Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/631 E. 2026/1491 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/631
Karar No
2026/1491
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2023/631 KARAR NO : 2026/1491

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 28/12/2022 NUMARASI : 2017/156 Esas 2022/1242 Karar DAVA : ALACAK BİRLEŞEN İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'NİN 2017/795 ESAS - 2017/916 KARAR SAYILI DOSYASINDA DAVA : İTİRAZIN İPTALİ KARAR TARİHİ : 18/06/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 18/06/2026

İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/156 Esas ve 2022/1242 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda asıl davanın reddine birleşen davanın kabulüne dair verilen karara karşı asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı ... vekilinin 10.02.2017 harç tarihli dava dilekçesi ile; müvekkilinin ... ünvanlı şahıs şirketinin sahibi olduğunu, müvekkili ile davalı arasında satış noktası sözleşmelerinin yapıldığını, 2012, 2013, 2014, 2015 ve 2016 yıllarında imzalanan sözleşmelerle müvekkilinin ...'nın askeri birliklerdeki yiyecek içecek otomatlarının işletilmesini yüklenici olarak taahhüt ettiğini, davalının bedelsiz promosyon ürünlerini müvekkiline teslim etmediğini, 2012 yılında 5000 2013 yılında 10000, 2014 yılında 1000, 2015 yılında 7500, 2016 yılında 11000 koli 330 ml içecek ürününü müvekkiline teslim etmesi gerektiğini, davalının 19500 koli ürün teslim ettiğini, yaklaşık 24000 koli daha promosyon ürün vermesi gerektiğini, ayrıca davalının teknik servis desteği vermesini taahhüt etmesine rağmen bu desteği vermediğini, müvekkilinin sözleşme bitim tarihinden önce otomatları kaldırdığını, zarar ve kar kaybına uğradığını, davalının Türkiye genelinde uygulamasının aksine müvekkiline teknik destek vermeyerek kazanç kaybına uğramasına sebebiyet verdiğini, gazlı içecek otomatlarında elde edilen gelirin müvekkiline aktarılmadığını, eksik ödeme yapıldığını belirterek fazlaya ilişkin hakların saklı kalmak kaydıyla şimdilik promosyon ürün bedeli 90.000,00 TL'nin sözleşme döneminden itibaren uygulanacak ticari faiz ile teknik servis nedeniyle 5.000,00 TL'nin ise dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile, pos cihazından müvekkiline eksik ödenen 5.000,00 TL için ise davalının temerrüde düştüğü 08.09.2017 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile tahsilini talep etmiştir. Davalı ... . Şti vekilinin 17.04.2017 tarihli cevap dilekçesinde; yetkili mahkemenin İstanbul olması gerektiğini, deliller arasında sunulan satış sözleşmesinin incelenmesiyle davacıyla müvekkilleri arasında .../ ... satış noktası sözleşmesi imzalandığını, davacının iddia edildiği malların kendisine teslim edilmediğinin doğru olmadığını, ihtarname tarihinden sonra da davacıya mal teslim edildiğini, ticari defter ve kayıtlarda bu durumun ortaya çıkacağını, promosyon ürünlerinin baştan ve bedelsiz olarak ödenmesinin taahhüt edilmediğinin, sözleşme dönemleri itibariyle belli miktar ürünün satışının taahhüt edilmesine bağlı olarak belli bir kota ile peşin satış destek ürünü, peşin ciro pirimi veya bayilik hizmet bedeli adı altında ürün tedarik edildiğini, davacının hiçbir şarta bağlı olmadan bedelsiz promosyon ürün verileceği iddiasının doğru olmayıp, kota ile bağlı olarak ürün veya nakit bedel ödendiğini, davacının kendisinin taahhüt ettiği kotaları doldurmadığını, bu nedenle bedelsiz ürün talep edemeyeceğini, davacıya indirim, bayilik hizmet bedeli, peşin ciro pirimi ödemelerinin de yapıldığını, ayrıca davacının ek protokol başlıklı sözleşmenin son paragrafında hak ve alacak talebinin bulunmadığını da belirttiğini, bunun bir ibra niteliği taşıdığını, teknik destek yönünden de sözleşmenin özel şartlar maddesinin 1. bölümünde açıklandığı üzere davacının kendisinin sorumlu olduğunu, bu iddiaların doğru olmadığını, gazlı içecek otomatlarından elde edilen gelirin parasının .... Bankasında açtırdığı hesaba yatırdığını, bu hesabın blokeli olduğunu, müvekkilinin bu hesapta herhangi bir tasarruf hakkının bulunmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir. Davacı vekilinin 07.06.2017 tarihli replik dilekçesinde; sözleşmenin İzmir'de imzalandığını ve İzmir Mahkemelerinin yetkili olduğunu, müvekkilinin adresinin de İzmir olduğunu, taraflar arasındaki sözleşme hükümlerinde 3. maddede promosyon ürünlerinin baştan ve bedelsiz verileceğinin yer aldığını, davalının 19500 koli ürünü teslim ettiğini, müvekkilinin geri kalan 19000 koli promosyon ürününü almaya hakkı bulunduğunu, ibranamenin kabul edilemeyeceğini, teknik destek hususunda da davalının herhangi bir yardımda bulunmadığını, ayrıca müvekkiline ödenen pos hesabından yapılan ödemelerin defterlerin incelenmesiyle belirleneceğini belirtmiştir. Birleşen İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/795 Esas sayılı dosyasında; Davacı ... .Şti vekilinin 19.07.2017 harç tarihli dava dilekçesiyle; Müvekkilinin davalı ... ile 18.04.2011, 21.01.2012, 23.03.2013, 17.03.2014, 01.01.2015 ve 18.01.2016 tarihli satış noktası sözleşmesi yaptığını, davalının askeri birliklerde Vending yüklenicisi olarak faaliyet gösterdiğini, davalının cari hesaba dayalı olarak müvekkiline olan borçlarını ödemediğini, müvekkilinin cari hesaptan dolayı 944.706,12 TL alacağının bulunduğunu ve 17.02.2017 tarihli ihtarname gönderdiğini, ödeme yapılmaması nedeniyle İzmir 5. İcra Müdürlüğü'nün 2017/5251 Esas sayılı dosyasıyla takip yapıldığını, davalının takibe itiraz ederek takibi durdurduğunu belirterek itirazın iptali, takibin devamı %20 icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekilinin 17.08.2017 tarihli dilekçesiyle; İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/156 Esas sayılı dosyasıyla dava açtıklarını, bu davanın halen devam ettiğini, davacının alacaklı olup olmadığının bu yargılama ile belirleneceğini, davacının müvekkile verdiği zararlar nedeniyle talep edilen cari hesap alacağından bu alacağın mahsup edilmesini istediklerini, müvekkilinin ticari ilişkide alacaklı durumda bulunduğunu, müvekkiline ait olmayan faturaların cari hesaptan silindiğini, müvekkiline verilmesi gerekli 19000 koli promosyon ürününün verilmediğini belirterek her iki davanın birleştirilmesine, takas ve mahsup yapılmasına %20 kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/795 Esas - 2017/916 Karar sayılı karar ile bu dosyanın İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/156 Esas sayılı dosyasıyla birleştirilmesine karar verilmiştir. Asıl Dava; Taraflar arasında yapılmış olan 18.04.2011, 21.01.2012, 23.03.2013, 17.03.2014, 01.01.2015 ve 18.01.2016 tarihli satış noktası sözleşmelerinde müvekkiline ödenmediğini belirttiği bedelsiz promosyon ürün bedeli, teknik servis yapılmaması nedeniyle uğranılan zarar ve pos cihazından eksik olarak müvekkiline ödenmeyen bedellerin tahsiline ilişkin alacak ve tazminat davası ile birleşen davanın ise; bu sözleşmelerden dolayı davacının cari hesap dökümüne göre kalan alacağının tahsili için yapılan takibe itirazın iptali davası olduğu tespit edilmiştir. Tarafların delilleri toplanmış ve değerlendirilmiştir. Taraflara ait cari hesap kayıtları, 18.04.2011, 21.01.2012, 23.03.2013, 17.03.2014, 01.01.2015 ve 18.01.2016 tarihli satış noktası sözleşmeler ve ekleri, ihtarnameler, İzmir 5. İcra Müdürlüğünün 2017/5251 Esas sayılı dosyası incelenmiş ve bilirkişi incelemesi yapılmıştır. İzmir 