Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/2200 E. 2026/1566 K. – Tazminat
Konu: Tazminat
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/2200
- Karar No
- 2026/1566
- Karar Tarihi
- Konu
- Tazminat
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/2200
KARAR NO: 2026/1566
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 21/06/2022
NUMARASI: 2016/293 Esas 2022/513 Karar
DAVANIN KONUSU: Tazminat
Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının dava dışı .... Şti.'nin %50 oranında hissedarı olduğunu, kalan %50 hissenin ise davalılardan ...'a ait olduğunu, davacının dava dışı ....Şti.'nde hissedar olmasından evvel ....Noterliğinin 23.05.2014 tarih ve ... sayı ile onaylı, 20.05.2014 tarih ve ... no.lu kararı ile dava dışı şirketin %50 oranında hissedarı olan davalılardan ...'ın şirket ortağı olarak, diğer davalı ...'ın eşi ...'ın ise dışarıdan müdür olarak şirketi her hususta münferit imza ile temsil ve ilzam etmek üzere yetkilendirilmek suretiyle dava dışı şirketin müdürü olarak atandığını, dava dışı şirketin şirket ortağı olan müdür konumundaki davalı ...'ın ve şirket ortağı olmayan dışarıdan atanmış müdür konumundaki diğer davalı ...'ın dava dışı şirketin yönetimi sırasında TTK ve ilgili mevzuat hükümlerine aykırı şekilde yapmış oldukları iş ve işlemler, keyfi tutum ve davranışlar nedeniyle şirketin hak ve menfaatlerinin haleldar edildiğini, bu hususların haklı sebep teşkil ettiği ve davalıların görevlerinin sona erdirilmesinin dava dışı şirket yararına olacağının nazara alınarak davalıların müdürlük, idare ve temsil yetkilerinin kaldırılması, davalıların şirket müdürlüğünden azli, şirketin organsız kalmaması için şirkete yönetim kayyımı atanması ve telafisi imkansız zararların engellenebilmesi bakımında .... Şti.’'ne öncelikle ihtiyati tedbir yoluyla kayyım atanmasını talepli davanın İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/745Esas sayılı dosyasında ikame edildiğini, İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından alınan bilirkişi raporu ile de tespit edilen usulsüz işlemlerin nazara alınarak ihtiyati tedbir yoluyla şirkete denetim kayyımı atanmasına karar verildiğini, söz konusu davanın ikame edilmesinin akabinde davalı şirket müdürleri tarafından kendi isimlerinin baş harfleri ile ...AŞ’nin kurulduğunu, ...hissedar olarak ...'ın akrabalarının gösterildiğini, davalıların %50 müdür olduğu .... Şti.'nin yaptırmakta olduğu ... ... motorunun inşasından vazgeçilmiş gibi gösterilerek, yeni kurdukları ... ... şirketine ... ismi ile aktardıklarının mevcut bilgi ve belge ile tespit edildiğini, ayrıca İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/745 Esas sayılı dosyası tahtında İstanbul ...Başkanlığı'na gönderilen müzekkereye istinaden verilen yazı cevabının ve eklerinin incelenmesinde hem .... Şti.'nin hem de davalı müdürler tarafından yeni kurulan ... ... için ...Başkanlığı nezdinde bir kısım işlemlerin aynı kişi tarafından yapıldığının görüldüğünü, dava dışı şirketin müdürleri olan davalılar tarafından temsil yetkileri de kötüye kullanılarak mutlak butlan ve batıl hileli işlemler ile dava dışı şirketin bir kısım mal varlıklarının ve çalışanlarının külfetlerinin dava dışı şirkete yüklenmek suretiyle ... ... firmasına aktarıldığını, dava dışı şirketten kira ve huzur hakkı adı altında ...'a kabul edilemez çeşitli ödemeler yapıldığını, .... Şti.'ne yüksek miktarlı ödemeler yapıldığını, dava dışı şirketin imkanları kullanılarak şahsi mal varlıkları edinmesi de dahil ancak bunlarla sınırlı olmamak üzere birçok işlem yapıldığını, şirketin önemli nitelikteki mal varlığının şirketin ortaklar kurulunun onayı alınmaksızın bu şekildeki hileli işlemlerle elden çıkarılmaya çalışılmasının her halükarda usul ve yasaya aykırı olduğunu, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, dava dışı şirketin müdürleri davalılar tarafından ... ... firmasının kurulması ve .... Şti.'nin bir kısım mal varlığının (... / ... .. isimli motor) ve işlemlerinin ... ... firmasına aktarılması ve sair sebeplerle oluşan zararın ve kar kayıplarının vs tespiti ile belirlenecek olan miktarın ....