Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/252 E. 2026/1236 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/252
Karar No
2026/1236
Karar Tarihi

T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2024/252 Esas 2026/1236 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2024/252 KARAR NO : 2026/1236

TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR

İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 01/06/2022 NUMARASI : 2019/578 Esas 2022/437 Karar DAVA : Şirket Ortağı Ve Yönetim Kurulu Üyesi Olmadığının Tespiti, Yönetim Kurulu Kararının Yokluğunun Tespiti, Noter İşleminin Yokluğunun Tespiti, Sicilde Tescil Edilen Kayıtların Terkini, Şirket Ortağı Ve Yönetim Kurulu Olunmadığının Tescili DAVA TARİHİ : 01/11/2019 KARAR TARİHİ : 25/09/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 02/10/2026

Taraflar arasındaki şirket ortağı ve yönetim kurulu üyesi olmadığının tespiti, yönetim kurulu kararının yokluğunun tespiti, noter işleminin yokluğunun tespiti, sicilde tescil edilen kayıtların terkini, şirket ortağı ve yönetim kurulu olunmadığının tescili istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davalılar ... ve ... aleyhine açılan davanın reddine, diğer davalı şirket aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin öksüz ve yetim büyümesi sebebiyle küçük yaşta müteveffa ... ve ...'un yanında ev işleri ve temizlik işleri yapması için çalıştırıldığını, 15 yıl boyunca bu şahısların yanında hizmet eden müvekkilinin davalı şirketin yöneticileri olan ..., ... ve ...'a kimlik belgesini sigortasının yapılacağının belirtilmesi üzerine teslim ettiğini, müvekkilinin evlenmesinden sonra kendisinin ve çocuğunun sağlık sorunları nedeniyle hastaneye gitmesi üzerine sigorta prim borçları olan davalı şirketin ortağı olarak kayıtlarda göründüğünü öğrendiğini, yaptığı araştırma sonucunda davalı şirketin yönetim kurulu üyelerinin ve noterin müvekkilinin imzasını taklit ederek hisse devri yoluyla şirkete ortak edildiğini öğrendiğini, yönetim kurulu tarafından alınan ve müvekkiline noter huzurunda yapılan hisse devrine ilişkin karardaki imzanın müvekkiline ait olmadığını, müvekkilinin şirket ortağı olmasına yönelik iradesi bulunmadığı halde sahte imzalarla davalı şirketin ortağı olduğunu, davalı noterin müvekkiline atfen atılan sahte imzayı geçerli kabul ederek işlem yapması sebebiyle evrakta sahtecilik yaptığını ve hukuken sorumlu olduğunu, yine Ankara 30.Noterliğinin 07/02/2011 tarih ve ... yevmiye numaralı işlem ile davalı şirket yönetim kurulu tarafından alınan 07/02/2011 tarihli ve 2011/4 sayılı kararda yönetim kurulu üyesi ...'nin yerine ...'ın seçilmesine karar verildiğini, ancak söz konusu kararında müvekkilinin yerine sahte imza atılması sebebiyle yoklukla malul ve geçersiz olduğunu, davalı ticaret sicil müdürlüğünün bahse konu sahte imzalarla oluşturulan yönetim kurulu kararlarını ticaret siciline tescil ve sicil gazetesinde ilan etmesi sebebiyle hukuka aykırı işlem yaptığını belirterek müvekkilinin baştan itibaren davalı şirket ortağı ve yönetim kurulu üyesi olmadığının tespitine, ortak ve yönetim kurulu üyesi yapılmasına ilişkin 07/01/2011 tarihli yönetim kurulu kararının yokluğunun tespiti/iptaline, hisse devrinin onaylanmasına ilişkin 07/01/2011 tarihli noter işleminin yokluğunun tespiti/iptaline, yönetim kurulunun 07/02/2011 tarihli kararının yokluğunun tespiti/iptaline, 07/02/2011 tarihli noter işleminin yokluğunun tespiti/iptaline, Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanarak tescil edilen kayıtların terkinine, müvekkilinin şirket ortağı ve yönetim kurulu üyesi olmadığının ticaret siciline tescil ve ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, müvekkili noterlik tarafından yapılan dava konusu işlemin ibrazından örneğin evrak üzerinden onaylanmasına ilişkin olduğu, 1512 sayılı Noterlik Kanununu hükümleri gereğince evrakın aslına uygunluğunun onaylanmasından ibaret olduğunu, davacının iddialarının