5. İcra Müdürlüğü'nün 2017/5251 Esas sayılı dosyanın incelenmesinde; takip alacaklısı ... . Şti, takip borçlusu ... aleyhine 28.04.2017 tarihinde ilamsız icra takibi ile cari hesaba dayalı olarak 944.706,12 TL üzerinden takibe geçtiği, borçluya ödeme emrinin 05.05.2017 tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun 08.05.2017 tarihinde borca ve ferilerine itiraz ederek takibi durdurduğu belirlenmiştir. Taraflar arasında yapılmış olan 18.04.2011, 21.01.2012, 23.03.2013, 17.03.2014, 01.01.2015 ve 18.01.2016 tarihli satış noktası sözleşmelerden dolayı asıl dosya davacısının alacaklı olup olmadığı ve cari hesaptan dolayı da davalının alacağının bulunup bulunmadığı konularında bilirkişi incelemesine karar verilmiş, öncelikle birleşen dava dosyasında defter ve kayıtların incelenmesi için İstanbul Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine talimat yazılmış ve bilirkişi ...'dan 15.11.2018 tarihinde rapor alınmıştır. Bu raporda; davacı şirketin defter ve kayıtları incelenmiş 2011 ve 2017 yılları ticari defterlere göre ...'a satılan mal karşılığı davacının 944.706,12 TL alacaklı olduğu belirtilmiştir. Daha sonra Mahkememizce seçilen bilirkişiler YMMM ...’ten 20.08.2019 tarihli rapor alınmıştır. Bu raporda; asıl ve birleşen davaların incelendiği, davacı birleşen dosya davalısı ...'ın ticari defterlerin incelenmesi ile delil vasfına haiz olduğu, birleşen İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/795 Esas sayılı dosyasında ise davacının defter ve kayıtlarının bilirkişi SMMM .... tarafından incelendiği ve buna göre ... Şti.’nin davalıdan 944.706,12 TL alacaklı olduğu, yine ...’ın defterlerine göre ise ... .. Şti.’nin ...'dan 1.093.104,36 TL alacaklı olduklarını, tarafların defter ve kayıtlarında 148.398,24 TL farkın olduğu, bu farkın ...’ın ticari defterlerinin bazı yıllarda muavin şeklinde tutulmadığını ve 15.11.2018 tarihli raporda detaylı muavin dökümü olmadığının tespit edilemediğini, ...'dan birleşen dosya yönünden davacının 944.706,12 TL cari hesap alacağı bulunduğu, asıl dava yönünden ise davacının takas ile mahsup talebinde bulunduğu, sözleşmeye istinaden eksik bedelsiz promosyona ilişkin delil vasfına haiz bir belgenin bulunmadığını, verilen ve verilmesi gereken promosyon ürün varsa promosyon üründen eksik miktarda tutarının tespit edilemediğini, bu nedenle 2012-2017 dönemlerine ait alış / satış faturalar, ürün teslim detaylı listeleri, satışların detaylı listeleri ve bu döneme ait muavinlerin cari hesap dökümleri ibrazının gerektiği belirtmiştir. Bilirkişi ....'ten alınan 20.01.2020 tarihli ek raporda; tarafların dosyaya sundukları kayıtlara istinaden ve CD’ler incelenerek yapılan incelemede mal ve hizmet faturalarının ayrım yapılabilecek ve koli miktarı hesaplanabilecek faturaların eksik promosyon olduğu iddia edilen faturaların ibraz edilmediği ve bu nedenle hesaplama yapılamadığı ayrıca teknik servis nedeniyle uğranılan zarara ilişkin belgeleri de sunulmadığını, ...’ın post cihazlarında yaptığı satışlara göre ... otomatlarında 2012-2017 yılları arasında 13.694.358,51 TL satış gerçekleşmesine rağmen ...’ın ... hesabına 13.556.181,30 TL geçtiği, aradaki 138.177,51 TL’yi eksik ödediği belirtilmiştir. Bu rapora karşı asıl dosya davacı – birleşen dosya davalı vekili 27.01.2020 tarihli dilekçesinde; Davacı - Birleşen dosya davalısı ...'ın iddiasını ispat niteliğinde gerekli ticari defter ve kayıtlarını ibraz etmediğini, ibraz edilen ticari defter ve kayıtlarda dava konusu döneme ilişkin dönemi kapsamadığı ve sunulan kayıtların davacı-birleşen dosya davalısının alacağının ispatı ve özellikle promosyon miktarının hesaplanması için yeterli olmadığının tespit edildiğini, müvekkili şirket aleyhine olan tespit ve değerlendirmeler ile 138.177,51 TL eksik ödeme yapıldığı yönündeki tespiti kabul etmediklerini, müvekkili şirketin kayıtlarının İstanbul'da olduğunu bu nedenle talimat yoluyla yeni bir bilirkişiden rapor alınmasını talep etmiştir. Bu rapora karşı asıl dosya davalısı – birleşen dosya davacısı vekili 05.02.2020 tarihli beyan dilekçesinde; ...'ın ...'dan 1.705.300,00 TL alacağının mevcut olduğunu, cari hesaptaki ....'ye olan borcun düşüldükten sonra toplamda 760.593,88 alacağı kaldığını, ....'nin ...'a düzenlediği (ancak karşılığında bir hizmet üretmemesine rağmen bedelsizlerin karşılığı olan) hizmet faturaları toplamı olan 1.286.880,00 TL'nin cari hesapta gözüken ...'ye olan borcu düşüldükten sonra toplamda 342.173,88 TL alacağının varlığı kabul edilmesi gerektiğini belirterek rapora karşı itiraz ettiklerin, itirazları doğrultusunda heyete hukukçu bilirkişinin eklenerek ek rapor alınmasına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkememizce 11.03.2020 tarihli ara kararı ile tarafların itirazı dikkate alınarak İstanbul Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi'ne yeniden talimat yazılarak .... Şti'nin defter ve kayıtları incelenerek, bilirkişi olarak mahkememizce daha önceden seçilmiş olan .... ve bu bilirkişi dışında bilgisayar mühendisi bilirkişi vasıtasıyla defter ve kayıtlar dışında tüm kayıtlarında incelenerek davacının kendisine teslim edilmediğini belirttiği promosyon / bedelsiz olan ürünler, teslim edilen ürünler, davacının iddia ettiği teknik destek ve diğer hususlar ile birleşen dosyadaki davacı ... Şti'nin alacağının bulunup bulunmadığı konularında ve diğer itirazlar da gözetilerek rapor alınmasına karar verilmiş ve bilgisayar mühendisi bilirkişi .... ile ....’dan 11.05.2021 tarihli rapor alınmıştır. Bu raporda; tarafların beyanları ve itirazları değerlendirilmiş davalı tarafın ...’ın kendisine teslim edilmediğini belirttiği promosyon ürünlere ilişkin incelemeyle bedelsiz yapılan teslimatların ve bunlardan yapılan indirim miktarları da belirlenmiştir. Bu rapora karşı asıl dosya davacı – birleşen dosya davalı vekili 11.06.2021 tarihli beyan dilekçesinde; ... şirketinin davaya ilişkin kayıtlar elinde bulunmasına rağmen bunları dosyaya sunmayarak hak etmediği bir bedeli müvekkilinden talep ettiğini, bilirkişilerin bedelsiz / promosyon ürünlerin değerini ve tarafların karşılıklı ödemelerini tespit etmesine rağmen taraflar arasındaki alacak miktarını net olarak ortaya koymadıklarını, davacı tarafından alındığı ifade edilen bedelsiz ürünlerin ... tarafından teslim alınmadığını, raporda 2014-2016 yıllarında 1.119,290,40 TL bedelsiz ürünün davacı ...'a teslim edildiğinin yer aldığını, ancak ne davacı ... ne de çalışanları tarafından 1.119.240,00 TL ye karşılık gelecek bir bedelsiz ürün teslim alınmadığını, bu ürünler için ....'nin davacıya fatura düzenlediğini, söz konusu bedelsiz ürünlerin davacı ...'a teslim edilmediğini, ....'nin pos cihazlarından aktarması gereken bedeli davacı ...'a 138.177,51 TL eksik aktardığının tespit edildiğini, bilirkişilerin borç / alacak kalemlerini açıkca tespit etmeleri gerektiğini belirterek bilirkişilerden ek rapor alınmasına karar verilmesini talep etmiştir. Bu rapora karşı asıl dosya davalı – birleşen dosya davacı vekili 18.06.2021 tarihli beyan dilekçesinde; bilirkişi raporunda 2012 ve 2013 yılı için koli bazında hesaplama yapılırken 2014, 2015 ve 2016 yılları için teslim edilen malların bedellerinin toplam olarak hesapladığını, koli bazında hesaplama yapılmadığını, yapılan hesaplamaların uyuşmazlığın çözümünde yeterli olmadığını, baştan ve bedelsiz promosyon ürünü, kota kavramı, satış hedefi ve diğer sektörel terimlerin sözleşme