Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/1891 E. 2026/551 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
3. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/1891
Karar No
2026/551
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1347 E., 2025/332 K. DAVA TARİHİ : 19.02.2020 İLK DERECE MAHKEMESİ : Alaşehir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/85 E., 2022/524 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 10.02.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde taraflardan gelen olmadığı anlaşılmakla; işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında 29.06.2018 tarihinde iki farklı adi ortaklık sözleşmesi imzalandığını, anılan sözleşmelerden ilkine göre; 45... plakalı aracın %50 hissesinin 29.06.2018 tarihinden itibaren tüm cezai ve hukuki sorumluluklarıyla birlikte 7.000,00 TL karşılığında müvekkilinin kullanımına sunulduğunu, diğerinde ise; üçüncü kişi adına kayıtlı 45... plakalı aracın %25 hissesinin tüm cezai ve hukuki sorumluluklarıyla beraber davalının kullanımına sunularak, bu sözleşmeden taraflardan herhangi birisinin cayması halinde 100.000,00 TL cezai şartın ödenmesi hususunda anlaşıldığını, bu sözleşmelerin bir bütün olarak aynı gün imzalandığını, oluşturulan adi ortaklığın resmi olarak geçerli olup halen devam ettiğini, ancak sözleşmeye müdahale edilerek gayri hukuki bir şekilde müvekkilinin ticari faaliyeti açısından elzem olan otogara giriş çıkışının cebren engellenmiş bulunduğunu, adi ortaklığa konu araçların kredi borçlarının müvekkili tarafından ödenmesine rağmen, davalı tarafça elde edilen gelirlerin paylaşımının yapılmadığını ileri sürerek; adi ortaklığın tasfiyesi ile tasfiye payının belirlenerek müvekkilinin uğradığı zararlar, mahrum kalınan kâr, cezai şart ve uğranılan manevi zararın tazmini olarak şimdilik 30.000,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; tarafların 29.06.2018 tarihinde bir araya gelerek iki ayrı sözleşme imzaladıklarını, buna göre 45... plakalı, davacı dahil 4 hissedar adına tescilli olan ve davacı tarafından işletilen aracın 1/4 hissesinin mülkiyeti ve hattının davalıya geçirilerek resmi tescilinin yapılması, gelir-giderlerinin eşit oranda paylaşılması karşılığında, 45... plakalı ve mülkiyeti müvekkiline ait olan aracın mülkiyetinin ve gelir-giderlerinin yarısının eşit oranda paylaşılması hususunda anlaştıklarını ancak davacıya ait araç üzerinde bulunan haciz ve rehinlerden dolayı devrin yapılmadığını, bu zaman zarfında davacının müvekkile ait otobüste şoförlük yapmaya başladığını, söz konusu üç aylık dönemde her iki araç işletilmesinden gelen gelirlerin taraflar arasında paylaşıldığını, ne var ki davacının çalıştığı aracın kâr getirisini azaltıcı eylem ve hareketlerde bulunması üzerine 2018 yılının Ekim ayı başında sözleşmenin sona erdiğini, davacının otogara alınmadığı iddiasının tamamen asılsız olduğunu, müvekkilinin 2018 yılının Ekim ayı başından itibaren artık kendi aracında çalışmaya başladığını, 2019 yılının Şubat ayında ise maliki olduğu aracı 3. bir şahsa sattığını, tarafların sözleşmenin kurulduğu 29.06.2018 tarihinden 01.10.2018 tarihine kadar olan üç aylık dönemde her iki aracın gelir ve giderlerini eşit olarak paylaştığını, davacının maddi tazminat alacağı bulunmadığını, müvekkilinin cayma tazminatı hakkı bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasında düzenlenen sözleşmelerin, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 620. maddesinde tanımı bulunan adi ortaklığın unsurlarını taşımadığını, otobüs mülkiyet payının devrini konu alan sözleşme adi yazılı şekilde yapılmış olmakla; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (2918 sayılı Kanun) 20/1-d bendi uyarınca geçersiz olduğunu, buna göre tarafların birbirlerinden ancak bu sözleşme uyarınca birbirlerine verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri isteyebileceklerini, davaya konu 29.06.2018 tarihli sözleşme bir adi ortaklık sözleşmesi olarak nitelendirildiğinde