Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/284 E. 2026/1214 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/284
Karar No
2026/1214
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2024/284 Esas 2026/1214 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2024/284 KARAR NO : 2026/1214

TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR

İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 06/12/2023 NUMARASI : 2022/14 Esas 2023/1278 Karar DAVA : Teminat Mektubunun Hükümsüzlüğünün Tespiti DAVA TARİHİ : 04/01/2022 KARAR TARİHİ : 25/09/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 28/09/2026

Taraflar arasındaki teminat mektubunun hükümsüzlüğünün tespiti istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı taraf vekillerince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı adına kayıtlı taşınmazlar üzerine ipotek konulmasına sebep olan teminat mektubunun; Riskin gerçekleştiği tarih, Davalı Şirket ile diğer davalı İdare arasındaki işin feshedilme tarihi, Davalı İdare tarafından davalı Bankaya teminatın tazmini için yazılan yazının tarihi, Davalı İdare ile davalı Şirket arasındaki uyuşmazlığın kesin olarak karara bağlandığı tarih ayrı ayrı esas alındığında, dava tarihi itibariyle de 10 yıldan uzun bir süre geçtiği ve teminat mektubunun zamanaşımına uğradığının açık ve net olduğunu, alacağın herhangi bir sebeple sona ermiş olması halinde ipotek hakkının kendiliğinden ortadan kalktığını, ipoteğin kaldırılması davası açılabilmesi için güvence altına alınan alacağın geçersiz olması, güvence altına alınan alacağın sona ermesi, ipotek sözleşmesinin geçersiz olması, malikin taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin bulunmaması veya tasarruf yetkisinin kısıtlanması gibi hallerde ipoteğin kaldırılması davası açılabileceğinin kabul edildiğini, somut olayda ipotek tesis edilmesine sebebiyet veren teminat mektubunun zamanaşımına uğramış olması nedeniyle ipoteğin de kaldırılması gerektiğinin sabit olduğunu, davacının mağduriyetine daha fazla sebebiyet verilmemesi için davalılardan ... Ltd. Şti. adına diğer davalı ... Genel Müdürlüğü'ne ... . ... Şubesi tarafından verilen Kesin Teminat Mektubunun zamanaşımına uğramış olması nedeniyle hükümsüzlüğünün tespiti ile teminat mektubuna istinaden davacı ...'in maliki olduğu taşınmazlar üzerine konulan ipoteklerin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı ... . vekili cevap dilekçesinde özetle; Teminat Mektubunun muhatabı olan davalı idare tarafından 24/12/2021 tarihinde teminat mektubunun nakte çevrilerek kurumun zararının ödenmesinin tekrar talep edildiğini, davalı banka tarafından bu talebin reddedildiğini, ancak davalı banka ile idare arasında ki bu hukuki ihtilafın henüz çözülmediğini, ancak teminat mektubunun hükümsüz kaldığına dair kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadığından davalı banka açısından riskin devam ettiğini, Davalı bankaya verilen ipoteklerin fekkinin yapılabilmesi için davalı açısından - riskin devam etmemesi gerektiğini, bunun da ancak mektubun taraflarına teslimi veya mahkeme tarafından hükümsüzlüğüne karar verilip kesinleşmesi ile mümkün olabileceğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı ... ....'nin söz konusu taahhütlerinin aksine 03/10/2005 tarihli B.07.MGM.4.06.02.19/1581 sayılı yazı ile kesin teminat mektubunun tazmin edilmesi taleplerini firmanın söz konusu teminat mektubunun tazmini ile ilgili Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne başvurmuş olduğu, mahkemenin konu ile ilgili 2005/364 esas nolu kararı ile Anayasa Mahkemesine gönderme kararı verdiği, buna ilişkin belgeleri bankaya sunduğu mahkeme sonuçlanıncaya kadar herhangi bir hak kaybına sebebiyet vermemek için bahsi geçen teminat mektubunun anayasa mahkemesinin yürütmeyi durdurma kararının neticesi alıncaya kadar idarede teminat mektubunun bekletilmesi gerektiği gerekçeleri ile hem teminat mektubunun yükümlülüklerine aykırı olarak hem de iyi niyet ve dürüstlük kurallarına aykırı olarak yerine getirmediğini, davacının iddiasının aksine teminat mektubunun zamanaşımına uğramadığını, hükümsüz sayılmasının da hukuken mümkün olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; dava konusu teminat mektubuna ilişkin olarak Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/474 esas sayılı dosyası ile görülen davada, davalı ...'