Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/394 E. 2026/1317 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/394
Karar No
2026/1317
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2024/394 Esas 2026/1317 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2024/394 KARAR NO : 2026/1317

TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR

İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 12/12/2023 NUMARASI : 2022/557 Esas 2023/778 Karar DAVA : Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) DAVA TARİHİ : 13/08/2022 KARAR TARİHİ : 02/10/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 05/10/2026

Taraflar arasındaki ticari şirket (genel kurul kararının iptali) istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı davalı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde ve 05/12/2023 tarihli duruşmadaki beyanında özetle; müvekkilinin %10 hissesi ile ortağı olduğu davalı şirketin 03/03/2022 tarihinde yapılan genel kuruluna katılmadığı halde, katılmış gibi gösterildiğini ve hazirun cetvelinde müvekkilinin adına imza atılarak sahte imza ile TTK'nın 416. maddesinde belirtilen çağrısız genel kurul için oy birliğinin sağlanmasına ve böylece şartlar oluşturulmaya çalışıldığını, hazirun cetvelindeki imzanın müvekkilinin eli ürünü olmadığını, müvekkilinin katılmadığı genel kurulda çağrısız genel kurul toplantı nisabına uymadığını, bu durumu 03/08/2022 tarihinde öğrendiğini, genel kurul kararının Ticari Sicil gazetesinde ilan edilmediğini, ilan edilen kararın sadece 03/03/2022 tarihli hukuksuz yönetim kurulu kararı olduğunu, geçersiz genel kurula dayanarak oluşturulan yönetim kurulunun 03/03/2022 tarihi itibariyle aldığı ve bu tarihten sonra almış olduğu tüm genel kurul kararlarının geçersiz olduğunu bildirerek, öncelikle davalı şirketin 03/03/2022 tarihli genel kurulda alınan kararların ve genel kurulun yokluğu tespiti, bu talebin kabul edilmemesi halinde ise 03/03/2022 tarihli genel kurulda atanan yönetim kurulunun ve kararlarının yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle davanın TTK'nın 445. maddesinde belirtilen 3 aylık hak düşürcü süre içerisinde açılmadığından reddine, aksi halde ise 03/03/2022 tarihli genel kurul , kanun ve ana sözleşmede öngörüldüğü gibi TTK'nın 416. maddesine göre ilansız ve merasimsiz olarak usulüne uygun yapıldığını, kabul anlamına gelmemek kaydı ile genel kurul kararının iptali istemi için tek başına usulsüz çağrının yeterli olmadığını, alınan genel kurul kararlarının da ana sözleşme kanunu ve iyi niyet kurallarına aykırı olduğunun ispatı gerektiğini, alınan kararlar şirketin faaliyetini sürdürebilmesi için zorunlu kararlar olduğunu şirketin veya davacının aleyhine kararlar olmadığını, genel kurulda alınan kararlar ile yönetim kurulunun yeniden seçilmesi ve devamında yönetim kurulunun yetkisinin uzatıldığı 03/03/2022 tarihinden bugüne kadar yönetim kurulu, şirketin karlılığını arttırdığını, bilonçodaki özvarlığını büyüttüğünü , bunların şirketin hak ve menfaatine olduğu gibi davacının da payının büyümesine neden olduğunu, davacı aleyhine alınmış bir karar bulunmadığını, dava açmakta hukuki bir yararının bulunmadığını belirterek, öncelikle hak düşürücü sürelere uyulmaması nedeniyle davanın reddine, aksi kanaatte olunması halinde ise etki kuralları bağlamında yeter sayılarda değişiklik yaratmayacak olması sebebiyle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; 03/03/2022 tarihli genel kurul hazirun cetvelinde, davacını ismi karşısındaki imzanın davacı elinin ürünü olmadığının bilirkişi incelemesi ile tespit edildiğini, TTK.nun 416. maddesinde öngörülen iki şart gerçekleşmeden yapılan genel kurulun hukuken yok ve alınan kararların