5 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve cezanın mükerirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, mağdur ...'e yönelik aynı suçtan TCK'nın 86/1, 86/3-e, 87/3, 62/1, 53... . maddeleri uyarınca ve aleyhe değiştirmeme ilkesi gözetilerek 1 yıl 1 ay 18 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mükerirlere özgü infaz rejimine tabi tutulmasına, mağdur ...'e yönelik de aynı suçtan TCK'nın 86/1, 86/3-e, 62/1, 53... . maddeleri uyarınca ve aleyhe değiştirmeme ilkesi gözetilerek 11... gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mükerrirlere özgü infaz rejimine tabi tutulmasına ilişkin Burhaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 08.11.2022 tarihli ve 363-379 sayılı hükümlerin sanıklar müdafileri tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince 31.05.2023 tarih ve 563-1668 sayı ile İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlerin CMK'nın 280/2. maddesi uyarınca kaldırılarak sanık ...'ın katılan ...'a yönelik teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan TCK'nın 81/1, 35/2, 62/1 ve 53. maddeleri ile CMK'nın 283. maddesi uyarınca 5 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna; sanık ...'un katılan ...'a yönelik teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan TCK'nın 81/1, 35/2, 62/1, 53... . maddeleri ile CMK'nın 283. maddesi uyarınca 5 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve cezasının mükerirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, mağdur ...'e yönelik teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan TCK'nın 81/1, 35/2, 62/1, 53... . maddeleri ile CMK'nın 283. maddesi uyarınca 1 yıl 1 ay 18 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve cezasının mükerirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, mağdur ...'e yönelik ise teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan TCK'nın 81/1, 35/2, 62/1, 53... . maddeleri ile CMK'nın 283. maddesi uyarınca 11... gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mükerirlere özgü infaz rejimine tabi tutulmasına; bu hükümlerin, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 21.05.2024 tarih ve 8111-3736 sayı ile; ''...1.Sanık ...'ın, katılan ... ve katılanın hemen arkasında olup isabet almaları muhakkak olan mağdurlar ..., ...'e yönelik av tüfeği ile ateş etmesi nedeni ile katılan ve mağdurların hayati tehlike geçirmeksizin yaralanmaları, hedef alınan vücut bölgeleri, aralarındaki mesafe, ciddi bir engel neden olmadan eyleme kendiliğinden son vermesi hususları nazara alındığında, öldürme kastı ile hareket ettiğinin şüpheli kaldığı, kastının yaralamaya yönelik olduğu, bu nedenle silahla kasten yaralama suçundan alt sınırdan uzaklaşılarak hüküm kurulması gerektiği, sanık ...'un aynı suça katıldığından yaralama suçunun araştırılması gereği gözetilmeksizin suçun vasıflandırılmasında yanılgıya düşülmesi, 2. Sanık ...'un, sanık ...'ın katılan ve mağdurlara yönelik eylemlerine manevi destek ve suçun işlenmesine yardımda bulunmak suretiyle suç işleme kararını kuvvetlendirdiği, bu suretle 5237 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri kapsamında yardım eden sıfatıyla katıldığı nazara alınmaksızın, iştirakin derecesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hükümler kurulması ..." isabetsizliklerinden bozulmasına ve dava dosyasının CMK'nın 304/2-a maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince 23.10.2024 tarih ve 2291-2509 sayı ile "Sanık ...'ın katılan ...'a yönelik eylemi yönünden yapılan değerlendirmede; sanık ile katılan arasında sanık ...'ın o tarihte evli olan oğlu tarafından yine o tarihte evli olan katılanın kızının kaçırılmasına bağlı yaklaşık üç yıldır devam eden husumetin varlığı, sanık ...'ın kullanmış olduğu silahın niteliği, atış mesafesi, atış sayısı, atış yönü, katılanın bulunduğu yer ve netice, katılanın yere düşmesi ile sanığın sonuç aldığı düşüncesi içerisinde eylemine devam etmeyerek olay yerinden araçla kaçması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde katılan ...'a yönelik kastının öldürmeye yönelik olduğu, Sanık ...'