ın teminat mektubunu ödemeyi teminat mektubunun zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile reddettiği, aynı zamanda bu davanın cevap dilekçesinde de, davacı idarenin tazmin talebinin zamanaşımına uğradığını bildirdiği, söz konusu teminat mektubunun incelenmesinde, teminat mektubunun süresiz olduğunun belirlenmediği, dolayısıyla genel hükümlerden hareketle bu teminat mektubunun 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, garantör olan bankanın bu teminat mektubuna dayanarak kendilerinin de kabul ettiği üzere zamanaşamına uğramış olması nedeniyle talepte bulunamayacağı, dolayısıyla davacı tarafın teminat mektubunun hükümsüz kaldığı talebiyle açtığı dava haklı bir dava olduğundan mahkemece bu davanın kabulüne, teminat mektubunun hükümsüzlüğünün tespitine, davacının ipoteklerin kaldırılmasına yönelik talebinin ise, teminat mektubunun hükümsüzlüğüne yönelik kararın kesinleşmesinden sonra değerlendirilmesi gerektiğinden ayrı bir esasa kaydedilmesine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının tefrike ilişkin kısmının usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece kanuna ve hukuka uygun olarak dava konusu teminat mektubunun zaman aşımına uğradığından hükümsüz olmasını tespit etmiş olmasın rağmen, teminat mektubuna teminat teşkil eden ipoteğin de hükümsüz kalması nedeniyle kaldırılması gerekirken ipoteğin kaldırılmasına yönelik talebin ayrı bir esasa kaydedilmesi suretiyle yargılamaya devam edilmesinin davacının zaten yıllardır süren mağduriyetini arttıracağını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda ipoteklerin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. Davalı ... ... Şirketi vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2022/474 Esas sayılı dosyası beklenilmeden karar verilmesinin hatalı olduğunu, ayrıca mahkemece gerekçeli kararında teminat mektubunun zaman aşımına uğradığının taraflarının kabulünde olduğuna dayanarak davanın kabulüne karar verilmiş ise de, istinafa konu dosyada zaman aşımı dolduğu yönünde herhangi bir savunmalarının bulunmadığını, zaman aşımının dolduğunun davalı idareye karşı yapılmış bir savunma olup, bu savunmanın yerinde olup olmadığının da Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi kararı ile belirleneceğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davanın yetki yönünden reddi gerektiğini, davalı idarenin harçtan muaf olmasına rağmen aleyhine harç hükmedildiğini, davalı yüklenicinin sözleşme yükümlülüklerine aykırı davrandığını, diğer davalı bankanın teminat mektubunu nakde çevirmeyerek iyi niyet ve dürüstlük kurallarına aykırı hareket ettiğini, davalı idarece diğer davalı banka aleyhine Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2022/474 Esas sayılı sırasına kayıtlı açılan tazminat davasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; davacı banka tarafından düzenlenen ve davalı kuruma verilen teminat mektubunun hükümsüzlüğünün tespiti ile davacı adına kayıtlı taşınmazlar üzerinde yer alan ipoteklerin fekki talebine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Davacı yan, davalı ... Ltd. Şti ile diğer davalı ... arasında akdedilen sözleşmeye istinaden, davalı şirketin diğer davalı ...'tan Karayollarına vermek üzere aldığı kesin teminat mektubunun zaman aşımına uğraması nedeniyle hükümsüz kaldığından bahisle, kendisine ait ... parselde kain, (2) ve (7) numaralı bağımsız bölümlerine davalı ... Ltd. Şti'nin borçlarının