da yoklukla malul olduğunu, bu halde emredici hüküme aykırı dava konusu genel kurulda alınan kararların mutlak butlanla batıl/ yok olduğunun tespiti amacıyla açılan iş bu dava da, iptal davası açmak için ön görülen 3 aylık hak düşürücü sürenin uygulanamayacağı nazara alınarak, davacının davasının kabulü ile davalı şirketin 03/03/2022 tarihli genel kurulunun yok hükümde olduğun tespiti istemli iş bu davanın kabulüne karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, Şirketinin 03/03/2022 tarihli genel kurul kararı aleyhine açılan dava, maddede öngörülen 3 aylık hak düşürücü süre dolduktan sonra 13/08/2022 tarihinde açıldığını, aksini kabul manasına gelmemek kaydıyla, davacının hissesi dikkate alındığında etki kuralı gereğince toplantıya katılsa dahi alınan kararların değişmeyeceğini, Genel Kurulda alının karar ile Yönetin Kurulunun yeniden seçilmesi ve devamında Yönetim Kurulunun yetkisinin uzatıldığı 03/03/2022 tarihinden bu güne kadar Yönetim Kurulunun yeni faaliyet döneminde şirketin karlılığının arttığını ve bilançodaki özvarlığın büyüdüğünü, şirketin büyümesinin davacının payının da büyümesi sonucunu doğuracağını, bu durumun davacının lehine olduğundan davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; anonim şirket genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunun tespiti istemine ilişkindir. Dosya arasında yer alan Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğü cevabi yazısı incelendiğinde; davalı ... A.Ş.'nin ... sicil numarasında kayıtlı olduğu, şirket sermayesinin 8.000.000 TL olduğu, 4.800.000 TL sinin ...' a, 800.000 payın ...' a, 800.000 payın ...' a, 800.000 payın ...' a ve 800.000 payın ...'a ait olduğu anlaşılmıştır. Davacı tarafça davalı anonim şirketin 03/03/2022 günü yapılan genel kurul toplantısına katılmadığı halde yerine imza atılmak suretiyle toplantının yapıldığını, genel kurul toplantısının kanunun emredici çağrı hükümlerine aykırı olduğundan hükümsüzlüğünün tespitinin talep edildiği, davalı tarafça genel kurul toplantısının usul ve yasaya uygun olarak yapıldığından bahisle davanın reddinin talep edildiği, Mahkemece yukarıda yazılı gerekçe ile davacının davasının kabulüne karar verildiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Dosya arasında yer alan 03/03/2022 günü yapılan genel kurul toplantı tutanağı ve hazirun cetveli incelendiğinde, davacının toplantıya bizzat katılıp, asaleten oy kullanıp, asaleten imza attığı şeklinde tutanaklarda belirleme olduğu, şirkete yönetim kurulu üyesi olarak ...'ın münferiden 3 yıllığına seçildiği görülmüştür. Hal böyle olunca dosya kapsamındaki uyuşmazlık , bahsi geçen imzanın davacıya ait olup olmadığının, davacının genel kurul toplantısına tutanaklarda belirtildiği üzere bizzat katılıp katılmadığının belirlenmesi suretiyle, davalı şirketin 03/03/2022 tarihli genel kurul kararının yoklukla malul olup olmadığının tespiti noktalarında toplanmaktadır. Yargılama aşamasında grafolog birikişi ... marifetiyle yapılan inceleme neticesinde; davaya konu genel kurulun hazirun cetvelinde, davacını ismi karşısındaki imzanın davacı elinin ürünü olmadığı tespit edilmiştir. Hukukî işlem, bir veya birden çok kişinin hukuk düzeninin öngördüğü sınırlar içinde gerektiğinde diğer unsurlarla birlikte hukukî sonuçlar doğurmaya yönelik irade açıklamasından oluşan hukukî bir olgudur. İrade açıklamasının yönelmiş olduğu hukukî sonuç, bir hakkın veya hukukî ilişkinin kurulmasından, değiştirilmesinden, devredilmesinden veya ortadan kaldırılmasından ibaret olabilir. Bir hukukî işlemin meydana gelmesi, hüküm ve sonuçlarını doğurabilmesi, birden çok kişinin irade beyanına bağlı ise bu hukukî işlemlere iki veya çok taraflı hukukî işlem denir. Çok