maddeleri ile birlikte yorumlanarak uyuşmazlık konusu hakkında değerlendirme yapılması için bilirkişi heyetine sektör bilirkişisinin eklenmesi gerektiğini, uyuşmazlığın asıl kaynağının müvekkilinin davacı tarafından iddia edilen bedelsiz ürünleri teslim etme yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı olduğunu, raporda bu durumun değerlendirilmediğini, heyete borçlar hukuku ve sözleşmeler hukuku alanında uzman hukukçu bilirkişi ve sektör bilirkişi eklenerek yeni bir heyetten rapor alınmasına karar verilmesini talep etmiştir. Tarafların bilirkişi raporuna itirazları gözetilerek 30.06.2021 tarihli ara karar ile bilirkişilerden asıl ve karşı dava yönünden ayrı ayrı hazırlayacakları ve sonuçlarını belirtecekleri rapor alınmasına, bilirkişi heyetine dağıtım, pazarlama, içecek sektöründe uzmanlığı bulunan ve kota ve bunun uygulanmasıyla ilgili bilgisi olan endüstri mühendisi veya bu konuda uzmanlaşmış öğretim üyesi / öğretim görevlisi bilirkişisi atanmasına, karar verilmiş ancak SMMM bilirkişinin belirtilen konuda da görev yaptığı tespit edilerek bilirkişilerden 12.09.2022 tarihli ek rapor alınmıştır. Bu raporda; tarafların 11.05.2021 tarihli rapora itirazları da değerlendirilmiş, taraflar arasındaki 08.04.2011 tarihli satış noktası sözleşmesi, 21.01.2012 tarihli satış noktası sözleşmesi, 23.03.2013 tarihli satış noktası sözleşmesi, 17.03.2014 tarihli satış noktası sözleşmesi, 01.01.2015 tarihli satış noktası sözleşmesi, 18.01.2016 tarihli satış noktası sözleşmesi, incelenmiş ve sözleşmede süre koşulu bulunmaksızın 50.000 kasa koli kotalı olarak sözleşmenin yapıldığı, sürenin dolmamış olmasına rağmen kota dolmuş ise sözleşmenin süresinin tamamlandığı, müşterinin sürenin veya kotanın bitiminden 30 gün önce noter yoluyla ...’ya fesih ihbarda bulunmadığı takdirde sözleşmenin aynı süre ve kota ile devam edeceği, sürenin her halükarda 5 yılı geçemeyeceğinin kararlaştırıldığı, ...’ın İzmir 20. Noterliğinden 08.09.2016 tarihli ihtarname ile yükümlülüklerin yerine getirilmesi için ...’ya ihtarname gönderdiklerini, ...’nın da 28.09.2016 tarihinde karşı tarafa alacaklarının 5 gün içerisinde ödenmesinin ihtarname ile bildirdiği, ...’a bu ihtarın 10.10.2016 tarihinde tebliğ edildiği, ...’nın tekrar 17.02.2017 tarihinde gönderdiği ihtarname ile vadesi geçmiş alacaklarının 3 gün içinde ödenmesini talep eden ihtarı gönderdiği, buna göre asıl ve birleşen dava yönünden yapılan incelemede taraflar arasındaki satış noktası sözleşmeleri incelendiğinde YMMM ...’ten alınan bilirkişi raporu da davalı birleşen dosya davacısı 2017 de ticari defterlerini sunmadığı ve bu defterleri sunmadığı takdirde alacağını ispatlayamayacağı ...’ın kendi ticari defterlerinde ne miktarda ürün aldığını ve davaya konu eksik verilen promosyon ürünlerini ispatlayamadığını, davalı birleşen dosya davacısı ile ilgili tüm fatura ve sevk irsaliyesini sunmak suretiyle alış miktarlarını, tutarlarını ve ayrıca bedelsiz aldığı ürünlerin miktarlarını belgelendirerek teslim almadığı bedelsiz ürünleri miktarlarını ortaya koyması gerekirken bu belgeleri sunmadığını, promosyon miktarı ürünlerin miktarını ispatlama yoluna gitmediğini, bu nedenle 11.05.2021 tarihli raporda herhangi bir sonuca ulaşabilme imkanının bulunmadığını, bu rapor niteliği itibari ile bugüne kadar herhangi bir belgenin dosyaya sunulmadığını asıl dava yönünden davacının ticari defter ve kayıtlarının tamamını dosyaya sunmadığı gibi ayrıca bedelsiz verilen ürünler / promosyon ürünler için fatura tanzim etme zorunluluğu olmamakla birlikte bu ürünler için sevk irsaliyesi düzenleme zorunluluğu bulunduğundan sevk irsaliyesinin alıcı / satıcı tarafından tanzim edeceği hususunun bilirkişi tarafından bilinmesinin mümkün olmadığı, yine davacının ve birleşen dosya davalısının defter ve kayıtlarının ayrıca birleşen dosya davacısının defterlerinin ve bilgisayar kayıtlarının karşılaştırma yapmaya yeterli açıklıkta olmaması, miktar takibinin içermemesi ve ayrıca davacının davasını ispat açısından diğer belgeleri de sunmadığı, bilgisayar kayıtlarının da yorumlanması yoluyla sonuca varılamayacağı ve davacının her bir sözleşme döneminde önceki sözleşme dönemine ilişkin bir şerh düşmeden bedelsiz alacaklarının bulunduğunu belirtmeden sözleşmeyi imzaladığını, belirterek takdiri mahkemede olduğunu, yine birleşen dava yönünden de; gerek bilirkişi YMMM ....’den alınan rapor ve gerekse bizatihi yapılan incelemelerle ...’ın defter ve kayıtlarına göre birleşen dosya davacısının asıl dosya davacısından 1.093.104,36 TL alacaklı olduğunun kayıtlı olduğu, birleşen dosya davacısından bu alacağın 944.706,12 TL olarak yer aldığı, aradaki farkın ise asıl dosya davacısının defterlerinin muavin / detaylı hesap şeklinde tutulmasından kaynaklandığı, birleşen dava yönünden tarafların ticari defter ve kayıtlarına göre birleşen dosya davacısının talebi ile bağlı kalınarak alacaklı olduğunun tespit edildiği belirtilmiştir. Bu rapora karşı asıl dosya davacısı ... vekilinin 27.09.2022 tarihli beyan dilekçesinde; ek raporda sunulan tespitleri kabul etmediklerini, 1.705.300 TL bedelsiz ürünün karşılığını ...’a ödenmediğini, davalı ...’nın de bedelsiz ürünün teslimine ilişkin belgeleri dosyaya sunmak zorunda olduğunu, davacı ...’ın elindeki tüm bilgi ve belgeleri dosyaya sunduğunu belirterek bilirkişi raporunu kabul etmediklerini yeni bir bilirkişi heyetine dosyanın verilmesini talep etmiştir. Bu rapora karşı asıl dosya davalısı birleşen dosya davacı vekilinin 13.09.2022 tarihli beyan dilekçesinde; birleşen davada davalı olan ...’ın iddialarının ispatlanamadığını, iddia edildiği üzere eksik promosyon teslim edildiğinin ispatlanamadığını, 2012 ticari defterlerini sunmadığını, birleşen dava yönünden alacaklarının sabit olduğunu belirterek davanın reddini beyan etmiştir. Asıl dosya davacı vekilinin 11.11.2022 tarihinde sözlü yargılamadan önce dosyaya ibraz ettiği beyan dilekçesinde; sözlü yargılama ara kararından dönülmesine, uzman görüşünün dikkate alınmasını istediklerini, müvekkilinin davalı ...'dan alacağının bulunduğunu, bedelsiz ürün karşılığı toplam 1.705.300,00 TL'nin müvekkiline ödenmediğini, yani toplamda 38.500 koli bedelsiz ürünün müvekkiline teslim edilmediğini, bu ürünlerin bedelinin 1.705.300 TL ettiğini, davalı ....’nin bedelsiz teslim ettiği ürünlere ilişkin belgeleri dosyaya sunmak zorunda olduğunu, ispat yükünün müvekkili ...’da bulunmadığını, davalı .... firmasının poss cihazlarından aktarması gereken 138.177,51 TL’yi eksik aktarması nedeniyle bu miktar borçlu olduğunu, sektör bilirkişisinin raporlarda yer alması gerektiğini, birleşen dava yönünden de, davacı ....'nin alacağının ispatlanmadığını, davacı ....’nin dosyaya sunmadığı bedelsiz ürünlerin teslim edilmediğinin kabul edilmemesi gerekirken, teslim edilmiş gibi kabul edildiğini, yine müvekkili adına düzenlenen hizmet bedeli faturalarının geçerli olmadığını belirterek asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Asıl dosya davacısı olan ... vekili 10.10.2022 tarihli dosyaya mütalaa ibraz etmiştir. Toplanan tüm deliller ve yapılan incelemelere göre; Mahkememizce 2017 yılında açılan ve 2022 yılına kadar süren bu davada gerek asıl dosya gerekse birleşen dosya davacılarının defter ve kayıtları ile tüm evrakların sunulduğu ve izin verdiği, kadarıyla tüm deliller toplanarak inceleme yapılmıştır. Asıl dosya davacısı ... dava dilekçesinde 2012 – 2016 yılları arasında imzalanan satış sözleşmesine göre gazlı içecek otomatlarından elde edilecek gelire göre müvekkiline promosyon bedellerinin eksik ödendiği poss cihazlarından müvekkiline eksik ödeme yapıldığı, iddiası ile talepte bulunmuştur. Birleşen dosya davacısı ... AŞ ise taraflar arasında yapılmış olan 2011-2016 yıllarına ait satış sözleşmelerinde davalı ...’