Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2026/3763 E. 2026/5015 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/3763
- Karar No
- 2026/5015
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2026/61 E., 2026/231 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Kemah Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2025/31 E., 2025/51 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiş olmakla; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
- K A R A R -
Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı vekili; Erzincan ili, ... ilçesi, ... köyü 1 11... parsel sayılı 840,36 metrekare yüz ölçümlü taşınmazın uzun yıllardan beridir müvekkilinin zilyetliğinde olduğunu, öncesinde babasının kullanımında olan taşınmazın kendine miras kaldığını, babasının 28.10.1979 yılında vefat etmesinden bu yana yaklaşık 50 yıldır aralıksız ve bilfiil kullanıldığını, taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında ham toprak olarak Hazine adına kaydı yapılmış ise de tarım arazisi vasfında olan bu yerin müvekkili adına tescili gerektiğini, sadece son birkaç yıldır ev yapmak için zemin etüdü nedeniyle boş bıraktığı taşınmazını sürekli tarımsal faaliyetlerde kullandığını, Hazine tarafından ihale yolu ile üçüncü kişiye satış yapılmış ise de ihalenin iptali talebiyle Erzincan İdare Mahkemesinde 2022/1719 Esas sayılı dosya ile açtığı davada Danıştay tarafından kesin karar ile ihalenin iptaline karar verildiğini, eğimi son derece düşük olan taşınmazın toprak derinliğinin yüksek ve tarıma da son derece elverişli olduğunu, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilen yerlerden olmadığını beyanla davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; dava konusu taşınmazın 19.10.2022 tarihinde gerçekleştirilen ihale sonucunda dava dışı ... 'a satıldığını, 08.11.2022 tarihinde ise el değiştirerek ...’e satışının yapıldığını, davacı tarafından ihalenin iptali için Erzincan İdare Mahkemesinde açılan davanın reddi üzerine Danıştay 13. Dairesinin 29.02.2024 tarih ve 2023/2303 Esas, 2024/1041 Karar sayılı kararı ile özetle "...Erzincan İdare Mahkemesinin 30.03.2023 tarih ve 2022/1719 Esas, 2023/559 Karar sayılı kararının bozulmasına, dava konusu işlemin iptaline ve 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca kesin olarak (karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere), …" oy çokluğu ile karar verildiğini, bu kararla birlikte işlem geriye dönük olarak ortadan kalkmış olacağından alıcıya yapılan tescilin yolsuz hale geldiğini, bu nedenle Kemah Asliye Hukuk Mahkemesinde 2025/15 Esas sayılı dosyası ile açılan tapu iptali ve tescil davasının sonucunun beklenilmesi gerektiğini beyan etmiş, aksi kanaatle karar verilecek ise davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen karar ile; tapu iptali ve tescil davalarının iptali istenen tapu kayıtlarında malik kim ise o kişi taraf gösterilerek açılması gerektiği, zira kurulan hükmün tapuda infazının, hüküm ancak kayıt maliki hakkında kurulmuş ise mümkün olduğu, dosyaya celbedilen tapu kayıtlarına göre Erzincan ili, ... ilçesi, ... köyü 1 11... parselin ... adına tescilli olduğunun anlaşıldığı, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verebileceğini öngören 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 138. maddesi hükmü uyarınca tarafların taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları dava şartlarından olup bu hususun kamu düzeniyle ilgili olduğu ve mahkemenin, dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırmakla yükümlü olduğu, tarafların da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebileceği gerekçesiyle davalı tapu kaydında malik olmadığından taraf sıfatı yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararına karşı taraf vekillerince ayrı ayrı istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olup bu tür davaların kayıt malikine, kayıt maliki ölmüşse mirasçılarına karşı açılması gerektiği, dava tarihi itibarıyla dava konusu taşınmazın dava dışı ... adına kayıtlı olduğu, davacı tarafından ise eldeki davanın Hazineye husumet yöneltilmek suretiyle açıldığı anlaşıldığından, İlk Derece Mahkemesince davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık görülmediği, vekâlet ücretine yönelik istinaf istemi yönünden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13. maddesi uyarınca yapılan değerlendirmede davacı tarafça 1.000,00 TL değer gösterilmek suretiyle davanın açıldığı, taşınmazın dava tarihindeki belirlenen değeri üzerinden nispi harç da tamamlatılmadığı ve İlk Derece Mahkemesince davanın husumetten reddine karar verildiği anlaşılmakla, dava değeri olarak gösterilen 1.000,00 TL vekâlet ücretine hükmedilmesinde isabetsizlik görülmediği gerekçeleriyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere, 6100 sayılı Kanun'un 137. maddesi uyarınca ön inceleme aşamasında sırasıyla dava şartlarını (m.114) ve ilk itirazları (m.116) inceleme yükümlülüğü bulunan mahkeme; anılan Kanun'un 138. maddesi uyarınca dava şartları ve ilk itirazları duruşma yapmaya gerek kalmadan dosya üzerinden karara bağlayabileceği gibi, gerek gördüğü takdirde tarafları duruşmaya çağırıp dinledikten sonra da karar verebilir.
Yine aynı Yasa'da, mahkemece yapılacak ön inceleme aşamasında duruşmalı ya da duruşmasız olarak sonuca bağlanması yetkisi mahkemeye bırakılmış olan dava şartları bağımsız bir kurum olarak düzenlenmiş ve 6100 sayılı Kanun'un 114. maddesinde, “Dava şartları şunlardır: a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması. b) Yargı yolunun caiz olması. c) Mahkemenin görevli olması. ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması. d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması. e) Dava takip yetkisine sahip olunması. f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması. g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması. ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi. h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması. ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması. i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması…” hükmü ile; dava şartlarına mahkemeye, taraflara ve dava konusuna ilişkin olmak üzere ayrıca yer verilmiştir. Ön inceleme aşamasında yine duruşma yapılmaksızın karar verilebilecek olan “ilk itirazlar” ise aynı Kanunun 116. maddesinde,
“İlk itirazlar aşağıdakilerden ibarettir: a) Kesin yetki kuralının bulunmadığı hâllerde yetki itirazı. b) Uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümlenmesi gerektiği itirazı. c) İş bölümü itirazı.” ifadeleriyle vücut bulmuştur.