dava konusu işlemin 2011 yılına ilişkin olması nedeniyle TMK 2.maddesine aykırı olduğunu, müvekkilinin yapılan işlemde kusurunun bulunmadığını bildirerek davanın reddini istemiştir. Davalı ... temsilcisi cevap dilekçesinde özetle; uyuşmazlığın şirket ortağı ve yönetim kurulu üyesi yapıldığı ileri sürülen davacı ile davalı şirket arasında doğduğunu, bu nedenle hukuki ve adli her türlü sorumluluğunun davalı şirkete ait olduğunu, müdürlükleri tarafından tescil ve ilan işleminde TTK 34.maddesi çerçevesinde inceleme yapılarak işlem tesis edildiğini, dava konusu anonim şirket ortaklık yapısı tescil ve ilana tabi olmadığından müdürlükleri tarafından bilinemeyeceğini, dava konusu tescil ve ilan işlemleri yönünden TTK 34.maddesinde öngörülen 8 günlük itiraz süresi geçilerek dava açıldığından davada müdürlüğe husumet yöneltilemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir. Davalı şirkete dava dilekçesi usulüne uygun olarak tebliğ edilmesine rağmen davalı şirket davaya cevap vermemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; davacının dosyaya sunulan ve benimsenen grafolog bilirkişi raporu dikkate alındığında kendisinin eli ürünü imzayı içermediği sabit olan 07/01/2011 tarihli ve 2011/2 sayılı davalı şirket yönetim kurulu kararı ile hisse devri sonrasında davacı ...'nın (...) şirket ortağı ve yönetim kurulu üyesi yapıldığının kanıtlandığı, söz konusu karar sonrasında alınan 07/02/2011 tarihli ve 2011/4 sayılı şirket yönetim kurulu kararı ile dava dışı ...'ın şirkette yönetim kurulu üyesi olarak görevlendirildiği, bu karar altındaki davacıya atfen atılan imzanın da davacının eli ürünü olmadığının grafolog bilirkişi raporu ile sabit olduğu, her ne kadar dava dilekçesinde söz konusu karar ve noter onay işlemlerinin yokluğunun tespiti talep edilmiş ise de; dava konusu noter onay işlemlerine dayanak yönetim kurulu kararlarının altındaki diğer yönetim kurulu üyelerinin imzalarının geçerliliğinin dosyamızda yargılama konusu yapılmadığı ve davacıya atfen atılan imzanın sahteliği sabit olduğu halde diğer imzaların geçerli olması durumunda karar nisaplarınında var olması sebebiyle bu hususun kararların geçerliliğini hukuken etkilemeyeceği, bu nedenle söz konusu her iki yönetim kurulu kararı altındaki imza davacıya ait olmadığından bu kararların onaylanmasına ilişkin dava konusu Ankara 30.Noterliğine ait 07/01/2011 tarih ve ... ile 07/02/2011 tarih ... yevmiye nolu onay işlemlerinin de açıkça hukuki dayanaktan yoksun olup bu işlemlere de hukuki bir değer atfedilemeyeceği, davacının kendi eli ürünü olmayan imza ile bilgi ve iradesi haricinde hukuka aykırı olarak davalı şirket yönetim kurulu üyesi ve ortağı yapılması nedeniyle (başlangıçtan itibaren) davalı şirketin yönetim kurulu üyesi ve ortağı olmadığının ve dava konusu yönetim kurulu kararları ve noter onay işlemleri altındaki imzanın kendisine ait olmadığının tespiti gerektiği gerekçesiyle davalı şirket aleyhine açılan davanın kabulüne, davalı ... dava konusu karar ve işlemlerde ticaret siciline tescil ve ilana ilişkin yasal prosedür haricinde sorumluluğunu doğuran kusurlu bir işlemi kanıtlanamadığı gerekçesiyle anılan davalı aleyhine açılan davanın reddine, diğer davalı noterin ise 1512 sayılı Noterlik Kanununun 162. maddesi kapsamında kusursuz sorumluluğuna ilişkin olguların kanıtlanamadığı ve davalı şirketin dava dışı yönetim kurulu üyelerinin noter yönünden nedensellik bağını ortadan kaldıran kusurlu eylemleri haricinde kendisine sorumluluk yüklenmesini gerektirir hususların mevcut olmadığı gerekçesiyle davalı noter aleyhine açılan davanın reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece ayrıntıları belirtilmiş olan şirket yönetim kurulu kararları ve bu kararların onaylanmasına ilişkin noter işlemlerinin geçersizliklerinin tespiti yapılmış olmasına karşın iptallerine ilişkin herhangi bir hüküm kurulmadığını, dava dilekçesinde söz konusu kararların iptali istemine yer vermiş iken ilk derece mahkemesince gerekçesiz şekilde taleplerin reddedildiğini, öte yandan ilk derece mahkemesi kararında geçersizliğin ve tespitin ilanına ve tesciline karar verilmesi talebine ilişkin herhangi bir açıklama ve gerekçe yer almamış kabul edilen kısım haricinde olan diğer tüm taleplerin reddine karar verildiği belirtilerek adil yargılanma hakkının temel ilkelerinden olan mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiği hususu gözetilmeksizin müvekkilinin adil yargılanma hakkına müdahalede bulunulduğunu, müvekkili tarafından davalı ... A.