ın davacı ...’nın Askeri Birlik Vending Yüklenicisi olarak faaliyette bulunduğu ve işletme hakkına sahip olduğu böylece tüm dolu boşaltım ve teknik servis hizmetleri yapmaya yetkili kılındığı, ancak cari hesaptan doğan borçları ödememesi nedeniyle 944.706,12 TL üzerinden İzmir 5. İcra Müdürlüğü’nün 2017/5251 Esas sayılı dosyası ile takibe geçtiklerini belirttiği ve itirazın iptali takibin devamını talep ettiği belirlenmiştir. Mahkememizce yapılan incelemede alınan 15.11.2018 tarihli bilirkişi ....’dan alınan ilk rapor, YMMM bilirkişi ...’den alınan 20.08.2019 tarihinde alınan asıl, 20.01.2021 tarihli ek rapor ayrıca yine heyet olarak alınan 11.05.2021 tarihli Bilgisayar mühendisi ve mali müşavir ....’dan alınan 2. Rapor ve en son bilirkişi ....’dan alınan 12.09.2022 tarihli rapor da yapılan incelemeler sonucunda şu sonuca ulaşılmıştır. Birleşen dosya davacısının defter ve kayıtları üzerinde yapılan incelemede defter ve kayıtlarını lehe delil olma niteliği taşıdığı ve yasal sürelerinde tasdiklerinin yapıldığı, cari hesap ilişkisine göre 30.01.2017 tarihi itibari ile 944.706,12 TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir. Asıl dosya davacısının defter ve kayıtları üzerinde asıl ve ek raporlarda davacının 2012 ve 2017 arasındaki defterlerin 2012 yılına ait defterlerin ve 2011 yılına ait defterlerin bir kısmının ibraz edilmediği ibraz edilenlerin ise açılış ve kapanış tasdiklerinin yapıldığı, her yılın sonu itibari ile devirlerde ...’nın alacak miktarının belirlendiği ve 2017 yılı başı itibari ile ...’nın alacak miktarının 1.093.104,36 TL olduğu belirlenmiştir. Her iki tarafın defter ve kayıtları arasında 148.398,24 TL farkın tespit edilebilmesi için bilirkişi YMMM ....’ün bildirdiği üzere ...’ın ticari defterlerinde bazı yıllarda muavin / detaylı hesap bulunmadığının belirtildiği, asıl dosya davacısının talep ettiği bedelsiz promosyon ürünlerinin ve teknik destek sağlanmadığı nedeniyle zarar ve post cihazlarında eksik olarak ödenen bedele ilişkin taleplerinin değerlendirilmesi için gerek bu bilirkişi gerekse diğer bilirkişiler tarafından sunulması istenen belgelerin dosyaya sunulmadığı, verilmesi gereken promosyon ürünlerinin eksik miktarlarının ve tutarının tespit edilemediği bu kapsamda promosyonlarla ilgili olarak 2012 – 2017 yılları arasında tüm alış satış faturaları, detaylı ürün teslim listeleri, makinelerin yaptıkları satışları detaylı listeleri ve muavin cari hesap dökümleri sunulması istendiği ancak bu kayıtların asıl dosya davacısı tarafından sunulmadığı ve bu nedenle 20.01.2021 tarihli ek raporda da gerekli hesaplamaların yapılacak nitelikte bilgi edinilemediği sunulan kayıtların birleşen dosya davacısı ile uyuşmadığı, bu nedenle bilgisayar mühendisi vasıtasıyla yapılan incelemeyle de alınan 11.05.2021 tarihli raporda da bilgisayar mühendisi bilirkişinin incelemelerinde gerek birleşen dosya davacısının kayıtları ve gerekse dosyadaki kayıtlar incelenerek sistem içerisinde detaylı sonuca ulaşılmasının mümkün olmadığı, çözülemediği, promosyona ilişkin olarak asıl dosya davacısının yeterli delil sunmadığını, yine mahkememizce alınan 12.09.2022 tarihli raporda da tüm dosya kapsamı incelenerek yapılan incelemede asıl dosya davacısı yönünden tarafların itirazları da incelendiğinde taraflar arasında 08.04.2011 tarihli satış noktası sözleşmesi, 21.01.2012 tarihli satış noktası sözleşmesi, 23.03.2013 tarihli satış noktası sözleşmesi, 17.03.2014 tarihli satış noktası sözleşmesi, 01.01.2015 tarihli satış noktası sözleşmesi, 18.01.2016 tarihli satış noktası sözleşmesi, yapıldığı bu sözleşmelerde süre koşulu bulunmaksızın 50.000 kasa koli kotalı olarak sözleşmenin yapıldığı, sürenin dolmamış olmasına rağmen kota dolmuş ise sözleşmenin süresinin tamamlandığı, müşterinin sürenin veya kotanın bitiminden 30 gün önce noter yoluyla ...’ya fesih ihbarda bulunmadığı takdirde sözleşmenin aynı süre ve kota ile devam edeceği, sürenin her halükarda 5 yılı geçemeyeceğinin kararlaştırıldığı belirlenmiş her sözleşme döneminde asıl dosya davacısının dosyada belirttiği iddialara ilişkin olarak ihtirazi kayıt koymaksızın sözleşmeyi imzaladığı ve yeni sözleşme döneminde sözleşmeyi devam ettirdiği, ayrıca davacının gönderdiği 08.09.2016 tarihli ihtarnameyi davalı ... .. Şti’nin 07.10.2016 tarihinde cevap verdiği ve davacının iddiasını ispatlamasını talep ettiği, yapılan incelemeye göre davacının ne miktar eksik ürün aldığına ilişkin veya bedelsiz teslim aldığı ürünlerin ne olduğunun tüm fatura ve sevk irsaliyelerini sunarak ispatlaması gerektiği halde buna ilişkin delillerin bilirkişi incelemesine sunulmadığı ya da bulunmadığı, mevcut durumda eksik olan promosyon ürünlerinin tespitinin mümkün olmadığı sadece iddia olarak kaldığı, oysaki davacının eksik olan promosyon ürünleri yönünden sevk irsaliyesi düzenleyebileceği, yine bilgisayar kayıtlarında da yeterli olarak açıklıkta olmaması nedeniyle her iki tarafın ürünlerini takip edilemediği, TMK m. 6’ya göre iddiayı ileri süren tarafın iddiasını ispatlamakla mükellef olduğundan buna ilişkin olarak delillerin incelemeye sunması gerektiği, sadece iddianın ispata yetmediği anlaşılmış olduğu..." gerekçesi ile, asıl dava dosyasında; Davacı ...’ın davasını ispatlayamadığından davanın reddine, Birleşen dava İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2017/795 Esas sayılı dosyası yönünden ise; Davacı .... Şti’nin davalı / takip borçlusu ... aleyhine İzmir 5. İcra Müdürlüğünün 2017/5251 Esas sayılı dosyasıyla yapmış olduğu takibe itirazın iptali ile, takibin 944.706,12.TL üzerinden takip tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile devamına, Alacak likit itiraz haksız olmakla % 20 icra inkar tazminatı tutarı olan 188.941,22.TL nin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, Ödemelerin icra müdürlüğünce nazara alınmasına, Tahsilde tekerrür edilmemesine karar verilmiş, verilen bu karara karşı asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, tarafların 2012 yılından 2016 yılına kadar yapmış oldukları her yıl yenilenen sözleşmeler gereğince; davalı şirketin, askeri ihalelere girdiğini ve kazandığı askeri birliklerde vending/otomat satış noktası koyma hakkını da müvekkili davacıya yani otomatlarla/vending satış işlemini yapma işini bıraktığını, bir nevi hizmet akdi ile ihale konusu işi müvekkilinin yerine getirdiğini, müvekkilinin, askeri ihalelerde kendisine düşen bedelin bir kısmını karşılamak amacıyla davalının düzenlemiş olduğu hizmet faturası bedelini davalının ihalede askeri birliklere ödediği bedelin karşılığı olarak ödediğini, davalının da müvekkili davacı tarafından ödenen ihale bedelinin karşılığında, müvekkiline bedelsiz ürün vermeyi kabul ettiğini, bu durumun sözleşmelerde açıkça ifade edildiğini, davacı müvekkilinin de bedelsiz ürünleri otomatlarda satarak ihalelerde kendisine düşen bedeli ödemekte olduğunu, 023055 nolu 2016 yılı sözleşmesinin özel şartlar bölümünde ihale bedelinin müvekkiline fatura edileceği ve cari defterine işleneceğinin belirtilmekte olduğunu, hizmet bedeli şeklinde düzenlenen faturaları müvekkilinin cari hesabına