Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1418 E. 2026/1530 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/1418
- Karar No
- 2026/1530
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2024/1418
KARAR NO : 2026/1530
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul 1. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 05/06/2024
NUMARASI : 2023/21 E. - 2024/157 K.
DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)|Marka (Tecavüzün Tespiti İstemli)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 01/10/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Tarafların İddia ve Savunmaları:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin uzun yıllardır ülkenin önde gelen tacirlerinden olduğu, 20 yıla yakın bir süredir ... firmasının lisansörlüğünü yaptığı ,bu süre zarfında gerçekleştirilen yoğun çalışma ve çabalarla ... in oldukça ün kazandığı, ... ibaresinin 2011 yılında ...marka numarası ve ...sınıflarında ticaret-hizmet türünde marka sahibi türünde marka sahibi adına tescil edildiği, Davalı ... markası 5/25/sınıflarında 30.04.2008 tarihinde ... numara ile ardından 35/ numaralı sınıfa ise 05.05.2014 tarihinde ... numara ile tescil kaydedildiği , Davalının 28.02.2006 başvuru tarihli ... tescil numaralı 05/25 /sınıflarında ‘’... ‘’markasına 18.06.2007 tarihinde ilana itiraz edilmiş 556 sayılı KHK md 8 gereği ‘’... ‘’markası ile iltibasa yol açabilecek derecede benzer olmadığı ,tanınmış
markanın itibarına zarar vermeyeceği, haksız kazanç sağlamaya veya ayırt edici karakterini zedelemeyeceği sebepleri ile itirazlarının ret olduğu, akabinde yine davalının 02.12.2011 başvuru tarihli ... tescil numaralı 35/sınıfına kayıtlı ‘’... ‘’ marka ilanına 30.04.2013 tarihinde itirazda bulunulduğu ,556 s. KHK nın 8/4 fıkrasında belirtilen koşulların ortaya çıkmadığı ,karıştırmaya yol açabilecek derecede benzer bulunmadığı ve tanınmışlık itirazı da kabul edilmeyerek itirazın reddine karar verildiği , 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ‘’Madde 25-(1) 5 inci veya 6ıncı maddede sayılı hallerden birinin mevcut olması halinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir ‘’Madde 25-(6)Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği halde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa ,sonraki tarihli marka tescili kötü niyetli olmadıkça ,markanın hükümsüzlük gerekçesi ileri sürülemez ‘’hükümleri uyarınca markanın kötü niyetli olması hasebi ile mahkemede açılabileceğinden huzurdaki davayı açmış oldukları, Ortalama
tüketici nezdinde çağrışım yolu ile müvekkili şirketin sahibi olduğu ’...’’, ’... ‘’ ve ... ile başlayan diğer seri markaları ile karıştırılabileceği, Hükümsüzlüğü istenen marka ve müvekkil firmanın markası ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğu ayrıca kullandıkları emtialar da müvekkili adına tescilli markanın kullandığı emtiaları aynıları ve dolayısı ile iltibasa ne den olabilecek mahiyette olduğu, Davalı tarafın ’... ‘’ kelimesinin yarattığı güvence ve kaliteden faydalanılmak sureti ile haksız menfaat elde ettiği, Özellikle tekstil sektöründe
’...’’ ve ‘’...’ ’ibarelerinden herhangi birini markasında kullanan kişinin amacının tanınmış markayı kullanmak sureti ile toplumun dikkatini üzerine çekmek ve markanın temsil ettiği imajı kendi mal ve hizmetlerine devrini sağlamak olduğu ,bu konuda yargıtay kararlarının ve emsal kararların iddialarını desteklediği, İki markanın ayırt edilemeyecek derecede benzer olmasının yanı sıra müvekkili adına tescilli markanın kullanıldığı emtialar ile davalı tarafın markasının kullanıldığı sınıf ve emtiaların aynı olduğu bunların yanında satış noktalarında
müvekkilinin amblem ve logosuna benzer davalının amblem ve logo kullandığı, Müvekkili firmanın seri marka izlenimi oluşturan markalardan olduğu, davalıya ait ’... ‘’markası tüketici nezdinde düşünüldüğünde müvekkiline ait ’... ‘’ marka serisinin devamı olabileceği ve karıştırmaya zemin hazırlayarak halk tarafından ilişkilendirilme ihtimalini de artıracağından, "..." markasının 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu uyarınca hükümsüzlüğü gerektiği, mümkün değilse "..." ibaresinin çıkarılmasını, tecavüzün tespiti ve önlenmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı şirket adına tescilli markalarına ait liste, davalı şirket adına tescilli ... ... esas unsurlu markasına ait tescil belgeleri, davacı taraf adına tescilli ... ... ibareli markalar, davalı şirketin dava konusu markayı kullandığı çok uzun yıllardır kullandığı hususunu tevsik eden, fatura katalog, broşür, dergi, gazete, etiket vb. her türlü belge ve doküman, davalı markalarının tanınmış markalar olduğunu gösteren belgeler, taraflara ait ticari sicil kayıtlan ve ticari defterleri, emsal Yargıtay kararları, huzurdaki dava ile İlgili her türlü belge ve doküman; Yargıtay kararları, gerektiğinde yemin, şahadet, isticvap ve davalı yanın sunacağı delillere karşı mukabil delil sunma haklarının saklı kalması kaydıyla her türlü yasal delil, davalı şirketin her türlü talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla, davacı yanın kötüniyetli ve haksız davasının öncelikle usulden, Mahkemenin aksi kanaatte ise esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince; "Açılan davanın REDDİNE" karar verilmiştir.