Şti.'ne ödenmesi ve aktarılan mal varlıklarının (... / ... 1 isimli motor dahil) ve menfaatlerinin ....Şti.'ne iadesine karar verilmesinin talep edilmesi zaruretinin doğduğunu, müvekkili davacının %50 hissedar olduğu dava dışı şirket tarafından sair zararlara uğranılmış olmakla birlikte davalılardan kaynaklanan sebeple uğranılan zararların tam ve kesin olarak belirlenmesinin yargılama esnasında yapılacak sair incelemeler sonucunda mümkün olabileceğini, bu sebeple HMK m.107 uyarınca belirsiz alacak davası olarak talepte bulunduklarını ileri sürerek, dava dışı şirketin malvarlığından kaçırılmaya çalışılan ... (... 1) isimli motorun üçüncü kişilere devrinin ve üçüncü kişiler lehine hak ve menfaat tesis edilmesinin engellenmesi yönünde ihtiyati tedbir konulmasına, şimdilik 10.000,00TL'nin HMK m.107 gereğince tespit edilecek miktara yükseltme hakkı saklı olmak üzere davalılardan faizi ile müteselsilen tahsiline, davalıların dava dışı şirketin temsil yetkileri de kötüye kullanılarak mutlak butlan ile batıl hileli işlemler ile aktarılan malvarlıklarının (... /... isimli motor dahil) ve menfaatlerin mutlak butlan ve batıl olmaları sebebiyle iptali ile .... Şti.'ne iadesine, karar verilmesini talep ve dava etmiş, 23.01.2019 havale tarihli bedel arttırım dilekçesi ile dava değerini 492.08,89 TL arttırarak, 502.080,89 TL'nin temerrüt faizi ile tahsilini istemiştir.
Davalı ...AŞ yetkilisi, savunmasında özetle; ...AŞ firmasını tek ortak olarak 18.09.2015 tarihinde kurduğunu, açılan işbu dava konusunda ....Şti. çalışanlarının firmasına hizmet ettiğinin beyan edildiğini, .... Şti. ile tek bağının 11.12.2010 tarihi ile 10.04.2013 tarihleri arasında operasyonda ve gemici olarak teknede çalışması olduğunu, .... Şti.nden istifa etmesinin nedeninin ... ile anlaşamaması olduğunu, tazminatını da almadığını, şu an itibarıyla, faaliyetinin gereği olarak ... ... firmasının 8 çalışanı, 3 ofisi ve 1 kiralık teknesinin mevcut olduğu, firma kuracağından dolayı araştırma yaparken ... isimli motoru ... inşaat halindeyken gördüğünü, hatta isminin anlamını ...’ın sahibi ...’e sorduğunda Hizmet Gemisi (....) olduğunu öğrendiğini, firmasının adını da gemilere hizmet eden faaliyet konusundan dolayı ... ... olarak verdiğini, ... ... isimli hizmet gemisini satın almak için gerekli sözleşmelerin imzalandığını, davacının bu husumetine bir anlam veremediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalılar ... ve ... vekili, savunmasında özetle; davacı ile müvekkillerinden ...'ın .... Şti.'nin %50'şer hisseli ortakları olduğunu, diğer müvekkili ...'ın ise şirket müdürü olduğunu, taraflar arasında uyuşmazlık çıktığının doğru olduğunu, konuyla ilgili olarak davacı tarafça açılan İstanbul 10.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/745 Esas sayılı dosyasının halen derdest olduğunu, davanın konusunun şirkete kayyım atanması hususu olduğunu, her ne kadar davacı ile müvekkili, şirket ortağı olsa da, işin arka planında olup taraflar arasında uyumu bozan kişinin dava dışı ... olduğunu, anılan kişinin ...yönetim kurulu başkanı olduğunu, şirketi ele geçirmek amacını taşıdığını, bidayetinde kurucu ortağının vefatı ile hissesinin eşine geçtiğini, eşinin de hisseleri önce kardeşi ... ...’e sonra da ...’e devrettiğini, bu noktadan sonra ... isimli şahsın devreye girdiğini, ...’in ... ve Av. ...’