işlerken bedelsiz ürünlerin de kendisine teslim edilmesini istediğini, 2016 yılında yapılan sözleşmenin birinci maddesinde de müvekkiline baştan 11.000 koli bedelsiz ürün verileceğinin açıkça ifade edildiğini, söz konusu bedelsiz ürünlerin satışı sonucunda müvekkilinin davalıya ödediği ihale bedelinin karşılığı olduğunu ancak davalının sözleşmede güçlü taraf ve iş sahibi olması nedeniyle müvekkilinin 4 yıl içinde gönderilmeyen bedelsizlerin karşılığını alacağını oyaladığını, 4 yılın sonunda müvekkili için katlanması imkansız hale gelince artık davalının düzenlediği hizmet bedeli faturalarını ödeyemediğini, cari hesaba ilişkin ticari defterlerdeki kayıtların müvekkili yönünden doğru olmadığının dava dilekçesinden önce karşı tarafa gönderilen ve İzmir 20. Noterliği tarafından düzenlenen 09.09.2016 tarih ve 13866 yevmiye numaralı ihtarnamenin 1-d maddesinde yazılı olarak bildirildiğini ve davacı müvekkiline ait olmayan faturaların cari hesap ilişkisinden silinmesinin, cari hesabın gerçek tutarına getirilmesinin istendiğini, davanın başından bu yana davalı firmasının cari hesap ilişkisini istediği gibi yönlendirdiğini iddia etmelerine rağmen bilirkişi raporlarında davacıyla davalı arasındaki cari hesabı incelemekle yetinildiğini, tarafların sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğinin de tespit edilmediğini, taraflar arasında alacak veya borcun kaynağı olan mal ve hizmet faturalarının tespitinin yanında, taraflar arasında yapılan 4 yıl için 4 sözleşmede yer alan davalının müvekkiline bedelsiz olarak vermesi gereken ürünlerin verilip verilmediğinin de aksi ispat edilemeyecek şekilde ortaya koyulması gerektiğini, taraflar arasındaki sözleşme gereği, davalı ....'nin müvekkiline bedelsiz ürün vermekle yükümlü olduğunu. ispat yükünün davalı ....'ye ait olduğunu, teslim alınmayan malın ispatının müvekkili davacının yapmasının beklenemeyeceğini, bedelsiz ürünün karşılığı toplam 1.705,300.00.TL'nın müvekkiline ödenmediğini, ayrıca taraflar arasındaki sözleşme gereğince her yıl belirlenen rakam ile ve %50 den az olmamak kaydıyla davalı ....nin, müvekkili davacıya iskontolu ürün verdiğini, promosyon olarak verilmesi gereken bedelsiz ürünler ile iskontolu ürünlerin birbirinden ayrı olduğunu, eksik ve hatalı inceleme ile karar verildiğini, mahkemenin gerekçeli kararda beyan ve itirazları hatalı bir şekilde ele aldığını, davalı ....'nin cevabını sanki müvekkili davacının cevabı gibi ele alıp hatalı olarak değerlendirdiğini, Mahkemece 30.06.2021 tarihinde verilen (1) nolu ara kararda "1-Tarafların bilirkişi raporuna itirazları gözetilerek bilirkişilerden asıl ve karşı dava yönünden ayrı ayrı hazırlayacakları ve sonuçlarını belirtecekleri rapor alınmasına, bilirkişi heyetine dağıtım, pazarlama, içecek sektöründe uzmanlığı bulunan ve kota ve bunun uygulanmasıyla ilgili bilgisi olan endüstri mühendisi veya bu konuda uzmanlaşmış öğretim üyesi / öğretim görevlisi bilirkişisi atanmasına," ve yine 08.06.2022 tarihinde verilen (3) nolu ara kararda "3-Dosyada bilirkişilik görevinden çekilen bilirkişi ...'in yerinebilirkişi heyetine dağıtım, pazarlama, içecek sektöründe uzmanlığı bulunan, kota ve bunun uygulanmasıyla ilgili bilgisi olan endüstri mühendisi / öğretim görevlisi bilirkişinin gün beklenmeksizin görevlendirilerek teslim tutanağının talimat mahkemesine gönderilerek bilirkişinin dosyayı teslim almasının sağlanmasına," şeklinde karar kurulmuş olmasına rağmen 12.09.2022 tarihli bilirkişi ek raporunun öğretim üyesi görevlendirmesi yapılmadan kök raporu düzenleyen SMMM .... ve .... tarafından ek raporun düzenlendiğini, Mahkemenin 12.10.2022 tarihli duruşmasında "Davacı - karşı davalı vekilinden soruldu; rapora karşı beyan dilekçemizi ve ....'dan alınan uzman görüşü raporumuzu tekrar ederiz, mahkemeniz 30.06.2021 ve 08.06.2022 tarihli ara kararlarında bilirkişi heyetine dağıtım pazarlama içecek sektöründe uzmanlığı bulunan, kota ve bunun uygulanmasıyla bilgisi olan Endüstri mühendisi öğretim görevlisi bir bilirkişinin heyete eklenmesi kararı alınmış olup, ek raporda bu uzmanlığa sahip bilirkişinin heyette yer almadığı ve raporda görüşüne yer verilmediği anlaşılmıştır. İş bu ek raporun tamamına öncelikle usul sonrasında esas yönüyle itiraz ediyoruz, ayrıca celse arasında tarafımızdan HMK hükümleri çerçevesinde uzman görüşü dosyaya sunulmuştur, alınacak yeni heyet raporunda bu uzman görüşü de dikkate alınarak tespitlerde bulunulması talep olunur." şeklinde beyanlarına karşılık mahkemece "1-Davacı karşı davalı vekilinin rapora karşı beyan dilekçesi ve dosyaya sunduğu mütala kapsamında yapılan incelemede davacının bildirmiş olduğu delillerin toplandığı ve yeni delil toplanması gerekmediği, tüm delillerin toplanarak değerlendirildiği, tarafların taleplerin seçilen bilirkişiler vasıtasıyla incelendiği, aynı zamanda heyete eklenmesine karar verilen ve dağıtım pazarlama, içecek sektöründe uzmanlığı bulunan bilirkişi aranmasına rağmen iki ayrı bilirkişinin görevden çekilmesi ve SMMM ...'ın bu konularda yeterli ve gerekli uzmanlığa sahip olduğu, bu nedenle mevcut durumda davacının yeniden bilirkişi incelemesi talebinin şartları oluşmadığı tespit edildiğinden, yeni bir bilirkişi heyeti oluşturulması ve inceleme yapılması talebinin reddine," şeklinde ara karar verilmesinin hatalı olduğunu ve 12.09.2022 tarihli raporda yer alan bilirkişilerin tespitleri çerçevesinde mahkemenin hüküm kurmasının mümkün olmadığını, hukuken geçerli olmadığını, mahkemenin gerekçeli kararında dosyaya sunulan uzman görüşünün dikkate alınmadığını, Yargıtay uygulamasına göre dosya kapsamındaki uzman görüşü ile bilirkişi raporu arasında çelişkilerin bulunması halinde söz konusu çelişkilerin ayrıntılı ve gerekçeli şekilde yeni bir heyet oluşturarak giderilmesi, çelişkilerin aydınlatılması gerektiğini, müvekkilinin adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, bilirkişilerin kök raporlarındaki görüşlerinden ek raporlarında neden vazgeçtiklerini izah etmediklerini, davalı ....'nin 2013, 2014, 2015 ve 2016 yılları için toplam 38.500.koli bedelsiz ürünü müvekkili davacıya vermediğini bu ürünlerin toplam bedellerinin 1.705.300.00.TL olduğunu, davalı ....'nin teslim ettiğini iddia ettiği bedelsiz ürünlerin teslimine ilişkin belgeleri denetime elverişli şekilde dosyaya sunmak zorunda olduğunu, bilirkişilerin ek raporda bu durumdan vazgeçemeyeceğini, davacı müvekkilinin elindeki tüm bilgi ve belgeleri dava dosyasına sunduğunu, ayrıca bedelsiz ürünün teslimine ilişkin ispat yükünün davalı ....'de olduğunu, davalı ....'nin, sözleşme hükümlerine göre davacı ...'a her yıl bedelsiz olarak vermesi gereken ürün adeti belli olup bedelsiz ürünleri davacıya verdiğini ispat etmesi gerektiğini, teslimi yapılmayan ürünlerin davacı ... tarafından ispatının istenmesinin genel hukuk kaidelerine aykırı olduğunu, davalı ... Firmasının, Pos Cihazlardan aktarması gereken bedelin davacı ...'a 138.177,51.TL eksik aktarıldığını, 12.09.2022 tarihli hükme esas olan ek rapordaki "Ayrıca, tarafımızca yapılan inceleme ve tespitler neticesinde, somut olay yönünden ayrıca bir sektör bilirkişisi incelemesine gerek olmadığının düşünüldüğü;" tespitinin hatalı olduğunu, mahkeme tarafından da bu durumun sonradan kabul edilmesinin de hukuken doğru olmadığını, bilirkişilerin aynı ek raporda "Keza, bedelsiz verilen ürünler (promosyon ürünler) için fatura tanzim etme zorunluluğu bulunmamakla birlikte, bu tür