ın mağdurlar ... ve ...'e yönelik eylemi yönünden ise sanık ... hakkında mağdurlar ... ve ...'e yönelik eylemden açılan kamu davasında ilk derece mahkemesince 08.11.2022 tarihli kararla ayrı ayrı kasten yaralama suçundan mahkumiyeti ile mahkumiyet hükümlerinin açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olup bu hükümler istinaf incelemesi kapsamı dışında ise de sanık ... hakkında aynı eylemlerden kurulan mahkumiyet hükümleri istinaf incelemesi kapsamında olduğundan iş bu sevkler yönünden değerlendirme yapılması gerekmekle); katılan ile aynı düzlemde, katılanın arka kısmında kahvehane önünde olan mağdurlar ... ve ...'in de sanık ... tarafından yapılan aynı atışlarla isabet aldıkları, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 19.12.20 17... /8-4 14... /554 karar sayılı kararı, 26.05.20 15... /1-6 18... /164 karar sayılı kararı, 23.10.20 10... /1-1 74... /232 karar sayılı kararlarında da ifade edildiği üzere mağdurların isabet almalarının muhakkak ve kaçınılmaz olduğunun keşfen de tespit edildiği, bu haliyle mağdurlar ... ve ...'e yönelik eyleminin de kasten öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturduğu; Sanık ... yönünden yapılan değerlendirmede ise; sanık ...'un olayın başında itibaren abisi sanık ...'da tüfek olduğunu bilerek ve görerek abisi sanık ...'ın kullanımındaki araçla olay yerine gittiği, sanık ...'ın av tüfeği ile yaptığı atışlarla katılan ve mağdurların isabet almalarından sonra olmak üzere olay yerinden ayrılırken havaya ele geçmeyen ateşli silahla ateş ettiğinin anlaşıldığı, her ne kadar sanık ... kendisinin de başka bir av tüfeği ile ateş etiğini beyan etmiş ise de olay yerinden elde edilen kartuşların tek/aynı tüfekten atıldıkları sabit olup, bir kısım beyanlarda olayda ikinci bir küçük silah olduğundan bahsedildiği, olay yerinden elde edilen bir adet 7,65 tabanca kovanının silahının ele geçmediği, yukarıda özetlenen aşamalı beyanlarda görüldüğü üzere gerek sanıkların gerekse mağdurların ve tanıkların aşamalardaki beyanlarının sürekli değişikliğe uğradığı, baştan beri genel hatlarıyla çelişkisiz beyanda bulunanın katılan ... olup beyanlarında kendisine ateş edenin sanık ... olduğunu ancak daha sonra sanık ...'un da ufak bir silahla havaya ateş ettiğini beyan ettiği hususları nazara alındığında sanıklar ... ve ...'un fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettikleri, sanık ...'un TCK 37. maddesi kapsamında sanık ...'ın eylemine katıldığı anlaşılmıştır. Bu nedenlerle sanık ... hakkında katılan ... ve mağdurlar ... ve ...'e yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçundan mahkûmiyetine karar vermek gerekmiştir." şeklindeki gerekçelerle bozmaya direnilerek sanıkların önceki hükümler gibi teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan mahkûmiyetlerine karar verilmiştir. Direnme kararına konu bu hükümlerin de Cumhuriyet savcısı ile sanıklar ... ve ... müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.03.2025 tarih ve 123613 sayılı bozma istemli tebliğnamesi ile dosya, CMK'nın 307. maddesi uyarına kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 30.09.2025 tarih ve 1652-6545 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU Direnmenin kapsamına göre inceleme, sanık ...'ın katılan ...'a yönelik teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sanık ...'un katılan ... ve mağdurlar ... ve ...'e yönelik teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; 1- Sanık ...'ın katılan ...'a yönelik eyleminin teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçunu mu yoksa neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçunu mu oluşturduğunun, 2- Sanık ...'un katılan ... ve mağdurlar ... ve ...'e yönelik diğer sanık ...'ın eylemlerine müşterek fail olarak mı yardım eden sıfatıyla mı iştirak ettiğinin, Belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Katılan ...'a ait Özel ... Hastanesinin 12.08.2014 tarihli ve İstanbul Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunun 03.08.2016 tarihli raporlarına göre; femur kemik kırığı ve yumuşak doku yaralanması niteliğindeki av tüfeği ateşli silah yaralanmasının, katılanın hayati tehlike geçirmesine yol açmadığı, basit tıbbi müdahale ile giderilemeyeceği, kemik kırığının hayat fonksiyonlarına etkisinin ağır (6) derecede olduğu, yüz sınırları içerisinde lezyon bulunmadığı, sağ alt ekstremitedeki kısalık ile birlikte olan fonksiyonel kısıtlılığın organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflaması niteliği taşıdığı, Mağdur ...'e ait Balıkesir Devlet Hastanesinin 12.08.2014 tarihli ve İstanbul Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunun 20.01.2016 tarihli raporlarına göre; av tüfeği saçma taneleri yaralanmalarının sol ayakta yumuşak doku lezyonuna yol açtığı, hayati tehlikeye neden olmadığı, basit tıbbi müdahale ile giderilemeyeceği, kemik kırığı bulunmadığı, yüz sınırlarında lezyon görülmediği, işlev zayıflığı yitimi saptanmadığı, Mağdur ...'e ait Balıkesir Devlet Hastanesinin 28.08.2014 tarihli