ı da yanına alarak şirket merkezine gelerek ... için yeni ortak dediğini, ancak müvekkillerinin önceden tanıdıkları ... adlı şahsın ortaklığına rıza göstermediğini, sonrasında davaların açıldığını, müvekkillerinin şirketi zarara uğrattıkları iddialarının doğru olmadığını, .... Şti.'nin zarar eden bir firma olmadığını, bu yıl içinde 800.000,00TL kar dağıtımı yaptığını ve 400.000,00TL daha kar dağıtımı yapmak için mahkemeden izin istediğini, şirketin, kayyım denetiminde faaliyetlerini düzenli olarak sürdürdüğünü, ancak bazı kayıpların, ... ve ortak ...’in verdiği zararlar nedeniyle olduğunu, öncelikle yok yere dava açılarak kayyım talebinde bulunulduğu, bunun da şirketi ve çalışanları olumsuz etkilediğini, sonrasında ...’in ablasının firması olan .....Şti.’nden kiralanan ... isimli botun ellerinden alındığını, ...’in ortağı olduğu ... firmasına kiraya verildiğini, vinçli botun, şirketin faaliyet konusunun önemli bir aracı olduğu; bu şekilde şirketin çaresiz bırakılmaya çalışıldığını, davacının iddialarında arasında bulunan ...AŞ’ye bir kısım hizmetlerin aktarıldığı iddiasının doğru olmadığını, ... ... firmasının resmi şekilde kurulduğu ve sahibi bulunan ayrı bir firma olduğunu, ticari faaliyetlerine devam ettiğini, şirketleri ile... arasında herhangi bir ticari bağın söz konusu olmadığını, şirket ortağı ve müdürünün TTK ve ilgili mevzuat hükümlerine aykırı şekilde yapmış oldukları iş ve işlemler, keyfi tutum ve davranışlar nedeniyle şirket hak ve menfaatlerinin helaldar edildiği şeklindeki iddiaların asılsız olduğunu, müvekkili ortağın ve şirket müdürünün, şirketi kanun ve mevzuat çerçevesinde şirketin hak ve menfaatlerini ön planda tutarak faaliyet gösterdiğini, zira şirketin yarı hissesinin kendilerine ait olduğunu, şirketi zarara uğratmak için herhangi bir nedenlerinin bulunmadığını, davacı iddiaları arasında şirket ortak ve müdürünün hangi konuda ne zaman ne kadarlık bir zarara sebep olduklarının somut olarak beyan edilmediğini, afaki olarak zarar iddiasına dayalı olduğunu, şirketin mali tabloları incelendiğinde kâr edildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava; yönetici sorumluluğu ve haksız rekabete dayalı tazminat davasıdır. ... İddia, savunma, dosya içeriği deliller ve alınan bilirkişi raporuna göre; davacının dava dışı şirketin ortağı, davalı ...'ın şirket ortağı ve müdürü, davalı ... ...'in ise şirket müdürü olduğu, davacının, davalıların, akrabaları olan ...'nun ortağı ve yetkilisi olduğu, ve 18/09/2015 tarihinde sicile tescil edilerek kurulan diğer davalı...'ne, ...'nin malvarlığını aktardıklarını ve şirketi zarara uğrattıklarını iddia ettiği anlaşılmıştır.
Getirtilerek incelenen sicil kayıtlarından dava dışı...'nin 27/05/2004 tarihinde kurulduğu, hali hazırdaki ortaklarının ... ve ... olduğu, şirketin eski ortaklarından ... ...'in şirketteki yüzde elli hissesini 04/02/2015 tarihinde davacı ...'e devrederek ortaklıktan ayrıldığı, diğer ortakların şirketteki hisselerini ...'a devrettikleri, ...'ın ise şirketteki %50 hissesini 23/01/2011 tarihinde ...'a devrettiği tespit edilmiştir.
Davalı...'nin sicil kayıtları incelenmiş, 18/09/2015 tarihinde kurulduğu, ... ve ... tarafından kurulduğu, her iki ortağın aynı zamanda yönetim kurulu üyesi oldukları anlaşılmıştır. Davacı tarafça, dava dışı şirketi malvarlığının davalı ... şirketi'ne aktarıldığı iddia olunmuş ise de; Gerek İstanbul 10 Asliye Ticaret Mahkemesi dosyası kapsamından gerekse mahkememiz dosyasındaki deliller çerçevesinde, dava dışı şirketin ... isimli motor için dava dışı ...'ne sipariş verdiği, avans ödediği, ancak bu avansın ... tarafından 31/07/2015 tarihinde dava dışı...'ne iade edildiği anlaşılmıştır.