Öyleyse sorunun çözümü, dava konusu sübjektif hak ile taraflar arasındaki ilişkiyi ilgilendiren ve maddi hukuka göre belirlenen taraf sıfatının (husumet ehliyetinin) bulunması şartının, ön inceleme aşamasında duruşma zarureti olmadan karar verilebilen ve yukarıda sınırlı olarak sayılan dava şartları ve ilk itirazlardan olup olmadığının tespitine bağlıdır.
Bir sübjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü kişinin kimler olduğu, eş söyleyişle bir davada davacı ve davalı sıfatının kimlere ait olduğu tamamen maddi hukuka göre belirlenir. Dolayısıyla, bir sübjektif hakka ilişkin davada davacı olma sıfatı o hakkın sahibine (aktif husumet) ait olup bir sübjektif hak kendisinden istenebilecek olan kişi o hakka uymakla yükümlü olan kişidir (pasif husumet) Taraf sıfatının (husumetin) usul hukukunu ilgilendiren yönü ise taraflardan birinin taraf sıfatına (husumet ehliyetine) sahip olmaması durumunda mahkemece dava konusu hakkın esasına ilişkin inceleme yapılıp karar verilememesi ve davanın sıfat (husumet) yokluğundan reddi yönünde verilen kararın, şüphesiz o davada taraf olarak gösterilmiş bulunan kişiler arasında kesin hüküm teşkil etmesidir.
Bu hâliyle taraf sıfatının (husumetin); medeni haklardan istifade (hak) ehliyeti bulunan her gerçek ve tüzel kişinin taraf olma ehliyetine sahip bulunduğu ilkesini barındıran ve maddi hukuktaki medeni haklardan istifade ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekil olan taraf ehliyeti ve bunun yanında, usul hukuku yönünden işlemlerde bulunmak ve usul haklarını bizatihi ya da yetkili bir temsilci aracılığıyla kullanabilme yeteneği olarak adlandırılan dava ehliyeti ile örtüşmediği, her birinin farklılık arz eden müesseseler olduğu açıktır.
Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler karşısında, 6100 sayılı Kanun ile getirilen ön inceleme aşamasında, duruşma zarureti olmadan karar verilebilen hallerden olan ilk itirazlar (m.116) arasında taraf sıfatına (husumet) yer verilmediği belirgindir. Eş söyleyişle; ön inceleme aşamasında duruşma yapılmadan karar verilebilen dava şartları arasında taraf ve dava ehliyeti sınırlı olarak sayılmış olmasına karşın (m.114), taraf sıfatının (husumet) yer almadığı açıkça görülmektedir.
Sonuç itibarıyla; 6100 sayılı Kanun'da, bir davada taraf olarak gösterilenlerin, talep edilen sübjektif hakla bağlantılı olarak gerçekten taraf sıfatının (aktif ve pasif husumet ehliyetinin) bulunup bulunmadığına dair incelemenin duruşma yapılmadan ve taraflar usulüne uygun biçimde duruşmaya çağrılmadan yapılması ve evrak üzerinde karar verilmesine dair istisnai bir hüküm bulunmadığı kuşkusuzdur. Kanunda açıklık olmayan böyle bir durumda aslolan, duruşma ve yargılama yapılarak karar verilmesidir.
Diğer yandan; iddia ve savunma hakkı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun hukuki dinlenilme hakkı başlıklı 27. maddesi ile usul hukukumuza yansıtılmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında davanın taraflarının kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip oldukları belirtildikten sonra maddenin ikinci fıkrasında bu hakkın "açıklama ve ispat hakkı"nı da içerdiği vurgulanmıştır. Davanın taraflarının usul hukuku hükümlerine aykırı olarak açıklama ve ispat hakkını kullanmalarının kısıtlanması, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur. Anayasa'nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır.
Yukarıda anlatılanlar ışığında somut olaya gelince; davacı tarafça tapu iptal tescil talebiyle açılan davada Hazineye husumet yöneltilmiş olup İlk Derece Mahkemesince, 03.10.2025 tarihli tensiple davalının pasif husumet ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiş ise de duruşma açılmadan, davacının hukuki dinlenilme hakkı ihlal edilerek karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olmuştur.
Diğer taraftan; dosya içeriğine göre dava konusu taşınmazın dava dışı üçüncü şahsa satışına ilişkin ihalenin iptali için açılan davada, Erzincan İdare Mahkemesinin 2022/1719 Esas, 20223/559 Karar sayılı kararı ile verilen ret kararının temyizi üzerine Danıştay 13. Dairesince 2023/2303 Esas, 2024/1041 Karar sayılı kararı ile temyiz isteminin kabulü ile kararın bozulmasına ve dava konusu 19.10.2022 tarihli ihalenin iptaline kesin olmak üzere karar verilmiş olmakla hükme dayanak gösterilen üçüncü şahsın malik olma olgusunun hukuken dinlenebilirliği de kalmamıştır.
Hal böyle olunca; işin esasına girilerek taraflarca sunulan delillerin toplanılması ve tüm dosya kapsamı ile birlikte değerlendirmeye tabi tutularak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Davacı vekilinin açıklanan nedenden ötürü yerinde bulunan temyiz itirazının kabulü ile, 6100 sayılı Kanun'un 373/1. maddesi uyarınca Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.