İleri Sürülen İstinaf Sebepleri:
Davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, istinaf dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesi tarafından verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkili şirketin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu kayyum yönetiminde olması nedeniyle harçtan muaf olduğunu, müvekkili şirketin ... markasının doğrudan hak sahibi ve Türkiye genelinde tanınmış bir marka olduğunu, davalı tarafından tescil ettirilen "..." markasının müvekkile ait markalar ile iltibas yarattığını, davalının tanınmış markanın itibarından haksız yarar sağladığını, markaların benzerliği ve kötü niyetli tescil durumu hususunda mahkemece yeterli inceleme yapılmadığını, bilirkişi raporunda da markaların benzer olduğunun ve iltibasa yol açabileceğinin tespit edildiğini, davacının seri markalarının bulunduğunu, davalının basiretli bir tacir gibi davranmayarak müvekkili markasının tanınmışlığından faydalanma amacı güttüğünü, davalının sessiz kalma ilkesine dayalı savunmasının yerinde olmadığını, müvekkilinin geçmişte itirazlarda bulunduğunu, mahkemenin tanınmışlık statüsünü ve seri marka izlenimini göz ardı ettiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılarak, ... ve ... tescil numaralı ... markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini, mümkün değilse ... ibaresinin markadan çıkarılmasını, müvekkili markasına yönelik tecavüzün tespiti ve önlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Davacı yanın istinaf iddialarının haksız ve mesnetsiz olduğunu, taraf markaları arasında iltibasa yol açacak bir benzerlik bulunmadığını, fonetik, görsel ve kavramsal olarak markaların birbirinden farklı olduğunu, "..." ibaresinin ayırt ediciliğinin düşük olduğunu ve herkesçe bilinen yaygın bir isim niteliği taşıdığını, davacının markasını kullanmadığını ve bu durumun bilirkişi raporuyla da sabit olduğunu, müvekkilinin marka tescil tarihinde karşı yanın iddia ettiği gibi bir tanınmışlığın mümkün olmadığını belirterek, davacı tarafın istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Gerekçe ve Sonuç:
Dava, davalı adına tescilli ...numaralı “... ...” markalarının hükümsüzlüğü, mümkün olmazsa markalardan “...” ibaresinin çıkarılması ile davacıya ait “... ...” markasına tecavüzün tespiti ve önlenmesi istemlerine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin “... ...” markasının hak sahibi ve lisansörü olduğunu “... ...”, “...”, “...” ve “...” esas unsurlu seri markalarının bulunduğunu bu markaların tanınmış olduğunu , davalının 5, 25 ve 35. sınıflarda tescilli “... ...” markalarının iltibasa sebebiyet verdiğini , davacı markalarının tanınmışlığından yararlanmak amacı taşıdığını belirterek davalı markalarının hükümsüzlüğüne, mümkün olmadığı takdirde markalardan “...” ibaresinin çıkarılmasına, marka hakkına tecavüzün tespitine ve önlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, taraf markalarının bütünsel olarak birbirinden farklı olduğunu; “...” ibaresinin yaygın kullanılan, ayırt ediciliği düşük bir erkek adı olduğunu, “...” ve “...” ibarelerinin görsel, işitsel ve kavramsal farklılık oluşturduğunu, davacının marka başvurularından haberdar olmasına ve yayıma itiraz etmesine rağmen itirazlarının reddinden sonra uzun süre dava