ve İstanbul Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunun 03.08.2016 tarihli raporlarına göre; av tüfeği saçma taneleri yaralanması sonucu ayak baş parmak kırığı ve yumuşak doku yaralanmaları bulunduğu, mevcut yaralanmaların hayati tehlikeye yol açmadığı, basit tıbbi müdahale ile giderilemeyeceği, kemik kırığının hayat fonksiyonlarına etkisinin orta (2) derecede olduğu, yüz sınırlarında lezyon tespit edilmediği, işlev zayıflığı yitimi belirlenmediği, Olay yeri inceleme raporunda göre; olay yerinden iki adet av tüfeği kartuşu, iki plastik tapa ve dört deforme saçma tanesi ile bir adet 7,65 mm'lik kovan ele geçirildiği, 21.08.2014 tarihli balistik uzmanlık raporuna göre; olay yerinden elde edilen iki adet av tüfeği kartuşunun sanıkların teslim ettiği seri numarası olmayan av tüfeği ile atıldığı, iki plastik tapa ve dört deforme saçmanın teşhis niteliğinin bulunmadığı, bir adet 7,65 mm'lik kovanın, çap ve tipine uygun bir silahla atıldığı, Keşif sonucu aldırılan 25.10.2021 tarihli bilirkişi raporuna göre; olayda kullanıldığı anlaşılan ve sanıklardan ele geçen av tüfeğinin etkili mesafesinin, kullanılan fişek yapısına bağlı olmakla birlikte yaklaşık 40 metre civarında olduğu, keşif anındaki beyanlara göre yaralananlardan sanığa en yakın kişinin 2-3 metre, en uzak kişinin ise 11 metre mesafede olduğu göz önünde bulundurulduğunda, olayda kullanılan av tüfeğinden çıkan saçma veya dirhem tanelerinin bu mesafeler içindeki canlılar için öldürücü tesir taşıyabileceği, 14.03.2022 tarihli ek bilirkişi raporuna göre; sanıkların ... Kıraathanesi önünde geldikleri aracın, kıraathane önünde bulunan katılan ...'ın yaralandığı konum ile ...'in oturduğu kıraathane ön bölümündeki yerin aynı yön ve doğrultuda olduğu, bu sebeple mağdur ...'in yaralanmasının bu atış veya atışlardan dolayı mutlak ve kaçınılmaz nitelik taşıdığı, mağdur ...'in ... ile arasındaki mesafenin yaklaşık 2 metre olduğu, sanıklara ait araca mesafesinin ise yaklaşık 7 metre olduğu, sanık ...'ın araç içinden katılan ...'ı hedef alarak ateş ettiğinde, yaralandığı konumu itibarıyla mağdur ...'in oturduğu kıraathane ön bölümündeki yerin aynı yönde ve doğrultuda yer aldığı, bu sebeple mağdur ...'in yaralanmasının mutlak ve kaçınılmaz olduğu, Anlaşılmıştır. Katılan ... soruşturma evresinde; aracı kullananın sanık ... olduğunu, kendisine sanık ...'ın ateş ettiğini, araçta sanıklar ... ve ...'ın da bulunduklarını; Kovuşturma evresinde; sanıklar ... ve ...'un ateş ettiklerini, araçta üç sanığı da gördüğünü, aracı kullanan ...'ın yaptığı ilk atışla isabet alıp yere düştüğünü, ikinci kez sanık ...'un ufak bir silahla havaya ateş ettiğini, Mağdur ... soruşturma evresinde; aracın camlarının açık olduğunu, sol arka camdan sanıklar ... ve ...'un ateş ettiklerini, birinci atışta katılan ... ve ...'in isabet aldıklarını, yardıma koşarken ikinci atışta bu kez kendisinin isabet aldığını, Kovuşturma evresinde; sanık ...'ın katılan ...'a ateş ettiğini, araçta sanıklar ... ve ... olmak üzere iki kişi gördüğünü, Keşifteki beyanlarında; ateş edeni görmediğini, Mağdur ... soruşturma evresinde; katılan ... ile otururlarken sanık ...'ın kullandığı aracın geldiğini, aracın arkasında kimseyi görmediğini, ön sağ koltukta sanık ...'ın olduğunu ve av tüfeği ile havaya ateş açtığını, sanık ...'ın ise katılan ...'ın üzerine bir el ateş ettiğini, bu atış ile katılan ... ve kendisinin yaralandıklarını, Kovuşturma evresinde; araçta sadece sanık ...'ı gördüğünü, sanık ...'ın silahını doğrultup ateş ettiğini, Keşifteki beyanlarında; ateş edeni görmediğini, Tanık ..., soruşturma evresinde; aracı sanık ...'un kullandığını, ön sağ koltukta sanık ...'ın olduğunu, araç içinden bir el ateş ettiğini, aracın arkasında bir kişinin daha bulunduğunu, Kovuşturma evresinde; sanık ...'ın katılan ...'a ateş ettiğini, sanık ...'un da araçta olduğunu, araç uzaklaşırken havaya da ateş açıldığını ama bu atışı kimin yaptığını görmediğini, Talimatla alınan beyanlarında; ateş edeni tam olarak görmediğini, sonradan komşularının sanıklar ... ve ...'ın ateş ettiklerini söylediklerini, Tanık ..., soruşturma evresinde; aracı sanık ...'un kullandığını, ön sağda sanık ...'ın, arkada ise sanık ...'ın olduklarını, sanık ...'ın iki el ateş ettiğini, ilkinde katılan ...'ın isabet aldığını, ikinci atışta ise çevredeki diğer kişilerin yaralandıklarını, diğer iki sanığın bir şey söylemediklerini ve ateş etmediklerini, Kovuşturma evresinde; araçta üç sanığın da bulunduklarını, sanık ...'