ise; davacının adi ortaklığa nakit para ve otobüs hissesinin devri, davalının ise otobüs hissesini sermaye olarak koyma borçları altına girdikleri, bu kapsamda tarafların sermaye taahhüdünün 2918 sayılı Kanunda öngörülen şekil şartına aykırılık nedeniyle geçersiz olduğu ve bu nedenle adi ortaklık sözleşmesinin de geçersiz hale geldiği, yine taraflar arasında ortaklık kaydı olarak bir kayıt bulunmadığı gibi tarafların işletme usulü defter tuttukları, ayrıca tarafların sermaye koyma borcunu da yerine getirdiklerini ispatlayamadıkları gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Mahkeme kararında bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle, başvurunun reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi kurulduğu hususunda ihtilaf bulunmadığını, adi ortaklığın yazılı olarak feshedilip feshedilmediği hususu araştırılarak sonuca gidilmesi gerektiği halde yalnızca resmi defter kaydı bulunmadığı gerekçesine dayanan yetersiz bilirkişi raporu esas alınarak davanın reddedilmesinin hatalı olduğunu, Mahkemece tasfiye memuru atanarak tasfiye süreci işletilmeden karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Gerekçe ve Değerlendirme Uyuşmazlık, adi ortaklık sözleşmesinin fesih ve tasfiyesi talebine ilişkindir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 620/1 maddesine göre; adi ortaklık, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. Diğer bir anlatımla, adi ortaklık; birbirini tanıyan, diğerinin kabiliyet ve şahsına güvenen, eşit ve aynı durumda olan gerçek veya tüzel kişilerin, ortak amacın gerçekleşmesini sağlayarak katılım paylarını ortaklığa getirme konusunda karşılıklı ve uygun irade beyanlarının birbirine ulaşmasıyla teşkil eden bir kişi topluluğudur. Buna göre adi ortaklığın unsurları; kişi, müşterek amaç, müşterek amaç uğruna birlikte çaba (affectio societatis), katılım payı (sermaye) ve sözleşme bağı şeklinde belirtilebilir. Adi ortaklık sözleşmelerinin kuruluşu bakımından, ortakların esaslı noktalarda uyuşması gerekir (6098 sayılı Kanun md 2/1). Eş söyleyişle, ortakların şahsı, müşterek amaç, müşterek amaç uğruna birlikte çaba, katılım payının türü ve kapsamı, ortaklık açısından esaslı unsurlar olup, bunlarda uyuşulması ortaklık sözleşmesinin kurulması için yeterlidir. Ortaklar, ikinci derecedeki noktalarda uyuşmamış olsalar bile, ortaklık kurulmuş sayılır. Adi ortaklık sözleşmesi; geçerlilik şekli olarak, herhangi bir şekle bağlı değildir. Ancak, ispat şekli bakımından yasal delillerle kanıtlanması gerekir. Somut olayda; davacı, davalı ile esaslı noktalarda uyuşarak kurdukları araç işletmesine ilişkin adi ortaklığın halen devam ettiğini, ne var ki davalının sözleşme gereklerini yerine getirmediğini ileri sürerek adi ortaklığın tasfiyesini talep etmiş, davalı vekili ise adi ortaklığın kurulduğunu ve bir süre devam ettikten sonra sona erdiğini savunmuştur. Her ne kadar Mahkemece; taraflar arasında imzalanan adi ortaklık sözleşmesinin, 2918 sayılı Kanunda öngörülen şekil şartına uyulmadan hazırlanmış olması nedeniyle geçersiz olduğu kabul edilmiş ise de, yukarıda açıklandığı üzere adi ortaklığın temel unsuru, ortakların emek ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeleri olup, tarafların gelirleri paylaşmayı kararlaştırmış olmaları, adi ortaklık ilişkisinin kurulduğunu gösteren en güçlü kanıttır. Bu irade beyanı herhangi bir şekle bağlı olmadığı için, gelir paylaşımına ilişkin borç ve hakların tarafları bağlayacağının kabulü gerekir. Bu kapsamda; adi ortaklık sözleşmenin geçerliliği için herhangi bir resmi şekil şartı (noter huzurunda yapılma vb.) öngörülmediği, tescilli araçların mülkiyetinin devri borcu altına girmenin, adi ortaklık sözleşmesine katılım payı olarak kararlaştırılabileceği, sözleşmenin araç mülkiyetini doğrudan devreden kısmın tescil işlemleri bakımından "resmi şekil" yokluğu nedeniyle icra edilemez olsa bile, 6098 sayılı Kanunun 27/2 maddesi uyarınca, ortaklar arasındaki "ortaklık kurma ve gelir paylaşma" iradesinin