Davalı ... Şirket tarafından ise aynı motorun satın alınması için dava dışı Veta Yatçılık Şirketi ile 30/09/2015 tarihli sözleşme imzalanmıştır. Dava dışı şirketin maliki olmadığı bir motorun davalı ... Şirketi'ne aktarıldığından bahsedilemez. Nitekim motorun ismi, dava dışı şirket tarafından sipariş avasının iade alındığı 31/07/2015 tarihinden sonra 14/08/2015 tarihinde ...-1 olarak değiştirilmiştir. Davacı tarafça, dava dışı Veta şirketinin motorun dava dışı...'ne satılmasından vazgeçmesine davalıların sebep olduğunu ispat eder herhangi bir delil de sunulmadığı anlaşılmıştır.
Bahse konu motor dışında...'nin hangi malvarlığının davalı şirkete ve davalılar eliyle aktarıldığına dair ise dosya kapsamında ispata elverişli herhangi bir delil bulunmadığı gibi, ticari defter ve kayıtlar kapsamından da bu yönde bir tespit yapılamamıştır.
Davacı tarafça, dava dışı...'nin müşterilerinin, davalı ... ...Şirketi'ne aktarıldığı iddiası ileri sürülmüştür. Mahkememizce dava dışı üçüncü kişi şirketlere yazılan yazı cevaplarından, şirketlerin çoğunun halen hem ...ile hem de davalı... ile çalışmaya devam ettikleri anlaşılmıştır. Serbest piyasa koşullarında, 18/09/2015 tarihinde kurulan davalı şirketin, kuruluş amacına uygun olarak, aynı zamanda dava dışı ...müşterileri ile çalışmasının haksız rekabet teşkil edeceğinden bahsedilemez. Davacı tarafça, bu şirketlerin, davalıların ...hakkında kötüleyici ve gerçeğe aykırı eylemleri yahut ... ...Şirketi'nin ...ile aynı şirket olduğuna dair yanıltıcı beyanları sonucunda ... şirketi ile çalışmaya başladıkları ispat olunamamıştır.
Dava dışı...'nin 2016 yılında iş hacminin bir önceki yıla göre %35 oranında düştüğü ve şirketin 2016 yılı sonunda 360.576,06-TL net zarar ettiği, davalı ... Şirketi'nin ise 2016 yıında 291.540,73-TL net dönem karı elde ettiği bilirkişi raporu ile tespit edilmiş ise de; dava dışı...'nin zararı ile davalı ... Şirketinin karı arasında ilişki bulunduğu, dava dışı...'nin zararının davalıların eylemleri neticesinde gerçekleştiği ispat olunamamıştır. Davacı taraf davalıların hangi eylemleri ile dava dışı şirketi zarara uğrattıklarını, bu zarar ile iddia olunan eylemler arasında uygun illiyet bağ bulunduğunu ispatla mükellef olup, bu hususlar ispat olunamamıştır. Yukarıda izah edilen nedenlerle ispat olunamayan davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. " gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.Bu karara karşı, davacılar vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacılar vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;
02/10/2018 teslim tarihli bilirkişi raporunda zarar tespitine rağmen davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu mahkemenin "dava dışı üçüncü kişi şirketlere yazılan yazı cevaplarından, şirketlerin çoğunun halen hem ...ile hem de davalı... ile çalışmaya devam ettikleri" gerekçesinin dayanaksız olduğunu, hiçbir cevabi müzekkerede bu şekilde bir ibare yer almadığını, kabul anlamına gelmemek kaydı ile bir an için bu şekilde cevap verildiği kabul edildiğinde dahi, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda bu hususta herhangi bir tespit yapılmadığını, dava dışı üçüncü kişi şirketlerin hem müvekkillerinin hissedarı bulunduğu şirketle hem de davalı... ile çalışmakta olduğuna yönelik herhangi bir tespit bulunmadığını, incelenen defterlerde de bu hususla ilgili bir inceleme yapılmadığını, ...'nin dava dışı müşteri üçüncü şirketlere hiçbir hizmet vermediği tespitine rağmen dava dışı üçüncü kişi şirketlerin ...ile çalışmaya devam ettiği gerekçesi