taraflı hukukî işlemler, sözleşme ve karar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Karar, aynı gruba dâhil kişilerin ortak bir iş veya amaca ilişkin olarak başkana yöneltilmiş irade beyanıdır. Dolayısıyla hukukî işlemlerin hükümsüzlük hâlleri “karar” için de geçerlidir. Dolayısıyla karar şeklindeki bir hukukî işlemin hükümsüz olması, onun yöneldiği hukukî sonucu gerçekleştirme gücünün olmadığı anlamına gelmektedir. Sermaye şirketlerinde genel kurul kararlarının doğrudan veya dolaylı etkilerini gösterebilmeleri her şeyden önce hukuk kurallarına aykırı bulunmamalarına, hukuken mevcut ve geçerli olmalarına bağlıdır. Kararların mevcudiyet ve geçerlilik şartları, kanun koyucu tarafından şirketin, azınlığın, şirket alacaklılarının ve müstakbel pay sahiplerinin hak ve çıkarları ile kamu düzeninin diğer gerekleri göz önünde bulundurulmak suretiyle çeşitli kanun hükümleriyle tespit edilmiştir. Meydana gelişi veya içeriği bakımından bu hükümlere ve bunların ışığında düzenlenmiş olan şirket esas sözleşmesine aykırı bulunan kararlar hukuken hükümsüz olurlar. Genel kurul kararlarında bu hükümsüzlük, ihlâl edilen hukuk kuralının niteliğine göre iptal edilebilirlik, butlan veya yokluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden butlan, 6762 sayılı Kanun'da ayrıca düzenlenmemiştir. Ancak 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 20 nci maddesinde düzenlenen butlan yaptırımı, genel kurul kararlarının butlanı hakkında da uygulanmaktadır. Bu itibarla emredici hukuk kurallarına, ahlaka aykırı veya imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılmaktadır. Öte yandan 6102 Kanun'un 447 nci maddesi ile genel kurul kararlarının butlanı açıkça düzenlenmiştir. Buna göre genel kurulun, özellikle pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararları batıldır. 6102 sayılı Kanun'un 447 nci maddesinde genel bir düzenleme yapılmamış, sadece örnek niteliğinde butlan sebepleri sayılmakla yetinilmiştir. Dolayısıyla 6102 sayılı Kanun'un 447 nci maddesinde sayılmayan durumlarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 27 nci maddesi uygulanacak, emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılacaktır. Batıl bir hukukî işlem, unsurları itibariyle şeklen ve fiilen mevcut olmakla birlikte, konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hukukî hüküm ve sonuçları daha başlangıçtan itibaren kesin olarak hükümsüzdür. Bu kesin hükümsüzlük kural olarak düzeltilemez nitelikte olup hukukî yararı bulunan herkes tarafından bir süre ile sınırlı olmaksızın ileri sürülebilir. Mahkemeye sunulmuş olan olaylardan anlaşılmak koşuluyla hâkim tarafından resen göz önünde tutulur. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden olan yokluk, ne 6762 sayılı Kanun'da ne de 6102 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Yokluk yaptırımının kanunlarda düzenlenmemiş olması, yokluk yaptırımının hukukî işlem niteliğinde olan genel kurul kararları hakkında uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Bir hukukî işlem, meydana gelişi bakımından emredici hukuk kurallarına aykırı ise o işlem yok hükmündedir. Meydana gelişe ilişkin olan emredici hukuk kuralları, hukukî işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyet şartlarını belirleyen kurucu-şekli nitelikteki hükümlerdir. İçeriğe ilişkin emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde butlan söz konusu olup hukukî işlem şeklen mevcut olmakla birlikte konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hüküm ve sonuçları, daha başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı meydana gelmez. Kurucu-şekli nitelikteki emredici hukuk kurallara aykırılık hâlinde ise yokluk söz konusu olup kurucu