teminatı olarak konulan ipoteklerin fekki talebi ile eldeki davayı 04/01/2022 tarihinde açmıştır. Davalı idare ... ile davalılardan ... Ltd. Şti. arasında 17/10/2003 tarihinde akdedilen sözleşme ile davalı yüklenici şirketin Toprak İşleri, Sanat Yapıları vs. işlerin yapımını üstlendiği, sözleşmenin 11.maddesi gereğince yüklenicinin 279.137.928.000 TL (eski TL) miktarlı ... ... Şubesinin 07/10/2003 tarih ve ... numaralı kesin teminat mektubunu idareye verdiği, idare tarafından yüklenicinin sözleşmeye uygun hareket etmediği gerekçesiyle sözleşmenin 02/09/2005 tarihli olurla feshedildiği ve fesih işlemi üzerine davacı idarece tarafından teminat mektubunun gelir kaydedilmesine rağmen davalı bankaca nakde çevrilmediği dosya kapsamı ile sabittir. İstinaf incelememize konu dava açıldıktan sonra 01/04/2022 tarihinde dosyamız davalısı ... tarafından hem davalı ... hem de davalı yüklenici şirket aleyhine açılan davada, dava konusu edinen kesin teminat mektubunun davalı bankaca iyi niyet ve dürüstlük kurallarına aykırı nakde çevrilmemesi nedeniyle idarenin zarara uğradığından bahisle tazminat talep edilmiş ve dava Ankara 14 Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2022/474 Esas sayılı sırasına kaydedilmiştir. Ankara 14 Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 21/03/2024 tarih, 2022/474 E, 2024/132 K sayılı kararı ile bahsi geçen dosya davacısı ...'nün davasının zaman aşımı nedeniyle reddine karar verildiği görülmüştür. Ankara 14 Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 21/03/2024 tarih, 2022/474 E, 2024/132 K sayılı kararının istinafı üzerine, Ankara BAM 27 Hukuk Dairesi'nin 20/02/2025 tarih, 2024/972 E , 2025/220 K sayılı ilamı ile ; ''Davalı yüklenici şirket yönünden ise; yüklenici tarafından açılan Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/364 esas sayılı dosyasında sözleşmenin haksız feshi nedeniyle uğranılan zararların tazmini ve kar kaybı istemiyle açılan davada mahkemece davalının sözleşmeyi haklı feshettiğinden davacının davalıdan talepte bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, davacı tarafça kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nce hükmün onandığı, davacı tarafça tashihi karar isteminde bulunulması üzerine Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2009/497 E-4460 K sayılı 20.07.2009 tarihli ilamında sözleşmenin feshinde tarafların ortak kusurlarının bulunduğu belirlenmekle bu husus kesinleşmiş olup, yine yerleşik Yargıtay içtihatları gereğince tarafların fesihte ortak kusurlu olması halinde kesin teminatın idarece irat kaydedilemeyeceği anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. Davalı bankanın istinaf talebinin incelenmesine gelince; dava zamanaşımından reddedildiğinden ve zamanaşımına yönelik yapılan inceleme esasa yönelik olup doğrudan dava şartı yokluğu nedeni ile usulden verilmiş bir ret kararı olmaması nedeni ile davalı banka lehine nispi yerine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi hatalı olmuştur.'' şeklinde karar verilmiştir. İlgili kararda bahsi geçen Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 20/07/2009 tarih, 2009/497 E , 2009/4460 K sayılı tarihli ilamı UYAP sisteminden temin edilerek incelendiğinde; yüklenici ... Ltd. Şti'nin iş bedelinden ödenmeyen alacağının mevcut olduğu ve fesihten önce talebine rağmen ödeme yapılmamış olduğundan , iş sahibi ...'nın da kusurlu olup, sözleşmenin tarafların ortak kusuru ile feshedildiği bildirilmiştir. Dosya arasında yer alan 22/08/2006 tarih, 17873 ve 17876 sayılı resmi senetler incelendiğinde; davacı ...'in maliki olduğu ... Parselde kayıtlı (7) numaralı bağımsız bölüm üzerine, ... Ltd. Şti'nin borçlarının teminatı olarak ... ...'den aldığı ve alacağı 195.000,00 YTL borca karşılık için ... ... lehine (1) derecede, yine ... Parselde kayıtlı (2) numaralı bağımsız bölüm üzerine ... Ltd. Şti'nin borçlarının teminatı olarak ... ...'den