ın ateş ettiğini görmediğini, sanıklar ... ve ...'un ise ateş ettiklerini, İnceleme dışı mağdur ..., soruşturma evresinde; ateş edilen aracın camlarının açık olduğunu, aracı sanık ...'ın kullandığını, arkada sanıklar ... ve ...'un bulunduklarını, sol arkadan tüfekle ateş edildiğini, birinci atışta katılan ... ve mağdur ...'in, ikinci atışta ise kendisi ve yanındaki eşi ...'ın isabet aldıklarını, Kovuşturma evresinde; araçtan ateş edildiğini ve araçta sadece sanık ...'ı gördüğünü, İnceleme dışı mağdur ..., soruşturma evresinde; aracı sanık ...'ın kullandığını, arkada sanıklar ... ve ...'un bulunduklarını, arkadaki sanıkların sol arka camdan tüfeklerle ateş ettiklerini, birinci atışta katılan ... ve mağdur ...'in, ikinci atışta kendisinin isabet aldığını; Kovuşturma evresinde; araçan iki silahın üzerlerine doğrultulduğunu, sonradan birinde de küçük bir üçüncü silah olduğunu duyduğunu, Keşifte; ateş edeni görmediğini, İfade etmişlerdir. Sanık ... kollukta; aracı sanık ...'ın kullandığını, ön yan koltukta kendisinin olduğunu, kendisinin kaç el olduğunu hatırlamamakla birlikte yere doğru ateş ettiğini, Cumhuriyet savcılığında, sorguda ve kovuşturma evresinde; emniyet ifadesinin kısmen yanlış olduğunu, aracı abisi sanık ...'ın kullandığını, sağ ön koltukta kendisinin oturduğunu, abisinin önünden uzanarak yere ateş ettiğini, bu sırada abisi ...'ın ateş edip etmediğini bilmediğini, Keşifte; ...'da ve kendisinde birer tüfek olduğunu, önce kendisinin sonra sanık ...'ın birer el ateş ettiklerini, Sanık ... kollukta; aracın şoför mahallinde oğlu sanık ..., yanında ise sanık ...'un bulunduklarını, ...'un ateş ettiğini olaydan sonra bu iki sanığın eve gelerek anlattıklarını, kendisinin araçta olmadığını, olaydan sonra evden tüfek alıp olay yerine giderek kalabalığın dağılması amacıyla havaya bir el ateş açtığını, Cumhuriyet savcılığında, sorguda ve kovuşturma evresinde; emniyet ifadesinin doğru olmadığını, aracı kendisinin kullandığını, ön sağ koltukta sanık ...'un olduğunu, sanık ...'un bir anda tüfeği çıkarıp kendisinin önünden sola doğru uzanarak ateş ettiğini, kendisinin de ikinci tüfekle havaya ateş açtığını, Keşifte; sanık ...'ın araçta olmadığını, aracı kendisinin kullandığını, tüfekle tek el ateş ettiğini, sağında oturan sanık ...'un da yere doğru bir el sıktığını, ikisinde de birer tüfek olduğunu, İnceleme dışı sanık ... kollukta; aracın şoför koltuğunda kendisinin olduğunu, yanında amcası ...'un bulunduğunu, amcasının yere doğru ateş ettiğini, Cumhuriyet savcılığında, sorguda ve kovuşturma evresinde; emniyet ifadesinin doğru olmadığını, babası olan sanık ...'ı kurtarmak için belirtilen şekilde beyanda bulunduğunu, aslında kendisinin araçta olmadığını, amcası ...'un ateş ettiğini sonradan diğer sanıklardan öğrendiğini, Keşifte; olay sırasında araç içinde olmadığını, Savunmuştur.

IV. GEREKÇE A. Sanık ...'ın katılan ...'a yönelik eyleminin teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçunu mu yoksa neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçunu mu oluşturduğu; 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun, 01.10.2025 tarihli ve 539-370 sayılı, 19.03.2025 tarihli ve 154-130 sayılı, 21.02.2024 tarihli ve 116-84 sayılı, 08.12.2022 tarihli ve 130-780 sayılı kararlarında ayrıntılarına yer verildiği üzere; TCK’nın "Kasten öldürme" başlığı altında 81. maddesinde düzenlenen suçun manevi unsuru öldürme kastı iken, 87. maddesinin dördüncü fıkrasına düzenlenen yaralama sonucunda ölüme neden olma suçunun manevi unsuru yaralama kastıdır. O hâlde, kasten öldürme suçu ile kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçu arasındaki ayırıcı kriterlerden en önemlisi manevi unsur farklılığı olacaktır. Dolayısıyla suçun vasıflandırılmasından önce çözülmesi gereken konu, failin kastının öldürmeye mi yoksa yaralamaya mı yönelik olduğuna ilişkindir. TCK’nın 21. maddesinin birinci fıkrasına göre, suçun kanuni tanımındaki unsurlarının bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kast, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak daha açık bir ifadeyle failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun müstakar kararlarına (15.10.2025 t., 363-407 sy, 30.10.2025 t., 499-443 sy.,) göre, bahse konu suçlara ilişkin kastın belirlenmesinde; fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda yara meydana gelmiş ise bu yaraların yerleri ile nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmalıdır. Öldürme ya da yaralama kastının belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak ele alınması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır. TCK’nın 