ürünler için sevk irsaliyesi düzenleme zorunluluğu bulunmaktadır. Ancak bu noktada da gerek sevk irsaliyelerini alıcının mı yoksa satıcının mı tanzim edeceği hususunun tarafımızca bilinemeyeceğinden," şeklinde beyanlarının varlığı dikkate alındığında birbirine zıt ifadelerin aynı rapor içinde yer alması ve Mahkemeye bu durumun varlığını ortaya koymalarına rağmen mahkemece itiraza konu işbu ek rapor ile hüküm kurmasının hatalı olduğunu, sevk irsaliyesi düzenlemenin davalı ve satıcı olan ...'nin yükümlüğünde olduğunu, çünkü nakliye yani malların taşınmasının davalı ....'nin sorumluluğunda olduğunu, kaldı ki her halükarda sevk irsaliyesi dışında da bedelsiz ürünlerin teslim edildiğini davalı....'nin ispat etmesi gerektiğini, davalı ....'nin, hizmet vermeden davacı adına düzenlediği hizmet bedeli faturalarının geçerli olmadığını, bedelsiz olarak verilmeyen ürünlerden dolayı müvekkili davacının davalı ....'den 1.705.300,00.TL alacağının mevcut olduğunu, cari hesaptaki davalı ....'ye olan borcu düşüldükten sonra toplamda müvekkilinin 760.593,88.TL alacağı kaldığını, davalı ....'nin müvekkili davacıya düzenlediği ancak karşılığında bir hizmet üretmemesine rağmen bedelsizlerin karşılığı olan hizmet faturaları toplamı olan 1.286.880,00.TL'nin cari hesapta gözüken davalı ....'ye olan borcu düşüldükten sonra toplamda 342.173,88.TL alacağın varlığının kabul edilmesi gerektiğini, davalı .... tarafından özelikle teknik servis hizmeti verilmediği halde hizmet faturası olarak faturalandırıldığını ve bedelini tahsil etmek istediğini, arızalanan makine ve otomatların çalışır durumda olmaması nedeniyle satış rakamlarının ciddi şekilde düştüğünü ve müvekkilinin önemli oranda ciro kaybı yaşadığını, müvekkilinin davalı .... Firmasına mal alımından kaynaklanan bir borcunun bulunmadığını, tarafların cari hesaplarında görünen borcun kaynağının davalı ....'nin yerine getirmediği hizmet bedellerinden kaynaklandığını, 2014 yılı içerisinde bedelsiz ürünler karşılığı müvekkili ...’a toplam 348.100.TL hizmet bedeli faturası kesilip müvekkilinin cari hesaplarına eklendiğini, 2015 Yılı için 01.01.2015 tarihli 015303 Nolu ... Sözleşmesinde, Özel şartlar protokolü 1 nci madde gereği; işletmeye bir defaya mahsus olmak üzere 7.500 Koli ... ürün (330ML) başta bedelsiz olarak verileceğini, müvekkili ...’a verilmesi gereken 2015 yılı bedelsiz ürün TL karşılığı 46,14 X 7500= 346,050.TL olduğunu, 2015 yılında bedelsiz ürünler teslim edilmemesine rağmen 379.960.00.TL hizmet bedeli faturası kesilip müvekkili ...’ın cari hesabına eklendiğini, 2016 yılı için 18.01.2016 tarihli 023055 Nolu ... Sözleşmesi, Özel şartlar protokolü 1 nci madde gereği; müvekkili ...’a bir defaya mahsus olmak üzere 11.000 Koli ... ürün (330ML) başta bedelsiz olarak verileceğini, 2016 yılı bedelsiz ürün TL karşılığı 49,25 X 11000= 541,750.TL olduğunu, 2016 yılı içerisinde bedelsiz ürünler teslim edilmemesine rağmen 558.820.TL hizmet bedeli faturası kesilip müvekkili ...’ın cari hesabına eklendiğini, dolayısıyla davalı ....’nin müvekkili ...’a hizmet vermeden karşılıksız olarak kestiği faturaların toplam değerinin 1.286.880,00.TL olduğunu, davalı ...'nin müvekkili ...' dan talep ettiği bedelin ise 944.706,12.TL olduğunu, buna göre davalı ...'nin müvekkili ...'a 342.173,12.TL borçlu olduğunu, maddi ve manevi her bakımdan müvekkili ...'dan kat be kat güçlü olan davalı ....'nin dayatma yoluyla bedelsiz ürünleri göndermeden ihale bedellerini işbu karar ile müvekkili ...'dan tahsil edeceğini, davalının ticari defterlerde alacaklı gibi gözükmesine rağmen bedelsiz ürünler verilmediğinden öncelikle birleşen davadaki itirazın iptalinin reddi sonrasında da kalan bedel üzerinden taleplerinin kabulünün gerektiğini, asla kabul anlamına gelmemekle birlikte diğer yıllara ilişkin bedelsiz ürün taleplerinden vazgeçmemekle mahkeme gerekçeli kararında 2016 yılı bedelsizlerine ilişkin bir değerlendirme yapılmadığını, mahkeme gerekçeli kararında bedelsiz ürünlere ilişkin ihtirazi kayıt koyulmadığı belirtilirken 2016 yılı için ayrı bir değerlendirme yapılmadığını, müvekkilinin sadece 2016 yılı bedelsiz ürünlerini davalı ....'den almamış olduğunu asla kabul etmemekle birlikte bir an için bunun doğru olduğu düşünülse dahi davalı ....'nin 2016 yılına ilişkin bedelsiz ürünleri verdiğini ispat etmesi gerektiğini, asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Asıl dava; taraflar arasında yapılan 18.04.2011, 21.01.2012, 23.03.2013, 17.03.2014, 01.01.2015 ve 18.01.2016 tarihli satış noktası sözleşmelerine dayalı olarak bedelsiz promosyon ürün bedelinin, teknik servis yapılmaması nedeniyle uğranılan zararın ve pos cihazından eksik olarak ödenen bedelin tahsili, birleşen dava; sözleşmelerden kaynaklanan cari hesap alacağının tahsili için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. Taraflarca getirilme (hazırlama) ilkesinin uygulandığı davalarda deliller kural olarak taraflarca gösterilir, hâkim delillere kendiliğinden başvuramaz. Buna karşılık kendiliğinden (re'sen) araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda, hâkim davanın ispatı için gereken bütün delillere kendiliğinden başvurur; taraflar da duruşma bitinceye kadar delil gösterebilirler. Dava ile ilgili olguların hazırlanmasında, tarafların yanında hâkimin de görevli olmasına, kendiliğinden araştırma ilkesi denir. Bu ilke kamu düzenini ilgilendiren çekişmeli davalarda ve çekişmesiz yargı işlerinde önem gösterir. Dava malzemesinin taraflarca getirilme ilkesi, dava malzemelerinin mahkemeye kimin tarafından getirileceğiyle ilgili bir ilkedir. Buna göre, hâkim kendiliğinden, taraflarca ileri sürülmemiş vakıaları araştıramaz, hükmüne esas alamaz. Mahkeme sadece tarafların getirdiği vakıalara göre talep sonucunu inceleyip karar verir. Taraflarca getirilme ilkesi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 25. maddesinde şu şekilde ifade edilmiştir: “(1) Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. (2) Kanunda belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz”. Bu ilkenin bir sonucu olarak mahkeme, sadece taraflarca ileri sürülen vakıaları inceleyebilir. Buna kural olarak deliller de dâhildir (HMK m. 25/2). Hâkim, olayın aydınlatılması için taraflardan delil ikamesini isteyebilir ancak tarafa belli bir delili hatırlatamaz. Mahkemenin hüküm vermesi için kendisine yöneltilen talebin formüle edilmesi ve ileri sürülmesi tarafların görevi ise de, bunları anlamlandırmak veya gerektiğinde açıklattırmak hâkimin görevidir. Ancak bu durum, hâkimin tarafların ileri sürmediği vakıaları ileri sürmelerine imkân vermesi veya hatırlatması anlamını taşımaz. Burada mevcut olmayanın, talep edilmeyenin ortaya çıkartılması değil, talep edilenin netleştirilmesi, aydınlatılması, belirlenmesi söz konusudur. Taraflarca getirilme ilkesi, hâkimin soru sorma ve davayı aydınlatma ödevi (m. 31) çerçevesinde yumuşatılmıştır (Pekcanıtez, Hakan / Atalay, Oğuz / Özekes, Muhammet: Medeni Usul Hukuku, 2011, 11.Bası, s. 248 vd). Diğer taraftan HMK’nın “Hâkimin davayı aydınlatma görevi” başlıklı 31. maddesine göre; “Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir”. Hâkimin davayı aydınlatma ödevi olarak ifade edilen bu düzenleme ile doğru hüküm verilebilmesi ve maddi gerçeğin bulunabilmesi amaçlanmıştır. Düzenlemede her ne kadar “açıklama yaptırabilir” denilmişse de, bunun, hâkimin davayı aydınlatması için bir “ödev” olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü davayı aydınlatma ödevi sayesinde hâkim, iddia ve savunmanın doğru ve tam olarak anlaşılmasını sağlayacak ve bu şekilde doğru olmayan bir kararın verilmesini önleyecektir (Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 248 vd). Görüldüğü üzere, hâkimin davayı aydınlatma ödevine ilişkin 31. maddede, hâkimin, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukukî açıdan belirsiz ya da çelişkili gördüğü konular hakkında taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği, kanıt gösterilmesini isteyebileceği belirtilmiştir. Kural olarak herkes iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, kendisine ispat yükü düşmeyen diğer tarafın onun iddiasının aksini ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş sayılır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi uyarınca, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür”. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinde de; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” şeklinde düzenleme mevcuttur. Yukarıda belirtilen maddenin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü üzerinde taşıyacaktır. İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir. İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir. Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır. "...Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle bilirkişi incelemesi ve bilirkişiden rapor alınması konusuna değinmekte fayda vardır. 15. Bilirkişi raporu; bilirkişinin, hukuki değerlendirmeleri içermeyecek şekilde davanın çözümlenmesinde gereken teknik konulardaki açıklamalarını içeren mahkemeye sunduğu metindir. Bilirkişi raporu, mahkemenin uyuşmazlığı çözerken kullandığı kanıtlardan biri olup hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü öteki kanıtlarla birlikte serbestçe değerlendirir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 164). 16. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 266 ncı maddesinin birinci fıkrasında bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller; "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez” şeklinde düzenlenmiştir. 17. Aynı Kanun’un 281 inci maddesinde; “(1) Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler. (2) Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir. (3) Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir” hükmüne yer verilmiştir. 18. 24.11.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 3 üncü maddesinde de; “(1) Bilirkişi, görevini dürüstlük kuralları çerçevesinde bağımsız, tarafsız ve objektif olarak yerine getirir. (2) Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukukî nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. (3) Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. (4) Bilirkişi, kendisine tevdi olunan görevi bizzat yerine getirmekle yükümlü olup, görevinin icrasını kısmen yahut tamamen başka bir kimseye devredemez. (5) Bilirkişi, görevi sebebiyle kendisine tevdi edilen bilgi ve belgelerin veya öğrendiği sırların gizliliğini sağlamakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, bilirkişilik görevi sona erdikten sonra da devam eder. (6) Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren sorun açıkça belirtilmeden ve inceleme yaptırılacak konunun kapsamı ile sınırları açıkça gösterilmeden bilirkişi görevlendirilemez. (7) Aynı konuda bir kez rapor alınması esastır; ancak rapordaki eksiklik veya belirsizliğin giderilmesi için ek rapor istenebilir. (8) Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi ile bu Sisteme entegre bilişim sistemleri veya yazılımlar vasıtasıyla ulaşılabilen bilgiler veya çözülebilen sorunlar için bilirkişiye başvurulamaz” denilmektedir. 19. Anılan düzenlemeler gereğince mahkeme çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden (resen) bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verebilir. 20. Şu hâlde, bilirkişi raporlarında görülen eksiklik ya da belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulması görevi mahkemeye ait olup, mahkemece raporu veren bilirkişilerden HMK’nın 281 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre ek rapor alınabileceği gibi, HMK’nın 281 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca yeni bir bilirkişi kurulu oluşturulup, tekrar inceleme yaptırılarak rapor da alınabilir. 21. Nitekim aynı hususlar Hukuk Genel Kurulunun 18.05.2021 tarihli ve 2018/15-540 Esas, 2021/560 Karar; 31.05.2022 tarihli ve 2019/(15)6-6 Esas, 2022/775 Karar; 20.09.2022 tarihli ve 2020/(15)6-642 Esas, 2022/1120 Karar; 27.09.2022 tarihli ve 2019/(15)6-573 Esas, 2022/1168 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir. 22. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 282 nci maddesinde de hâkimin bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği belirtilmiştir. Buradan hareketle bilirkişi incelemesi, HMK’da yer alan “kesin delil” ve “takdiri delil” şeklindeki tasnifte, takdiri deliller içerisinde yer almaktadır. Bir vakıanın doğruluğunun belirlenmesi için ileri sürülen takdiri delilin ispat gücü, hâkimin bu konuda vicdani kanaatiyle yapacağı değerlendirme ile belirlenir. Bu çerçevede takdiri deliller içerisinde yer alan bilirkişi incelemesinin dosyaya sağlamış olduğu özel veya teknik bilgi ya da tespit vasıtasıyla, inceleme konusu olan vakıalara dayalı iddiaların ispatı hususunda hâkimde oluşan kanaat neticesinde bir karar verilir. Bu aşamada hâkim, uyuşmazlık konusuyla ilgili kanun tarafından tanınan takdir yetkisi çerçevesinde, olumlu ya da olumsuz bir karar vermek için gerekli olan kanaatin oluşumunda, bilirkişi raporunu dosya kapsamındaki diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirerek bir karar tesis edecektir. 23. Bilirkişi raporunun serbestçe değerlendirilmesinde kastedilen; raporda ulaşılan sonuç hakkında taraflarca ileri sürülen iddiaların ispatına dair Kanun’da aranan düzeyde bir kanaatin oluşumu için hâkim tarafından yapılan muhakemedir. Ancak hâkim tarafından hukuka ve hakkaniyete uygun karar tesisinde gerekli olan kanaatin oluşumu için HMK’nın 282 nci maddesi çerçevesinde bilirkişi raporuna ilişkin olarak yapılacak değerlendirmenin, hukuki sınırlar içerisinde ve uyuşmazlık konusu somut vakıaya uygun niteliği haiz olması gerekir. 24. Başka bir anlatımla; hâkimin bilirkişi raporunu değerlendirirken dava konusu vakıaya ilişkin tutarlı, mantıklı ve hukuki gerekçeler ortaya koyması gerekmektedir. Bu kapsamda bilirkişinin uzmanlık alanı ve bilgisi, raporun mahkemece tanımlanan görev çerçevesinde düzenlenip raporda varılan sonucun somut olaya uygun ve anlaşılır olup olmadığı, raporun gerekçesi ve tutarlılığı gibi hususların bilirkişi raporunun değerlendirmesinde hâkim tarafından nazara alınması gerekmektedir (Ersin Erdoğan/ Sümeyye Hilal Üçüncü: Bilirkişilik Kurumu ve Bilirkişi Raporunun Delil Değerine İlişkin Bazı Sorunlar, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2010, C. 10, S. 1, s. 372 vd.). Sözü edilen bu takdir hakkının kapsamı, hâkimin hukuki olmayan özel ve teknik bilgiye ilişkin konularda, doğrudan doğruya kendi yorumuna ve anlayışına göre hüküm verebileceği anlamına da gelmemektedir. Zira eksik inceleme ve araştırma ile hukuki olmayan yoruma dayalı olarak hatalı değerlendirme sonucu hüküm kurulamayacağı açıktır. 