Yargıtay · 2. Ceza Dairesi
Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2024/5404 E. 2026/10308 K. – Hırsızlık
Konu: Hırsızlık
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 2. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2024/5404
- Karar No
- 2026/10308
- Karar Tarihi
- Konu
- Hırsızlık
MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI: 2024/472 E., 2024/429 K. SUÇ: Hırsızlık HÜKÜM: Düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286/1. maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi uyarınca temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi uyarınca temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
5271 sayılı Kanun'un 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'' ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek; sanık müdafiilerinin temyiz istemlerinin, sanığın suç işleme kastının bulunmadığına, zira hırsızlık amacı içerisinde olan bir şahsın araç içerisinde bulunan bir takım eşyaları alarak en kısa süre içerisinde olay yerini terk etmesi beklenirken sanığın olay yerinden bir an evvel uzaklaşma kastı içerisinde olmadığına, şikâyetçi aracın başına geldiğinde sanığın onunla konuşmaya çalıştığı, sanığın şikâyetçinin tavırlarından dolayı korkarak kaçtığı, sanığın şikâyetçinin aracını kilitlemeyi unuttuğu düşüncesi ile araç içerisindeki eşyaları şikâyetçi gelinceye kadar koruma amacında bulunduğu, beraat kararı verilmesi gerektiğine, sanık ...'ın temyiz isteminin, suç algılama yeteneğinde zayıflık olduğuna, TCK'nın 32. maddesi kapsamında değerlendirme yapılmadığına, bahse konu aracın açık halde olduğunun aşikar olduğuna, hırsızlık amacı içinde olmadığına, suç olarak kabul edilecek ise de kullanım hırsızlığı yahut açıkta bırakılmış eşya hakkında hırsızlık suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine, müştekinin kıyafetlerinin hepsini almış olduğuna, suçun teşebbüs aşamasında kaldığına, müşteki vekili tarafından şikâyetin geri çekildiğine, TCK'nın 1 68... . hususların değerlendirilmesi gerektiğine, ayrıca TCK'nın madde 1 45... 'nın değerlendirilmemesi ve TCK'nın madde 147'nin değerlendirilmemesinin hukuka aykırı olduğuna ilişkin olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
5271 sayılı Kanunu’nun 280. maddesinin 1 fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde, bölge adliye mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre, sanık hakkında İstanbul Anadolu 23. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.02.2016 tarihli ve 2016/85 Esas, 2016/87 Karar sayılı dosyasında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, sanığın denetim süresi içerisinde suç işlemesi nedeniyle 28.03.2019 tarihli ve 2018/243 Esas, 2019/232 Karar sayılı kararı ile açıklandığı, bu karara karşı sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısının istinaf talebi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 30.12.2019 tarihli ve 2019/1801 Esas, 2019/2954 Karar sayılı kararı ile "Mahkemece sanığın TCK'nın 141/1. maddesi kapsamında kaldığı kabul edilen hırsızlık suçunun 02.12.2016 Tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 Sayılı Kanunun 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesi ve bu maddeye eklenen fıkraya göre uzlaştırma kapsamına alındığı, uzlaşmanın bir kovuşturma şartı olduğu, uzlaştırma yapılmaksızın hüküm kurulmasının savunma hakkının sınırlandırılması sonucunu doğuracağı hususları gözetilerek, öncelikle uzlaştırma işleminin yapılması, neticesine göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken bu husus gözetilmeden, belirtilen şekilde hüküm kurulduğu anlaşıldığından 280/1-f maddesi gereği hükmün bozulmasına, Kabule göre; Sanığın eylemi TCK'nın 142/1-h (142/2-h olmalıydı) maddesi kapsamında kaldığı halde mahkemece yanılgıya düşülerek TCK'nın 141/1.maddesi gereği ceza tayin edilmesi, Sanığın eyleminin tamamlanmış olmasına rağmen mahkemesince TCK'nın 35. maddesi hükmünce cezada indirim uygulanması, Dosyada mevcut tutanak ve anlatımlara göre olayın saat 22.00 sıralarında gerçekleştiği, suç tarihi olan 15.02.2016 tarihinde saat 18.41 itibariyle geceden sayılacağı, böylelikle eylemin geceden sayılan zaman dilimi içerisinde gerçekleştiği sabit olduğu halde TCK'nın 143. maddesi gereği verilen cezada artırım yapılması gerektiği hususunun gözetilmemesi" nedenleriyle hükmün bozulmasına karar verildiği, bozma kararı üzerine verilen İstanbul Anadolu 23. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.02.2022 tarihli ve 2020/85 Esas, 2022/83 Karar sayılı mahkûmiyet hükmünün sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine bu ikinci mahkûmiyet kararının da İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 2022/951 Esas, 2022/1314 Karar sayılı kararı ile "Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 2021/16-27 (E), 2021/297 (K) sayılı ilamında da belirtildiği üzere, TCK'nın 142/2-h ve 143/1. maddelerinde öngörülen suçun gerektirdiği cezanın alt sınırı dikkate alınarak, CMK'nın 150/3 ve 188/1. maddeleri gereği son oturumda sanığın müdafii huzuru ile hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devam edilerek CMK'nın 289/1-e maddesine aykırı davranıldığı anlaşıldığından CMK'nun 280/1-e maddesi gereğince hükmün bozulmasına, Kabule göre; sanığın 16.02.2016-25.02.2016 arası tutukluluk ve 08.07.2020-09.07.2020 tarihleri arasında gözaltında geçirdiği sürenin CMK'nun 232/2-d maddesi gereği gerekçeli karar başlığında gösterilmemesi ve TCK'nın 63/1 maddesi gereği cezasından mahsubuna karar verilmemesi, CMK'nın 283/1.maddesi uyarınca kazanılmış hak nedeniyle toplam cezanın 5 ay hapis üzerinden infaz olunacağının belirtilmesi ile yetinilmesi gerekirken, sonuç cezanın 5 ay hapis cezası olarak belirlenmesi" nedenleriyle bozulmasına karar verildiği ancak; 30.12.2019 tarihli ilk bozma kararında belirtilen hukuka aykırılıkların aynı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, hukuka kesin aykırılık hâllerini düzenleyen yine aynı Kanun’un 289. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde yer alan “hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gözetilerek Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmek suretiyle yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı verilmesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı, Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 30.04.2025 tarihli ve 2024/6-490 Esas, 2025/197 Karar sayılı kararında “…bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları gerektiğinin…” kabul edildiği, keza Anayasa Mahkemesinin 12.06.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 09.01.2025 tarihli ve 2023/33667 sayılı kararı ile de “İstinaf Dairesi kanunda açıkça öngörülmüş hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermiş, bunun sonucunda başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurma hakkının elinden alınmasına yol açmıştır. Böylelikle istinaf kanun yolu incelemesine ilişkin kuralların İstinaf Dairesince yapılan yorumun kişilerce öngörülebilecek belirlilikte olmadığı ve kanunun lafzıyla çeliştiği görülmüştür. Diğer bir ifadeyle İstinaf Dairesinin bu kararıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına kanuni dayanağı bulunmayan bir müdahalede bulunulmuştur. Açıklanan gerekçelerle İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir sebeple bozma kararı vermesiyle gerçekleşen müdahalenin kanuni dayanağının olmaması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine..." hükmedilmekle yukarıda anılan şekilde verilen bozma kararlarının “hukuka açık ve ağır aykırılıkla malûl” olduğunun teyit edildiği dikkate alınmak suretiyle; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 30.12.2019 tarihli ve 2019/1801 Esas, 2019/2954 Karar sayılı kararının, bozma kararı üzerine verilen İstanbul Anadolu 23. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.02.2022 tarihli ve 2020/85 Esas, 2022/83 Karar sayılı ikinci mahkûmiyet kararının, bu karara yönelik olarak verilen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 22.04.2022 tarihli ve 2022/951 Esas, 2022/1314 Karar sayılı ikinci bozma kararının ve bu karardan sonra verilen İstanbul Anadolu 23. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.07.2023 tarihli ve 2022/578 Esas, 2023/498 Karar sayılı mahkûmiyet kararının hukukî değerden yoksun olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verilerek, duruşma açılıp, taraflar çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince giderilmesi sonucunda yeniden hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi, Bozmayı gerektirmiş, sanık ve müdafilerinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği farklı gerekçe ile Tebliğnâme'ye uygun olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, aynı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.