Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/434 E. 2026/1221 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/434
Karar No
2026/1221
Karar Tarihi

T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2024/434 Esas 2026/1221 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2024/434 KARAR NO : 2026/1221

TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR

İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 07/12/2023

DAVA : İtirazın İptali (Şirket Tasfiye Protokolünden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 04/09/2018 KARAR TARİHİ : 25/09/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 08/10/2026

Taraflar arasındaki itirazın iptali istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın usulden reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında ortaklığın tasfiyesi sonucunda hazırlanan protokole göre müvekkiline toplam 50.000,00 Usd ödeneceğini, müvekkilinin alacağının tahsili için başlatılan icra takibine davalının itiraz ettiğini belirterek itirazın iptaline, % 20 oranında icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; tasfiye kararı verilen şirketin Kırgızistan'da kurulu olduğunu, tarafların da aynı ülkede bulunduğunu, ihtilafta Kırgızistan Mahkemelerinin yetkisi bulunduğunu bildirerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; davaya esas olan mutabakat metni ile Kırgızistan'da kurulu olan şirketin tasfiyesi nedeniyle gayri resmi ortağın alacak talebi söz konusu olduğundan uyuşmazlıkta yabancılık unsurunun bulunduğunun söylenebileceği, MÖHUK'un 40. maddesinde Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini iç hukukun yetki kuralları tayin eder hükmü kapsamında yer itibari ile yetkili bir Türk mahkemesinin bulunmasının milletlerarası yetkinin varlığı için gerekli ve yeterli olduğu yolundaki kuralın zorunlu sonucu olarak iç hukuk kurallarınca yer itibari ile yetkili bir mahkemenin bulunmaması halinde Türk mahkemelerinin o davada milletlerarası yetkisinin olmadığının kabul edilmesi gerektiği, HMK'nun 14/2. maddesinde ön görülen kesin yetki kuralının merkezi Türkiye'de bulunan ve Türk yasalarına göre kurularak faaliyet gösteren tüzel kişilere ilişkin olup, söz konusu kesin yetki kuralının yabancı uyruklu tüzel kişilerle ilgili davalarda işletilemeyeceği, davacının ve davalının her ikisinin de Türk vatandaşı olup, davalının yerleşim yerinin Antalya olduğu, davalıya dava dilekçesinin doğrudan TK'nun 21/2 maddesine göre tebliğ edilmiş olması nedeniyle usulüne uygun tebligat yapılmadığının anlaşıldığı, davalı vekili tarafından sunulan beyan dilekçesinin cevap dilekçesi olarak kabulü halinde yetki itirazlarını MÖHUK 24/4. ve HMK 14. maddelerine dayandırdıkları, HMK'nun 6/1. maddesi kapsamında usulüne uygun yetkili (Antalya) yer gösterilmediğinden yetki itirazının usulüne uygun yapılmaması nedeniyle mahkemenin yetkisinin kesinleştiği, aşamalarda Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından HMK'nun 114/1-a maddesine göre değil, HMK'nun 114/1-c maddesine dayalı olarak göreve ilişkin dava şartı yokluğundan davanın reddine dair verilen kararın istinaf edilmesi nedeniyle Ankara 21. Hukuk Dairesi ilamında uyuşmazlığın limited şirketin tasfiyesi nedeniyle ortağın alacağından kaynaklanan mutlak ticari davada Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesi ile başvurunun esastan reddine dair kesin olarak verilmiş olan kararın bağlayıcı olduğu, bu kapsamda mahkemenin görev ve yetkisinin kesinleştiği, keza Türk vatandaşı olan taraflar arasındaki uyuşmazlıkta MÖHUK 24/4 maddesi kapsamında protokoldeki edim borçlusunun davalı olması nedeniyle Türk Hukukunun uygulanması gerektiğinin kabul edildiği, davaya esas olan mutabakat metninde şirketin gayri resmi ortağı davacıya 50.000 Usd ödeme yapılmasının ön koşulu şirketin fesih ve tasfiyesi olup protokolün giriş cümlesinde ifade edildiği üzere şirketin fesih kararı alarak alacak ve borçlarının tasfiyesi kapsamında şirketin gayri resmi ortağı olan davacıya nakden 50.000 Usd'nin ödenmesi kalan mal varlığının ise diğer iki resmi ortak tarafından paylaşılması kararlaştırılmış olmakla, ... Ltd.