23. maddesinde düzenlenmiş bulunan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça ilişkin genel kuralın, özel hükümler arasında kendisine yer bulduğu maddelerin başında gelen aynı Kanun'un 87. maddenin 4. fıkrasına göre; gerçekleştirilen kasten yaralama eylemi, TCK’nın 86. maddesinin 1. fıkrası veya 1. fıkrası ile birlikte 3. fıkrası kapsamında bulunur ve bunun sonucunda da ölüm meydana gelirse, en azından taksirle hareket etmiş olmak şartıyla faile belirtilen cezaların verileceği öngörülmektedir. Kasten yaralama sonucu mağdurun ölmesine ilişkin TCK'nın 87. maddesinin 4. fıkrasının uygulanması için: a. Failin yaralama kastı ile hareket etmesi, b. Mağdurun TCK’nın 86. maddesinin birinci maddesi kapsamında yaralanmış olması veya 86. maddenin birinci fıkrası kapsamındaki yaralama fiilinin üçüncü fıkra da ihlal edilmek suretiyle gerçekleştirilmesi, c. Failin eylemi ile arasında illiyet bağı bulunacak şekilde mağdurun ölmesi, d. Failin meydana gelen ölüm sonucuna ilişkin en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması, Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Şu hale göre, fail mağduru yaralamak amacıyla hareket etmeli, mağdurun yaralanacağını bilmeli ve bu sonucu istemelidir. Bununla birlikte fail mağdurun yaralanmasını değil de ölmesini istemiş ve ölüm meydana gelmiş ise bu durumda kasten öldürmeden sorumlu tutulacaktır. Madde metnine göre faile verilecek ceza belirlenirken kasten yaralama suçunun düzenlendiği TCK'nın 86. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarına yollama yapılmıştır. O hâlde, mağdurun basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek dereceden daha ağır şekilde yaralanması gerekmektedir. Anılan maddenin 2. fıkrasında karşılığını bulan basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde meydana gelen yaralamalarda 87. maddenin 4. fıkrası uygulanamayacaktır. Üçüncü şart olarak mağdurun ölmesi ve failin eylemi ile mağdurun ölümü arasında uygun nedensellik bağının bulunması; son olarak, failin meydana gelen bu ölüm sonucundan, en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması gerekir. Diğer taraftan, kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur (TCK madde 35/1) Buna göre suça teşebbüs, işlenmesi kastedilen bir suçun icrasına elverişli araçlarla başlanmasından sonra, elde olmayan nedenlerle suçun tamamlanamamasıdır. Maddenin açık hükmüne göre icra hareketlerinin yarıda kalması ya da sonucun meydana gelmemesi failin iradesi dışındaki engel nedenlerden ileri gelmelidir. Suç yolunda gerçekleştirilen hazırlık hareketlerinin tamamlanmış suç kabul edilip cezalandırılmadığı hâllerde eylemin hangi şartlarda icra hareketi sayılacağı sorunu ile karşılaşılır. Sorunun çözümü bağlamında ortaya konan ve TCK'nın 35. maddesinin gerekçesinde; "Eğer failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki sübjektif ölçüt kabul edilirse, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacaktır. Çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesi mümkün olup, böyle bir ölçüt hazırlık–icra hareketleri ayrımı konusunu bir kanıtlama sorunu haline getirmektedir...Açıklanan bu nedenlerle, Tasarıdaki 'kastı şüpheye yer bırakmayacak' ölçütü madde metninden çıkartılmış ve bunun yerine 'doğrudan doğruya icraya başlama' ölçütü kabul edilmiştir. Böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanılmış sayılacaktır." denilmekle benimsenen (Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/Zafer Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, s. 408) ve ayrıca Yargıtay tarafından da uygulanagelen (YCGK, 19.10.2010 tarihli ve 153/206 sayılı kararı) objektif teori-Frank formülüne göre; suçun kanuni tarifinde unsur veya nitelikli hâl olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi durumunda icra hareketlerinin başladığını kabul etmek gerekir. Gerçekleştirilen bir hareketin icra hareketi teşkil edip etmediğinin belirlenmesinde hareketin harici olarak değerlendirilmesiyle yetinilmemeli, özellikle bu hareketin suçun konusuyla yakın bağlantı içerisinde olup olmadığı ve suçun konusu bakımından tehlikeye sebebiyet verip vermediği de araştırılmalıdır. Bir hareket kısmi olarak tipik olmasa da mahiyeti itibarıyla yapılan değerlendirmeye göre tipik harekete zorunlu olarak bağlı ise icra hareketi sayılmalıdır (Fatih Selami Mahmutoğlu - Av. Serra Karadeniz-LLM, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümleri Şerhi, s. 792, 793, 794; İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 503 