unsurların veya kanuni şeklin eksikliği sebebiyle hukukî işlem şeklen meydana gelememektedir. Dolayısıyla butlanda hukukî işlemin meydana gelmesi için gerekli olan içerik unsurları vardır; fakat hukuk düzeni bu içerik bakımından amaçlanan sonuçların meydana gelmesini kesinlikle reddetmektedir. Yoklukta ise hukukî işlem için gerekli olan içerik şekli bakımdan dahi meydana gelmiş değildir (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Servet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 1993, s. 378). Görüldüğü üzere yokluk ve butlan arasında, sebepleri yönünden bir farklılık olmakla birlikte ayrıca bu iki kavrama bağlanan hukukî sonuçlar da, sınırlı da olsa, farklıdır. Bu farklardan birisi hukukî tahvil müessesesidir. Hukuken yok olan bir işleme hiçbir sonuç bağlanması mümkün değilken şeklen mevcut ancak batıl olan hukukî işleme hukukî tahvil yoluyla bir hukukî sonuç bağlanması mümkündür. Yokluk ile butlan arasındaki en önemli fark ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun(4721 sayılı Kanun) ikinci maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması yasağı bağlamında ortaya çıkar. Butlan durumunda şekli anlamda bir genel kurul kararı mevcut olduğundan bu kararı ve butlan sebeplerini bilen bir kişinin aradan uzun bir süre geçtikten sonra dava veya itiraz yoluyla genel kurul kararının butlanına dayanması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olabilir. Hâkim butlanın ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı veya hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığını her olayda re’sen ve ahval ve şartların heyeti umumiyesini göz önünde tutarak serbestçe takdir edecektir (Moroğlu, Erdoğan: Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, İstanbul 2017, s. 194). Oysa yokluk durumunda, ortada şekli bakımdan dahi bir genel kurul kararı bulunmadığından bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenmesi hiçbir şekilde hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemeyecektir (Moroğlu, s. 37). Yokluğun bir hukukî işlemin kurucu unsurlarındaki eksikliği ifade etmesinden hareketle genel kurul kararlarının yokluğunun tespitine karar verilmesi için öncelikle kurucu unsurlarının neler olduğunun belirlenmesi gerekir. Genel kurul kararlarının kurucu unsurları “genel kurul” ve “karar”dır. Dolayısıyla bir genel kurul, kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde toplanmış veya kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde karar almışsa, alınan bu karar yoklukla maluldür. Örneğin usulüne uygun çağrı yapılmadan toplanan genel kurullarda alınan kararlar, toplantı ve karar nisaplarına riayet edilmeksizin alınan kararlar, Bakanlık temsilcisinin bulunması gerektiği hâllerde temsilci olmaksızın gerçekleştirilen toplantılarda alınan kararlar, hakkında hiç oylama yapılmadığı hâlde yapılmış gibi gösterilen kararlar kurucu-şekli unsurları eksik olduğundan yoklukla malul kararlardır. Anonim şirket genel kurul toplantıları, davetin belli bir prosedüre tâbi tutulup tutulmadığına göre çağrılı ve çağrısız genel kurul toplantısı şeklinde ikiye ayrılır. Hem 6762 sayılı Kanun'da hem de 6102 sayılı Kanun'da anonim şirketin genel kurul toplantılarına ortakları davet belli başlı kurallara bağlanmıştır. Kanun koyucu genel kurul toplantılarına davet şekillerinin az ortaklı şirketler açısından pratik olmayacağı düşüncesiyle her iki kanunda da çağrısız genel kurul toplantısını düzenleme ihtiyacını hissetmiştir.