Şti'nin istinabe ile temin edilen resmi kayıtlarının tetkikinde şirketin feshi ve tasfiyesinin söz konusu olmadığı, sermayesinin tamamı dava dışı ...'ya ait olan şirketin halen faal olduğunun anlaşıldığı, şirketin fesih ve tasfiye sürecine girdiğine dair davacı tarafça bir iddia ve ispat vasıtası da sunulmadığı, şirketin feshi gerçekleşmeden davacı gayri resmi ortağa tasfiye payı ödenmesinin istenemeyeceği, muaccel olmayan tasfiye payı alacağının tahsili yönünden başlatılan ilamsız takip nedeniyle itirazın iptali talebinin bu yönü ile usulden reddi gerektiği gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mutabakat metninde belirtilen 50.000 Usd'nin şarta bağlı bir alacak olmadığını, vadesi belirli kayıtsız şartsız bir ödeme taahhüdü olduğunu, hukuki niteliği itibariyle tasfiye payı olarak değerlendirilse dahi, tasfiyeyi gerçekleştirme yükümlülüğü şirketin resmi ortakları üzerinde bırakıldığını, müvekkilinin alacağı tutarın tasfiyeye bağlanmadığını, tasfiye ön şart koşulmadığı gibi tasfiye kararı alınmasıyla muaccel hale geldiği açıkça hüküm altına alındığını, mutabakat metnini imzalayanlardan davalı ... ile dava dışı ... limited şirketin resmi ortakları olduğundan şirket ile ilgili resmi tüm prosedürleri takip etmekle yükümlü olduğunu, müvekkilinin hukuki durumu ise gayri resmi ortak/hissedar olması olduğu, taraflar arasındaki protokolün aslında resmi ve gayri resmi ortaklarla birlikte düzenlenen bir genel kurul olması gerektiğini, mutabakat metni ile resmi ve gayri resmi ortakların, genel kurul kararı ile şirketlerini tasfiye etmeye birlikte karar verdiğini, bu çerçevede artık gayri resmi ortak olan müvekkilinin yapabileceği bir faaliyet, ekonomik katkı vs. söz konusu olmadığından onun tasfiye payının belirlendiğini, tacir olan diğer taraflarca belli bir vadeye bağlanarak ortaklığına son verildiğini, kalan yükümlülüklerin ise resmi pay sahipleri tarafından yerine getirilecek ve tasfiye sonucunda kalan değerler resmi ortaklara eşit olacak paylaştırılacağını, müvekkiline yapılacak ödemenin tasfiyeye bağlanmadığını, hatta resmi ortaklar dahi geri kalan mal varlığı ve demirbaş eşyaları tasfiye kararıyla birlikte eşit olarak paylaşacakları hususunda anlaştıklarını, dava dışı ... ile davalı borçlu ...'in mutabakat metnini imzaladıktan sonra şirketin devamına karar almalarının, hisselerini birbirlerine veya bir başkasına devretmelerinin müvekkilinin alacağını etkileyen bir husus olmadığını, müvekkilinin mutabakat metnini imzaladıktan sonra artık şirketin karar mekanizmasına etki edecek bir pozisyonu bulunmadığını, tacir olan taraflarca hazırlanan mutabakat metnini içeriğinin değerlendirilmesinde hataya düşülerek davanın reddine karar verilmiş olması hukuka aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; limited şirketin tasfiyesine ilişkin protokolden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; İşbu dava Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmış olup, 2018/505 Esas 2019/578 Karar sayılı kararıyla asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Anılan karara karşı davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 2020/168 Esas 2020/213 Karar sayılı kararıyla istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Kararın kesinleşmesi ve davacı vekilince dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesinin yasal süre içerisinde talep edilmesi üzerine dosya Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesine tevzi edilmiştir. Dava konusu Ankara 7. İcra Müdürlüğünün 2018/6821 sayılı icra takip dosyası ile, davacı tarafından davalı ve dava dışı borçlu aleyhine toplam 50.854,10 Usd = 232.403,23 TL alacağın tahsili talebiyle 27/07/2017 tarihli protokol dayanak gösterilmek suretiyle icra takibi başlatılmış, ödeme emrinin tebliği ile davalı tarafından yasal süre içerisinde borca itiraz edilmesi üzerine davacı tarafından davalı aleyhine işbu itirazın iptali