Ş. isimli firmaya herhangi bir ortak olma iradesi bulunmamasına karşın şirket ortaklarının ve noterliğin hileli işlemleri neticesinde imzası taklit edilerek şirket ortağı yapılmış ortaklarca alınan karar notere onaylatıldığını, ticaret sicil gazetesine tescil ve ilan edildiğini, mahkemece yönetim kurulu kararının geçersizliğine karar verdikten sonra yapması gereken bu işlem uyarınca bu işlemi onaylayan tüm işlemlerin iptal etmek iken noterin herhangi bir kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle noter yönünden davayı reddettiğini, işbu dava bir tazminat davası olsa idi pek tabi noterin kusuru var mı yok mu bir önemi olurdu halbuki iş bu davada geçersiz bir yönetim kurulu kararını tasdik işlemi bulunduğunu, kişilerin kusurundan bağımsız olarak geçersiz bir işlemin onaylanmasına yönelik işlemlerde hukuka aykırı ve iptal edilmesi gerektiğini, kişinin kusuru bulunup bulunmadığının tespiti değil, işlemin hukuka uygun olup olmadığının tespiti yapılmalı ve hukuka aykırı işlemin iptaline karar verilerek ticaret sicilinden terkini ile ilan edilmesi gerektiğini, geçersizliğine karar verilen bir işlem neden iptal edilemiyor ise ilk derece mahkemesince bu konuda da herhangi bir açıklama yapılmadığını, mahkemece noter işleminin geçersiz kabul edilmesine rağmen noter lehine vekalete hükmedildiğini, işlemin hukuka aykırılığı sabit iken ve geçersizliğine karar verilmiş iken ve noterlik işlemi geçersiz bulunmuş iken yasal hasım konumunda olan davalı noter lehine vekalet ücreti hükmedilmesinin Avukatlık Kanunu Hükümleri ile HMK hükümlerine açıkça aykırılık teşkil ettiğini, müvekkilinin davalı şirket ortağı, yöneticisi olmadığından adına haksız şekilde gerçekleştirilen tescil ve ilanlar ticaret sicilinden terkin edildikten sonra bu husus ayrıca ilan edilmesi gerektiğini, şayet şirketin ortağı olamadığı ve yönetim kurulu kararlarının geçersizliği ve iptali tescil ve ilan olunmadığı takdirde 3. kişiler yönünden müvekkili, şirket ortağı gibi görüneceğinden 3. kişilerin ve müvekkilinin farklı hukuki ihtilaflara yol açacağını, mahkemece tescil ilan ve terkin taleplerinin asıl maksadı müvekkilinin halen ticaret sicil ilanlarında ortak olarak gözükmesi olduğunu, mahkemece ticaret sicil gazetesi sorgusu yapıldığında müvekkilinin ortak olarak gözüktüğünü, bu durum müvekkilinin menfaatini açıkça ihlal ettiğini, hala sosyal güvenlik kurumunda bu durumundan yani ticaret sicil kayıtlarında yer alması ve durumun ilan edilmemesi nedeniyle şirket ortağı olarak gözüktüğünden Bağkur kaydı çıktığını ve mağdur olduğunu, şirketin borçlarından sorumlu tutulmaya devam ettiğini, ayrıca ilk derece mahkemesi söz konusu kararın neden ticaret sicile tescil, terkin ve ilan edilemeyeceğine ilişkin herhangi bir gerekçe oluşturmadığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava, şirket ortağı ve yönetim kurulu üyesi olmadığının tespiti, yönetim kurulu kararının yokluğunun tespiti, noter işleminin yokluğunun tespiti, sicilde tescil edilen kayıtların terkini, şirket ortağı ve yönetim kurulu olunmadığının tescili istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Hükmün kapsamı başlıklı HMK'nun 297/2 maddesi; "Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir." hükmünü içermektedir. Mahkemece karar gerekçesinde davacının eli ürünü olmayan imza ile bilgi ve iradesi haricinde hukuka aykırı olarak davalı şirket yönetim kurulu üyesi ve ortağı yapılması nedeniyle