geçerliliğini etkilemeyeceği, tarafların kabulünde olduğu üzere ortaklığın kurulmuş olduğu, gelir paylaşımı taahhüdü ve ortaklık içi diğer yükümlülükler bakımından mevcut adi yazılı sözleşmenin, geçerli bir hukuki dayanak olduğu, sözleşmenin tamamen geçersiz olduğunu kabul etmenin, 6098 sayılı Kanun gereği "şekil serbestisi" ve "kısmi hükümsüzlük" ilkelerine aykırılık teşkil edeceği hususunun dikkate alınması gerektiği kuşkusuzdur. Şu durumda, taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi kurulduğu ve devamında sona erdiği, ne var ki tasfiyenin gerçekleşmediği anlaşılmakla, tasfiyenin mahkemece bizzat yapılması gerekmektedir. Adi ortaklığın sona ermesi ile birlikte ortaklık tasfiye aşamasına girer. Ortaklar arasındaki hukuki bağ, tasfiye tamamlanmadan ortadan kalkmış kabul edilemez. Tasfiye, ortaklar arasındaki ortaklık ilişkisinin tamamen sona erdirilmesine yönelik kanuni bir usuldür. Tasfiye ile artık ortaklık mal varlığı para haline dönüştürülecek, borçlar ödenecek, katılım payları ortaklara iade edilecek ve geri kalan meblağ ortaklar arasında kâr ve zararın paylaşılması esasına göre dağıtılacaktır. Adi ortaklığın tasfiyesi ya tarafların anlaşması suretiyle ya da bizzat mahkemece yapılır. Taraflar tasfiye konusunda anlaşmadığı takdirde ortaklığın tasfiyesinin mahkemece 6098 sayılı Kanunun 642 vd. madde hükümlerine uygun olarak yapılması gerekir. Tasfiye, ortaklığın bütün malvarlığının belirlenip, ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Diğer bir anlatımla tasfiye memuru tarafından yapılacak bir arıtma işlemi olup; hesap ve işlemlerin incelenip, bir bilanço düzenlenerek, ortaklığın aktif ve pasifi arasındaki farkı ortaya koymaktır. Adi ortaklığın tasfiyesindeki aşamalar şu şekilde gerçekleşecektir: Birinci aşamada; (taraflarca veya anlaşamamaları hâlinde mahkemece atanacak) tasfiye memuru tarafından sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın aktif ve pasifi ile birlikte tüm mal varlığı belirlenerek hazırlanan mal varlığı bilançosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazlar toplanacak delillere göre hakim tarafından değerlendirilmeli, İkinci aşamada; tasfiye memuru tarafından ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakde çevirme işlemi gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse değerleri tasfiye memuru marifetiyle saptanmalı, Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, tasfiye memuru, tarafından öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan her birinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilanço düzenlenmelidir. Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hâkim, tarafların hak ve yükümlülüklerini belirleyip, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır. Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince; öncelikle ortaklığın kurulduğu tarihten itibaren muhasebesi ile ilgili defterler ve bu defterlerin dayanağı olan belge ve faturaların ibrazının sağlanması, yapılan tüm iş ve harcamalar ile gerekli görülecek olan diğer hususlarda yönetici ortaktan hesap listesinin istenilmesi, hesap listesinin verilmemesi halinde yönetici ortağın hesap vermekten kaçınmış sayılacağının kabul edilmesi, hesap listesi verilmesi halinde, defter kayıtları ve diğer belgelerle uyumlu olup olmadığının belirlenmesi, aksi durumda emsal işletmenin kazanç durumunun araştırılması, ayrıca ortaklığın üçüncü kişilere ve kurumlara borcunun olup olmadığının tespit edilmesi, özellikle katılımpayı olarak konulan 7.000,00 TL'nin ödenmediği hususunun tasfiye hesabında gözetilmesi suretiyle, tasfiyenin yukarıda açıklanan ve maddeler halinde belirtilen sıra ve yöntem izlenerek yapılması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanunun 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,10.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/1891, K. 2026/551, T. 10.02.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-3-hukuk-dairesi-2025-1891-e-2026-551-k-3d20e555a90c