davası açılmıştır. Takip dayanağı mutabakat metni davacı, davalı ve dava dışı ...'nun imzalarını içermektedir. Mutabakat metninde, metnin ... şirketinin feshi ile kalan alacak ve borçlarının tasfiyesi için kaleme alınmış ortak bir metin olduğu, ... şirketinin mal varlığının satışının yıl sonuna kadar tamamlanacağı, şirketin ortağı olan ...'e (davacı) alacağı olan 50.000,00 Usd'nin 25.000,00 Usd'si Ekim 2017 sonuna kadar, kalan 25.000,00 Usd'nin Aralık 2017 sonuna kadar ödeneceği, şirketin kalan mal varlığı ve demirbaşının da şirketin diğer iki ortağı olan ... (davalı) ve ... (dava dışı) arasında eşit şekilde paylaşılacağı belirtilmiştir. Anılan mutabakatnamede belirtilen ... Ltd. Şti'nin merkezinin bulunduğu Kırgızistan'a yazılan istinabeye verilen cevapta, Kırgızistan'da yerleşik ... Ltd. Şti'nin tüzel kişilik olarak kaydının yaptırıldığına, güncellendiğine, faaliyetinin durdurulduğuna ya da şube kurucusu ve/veya temsilcisi olduğuna dair bir bilgi yer almadığı belirtilmiş, daha sonra yazılan istinabeye verilen cevapta ... Ltd. Şti'nin yeniden tescilinin yapılmasına ilişkin 04/08/2017 tarihli karar bulunduğu, şirketin sermayesinin %100'nün dava dışı ...'ya ait olduğu bildirilmiştir. ... Ltd. Şti kuruluş evraklarından şirketin 19/12/2016 tarihinde kurulduğu, kuruluş sırasında şirkette %50'şer hisse ile ... ve ...'in (davalı) ortak oldukları, dava dışı ...'nun şirketin yetkilisi olduğu anlaşılmıştır. Davalı ... tarafından ... Ltd. Şti'ndeki %50 hisse 04/08/2017 tarihinde dava dışı ...'ya devredildiğine ilişkin hisse devir sözleşmesi dosyada yer almaktadır. Davacı yan limited şirketin tasfiyesine ilişkin protokolden kaynaklanan alacağının tahsili için başlatılan icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini iddia etmiş, davalı yan ise davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın usulden reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin istinaf itirazı incelendiğinde, dava konusu icra takibine dayanak mutabakat metni ... Ltd. Şti'nin feshi ve kalan alacak ve borçlarının tasfiyesi için kaleme alındığı belirtildikten sonra davacının da şirket ortağı olduğu belirtilerek davacının 50.000,00 Usd alacağının 25.000,00 Usd'si Ekim 2017 sonuna kadar, kalan 25.000,00 Usd'nin Aralık 2017 sonuna kadar nakit olarak ödeneceği, şirketin kalan mal varlığının ise şirketin diğer ortağı olan davalı ve dava dışı ... arasında eşit şekilde paylaşılacağı belirtilmiştir. İstinabe cevaplarından ... Ltd. Şti'nin halen faal olduğu, şirketin feshi ve tasfiyesinin söz konusu olmadığı, şirketin tek ortağının dava dışı ... olduğu anlaşılmıştır. Anılan şirketin fesih ve tasfiyesi gerçekleşmeden, mutabakat metninden şirketin gayri resmi ortağı olduğu anlaşılan davacı tasfiye payının tahsilini talep edemeyecektir. Bir başka anlatımla, dava konusu takip tarihi itibarıyla davacının mutabakat metninde yer alan tasfiye payı alacağı muaccel hale gelmemiştir. Bu durumda mahkemece, dava konusu takip tarihi itibarıyla ... Ltd. Şti'nin gayri resmi ortağı olduğu mutabakat metninden anlaşılan davacının tasfiye payı alacağının muaccel hale gelmediği, mutabakat metninde tasfiyesi kararlaştırılan ... Ltd. Şti'nin halen faal olduğu, fesih ve tasfiyesinin gerçekleşmediği, takip tarihi itibarıyla muaccel olmayan alacağın tahsilinin talep edilemeyeceği gözetilerek davanın usulden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Tüm bu nedenlerle davanın usulden reddine ilişkin ilk derece mahkemesi kararında bir isabetsizlik görülmediğinde davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Alınması gerekli olan 732,00 TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40 TL'nin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davalı yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 25/09/2026

Başkan - ... Üye - ... Üye - ... Zabıt Katibi - ... ... ... ... ... Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/434, K. 2026/1221, T. 25.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-434-e-2026-1221-k-6b5f36a67ebb