Çağrısız genel kurulu düzenleyen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 416 ncı maddesi "(1) Bütün payların sahipleri veya temsilcileri, aralarından biri itirazda bulunmadığı takdirde, genel kurula katılmaya ve genel kurul toplantılarının yapılmasına ilişkin hükümler saklı kalmak şartıyla, çağrıya ilişkin usule uyulmaksızın, genel kurul olarak toplanabilir ve bu toplantı nisabı varolduğu sürece karar alabilirler. (2) Çağrısız toplanan genel kurulda, gündeme oybirliği ile madde eklenebilir; aksine esas sözleşme hükmü geçersizdir." şeklindedir. Bu hükümden anlaşılacağı üzere bir çağrısız genel kurulun var olabilmesi için tüm pay sahiplerinin ya da temsilcilerinin toplantıda hazır bulunmaları ile herhangi bir pay sahibinin toplantıya itiraz etmemesi gerekmektedir. Buradaki itiraz, doğrudan yapılacak olan çağrısız genel kurul toplantısına veya karar alınmasına ilişkin olmalıdır. Görüldüğü üzere çağrısız genel kurul toplantısı için toplantı yetersayısı bütün pay sahipleri veya temsilcilerinin hazır bulunması şeklinde belirlenmiştir. Dolayısıyla çağrısız genel kurul toplantısına bütün pay sahiplerinin veya temsilcilerinin hazır bulunması ve hiçbirinin toplantıya itirazda bulunmaması, çağrısız genel kurul toplantısında alınacak kararların kurucu unsurunu teşkil etmektedir. Herhangi bir pay sahibinin veya temsilcisinin toplantıda hazır bulunmaması ya da toplantıya itiraz etmesi hâlinde çağrısız genel kurul mevcut olmadığı için alınan kararlar yoklukla malûldür. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08/03/2022 tarih, 2021/11-701 E., 2022/275 K. sayılı ilamı) Somut olayda ; 03/03/2022 tarihli olağan genel kurulunda davacıya usulüne uygun çağrı yapıldığının davalı şirketçe belgelendirilmediği gibi, bahsi geçen genel kurul toplantı hazirun cetveline göre davacı adına atılan imzanın davacıya ait olmadığı, bu hali ile söz konusu genel kurula davacının usulüne uygun çağrıldığının davalı şirketçe ispat edilmediği , bahsi geçen 03/03/2022 tarihli genel kurullarda davacının veya temsilcisinin hazır bulunmadığı , bu haliyle ilgili genel kurulların TTK 416 madde kapsamında çağrısız genel kurul olarak da değerlendirilemeyeceği anlaşılmıştır. Bu bağlamda somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; yukarıda açıklandığı üzere çağrısız genel kurul toplantısında bütün pay sahiplerinin veya temsilcilerinin hazır bulunması ve toplantıya itirazda bulunmaması çağrısız genel kurul toplantısında alınacak kararların kurucu unsurunu teşkil ettiği, ancak yapılan incelemede davaya genel kurul toplantısına ilişkin çağrının yapılmamış olduğu , herhangi bir pay sahibinin veya temsilcisinin toplantıda hazır bulunmaması ya da toplantıya itiraz etmesi hâlinde çağrısız genel kurul mevcut olmadığı için alınan kararların yoklukla malûl olup, hazirun cetvelindeki imzanın davacının el ürünü olmadığı gözetildiğinde sahte hazirun cetveline dayalı yapılan yok hükmünde bir genel kurul kararı karşısında bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenmesinin hak düşürücü süreye bağlı olmadığı, hal böyle olunca ilk derece mahkemesince davaya konu genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğu ve aradan zaman geçmesi nedeniyle yok hükmündeki genel kurul kararlarının sıhhat kazanmayacağı hususu anlaşılmakla, mahkemece davacının davasının kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmuştur. Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın kabulü yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davalıdan alınması gerekli olan 732,00 TL harçtan peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40 TL harcın davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafça yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 02/10/2026

Başkan - Üye - Üye - Zabıt Katibi -

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/394, K. 2026/1317, T. 02.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-394-e-2026-1317-k-5e97896fc218