açmadığını, sessiz kalma yoluyla hak kaybının meydana geldiğini, davalı tescillerinin kötü niyetli olmadığını, davacının markalarının kullanıldığını kanıtlamadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, taraf markalarının benzer olduğu, karıştırılma ihtimali bulunduğu ancak , davacının davalı markalarının yayımlarına 17/06/2007 ve 30/04/2013 tarihlerinde itirazla markalardan haberdar olduğunu halde makul sürede dava açmadığı, kullanım biçiminin sonradan farklılaştığının kanıtlanmadığı ve sessiz kalma yoluyla hak kaybının oluştuğu markanın 28/02/2006 başvuru tarihi itibarıyla davacı markasının tanınmış olduğunu gösteren delil sunulmadığı, davalı tescillerinin kötü niyetli olduğunu kanıtlayan somut delil bulunmadığı ve davalının kullanmama defi karşısında davacının marka kullanımını kanıtlamadığı gerekçesiyle marka hükümsüzlüğü ve marka hakkına tecavüz istemleri yönünden davanın reddine karar vermiştir. Karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Uyuşmazlık, davalı adına tescilli “... ...” markalarının davacıya ait “...”, “...” markalarıyla karıştırılma ihtimali yaratıp yaratmadığı, davacı markalarının tanınmış olup olmadığı, davalı tescillerinin kötü niyetli bulunup bulunmadığı, davacının yayıma itirazlarından sonra dava açmayarak sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğrayıp uğramadığı noktalarında toplanmaktadır.
Davacı taraf; 31/05/1988 tarihinde ... numarasıyla tescil edilen “... ...” markası, 17/05/2006 tarihinde ... numaralarıyla tescil edilen “...” ve “...” markaları ile ... numaralı “...” markaları ile ... ... ibaresini içeren ve çeşitli ekler alan çok sayıda marka tesciline dayanmıştır.
Davalı adına tescilli “... ...” ibareli ... numaralı marka 28/02/2006 başvuru tarihli olup 30/04/2008 tarihinde 5 ve 25. Sınıflarda, “... ...” ibareli ... numaralı marka ise 02/12/2011 başvuru tarihli olup 15/05/2014 35. sınıfta tescil edilmiştir.
19/04/2024 tarihli heyet raporunda, “... ...” ve “... ...” markalı ürünlerin erkek giyim grubunda yer aldığı, ortak özelliklere ve benzer alt gruplara sahip olduğu, hedef tüketici kitlelerinin ortak olduğu, markaların görsel, işitsel ve telaffuzsal olarak orta düzeyde ve bütünsel olarak benzer olduğu, karıştırılma ve iltibas ihtimali yaratabileceği , davalının ... numaralı markasının 28/02/2006 başvuru tarihi itibarıyla davacı markasının tanınmış olduğunu gösteren delil görülmediği, davacının sunduğu bazı mahkeme ve Yargıtay kararlarının 2008-2009 tarihli olduğu, davalının kullanmama defi karşısında davacı markasının kullanıldığını gösteren delil sunulmadığı davalının dosyaya 2012 yılından itibaren düzenlenen faturaları sunduğu; 2018-2022 yıllarına ait ticari defterlerin yevmiye kayıtlarında dava konusu markaya ilişkin bir ifade bulunmadığı, buna karşılık faturalarda “... ...” markasının kravat, mendil ve papyon satışlarında kullanıldığının görüldüğü belirtilmiştir.
Dosya kapsamına göre; davacıya ait “...”, “...” ve “... ...” ibareli markalar ile davalıya ait “... ...” ibareli markaların ortak olarak “...” sözcüğünü içerdikleri, aynı sınıfta tescilli oldukları, aynı tüketici kitlesine hitap ettikleri, bütüncül izlenimde benzer oldukları bu nedenle aralarında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimali bulunduğu anlaşılmaktadır.