ile hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı delil listesinde sunulu olan davalı şirketin 21 farklı müşterisine "Daha önce ... ile çalışıp çalışmadığı, halen ... ile çalışıp çalışmadığı, eğer ... ile çalışıyorsanız hangi tarihten itibaren ve ne sebeple ... ile çalışmaya başladığı" konulu müzekkere gönderildiğini, ilgili firmalar tarafından bu hususta müzekkere cevapları sunulduğunu, tamamı tarafından dava dışı ... ile önceden çalıştıkları ve 2015-2016-2017 olarak beyan ettikleri çeşitli tarihlerde ...AŞ ile çalışmaya başladıklarının beyan edildiğin, bu haliyle dava dışı şirket müşterilerinin, davalı şirkete kaydırıldığının somut olarak ortaya konulduğunu, buna rağmen ret kararının hatalı olduğunu, dava dışı üçüncü kişi şirketlerden ... ve ... Limited Şirketi tarafından mahkeme dosyasına sunulu müzekkere cevabının; uyuşmazlık konusunu ve davanın kabulü gerekliliğini özetler mahiyette olmasına rağmen, bilirkişi heyeti tarafından müşteriler tarafından sunulu yazılı beyanlar hiç nazara alınmaksızın tanzim edilen raporun hükme esas alınamayacağını, davalı ...AŞ müşterilerinden ... ve ... Limited Şirketi tarafından sunulan yazılı müzekkere cevabında, dava dışı şirket (...) ile beraber davalı şirketin de davalı ... tarafından idare edildiğinin açıkça ortaya konulduğunu, bilirkişilere verilen görev gereği tüm kayıtların ve belgelerin incelenmesi gerekirken, ilgili müzekkere cevapları incelenmeksizin rapor tanzim edildiğini, müşteri kaydırılması nedeniyle tazminat hesabı hususunda yapılan 02/10/2018 teslim tarihli bilirkişi raporuna rağmen hükme esas alınan bilirkişi raporunda kayan müşterilerden ötürü davalı şirketin ne kadar kâr ettiğinin tespit edildiği ve yine dava dışı ... Şirketinin de ne kadar kârdan mahrum kaldığına yönelik inceleme yapılmadığı ortadayken bu hususta inceleme yapılmamış olması sebebiyle eksik inceleme ile hüküm kurulduğunun kabulü gerektiğini, raporun kendi içinde çeliştiğini,
davalı şirket yetkilisi ..., davalı ...'ın akrabası olması dışında çok uzun yıllar dava dışı...'nde çalıştığını, her ne kadar uzun yıllar gemici olarak (işçi/çalışan) çalışmış olmasından ötürü ilgili firmayı kurduğunu beyan etmiş ise de, bilirkişi raporu ile tespit edildiği üzere; 18.09.2015 yılında kurulan şirketin 2015 yılı net satışları 79.496,32TL iken, 2016 yılı net satışlarının 1.935.547,00TL’ye yükseldiğini, bu satışların/hizmetlerin dava dışı ...müşterilerine verildiğini, 2015 yılında 29.562 59 TL zarar açıklayan şirketin 2016 yıl sonunda 291.540,73 TL dönem net kârı elde ettiği birlikte düşünüldüğünde hayatın olağan akışına aykırı bu gelir artışının davalıların haksız rekabet eylemlerinin bir sonucu olarak ortaya çıktığının sabit olduğunu, davalıların şirket kurucusu ile akraba olmasının haksız rekabetin tespiti açısından yeterli olmadığına yönelik değerlendirmesinin kabulünün mümkün olmadığını, münhasıran akrabalık ilişkisi olsa idi elbette bu şekilde bir değerlendirme yapılabileceğini, ancak davalı şirketin tüm müşterilerine önceden dava dışı şirket tarafından hizmet verildiğini, davalı şirket iş ve işlemlerinin dava dışı...'nin sigortalı çalışanları tarafından yerine getirildiğini, şirketin müdürler tarafından kayyum atanmasını gerektirir şekilde yönetildiğinin kesinleşmiş mahkeme kararı ile sabit olduğunu, davalılar tarafından elden ödenen ve dava dışı şirket tarafından yaptırılan tekneye ne tesadüftür ki; davalı şirket tarafından kaldığı yerden yaptırılmaya devam edilmesi birlikte değerlendirildiğinde müvekkilinin haklılığının görüldüğünü, .