aldığı ve alacağı 82.500,00 YTL borca karşılık için ... ... lehine (1) derecede ipotekler tesis edildiği görülmüştür. Davacı yan eldeki davada , kesin teminat mektubunun (eldeki dava açıldıktan sonra Ankara 14 Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2022/474 E sayılı dosyasına konu edilen ) zaman aşımına uğrayıp hükümsüz kalması sonucu , taşınmazlarına konan ipoteklerin de hükümsüz kalacağından bahisle bahsi geçen ipoteklerin fekki için eldeki davayı açmış olup, davacının dava sonucu ulaşmak istediği sonuç taşınmazları kaydında bulunan ipoteğin fekkidir. İpotek TMK’nın 881 ilâ 897. maddeleri arasında düzenlenmiş ancak kanun koyucu tarafından bu hükümlerde ipotekle ilgili bir tanıma yer verilmemiştir. Doktrinde ipotek kavramı, kişisel bir alacağı güvence altına alma amacını güden, kıymetli evraka bağlı olmayan ve bir taşınmazın değerinden alacaklının alacağını elde etmesi olanağını sağlayan sınırlı ayni hak olarak tanımlanmaktadır (Jale G. Akipek/Turgut Akıntürk: Eşya Hukuku, 2009, s. 786; Kemal Gürsoy/Fikret Eren/Erol Cansel: Türk Eşya Hukuku, 1984, s. 1032). Bu taşınmaz yükü sözleşmeyle kurulabileceği gibi istisnasi olarak bizatihi kanundan da kaynaklanabilir. Sözleşmeye dayanan ipotek, taşınmaz malikinin iradesine bağlı olarak kurulan ipotektir. Bu sözleşmenin geçerliliği resmî şekilde yapılmış olmasına bağlıdır ve söz konusu aynî hak tapu kütüğüne tescille kurulmuş olur (TMK, m. 856). Aynî haklar herkese karşı ileri sürülebilen mutlak hak niteliği taşıdığından, taşınmaz üzerinde tescille kurulmuş bir ipoteğin mevcut olup olmadığının bilinmesi sonraki hukuki işlemler yönünden önem arz eder. Tescile dayalı hak sahibinin kim olduğu ve varsa taşınmaz üzerindeki aynî haklar tapu sicilinin aleniliği ilkesiyle (TMK, m. 1020) sağlanır. TMK’nın 1020. maddesi hükmü ilgilisine tapu kütüğündeki ilgili sayfanın ve belgelerin tapu memuru önünde kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini isteme hakkı verirken bir yandan da mülkiyeti devralacak kişiye sınırlı aynî hakların yarattığı karine uyarınca bunlara katlanma yükümlülüğü getirir, zira alenî kaydın bilinmediği savunması bu hüküm gereği dinlenmeyecektir. Nitekim 10.11.2009 tarihli, 27402 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tapu Sicil Müdürlüklerince Düzenlenen Resmî Senetlere İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 10. maddesinde yer alan “Tapu kaydında taşınmazı sınırlayan hak ve yükümlülükler varsa, bunlar hakkında taraflara bilgi verilir ve mevcut sınırlama ve yükümlülüklerin varlığı kabul edilerek işlem yapılmasının istenip istenmediği sorulur. Mevcut snırlama ve yükümlülüklerin varlığı kabul edilerek işlemin sonuçlandırılması talep ediliyorsa, taşınmazı sınırlayan hak ve yükümlülükler resmî senede doğru ve tam olarak yazılarak bunların kabul edildiğine dair beyan alınır” şeklindeki düzenlemeyle, tapu memuru huzurundaki resmî işlemlerde tarafa bu işlemle altına gireceği yukarıda anılan kanuni yükümlülüğü gözden geçirme imkânı verilmesi amaçlanmıştır. İpotek sözleşmelerinde şekle ilişkin şart yanında gerek alacak gerekse taşınmaz maliki yönünden bazı koşulların mevcut olması gerekir. Öncelikle ipotekle güvence altına alınmak istenen alacak mevcut veya doğacak bir alacak niteliğini taşımalıdır. TMK’nın 881. maddesi bu hususu “Hâlen mevcut veya henüz doğmamış olmakla beraber doğması kesin veya olası bulunan herhangi bir alacak ipotekle güvence altın alınabilir” şeklindeki düzenlemiştir. Bu noktada ipotek sözleşmesinin kurulabilmesi için alacak miktarının mutlaka belirli ve değişmez nitelikte olmasının gerekli olmadığı gözden kaçırılmamalıdır (m. 882/1). İpoteğe konu taşınmaz ile ilgili koşullara gelince; kural olarak bu taşınmaz ipoteğe sebep olan borcun borçlusuna aittir. Ancak bu zorunlu değildir; borçlunun borcu için bir başkası da taşınmazını ipotek gösterebilir. Bu durum 881. maddenin ikinci fıkrasında “İpoteğe konu olacak taşınmazın, borçlunun mülkiyetinde bulunması gerekmez” şeklindeki düzenlemeyle açıkça ortaya konulmuştur. İpoteğe konu taşınmazın, ipotekle güvence altına alınan borçtan kişisel olarak sorumlu olmayan üçüncü bir kişiye ait olması doktrin ve uygulamada “üçüncü kişi ipoteği” adı verilen durumu meydana getirir. Yukarıda ayrıntısı ile izah edildiği üzere somut olayda tesis edilen ipoteğin üçüncü kişi olan ... Ltd. Şti'nin ... ...'den aldığı ve alacağı 195.000,00 YTL / 82.500,00 YTL borca karşılık verilen üçüncü kişi ipoteği olduğu tartışmasız olup, davacıya ait taşınmaz ... Ltd. Şti'nin toplam 277.500,00 YTL borcunun teminatı olarak verildiği anlaşılmıştır. Dosya arasında bir örneği yer alan davaya konu 07/10/2023 tarih, ... numaralı kesin teminat mektubunun değerinin 279.137.928.000/ ikiyüzyetmiş dokuz milyar yüz otuz yedi milyon dokuzyüz yirmi sekiz TL olup, söz konusu teminat mektubunun 31/08/2007 tarihine kadar geçerli olduğu yani süreli teminat mektubu olduğu görülmüştür.

Davacı yan bahsi geçen süreli teminat mektubunun hükümsüz kaldığından bahisle taşınmazlarına konulan ipoteklerin fekkinin talep etmiş ise de, yukarıda ayrıntısı ile yazılı olduğu üzere bahsi geçen ipoteklerin sadece kesin teminat mektubunun ipoteği olduğuna yönelik resmi senetlerde bir belirleme olmadığı izahtan varestedir. Dolayısıyla somut olaydaki ihtilafın davacının talebi doğrultusunda ipoteğin fekki koşullarının oluşup oluşmadığının tespiti noktasında toplanmaktadır. İpoteğin fekki talebi eda davası niteliğinde olup, davacı yanca sadece ipoteğin fek edilmesi talebinin dayanağı olan davalı yüklenici şirket tarafından diğer davalı bankadan alınan ve diğer davalı idareye verilen kesin teminat mektubunun hükümsüz olduğunun tespitinin talep edilmesinde davacının hukuki yararı bulunmamaktadır. Davacının tespit davası ile istediği hukuki korunma (himaye), diğer dava çeşitlerinden biri ile sağlanabiliyorsa, o zaman davacının (o konuda) tespit davası açmakta hukuki yararı yoktur. Mesela, boşanma davası açma hakkı olan bir eşin, ilk önce yalnız boşanma hakkının tespiti için bir tespit davası açmakta hukuki yararı yoktur . Bunun gibi, eda davası açması mümkün olan davacının, aynı konuda tespit davası açmakta ( kural olarak ) hukuki yararı yoktur. (kar.m.107 )." ( Medeni Usul Hukuku, Prof . Dr . Baki Kuru, Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Ejder Yılmaz, 25. baskı, Ankara 2014, sayfa; 260 – 261 )

Başka bir anlatımla ipotek borçlusu dosyamız davacısı tarafından ipoteğin fekki talepli davadan ayrı olarak (davalı banka, davalı yüklenici, davalı idare arasındaki ilişkiyi ilgilendirir) kendisinin taraf olmadığı teminat mektubunun hükümsüzlüğünün tespitini istemekte nasıl hukuki yararı yok ise, mahkemece ipoteğin fekki talebiyle açılan eda davasının ön meselesi olan tespit hükmünün tefrikine karar vermesi de usul ve yasaya aykırıdır. Yine ilk derece mahkemesince tefrik edilen ipoteğin fekki talebine ilişkin yargılamanın Ankara 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2025/690 Esas sayılı dosyası kapsamında halen derdest olup, duruşmasının 21/10/2026 tarihine bırakıldığı UYAP sisteminden görülmüştür. Hal böyle olunca, tefrik kararı veren (Ankara Batı 1. Asliye Ticaret Mahkemesi) mahkemece öncelikle davanın eda davası olduğu, davacı yanca eldeki dava ile elde etmek istediği hukuki korunmaya (himaye), ancak eda hükmü içerir bir karar ile ulaşabileceği, bu bağlamda eda davasının ön meselesinin mahkemece tefrik edilerek ayrı esasa kaydedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu dikkate alınarak, somut olayda, dava konusu ipoteklerin münhasıran kesin teminat mektubunun teminatı olmadığı da dikkate alınarak, davalı yüklenici şirketin diğer davalı bankaya ipotek konusu borcunun sona erip ermediği yönünde bilirkişi incelemesi yaptırılıp, sonucu dairesinde ipoteğin fekki koşulları oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi gerekirken tefrik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. Ayrıca istinaf aşamasında davacı vekili Av. ... ilk derece mahkemesine sunduğu 05/11/2025 tarihli dilekçe ile; "... ile davalı ... .... Arasında 27/10/2025 tarihli davadan feragat edileceğine dair sulh protokolü imzalanmıştır. Bu kapsamda, müvekkilimiz adına ... ....’ye karşı ileri sürülen tüm taleplerimizden ve istinaf başvurumuzdan yargılama gideri ve vekalet ücreti dahil olmak üzere feragat ediyoruz. Diğer davalılar ... ... Ltd. Şti. ile ...’ne yönelik olarak açılmış bulunan davamız ve istinaf talebimiz her yönüyle devam etmektedir." şeklinde istinaf başvurusundan davalı ... ... yönünden feragat ettiğini bildirmiştir. Davacı vekilinin dosya içerisinde yer alan Ankara 32. Noterliğinin 18/11/2022 tarih ve ... yevmiye numaralı vekaletnamesinde davadan ve kanun yollarından feragat yetkisinin bulunduğu görülmüştür. Başvuru hakkından feragati düzenleyen HMK'nun 349/2. maddesinde; "Başvuru yapıldıktan sonra feragat edilirse, dosya bölge adliye mahkemesine gönderilmez ve kararı veren mahkemece başvurunun reddine karar verilir. Dosya, bölge adliye mahkemesine gönderilmiş ve henüz karara bağlanmamış ise başvuru feragat nedeniyle reddolunur." hükmüne yer verilmiştir. Bu durumda, dava dosyası istinaf incelemesi yapılmak üzere Bölge Adliye Mahkemesine gönderildikten sonra davacı vekilinin davalı ... ... yönünden istinaf başvurusundan feragat edilmiş olmakla davacı vekilinin davalı ... ... yönünden istinaf isteminin feragat sebebiyle reddine karar vermek gerekmiştir. Tüm bu nedenlerle, davacı vekilinin davalı ... ... yönünden istinaf başvurusunun feragat nedeniyle reddine, davacı vekilinin diğer davalılara yönelik istinafı ve davalılarının istinafının HMK'nun 355. ve 353/(1)-a.4 maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık gözetilerek kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, tefrik kararı sonrası Ankara 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2025/690 Esas sayılı sırasına alınan dosyanın söz konusu (Ankara 1.Asliye Ticaret Mahkemesinde yer alan) ana dosya ile birleştirilmesi sağlanarak, davacının davalı ... ... yönünden davasından feragat ettiği göz önünde bulundurularak yargılamaya devam edilerek, ipoteğin fekki talebinin de ancak ipotek lehtarından talep edilebileceği de dikkate alınarak karar tesis edilmek üzere dosyanın Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine, sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiş ve taktiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; A)1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun davalı ... A.Ş yönünden HMK'nun 349/2. maddesi gereğince FERAGAT NEDENİYLE REDDİNE, B)1- Davacı vekilinin diğer davalılara yönelik istinaf itirazı ve davalılarının istinaf başvurusunun kamu düzeni gözetilerek 6100 Sayılı HMK'nun 355. ve 353/(1)-a.4 maddesi gereğince KABULÜNE, sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 2-Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 06/12/2023 tarih ve 2022/14 Esas 2023/1278 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 4- Davacı tarafından yatırılan 427,60 TL istinaf maktu karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 5- Davalı ... harçtan muaf olduğundan bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 6- Davalı ... ... tarafından yatırılan 4.766,97 TL istinaf nispi karar harcının talep halinde davalı ... ...'ye iadesine, 7- Taraf vekillerince yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 8-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nun 353/(1)-a.4 maddesi uyarıca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.25/09/2026

Başkan - Üye - Üye - Zabıt Katibi -

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/284, K. 2026/1214, T. 25.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-284-e-2026-1214-k-391e44094d96