25. Mahkemece bilirkişi incelemesine başvurulduğunda; raporun, olayın özelliklerine ve uyuşmazlığın çeşidine göre yapılması gerekli olan inceleme ve değerlendirmeleri içermesi, raporda hâkimin uyuşmazlığı çözmesi için gerekli olan tüm özel ve teknik bilgilere ve açıklamalara usulünce yer verilmesi, tarafların iddia, savunma ve itirazlarının gerekçeleriyle ve olayın teknik özellikleriyle tartışılması, bu tartışmanın da denetime elverişli olması gerekmektedir. Anılan bilirkişi raporunun teknik özellikleri taşımaması, denetime elverişli olmaması, mevcut bilirkişi raporları ile çelişki oluşturması ya da verilen bilgilere göre somut olayın özellikleri ve var olan teknik verilere göre kendi içinde çelişki oluşturur tarzda olması hâlinde söz konusu rapor hükme esas alınamayacaktır. Hâkim bu durumda, davayı aydınlatma yükümlülüğünün de bir gereği olarak, eksiklik veya belirsizliğin ya da çelişkilerin giderilmesi ve gerçeğin ortaya çıkarılması için HMK’nın 281 inci maddesinde belirtilen yolu izlemelidir (Hukuk Genel Kurulunun 01.06.2021 tarihli ve 2017/11-2480 Esas, 2021/657 Karar sayılı kararı). 26. Çözümü hukuk bilgisi dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektirdiği için bilirkişiye başvurulan hâllerde mahkeme, bilirkişi raporunda noksan veya müphem gördüğü hususların tamamlanması veya açıklanması için kendiliğinden veya tarafların itirazı üzerine bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla tekrar inceleme de yaptırabilir. Zira bilirkişi raporları arasında çelişki varsa, çelişki giderilmeden karar verilemeyeceği gibi uzman olmayan bilirkişinin düzenlediği rapor esas alınarak da hüküm kurulamaz. 27. Bilirkişilerin inceleme konusunda uzman olmadıklarının tespiti nedeniyle var olan eksikliğin, belirsizliğin veya çelişkinin ek rapor ile giderilmesi mümkün değilse, mahkemece yeniden belirlenecek bilirkişi veya bilirkişi kurulu vasıtasıyla yapılacak inceleme sonucunda karar verilmesi gerekmektedir. Bir başka ifadeyle çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren bir konuda raporu düzenleyen bilirkişilerin gerekli özel veya teknik bilgiden yoksun olmaları nedeniyle hazırladıkları raporun hükme esas alınacak nitelikte olmaması hâlinde, mahkemece yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmaksızın karar verilemez..." (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 03.05.2023 tarih ve 2022/(13)3-631 Esas 2023/418 Karar sayılı kararı) Taraflar arasında imzalanan ve geçerli olan 18.04.2011, 21.01.2012, 23.03.2013, 17.03.2014 ve 01.01.2015 tarihli satış noktası sözleşmesinde bedelsiz olarak verileceği kararlaştırılan ürünler ile ilgili olarak; bu sözleşmelerde bulunan "özel şartlar ile müşteriye tanınan tüm avantaj, imtiyaz ve hakların sadece sözleşmede belirlenen süre için geçerlidir. Sözleşme süresinin kendiliğinden uzaması veya taraflarca yenilenmesi halinde Özel Şartlar yenilenen veya uzayan dönem için hüküm ifade etmeyecektir." hükmü gereğince bu sözleşmelere dayalı olarak asıl davada davacı ...'ın davalı ....şirketi tarafından bedelsiz ürün verilmesine yönelik talepte bulunması mümkün değildir. Ancak 18.01.2016 tarihli sözleşme yönünden ihtarnameler ve dava tarihi dikkate alınarak geçerliliğini devam ettirdiği sırada bu sözleşmenin özel şartlar bölümündeki; "İşletmeye bir defaya mahsus olmak üzere 11.000.(onbirbin) koli ... ürün (330 ml) baştan bedelsiz olarak verilecektir. Bedelsiz dağılımı 2016 yılı içerisinde ...'nın satış stratejisi korunarak ve ... şahıs şirketiyle mutabık kalınarak verilecektir" hükmü gereğince asıl davada davacı ...'ın davalı ... şirketi'nden sözleşmede kararlaştırılan bedelsiz ürünlerin verilmesini talep edebilecektir. 18.01.2016 tarihli sözleşme gereğince verilmesi gereken 11.000(onbirbin) koli ... ürün (330 ml)'ün davalı ... tarafından davacı ...'a verilip teslim edildiğini yada bedelsiz ürün yerine bedelinin verildiğini veya bedelinin tenzil edildiğini davalı ...'nın ispat etmesi gerekirken mahkemece bu hususta ispat yükünün davacıya yüklenmesi usul ve yasaya aykırı olup, doğru görülmemiştir. Ayrıca dosyada mevcut birden fazla bilirkişi heyet rapor ve ek raporunun kendi içerisinde çelişkili olduğu ve yerel mahkemece 08.06.2022 tarihli celsede bilirkişi heyetine dağıtım, pazarlama, içecek sektöründe uzmanlığı bulunan, kota ve bunun uygulanmasıyla ilgili bilgisi olan endüstri mühendisi/öğretim görevlisi bilirkişinin dahil edilmesi yönünde ara alınmasına ve bu yönde talimat yazılmasına rağmen sektörde uzman bilirkişi olmadan Bilgisayar Mühendisi ve Mali Müşavir tarafından 12.09.2022 tarihli bilirkişi ek raporunun tanzim edildiği, 12.10.2022 tarihli celsede davacı birleşen davalı vekilinin mahkeme ara kararı gereğince sektörde uzman bilirkişi eklenerek rapor düzenlenmesi gerekirken önceki heyetten ek rapor alınmasına usul ve esas yönünden itiraz edilmesine ve uzman görüşü de dikkate alınarak yeni bilirkişi heyetinden rapor alınması yönünde talepte bulunulmasına rağmen mahkemece sektörde uzmanlığı bulunan bilirkişi aranmasına rağmen iki ayrı bilirkişinin görevden çekilmesi ve SMMM bilirkişisinin bu konuda yeterli ve gerekli uzmanlığa sahip olduğu ve mevcut durumda yeniden bilirkişi incelemesi yapılması şartları oluşmadığından bu talebin reddine yönelik ara karar verildikten sonra yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınmaksızın bu ek raporun hükme esas alınması doğru görülmemiştir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında; asıl ve birleşen davalar yönünden tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda tarafların dosyaya sundukları belgeler, ticari defter ve belgeleri, önceki bilirkişi/bilirkişi heyet rapor ve ek raporları, uzman görüşü ile tüm dosya münderecatı üzerinde alanlarında uzman bilirkişi heyeti marifetiyle inceleme yaptırılıp, yargı ve taraf denetimine açık ayrıntılı ve gerekçeli bilirkişi heyet raporu tanzimi sağlanarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken mahkemece eksik inceleme ile yukarıda yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, doğru görülmemiştir. Bu itibarla asıl dava davacı-birleşen dava davalı vekilinin bu yönlere ilişkin istinaf itirazlarının kısmen kabulü ile 6100 sayılı HMK'nın 353/(1).a.6. maddesi gereğince kararın kaldırılmasına, kaldırma kararının sebep ve şekline göre istinaf yoluna başvuran asıl dava davacı-birleşen dava davalı vekilinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Asıl dava davacı-birleşen dava davalı vekilinin isitnaf kanun yolu başvurusunun KISMEN KABULÜ ile İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 06/01/2023 tarih ve 2017/156 Esas 2022/1242 Karar sayılı hükmünün 6100 sayılı HMK’nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın HMK 353/(1)-a maddesi gereğince Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, 3-Kararın kaldırılma sebep ve şekline göre asıl dava davacı-birleşen dava davalı vekilinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-Kararın kaldırılması nedeniyle başvuru sırasında alınan peşin harcın başvuru sahibine iadesine, 5-İstinaf başvurusu aşamasında başvuru sahibi tarafından yapılan yargılama giderlerinin mahkemesince verilecek nihai kararla hüküm altına alınmasına, 6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme ve harç iadesine ilişkin işlemlerin yerel mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 353/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 18/06/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/631, K. 2026/1491, T. 18.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-631-e-2026-1491-k-f7882bed1f67