vd.; Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/Zafer Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluk, s. 20; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, s. 408). Öte yandan, suça teşebbüsle ilgili değerlendirme yapılabilmesi, failin hangi suçu işlemeyi kastettiğinin belirlenmesini gerektirir ki buna subjektif unsur denir. Failin gerçekleştirdiği davranış ile bir suçu işlemeye teşebbüs edip etmediğini, eğer etmişse hangi suça teşebbüs ettiğini belirleyebilmek için öncelikle kastın varlığının belirlenmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle tıpkı tamamlanmış suçta olduğu gibi teşebbüs aşamasında kalan suçta da, işlenmek istenen suç tipindeki bütün unsurlar failce bilinmelidir (İçel Suç Teorisi, Kayıhan İçel, Füsun Sokullu-Akıncı, İzzet Özgenç, Adem Sözüer, Fatih S. Mahmutoğlu, Yener Ünver 2. Kitap, 2. Baskı, İstanbul, 2000, s. 315). Bu husus, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemde verilmiş olup kabul edilen ilkeler açısından 5237 sayılı TCK'nın teşebbüse ilişkin 35. maddesi yönüyle de varlığını devam ettiren 04.06.1990 tarihli ve 101-156 sayılı kararında da; "Teşebbüste aranan kast, icrasına başlanmış cürmü teşebbüs aşamasında bırakma kastı olmayıp, söz konusu suçu tamamlamaya yönelmiş kasıttır" şeklinde açıklanmıştır (CGK 14.01.2026 tarihli ve 313-34, 07.01.2026 tarihli ve 356-12, 30.10.2025 tarihli ve 330-442, 05.02.2025 tarihli ve 613-43, 17.09.2025 tarihli ve 23-333 sayı ile 21.02.2024 tarihli ve 116-84 sayılı içtihadı). 2. Uyuşmazlığa Dair Hukuki Nitelendirme Sanıklar ... ile ...'ın kardeş oldukları, inceleme dışı sanık ...'ın ise sanık ...'ın oğlu olduğu, olay tarihinden yaklaşık üç yıl önce sanık ...'ın evli olan oğlu ...ile katılan ...'ın evli kızı ...'ın kaçarak birlikte yaşamaya başlamaları sebebiyle iki aile arasında husumet meydana geldiği, olay akşamı sanık ...'ın kullandığı, yanında kardeşi sanık ... ve arka koltukta da oğlu inceleme dışı sanık ...'ın bulunduğu kırmızı renkli ... marka aracın, evinin önündeki katılan ...'ın önünden geçtiği, aracı gören katılanın koşar adımlarla yakınında bulunan ... Kıraathanesi'ne doğru ilerlediği, sanıkların içerisinde bulundukları aracın da kendisini takip ettiği, sanıklardan ...'ın av tüfeği ile şoför mahallindeki camdan katılan ...'ın bacak bölgesini hedef alarak en az iki el ateş ettiği, bacak bölgesinden yaralanan katılan ...'ın yanı sıra hemen arkasında oldukları anlaşılan mağdurlar ... ve ...'in de ayaklarından isabet alarak yaralandıkları kabul edilen olayda; Sanık ve katılan ... arasında öldürmeyi gerektirecek düzeyde bir husumet bulunmaması, katılanın hayati bölgelerinin hedef alındığına dair sanık savunmalarının aksini ortaya koyacak düzeyde delil bulunmaması, bilirkişi raporlarında da işaret edildiği üzere bulunduğu konum ve katılana uzaklığı itibarıyla sanığın herhangi bir engelleyici sebep bulunmamasına ve öldürücü nahiyelere ateş etme imkânına sahip olmasına rağmen yalnızca katılanın ayak bölgelerini hedef alması ve eylemini gerçekleştirdikten sonra olay yerinden kaçması hususları birlikte gözetildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, sanığın öldürme kastıyla hareket ettiğine yönelik gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçunu işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı, in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince sanığın eyleminin kasten yaralama suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesinin direnme gerekçesinin isabetli olmadığına, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 31.05.2023 tarih ve 563-1668 sayılı direnme kararına konu hükmün, sanık ...'ın katılan ...'a yönelik eyleminin neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanık ...'ın katılan ...'a yönelik eyleminin teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçunu oluşturduğu gerekçesiyle direnmenin isabetli olduğuna karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. B. Sanık ...'un katılan ... ve mağdurlar ... ve ...’e yönelik diğer sanık ...'