Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/6562 E. 2026/100 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/6562
- Karar No
- 2026/100
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1251 E., 2024/1013 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacının bir kısım mirasçıları tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
- K A R A R -
Dava, ehliyetsizlik ve hile hukuki nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı vasisi; davacı adına kayıtlı dava konusu 284 parsel sayılı taşınmazın 09.02.2017 tarihinde satış suretiyle davalıya devredildiğini, davacının temlikten haberi olmadığını, taşınmazın devrini torunlarından öğrendiğini, fiil ehliyeti bulunmadığını, hile ile taşınmazın alındığını, davacıya vasi tayin edildiğini, davacının, yeğeni olan davalı ile tapuya gitmekte bir sakınca görmediğini, ancak tapuda yapılan işlemin hukuki sonuçlarını, para kullanmayı bilmediğini, satış bedelinin ödenmediğini ileri sürerek tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı; satış işleminde hiçbir eksiklik bulunmadığını, davacının aklı başında olduğunu, iddialarının yersiz olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Adli Tıp Kurumu raporunda davacının işlem tarihi itibariyle hukuki işlem ehliyetinin bulunduğunun bildirildiği, temlikin iradi, davacının akli melekelerinin yerinde olduğu, iradenin fesada uğratıldığına dair dosyada herhangi bir delil bulunmadığı ve davacının iddialarını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı (vasisi) vekili tarafından istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının devir tarihi itibari ile fiil ehliyetine sahip olduğu, ehliyetsizlik iddiasının yerinde olmadığı, davacı tarafça kendi iradesi doğrultusunda dava konusu taşınmazın devrinin davalıya yapıldığının anlaşıldığı, hile iddiasının usulünce ispatlanamadığı gerekçesiyle 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1930 doğumlu davacı ...'in çekişme konusu 284 parsel sayılı taşınmazını 09.02.2017 tarihinde satış suretiyle davalıya devrettiği, davanın reddine dair verilen kararın istinafından sonra 24.12.2023 tarihinde davacının öldüğü, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun reddine ilişkin verilen kararın ise davacı mirasçıları ... ve ... tarafından temyiz edildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) “fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9. maddesi ile şahsın hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlanmış, 10. maddesi de fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek “ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.” hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü” eylem ve işlev ehliyeti olarak da tarif edilerek aynı Yasa'nın 13. maddesinde “yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu Yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, TMK'nın 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından, karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. Bu ilke 11.06.19 41... /21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da aynen benimsenmiştir.
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında; bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve malvarlığı hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı görülmektedir.
Bu durumda, tarafların gösterecekleri tüm delillerin toplanılması, tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta ... (müşahede) kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 282. maddesinde belirtildiği gibi bilirkişinin “oy ve görüşü” hakimi bağlamaz ise de temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması, kişiye, eylem ve işleme göre değişmesi, bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen TMK'nın 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Somut olaya gelince; davacının ehliyetsizlik iddiasının incelenmesi bakımından dosyanın Adli Tıp Kurumu'na gönderildiği, Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu tarafından Mahkemeye yazılan 12.06.2020 tarihli müzekkerede, "Muayenesi yapılan şahsın görülen lüzum üzerine hakkında ... kararı alınarak tüm tıbbi belgeleri ve dava dosyası ile birlikte Adli Tıp Kurumu ... İhtisas Dairesi müşahedesini takiben Kurulumuza muayeneye gönderilmesi"nin istenildiği, bunun üzerine ... İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen 24.05.2021 tarihli ... raporunda "Tüm dünyayı ve ülkemizi etkisi altına alan ... salgını nedeniyle alınan tedbirler kapsamında kişinin ayakta muayene edilmesi uygun görülmüştür." şeklinde bahsedilerek davacının temlik tarihinde fiil ehliyetini haiz olduğunun bildirildiği, söz konusu rapor Mahkemeye ve dosya Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kuruluna gönderilmek suretiyle davacının taburcu edildiği, 13.09.2021 tarihinde 4. İhtisas Kurulunda bulunan randevuya gidilmemesi üzerine 4. İhtisas Kurulu tarafından Mahkeme'ye gönderilen 15.09.2021 tarihli müzekkerede UYAP üzerinden yeniden randevu alınarak muayeneye gönderilmesinin istendiği, Mahkemece 28.09.2021 tarihli duruşmada, ihtarata rağmen randevuya gidilmediği, davacının işlem tarihi itibariyle fiil ehliyeti olup olmadığı yönünde Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen 24.05.2021 tarihli raporun olduğu, yeniden muayene günü alınması yargılamayı uzatacağından davacı vekilinin yeniden randevu günü alınması talebinin reddine dair ara karar kurulmak suretiyle yargılamaya devam edildiği anlaşılmaktadır. Ne var ki; söz konusu tarihlerde ... salgını yaşandığı, davacının 1930 doğumlu olup yaşlılığı nedeniyle randevu/lara gidemeyecek halde bulunabileceğinin gözetilmesi gerektiği, Adli Tıp Kurumuna ehliyetsizlik iddiasının incelenmesi bakımından gönderilen dosyada Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu tarafından rapor düzenleneceği halde, Mahkemece ... İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen 24.05.2021 tarihli ... raporuyla yetinilmek ve bu rapor hükme esas alınmak suretiyle karar verilmesi doğru değildir.
Hâl böyle olunca, öncelikle dava sırasında taraflardan birinin ölümü halinde taraf teşkilinin sağlanmasının kamu düzenine ilişkin ve davanın her aşamasında hakim tarafından re’sen nazara alınması gereken bir olgu olduğu, davacının İlk Derece Mahkemesi kararının istinafından sonra 24.12.2023 tarihinde öldüğü, bu nedenle taraf teşkili sağlanarak yargılamaya devam edilmesi gerektiği gözetilmek suretiyle yukarıda açıklanan ilkeler ve yasa hükümleri çerçevesinde ehliyetsizlik iddiasının araştırılması, usulüne uygun şekilde Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulundan rapor alınması, davacının temlik tarihi itibariyle fiil ehliyetini haiz olduğunun anlaşılması halinde, bu kez hile iddiası bakımından inceleme yapılarak tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
Davacı mirasçılarının değinilen yönden yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma nedenine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz edenlere iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.