başlangıçtan itibaren davalı şirketin yönetim kurulu üyesi, şirket ortağı olmadığının ve dava konusu yönetim kurulu kararları ile noter onay işlemleri adı altındaki imzanın davacıya ait olmadığının tespiti gerektiği belirtildiği halde hükümde davalı şirket aleyhine açılan davanın kısmen kabulü ile davalı şirketin dava konusu, 07/01/2011 tarih ve 2011/2 sayılı yönetim kurulu kararları altındaki kendisine atfen atılan imza ile Ankara 30. Noterliği'ne ait 07/01/2011 tarih ve ... yevmiye onay no'lu hisse devrine ilişkin yönetim kurulu kararı ve aynı noterliğe ait 07/02/2011 tarih ve ... sayılı yevmiye onay no'lu yönetim kurulu kararı altındaki imzaların davacıya ait olmadığının ve davacının davalı ... A.Ş.'nin yönetim kurulu üyesi ve ortağı olmadığının ayrı ayrı tespitine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. Karar gerekçesinde davacının başlangıçtan itibaren davalı şirket ortağı ve yönetim kurulu üyesi olmadığının tespiti gerektiği belirtildiği halde hükümde yokluğa ilişkin bir tespite yer verilmediğinden davacının yönetim kurulu üyesi ve ortağı olmadığının tespiti kararı karar kesinleştiği andan itibaren sonuç doğuracaktır. Bu durum ise, hüküm ile gerekçe arasında davacının davalı şirket yönetim kurulu üyesi ve ortağı olmadığının tespitine ilişkin başlangıç tarihi yönünden çelişki oluşmasına sebebiyet verdiğinden HMK'nun 297/2. maddesine aykırılık teşkil etmektedir. Dava dilekçesinde davacının davalı şirket ortağı ve yönetim kurulu üyesi olmadığının ticaret siciline tescil ve ilanına ilişkin talep bulunmasına rağmen, anılan talep yönünden mahkemece olumlu veya olumsuz bir hüküm kurulmaması da HMK'nun 297 maddesine aykırıdır. Öte yandan, mahkemece yokluğunu tespiti talep edilen davalı şirketin 07/01/2011 ve 07/02/2011 tarihli yönetim kurulu kararlarında davacı adına atılan imzaların davacı eli ürünü olmadığı tespit edilmiş, kararda yönetim kurulu kararında yer alan diğer imzaların geçerliliğinin yargılama konusu olmadığı, karar nisaplarının var olması nedeniyle bu hususların kararların geçerliliğini hukuken etkilemeyeceği belirtilerek hükümde anılan kararlar ve onaya ilişkin noter belgelerine konu yönetim kurulu kararlarındaki imzanın davacı eli ürünü olmadığının tespiti ile yetinilmiştir. Oysa imza sahteciliği bulunan bir karardaki diğer imzaların gerçekliği belge sıhhat kazandırmayacağından sahtecilik yapılarak düzenlenen belgedeki karar yeter sayısı da gözetilemeyecek olup, dava konusu 07/01/2011 tarihli yönetim kurulu kararıyla alınan karar yönetim kurulu üyeliği sona eren dava dışı ... yerine davacının yönetim kurulu üyesi seçilmesine ilişkindir. Bu husus ise, karar gerekçesinin kendi içerisinde çelişkili olması sonucunu doğurmuştur. HMK'nun 297. maddesine aykırılık teşkil eden bu husus da Dairemizce re'sen gözetilmiştir. Tüm bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 355. maddesi gereğince kamu düzenine aykırılık gözetilerek kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiş ve taktiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a.6, 355. maddeleri gereğince kamu düzenine aykırılık gözetilerek KISMEN KABULÜNE, 2-Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 01/06/2022 tarih ve 2019/578 Esas 2022/437 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1.a-6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 4-Davacı hakkında ilk derece mahkemesince adli yardım kararı verildiğinden ve davacı tarafından yatırılan harç bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 5-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 6-İstinaf incelemesi sırasında duruşma yapılmadığından davacı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/(1)-a.6 maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 25/09/2026

Başkan - Üye - Üye - Zabıt Katibi -

Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/252, K. 2026/1236, T. 25.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-252-e-2026-1236-k-1c832b19c034