dosya kapsamındaki iddialar, davalıların müşterileri tarafından sunulan müzekkere cevapları ve İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/745 Esas, 2017/160 Karar sayılı kesinleşmiş "... ve ...'ın azlinin ve şirkete kayyım atanmasının isabetli olduğu ve müvekkilin davasının haklı olduğuna dair" ilamı hususları şirketin davalı tarafından zarara uğratıldığına yönelik açık bir tespit olduğunu, mahkemece bu hususun nazara alınmaksızın davanın reddine karar verilmiş olmasının değerlendirmenin eksik ve hatalı inceleme neticesinde verildiğini somut olarak gösterdiğini, dava dışı şirketin 30.11.2015 tarihi itibariyle 553.556,98-TL tutarında kasa açığının bulunması, davalıların yönetici oldukları dava dışı şirketin kasa açığını açıklamak üzere yapmış oldukları "dava dışı şirket personeline ve müdürlerine açıktan ödeme yaptık" şeklindeki savunmaları, şirket imkanlarının ve personelinin yeni kurdukları şirkete kullandırılması, şirket menfaatlerini haleldar ettikleri, bu nedenle şirketteki müdürlük, idare ve temsil yetkilerini kötüye kullandıklarının sabit olmasına rağmen davanın reddinin hatalı olduğunu, eksik inceleme ile tanzim olunan bilirkişi raporunun hükme esas alınması usul ve yasaya aykırı olduğunu, bilirkişi heyeti tarafından ...başkanlığı nezdinde dava dışı ...çalışanının hem ...hem de davalı şirket adına işlem yaptığına yönelik somut delillerin dosya kapsamında celp edilmiş olmasına rağmen bilirkişi heyeti tarafından bu işlemlere yönelik de herhangi bir değerlendirme yapılmadığını,
mahkemece nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin de hatalı olduğunu, AAÜT'nin 13.maddesi gereği maktu hükmedilmesi gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usule ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, TTK'nın 644. maddesi atfıyla aynı Kanun'un 553. maddesi kapsamında şirket yöneticisinin sorumluluğu nedeniyle ve haksız rekabet teşkil eden eylemleri sebebiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacılar vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Davacının dava dışı .... Şti.'nde %50 oranında ortak olduğu, davalı ...'ın diğer ortak olduğu, davalı ...'ın aynı zamanda ortak olmayan diğer davalı gerçek kişi ile birlikte dava dışı şirketi temsile yetkili müdür oldukları anlaşılmaktadır.
Davacı, davalı gerçek kişilerin resmî olarak ortak görünmeseler de yakınları üzerine kayıtlı olan davalı şirketi kurup dava dışı şirket .... Şti. ile aynı alanda faaliyet gösterdiklerini, dava dışı şirketin malvarlığının, davalı müdürler ... ve ... tarafından davalı şirkete aktarıldığını, bu sebeple dava dışı şirketin zarara uğradığını, davalıların ayrıca haksız rekabet teşkil eden eylemleri sebebiyle dava dışı şirketi zarara uğrattığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
TTK'nın 644/1-a maddesi yollaması ile uygulanması gereken aynı Kanun'un 553/1 maddesi uyarınca şirket yöneticileri yasadan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. TTK'nın 553-555 maddeleri gereğince, şirket alacaklıları ve pay sahiplerinin şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açmaları imkânı mevcuttur. Yöneticinin, ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların da dolaylı zarar görmesine yol açar.
Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların ve alacaklıların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur. TTK'nın 553. maddesi uyarınca şirket ortakları, şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açabilir. TTK'nın 644. maddesinin atfıyla limited şirketlerde de uygulanan aynı Kanun'un 553. maddesinde gösterilen yöneticilerin sorumluluğuna ilişkin davada zarar doğurucu işlem ya da eylemin yöneticinin kusurundan kaynaklandığını ispat yükü, davacıdadır.
Davacı, yöneticiye kusur yüklenmesinin mümkün olduğunu kanıtladığı takdirde, yöneticinin zarar doğurucu işlemlerde kendisinden beklenen özeni gösterdiğini, diğer bir anlatımla o konuda gereken özen yükümünü yerine getirmiş olduğunu ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir. Yeni TTK, yöneticilerden beklenen özen konusunda sorumluluk hukukunun evrensel ilkelerinden birisini 553 .maddenin 3. fıkrasında yasalaştırmıştır. Bu hükümde ''Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz.'' denilmiş olup hüküm bir yandan özen yükümünün sınırını çizmekte, diğer yandan ise yöneticinin, davacı tarafından getirilen kusurlu olduğuna ilişkin kanıtları çürütebilmesi için yerine getirmesi gereken ispat yükünün somut içeriğini belirlemektedir (Ersin Çamoğlu, Ortaklıklar Hukuku, 1. Cilt, İstanbul 2019, syf.432). Buna göre somut olayda, zararın varlığını ispat yükü davacı taraftadır.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında 13.10.2017 ve 02.10.2018 tarihli bilirkişi raporlarının alındığı, iki rapor arasında çelişki bulunması sebebiyle dosyanın bir başka bilirkişi heyetine tevdi edilerek 25.04.2022 tarihli bilirkişi raporunun alındığı, alınan bu rapor uyarınca davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Çözümü hukuk bilgisi dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektirdiği için bilirkişiye başvurulduğu hâllerde mahkeme, bilirkişi raporunda noksan veya müphem gördüğü hususların tamamlanması veya açıklanması için kendiliğinden veya tarafların itirazı üzerine bilirkişiden, ek rapor alabileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme yaptırabilir. Bunun yanında, bilirkişi raporları arasında çelişki oluşması durumunda bu çelişki giderilmeden karar verilemeyecektir (Yargıtay HGK'nın 01/06/2021 tarihli ve 2017/11-2480 E., 2021/657 K. sayılı kararı). Somut olayda mahkemece, alınan 02.10.2018 ve 13.10.2017 tarihli bilirkişi raporları arasında çelişki bulunması sebebiyle yeni bir bilirkişi heyetine dosya tevdi edilerek 25.04.2022 tarihli bilirkişi raporu alınması usul ve yasaya uygun olup söz konusu rapor Dairemizce de hüküm kurmaya elverişli bulunmuştur.