ın eylemlerine müşterek fail olarak mı yardım eden sıfatıyla mı iştirak ettiği; 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.11.2025 tarihli ve 529-539 sayılı, 16.04.2025 tarihli ve 173-166 sayı ile 08.02.2023 tarihli ve 398-66 sayılı içtihatları ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere; Müşterek faillik, 5237 TCK'nın 37. maddesinin 1. fıkrasında; "Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur." şeklinde düzenlenmiştir. Müşterek faillikte birlikte suç işleme kararının yanı sıra, fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı fail statüsündedir. Müşterek faillik, suçun icrai hareketlerinin birlikte gerçekleştirilmesidir. Madde gerekçesinde; "...Yeni yapılan düzenlemeyle, iştirak şekilleri, fiilin işlenişi üzerinde kurulan hakimiyet ölçü alınarak belirlenecektir. Bu sistemde birer sorumluk statüsü olarak öngörülen iştirak şekilleri ise, faillik, azmettirme ve yardım etmeden ibarettir. Yeniden düzenlenen maddenin birinci fıkrasına göre suçun kanuni tanımında öngörülen fiili gerçekleştiren kişi fail olup; suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi durumunda, bu kişilerin her biri müşterek fail olarak sorumlu tutulacaklardır. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra, fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için, her bir suç ortağı fail statüsündedir. Ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının saptanmasında suç ortaklarının suçun icrasındaki rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulur. Bu durumda, fiilin icrası veya sonuçsuz kalması ortak faillerden her birinin elinde bulunmaktadır. Örneğin suç ortaklarından birinin cebir veya tehdit kullanarak mağduru etkisiz hâle getirdiği, diğerinin de üzerindeki para ve sair kıymetli eşyayı aldığı yağma suçunda her iki suç ortağının suçun işlenişine yaptıkları katkı, suçun icrası açısından birbirini tamamlayıcı niteliktedir. Dolayısıyla, her iki suç ortağı, suçun işlenişi üzerinde ortak bir hakimiyet kurmaktadır. Suç ortaklarının iştirak katkılarının karşılıklı olarak birbirlerini tamamlamadığı durumlarda da müşterek faillik mümkündür. Bazı hallerde failler, her biri suçun kanuni tanımındaki bütün unsurları tek başına gerçekleştirmek üzere, bir anlaşmaya varabilir. Örneğin bir kişiyi öldürmek için aralarında anlaşmış olan beş kişi, amacın gerçekleşme ihtimalini daha da yükseltmek için, aynı anda mağdurun üzerine ateş ederler. Ateşlenen mermilerden bir kısmı mağdura isabet eder, bir kısmı ise etmez. Bu örnek olayda bütün suç ortakları ortak bir suç işleme kararına dayanarak birlikte hareket etmektedirler. Bu beş suç ortağının ateşlediği mermilerden sadece bir tanesinin mağdura isabet edip ölümüne neden olması halinde dahi, tamamlanmış kasten adam öldürme suçundan dolayı bu kişilerden her biri müşterek fail olarak sorumlu tutulacaktır. Müşterek faillik bakımından zorunlu diğer bir koşul, failler arasında birlikte suç işleme kararının varlığıdır. Belli bir hareketin icrasına ve neticenin meydana gelmesine ilişkin olan birlikte suç işleme kararı, kast kapsamında düşünülmelidir. Suç ortaklarının suçun işlenişine ilişkin kastlarının doğrudan veya olası kast gibi farklılık göstermesinin, müşterek fail olarak sorumlulukları üzerinde bir etkisi yoktur..." açıklamalarına yer verilerek müşterek failliğin temel unsurları belirlenmiştir. Bu yönüyle madde gerekçesinin, müşterek failliğin açıklanması için yeterli bilgi içerdiği söylenebilir. Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiilî gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına şerik denilmekte olup TCK’da şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiilî gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden TCK'nın 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır. TCK’nın 39/2. maddesindeki düzenlemeye göre, yardım etme; maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır. 1- Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım; a) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek, b) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak, Olarak sayılmıştır. 2- Manevi yardım ise; a) Suç işlemeye teşvik etmek, b) Suç işleme kararını kuvvetlendirmek, c) Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaad etmek, d) Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek, Şeklinde belirtilmiştir. Kişinin eyleminin, bir suçun katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonrasındaki davranışların da dikkate alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira "yardım etme"yi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hâkimiyetinin bulunmamasıdır. İştirak iradesi, suça katılanların birbirinden ayrı hareketlerini bir bütün hâline getiren, onları bağlayan manevi bir bağdır (YCGK 20.02.2020 tarihli ve 145-116 sayılı). Mevcut katkı somut olayın özelliklerine göre zımni olarak veya ani ortaya çıkan bir karar biçiminde de olabilir. Müşterek faillikten bahsedebilmek için fiil üzerinde hakimiyet yanında "suçu birlikte işleme iradesi"nin de mevcudiyeti gerekir. Müşterek faillerden birinin kararlaştırılan suçtan başka bir suçu veya