Davalının sessiz kalma yoluyla hak kaybı savunmasının değerlendirilmesinde, SMK’nin 25/6. maddesi uyarınca marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği halde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötü niyetli olmadıkça kendi markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez. Somut olayda davalının 28/02/2006 başvuru tarihli, 5 ve 25. sınıflarda tescilli ... numaralı “... ...” markasının 30/04/2008, 02/12/2011 başvuru tarihli, 35. sınıfta tescilli ... numaralı “... ...” markasının ise 15/05/2014 tarihinde tescil edildiği, davacının davalı markalarının yayımına 18/06/2007 ve 30/04/2013 tarihlerinde itiraz ettiği, bu nedenle davacının davalı markalarının başvuru ve yayım süreçlerinden söz konusu tarihlerde haberdar olduğu, davacının yayıma itirazlarının reddedilmesinden sonra hükümsüzlük talebinde bulunduğuna veya davalı markalarının kullanılmasını önlemeye yönelik başka bir hukuki yola başvurduğuna ilişkin dosyada delil bulunmamaktadır. Eldeki dava 18/01/2023 tarihinde açıl olmakla dava tarihi itibarıyla, ... numaralı markanın 30/04/2008 tarihli tescilinden yaklaşık on beş yıl ve ... numaralı markanın 15/05/2014 tarihli tescilinden yaklaşık dokuz yıl geçmiştir. Davacının , markalardan haberdar olduğu ve tescil tarihlerinden itibaren beş yıllık süre içerisinde hükümsüzlük davası açılmadığı açıktır. Sessiz kalma yoluyla hak kaybının istisnası, sonraki tarihli marka tescilinin kötü niyetli olmasıdır. Kötü niyet değerlendirmesi başvuru tarihindeki durum ve koşullara göre yapılmalıdır. Somut olayda davalının 2012 yılından itibaren tescil kapsamındaki mal ve hizmetlerde fiilen kullandığı sunulan faturalardan anlaşılmakla, davalının markaları kullanım amacı olmaksızın yedeklemek, davacının ticari faaliyetlerini engellemek, markayı şantaj ve benzer amaçla tescil ettirdiğini gösteren somut delil bulunmamaktadır. Markaların benzer olması tek başına tescilin kötü niyetli olduğunu kabule yeterli değildir, zira tanınmış da olsa benzer marka tescilinin yaptırımı kanunda ayrıca düzenlenmiştir. Ayrıca davacı vekili istinaf dilekçesinde, davalıya ait ... numaralı sonraki tarihli başvuru logosunun davacı tarafından kullanılan logoya benzediği ve bu durumun davalının kötü niyetini gösterdiği ileri sürülmüş ise de davanın konusu markaların başvuru tarihlerinden çok sonra yapılan bu başvuru, davalının 2006 ve 2011 yıllarındaki marka başvurularını kötü niyetle yaptığını göstermemektedir. Dava konusu tesciller yönünden başvuru anında kötü niyetin varlığı kanıtlanamadığından, ve tanınmış markalar yönünden bu konuda yasada istisna düzenlenmediğinden somut olayda sessiz kalma yoluyla hak kaybının gerçekleştiği anlaşılmıştır. Bu nedenle davalı adına tescilli ...numaralı “... ...” markalarının hükümsüzlüğü, mümkün olmadığı takdirde markalardan “...” ibaresinin çıkarılması istemlerinin reddine karar verilmesi yerindedir.
Marka hakkına tecavüz istemi yönünden yapılan incelemede; davalının 2012 yılından itibaren “... ” ibaresini tescilli markalarının kapsamındaki mal ve hizmetlerde kullandığı, fiili kullanımın tescile uygun gerçekleştiği, davalının tescilli markasını sonradan davacı markasına yanaşacak biçimde kullanmak suretiyle iltibas meydana getiren bir kullanımının bulunmadığı, davacının istinaf dilekçesinde dayandığı ... numaralı sonraki başvuruya ilişkin benzer marka bsvurusunun fiili kullanım ve markaya tecavüzü gösteren delil olarak ele alınamayacağı, davacının davalının markalarının kullandığını uzun süredir bildiği halde bu kullanıma karşı da dava tarihine kadar hukuki bir girişimde bulunmadığı, bu nedenle marka hakkına tecavüzün tespiti ve önlenmesi istemi bakımından da sessiz kalma suretiyle hak kaybının söz konusu olduğu bu talebin de reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, ilk derece mahkemesince marka hükümsüzlüğü ile marka hakkına tecavüzün tespiti ve önlenmesi istemlerinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olduğundan, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1- Usûl ve yasaya uygun İstanbul 1. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 05/06/2024 tarih ve 2023/21 E., 2024/157 K. sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2- Davacı taraf harçtan muaf olduğundan peşin olarak yatırdığı 427,60 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talebi halinde iadesine,
3- Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,
5- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 01/10/2026