Davacılar vekili, dava dışı şirketin kasa açığı olduğunu beyan etmiş ise de, dosya kapsamında alınan ve dava dışı şirketin ticari defter ve kayıtlarının incelendiği üç bilirkişi raporunda da bu şekilde bir kasa açığı tespiti yapılmamıştır. Bu nedenle aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.
Davacılar vekili, davalıların dava dışı şirkete ait mal varlıklarını ve müşteri çevresini davalı şirkete kaydırdıklarını ileri sürmektedir.
Dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelere göre dava dışı şirket ... isimli motor için dava dışı .... Şti.'ne sipariş vermiş ve avans ödemesi yapmıştır. Ancak daha sonra .... Şti.'nin 31/07/2015 tarihinde dava dışı ... .... Şti.'ne bunun iade edildiği görülmektedir. Davalı şirketin ise aynı motorun satın alınması için dava dışı ... ile 30/09/2015 tarihli sözleşme imzalamıştır. Bu durumda dava dışı şirket tarafından bedeli ödenerek alınan bir motor söz konusu olmadığından bu motorun davalı şirkete aktarılması söz konusu değildir.
Motorun daha sonra adı davlı şirketçe ... olarak değiştirilmiş olup ispat yükü üzerinde olan davacının, motorun dava dışı şirkete satılmasına engel olduğuna dair herhangi bir delil dosya kapsamında bulunmamaktadır. Davacı vekili dava dışı şirketin müşterilerinin, davalı şirkete kaydırıldığını ileri sürmüş, üçüncü kişi şirketlerden gelen müzekkere cevaplarının bilirkişilerce değerlendirilmediğini, ... ve ... Limited Şirketi tarafından sunulan müzekkere cevabından dava dışı şirket ve davalı şirketin davalı ... tarafından idare edildiğini ortaya koyduğunu belirtmiştir.
Dosya kapsamında davacı delil listesinde belirtilen dava dışı şirketin müşterilerine dava dışı önce ... şirketi ile çalışıp çalışmadığı, halen davalı şirket ile çalışıp çalışmadığı, hangi tarihten itibaren ve ne sebeple davalı şirketle çalışmaya başladıkları hususlarında müzekkereler yazılmıştır. Dava dışı .... AŞ, ... ... AŞ, ... .....Şti.ve benzeri şirketlerden gelen yazı cevaplarından ilgili şirketlerin dava dışı şirketle daha önceden çalıştıkları gibi davalı şirketle de çalıştıkları, performans düşme ve yükselme kriterlerine göre seçim yaptıklarını bildirdikleri görülmektedir.
Bu yazı cevaplarından ve ... ile ... şirketlerin yazı cevaplarından davalıların dava dışı şirket müşterilerini davalı şirkete kaydırdıkları sonucuna ulaşılamayacağı, serbest piyasa ortamında davalı şirketin kuruluş amacına uygun olarak, dava dışı şirketin müşterileri ile de çalışabileceği nazara alındığında bu çalışmaların haksız rekabet teşkil edeceğinden bahsedilemez. İspat yükü üzerinde olan davacının bu konudaki iddialarını ispata yarar herhangi bir delili dosyaya sunamadığı görülmektedir.
Davalı şirketin sicil kayıtları incelendiğinde, 18/09/2015 tarihinde, dava dışı ... ve ... tarafından kurulduğu, şirket ortağı olan bu kişilerin aynı zamanda davalı şirketin yönetim kurulu üyesi oldukları görülmektedir. Davacının iddia ettiği gibi davalı ... ile dava şirket ortak ve yönetim kurulu üyesi arasında akrabalık ilişkisi bulunması davalıların haksız rekabette bulunduklarını ortaya koymaz.