kararlaştırılan suçun nitelikli veya ağır şeklini gerçekleştirmesi halinde, diğer müşterek faillerin gerçekleşeceğini (en azından) tahmin ettikleri, hesaba kattıkları, öngördükleri ve gerçekleşmesine katlandıkları bu neticelerden de sorumlu tutulacakları konusunda müstakar uygulamada tereddüt yoktur (CGK'nın 16.04.2025 tarihli ve 173-166 sayılı kararı). Birlikte suç işleme kararı olmaksızın birbirinden habersiz birden fazla kişi tarafından aynı konu üzerinde aynı suçun aynı anda işlenmesi hâlinde ise yan yana faillik söz konusu olacaktır. Ancak suçun failleri arasında böyle bir müşterek suç işleme kararı mevcut değilse, bu kişilerin müşterek fail olarak sorumlu tutulması söz konusu değildir. Bu durumda birbirinden habersiz hareket eden kişilerin sorumluluğunu bizzat kendi davranışları göz önünde tutularak tayin etmek mümkün olacaktır (Özgenç, s. 519). İştirak iradesinin söz konusu olabilmesi için belli bir suçun gerçekleştirilmesinin bilinmesi ve istenmesinin yanı sıra kendi davranışı ile diğerlerinin davranışına katkıda bulunmak bilinç ve iradesi de gereklidir. İştirakte söz konusu olan isteme, belli bir suçun işlenmesini istemedir. Yoksa belirsiz sayıda suçların işlenmesi için kişilerin tahrik edilmesi sonucu işlenen suçlarda iştirak söz konusu değildir. (Timur, Demirbaş, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 16. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2021, s. 535). İştirak iradesinde önemli olan ve suça katılanlarca bilinip istenen husus suç değil, suçta işbirliğidir. İştirak iradesinin oluşma zamanı, suçtan önce ya da suç işlenirken olmalıdır. Suç işlendikten sonra iştirak iradesinden bahsedilemez(YCGK 28.12.2022 tarihli ve 296-860 sayılı). 2. Uyuşmazlığa Dair Hukuki Nitelendirme Birinci uyuşmazlık konusunda belirtildiği şekilde gerçekleşen olayda; Abisi olan sanık ...'ın katılan ... ve ailesiyle yaşadığı husumeti bilen ve olay günü yanında yer aldığı sanık ... ateş ettikten sonra ele geçmeyen tüfekle kendisi de havaya bir el ateş eden sanık ...'un, sanık ... ile fikir ve eylem birliği içerisinde fiili icra ettiğinde ve katılan ile mağdurlara yönelik yaralama fiili üzerinde müşterek hâkimiyet kurduğunda kuşku bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, sanık ...'un, katılan ... ve mağdurlar ... ve ...'e yönelik suçların işlenişine fonksiyonel katkıda bulunarak sanık ...'ın neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçuna TCK'nın 37/1. maddesi kapsamında müşterek fail sıfatıyla iştirak ettiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesinin direnme gerekçesinin isabetli olduğuna, karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu ...; "Gerekçe bölümünde ayrıntılarına yer verilen açıklamalar doğrultusunda oluşturulduğu değerlendirilen Özel Daire gerekçelerinin yerinde olduğu anlaşılmakla; katılan ve mağdurlara yönelik eylemlere katkısı, manevi destek ve suçun işlenmesine yardımda bulunmak suretiyle suç işleme kararını kuvvetlendirme düzeyinde kalan sanık ...'un, TCK'nın 39/2-a-c maddesi uyarınca yardım eden sıfatıyla sorumlu tutulması gerektiğinden sayın çoğunluğun görüşüne muhalifim", Çoğunluk görüşüne katılmayan dokuz Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanık ...'un diğer sanık ...'ın eylemlerine yardım eden sıfatıyla katıldığı gerekçesiyle direnmenin isabetli olmadığına karar verilmesi gerektiği, Düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Birinci uyuşmazlık konusu bakımından, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 23.10.2024 tarih ve 2291-2509 sayılı direnme gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, direnme kararına konu bu hükmün, sanık ...'ın katılan ...'a yönelik eyleminin neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- İkinci uyuşmazlık konusu bakımından, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 23.10.2024 tarih ve 2291-2509 sayılı direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA, 3- Dosyanın, birinci uyuşmazlık yönünden CMK’nın 304/2. maddesi uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, ikinci uyuşmazlık yönünden uygulamanın denetlenmesi için Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.05.2026 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık konusu bakımından oy çokluğuyla, ikinci uyuşmazlık konusu bakımından ise 06.05.2026 tarihli müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 20.05.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2025/588, K. 2026/322, T. 20.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2025-588-e-2026-322-k-994391df839a