Davacılar vekilince, dava dışı şirketin 2016 yılında iş hacminin bir önceki yıla göre %35 oranında düştüğü, 2016 yılı sonunda 360.576,06-TL net zarar ettiği, davalı şirketin ise 2016 yıında 291.540,73-TL net dönem kârı elde ettiği belirtilerek davacının zarara uğratıldığı ileri sürülmüş ise de; bu ikisi arasında yani dava dışı şirketin zararı ile davalı şirketin kârı arasında illiyet bağı bulunması, dava dışı şirketin zararının davalıların eylemleri neticesinde gerçekleştiğinin ispatı gerekmekte olup somut olayda dosya kapsamında bunun ispat edilemediği görülmektedir. Bu sebeplerle, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olmuştur.
Davacılar vekili, davanın maddi tazminat davası olduğunu ve AAÜT'nin 13/4 maddesine göre maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür. Somut olayda mahkemece davanın reddine karar verilirken davalılar kendisini vekille temsil ettirdiğinden nispi vekalet ücretine hükmedilmiştir. Dava haksız rekabet, kanuna ve esas sözleşme hükümlerine aykırılık nedeniyle şirket yöneticisinin sorumluluğundan kaynaklanan maddi zararın tazminine yöneliktir. İlk derece mahkemesi karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin ''Tarifelerin üçüncü kısmına göre ücret'' başlıklı 13/4 maddesine göre maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur, yani maddi tazminat tazminat talepli davaların reddi hâlinde davacı aleyhine maktu vekalet ücretine hükmedilir (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 07.11.2022 tarihli ve 2021/6661 Esas, 2022/7860 Karar sayılı kararı ) Somut olayda, mahkemece maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, nispi vekalet ücreti olan 42.154,04 TL'ye hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Davacılar vekilinin vekalet ücretine ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmüş ve bakımdan düzeltilmesi gerekmiştir. Davacının esasa dair istinaf nedenleri yerinde görülmeyip sadece vekalet ücretine yönelik istinaf başvurusu haklı bulunmuştur. Davacılar yararına maktu vekalet ücretine hükmedilmelidir. Davacılar vekilinin istinaf başvurusu sadece vekalet ücretine ilişkin olmayıp hükmün esasına da ilişkindir. Hükmün sadece vekalet ücreti bakımından düzeltilmesi gerekmekle birlikte, uygulanacak AAÜT, iş bu hüküm tarihinde yürürlükte olan tarifedir. Dairemiz karar tarihi itibariyle yürürlükte olan AAÜT uyarınca maktu vekalet ücreti 45.000,00 TL'dir. İstinaf edenin aleyhine hüküm verilemeyeceğinden, davacılar yarına hükmedilen avukatlık ücreti, 42.154,04 TL ile sınırlandırılmıştır.
Açıklanan bu nedenlerle, HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun sadece vekalet ücreti bakımından kabulü ile hükmün bu yönden düzeltilmesine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM :Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının vekalet ücreti yönünden düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda;
1-Davanın reddine,
2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince alınması gerekli 732,00 TL maktu karar ve ilam harcının, peşin alınan 8.574,29 TL harçtan mahsubu ile artan 7.842,29 TL harcın, karar kesinleştiğinde ve talep hâlinde davacılara iadesine,
3-İş bu karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince ve istinaf eden aleyhine karar verme yasağı gözetilerek belirlenen 42.154,04 TL maktu vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalılara verilmesine,
4-HMK'nın 333.maddesi gereğince, taraflarca yatırılmış olan gider ve delil avans bakiyelerinin, karar kesinleştikten sonra, yatıran taraflara iadesine,
5-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
6-Davalı ... ...AŞ tarafından yapılan 50,00 TL yargılama giderinin davacılardan alınarak adı geçen davalıya verilmesine,
7-Davalı ... tarafından yapılan 50,00 TL yargılama giderinin davacılardan alınarak adı geçen davalıya verilmesine,
8-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden:
a-Davacılar tarafından yatırılmış olan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davacılar tarafından yatırılmış olan istinaf peşin karar harcının ise karar kesinleştikten sonra ve talep hâlinde davacılara iadesine,
b-Davacılar tarafından yapılan toplam 420,00 TL kanun yolu giderinin takdiren 140,00 TL'lik bölümünün davalılardan alınıp davacılara verilmesine, bakiye kısmın davacılar üzerinde bırakılmasına,
9-Kararın kesinleşmesinden sonra dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemseine gönderilmesine dair;
HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 23.09.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.