Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/4494 E. 2026/397 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/4494
- Karar No
- 2026/397
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/71 E., 2024/35 K.
Taraflar arasındaki davadan dolayı Edremit 2. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 30.01.2024 gün ve 2020/71 Esas,2024/35 Karar sayılı hükmün onanmasına ilişkin olan Dairenin 10.06.2025 tarihli ve 2024/2780 Esas, 2025/2922 Karar sayılı kararının düzeltilmesi süresinde asıl davada davacı vekili tarafından istenilmiş olmakla, dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
-K A R A R-
Asıl ve birleştirilen dava, inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Asıl davada davacı; kayden maliki olduğu 5 22... parseldeki 2 ve 3 numaralı bağımsız bölümleri kredi amaçlı ve bedelsiz olarak davalı ...’e satış suretiyle 03.11.2006 tarihinde temlik ettiğini, kredinin ödenmesi halinde taşınmazların iadesinin 01.11.2007 tarihinde düzenledikleri sözleşmeyle kararlaştırıldığını, ancak kredi ödenmesine rağmen davalı ...’in taşınmazları iade etmediğini ileri sürerek birinci kattaki ve çatı katındaki dairelerin tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiş, birleştirilen davada da davalı ...’in 3 numaralı bağımsız bölümü 10.04.2008 tarihinde kötüniyetli ve muvazaalı olarak diğer davalı ...’ya devrettiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuş, bilahare davalı ... yönünden davasını atiye terk ettiğini bildirmiş, aşamada ölümü üzerine tek mirasçısı davaya devam etmiş ve asıl davaya konu olup ihale ile devredilen 2 numaralı bağımsız bölüm yönünden HMK’nın 125. maddesi uyarınca davayı yeni malike yöneltmiştir.
Asıl ve birleştirilen davada davalı ...; 01.11.2007 tarihli sözleşmeyi ve içeriğini kabul etmediğini, davacıya boşa imzalı kağıt verdiğini belirterek davanın reddini savunmuş, 16.05.2022 tarihinde ölümü üzerine mirasçılarına tebligat yapılmış, mirasçıları Edremit 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 02.06.2022 tarihli ve 202/624 Esas, 2022/597 Karar sayılı kararı ile mirası reddettiklerini ve kararın kesinleştiğini bildirmiş, bunun üzerine terekenin tasfiyesi için tasfiye memuru olarak ... atanmış ve davaya dahil edilmiştir. Birleştirilen davada davalı ...; tapu kaydına dayalı iyiniyetli kazanımın korunması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Asıl davada davalı ...; ... Bankasının taşınmazda bulunan ipotek nedeniyle takip başlattığını, Edremit 2. İcra Müdürlüğünün 2012/1832 Talimat numaralı dosyasında taşınmazın satılmasının istenildiğini, İcra Müdürlüğünün Edremit 2. Asliye Hukuk Mahkemesine eldeki davadaki tedbirin satışa engel olup olmadığını sorduğunu, Mahkemenin, Müdürlüğün takdirinde olduğunu bildirdiği, bunun üzerine satışa izin verilmediğini, alacaklı Banka tarafından İcra Hukuk Mahkemesinde şikayet yoluna başvurulduğunu ve İcra Hukuk Mahkemesince memur işleminin iptaline karar verildiğini, kendisinin 28.06.2013 tarihli ihaleye katılarak taşınmazı aldığını, davacının ihalenin feshi için dava açtığını ve davanın reddine karar verildiğini, kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğini, Devlet kurumuna güvenerek taşınmazı ihaleden aldığını, davacının kabul kararının üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen kararı tebliğe çıkarmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Müdahil Banka; dava konusu 2 numaralı bağımsız bölüme kredi kullandırılması nedeniyle ipotek tesis edildiğini, kredi borcunun ödenmemesi nedeniyle takip başlatıldığını ve takip sonucu ihale ile taşınmazın davalı ...’e temlik edildiğini, davalı yanında davaya katılmak istediklerini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin 11.11.2010 tarihli ve 2008/480 Esas, 2010/595 Karar sayılı kararı ile; davacının dayandığı 01.11.2007 tarihli sözleşme, temlik tarihinden sonra düzenlendiğinden inançlı işlem iddiasının ispat edilemediği, davalı ... bakımından da davanın atiye terk edildiği gerekçesiyle davalılardan ... hakkındaki davanın ve birleştirilen davanın reddine, davalı ... yönünden davacı davasını atiye terk ettiğinden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, söz konusu kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairenin 15.07.2011 tarihli ve 2011/4282 Esas, 2011/8383 Karar sayılı kararı ile; 05.02.1947 tarih ve 20/6 sayılı İnançları Birleştirme Kararında iddianın yazılı belgeyle ispatlanacağı öngörülmekle beraber belge tarihinin temlik tarihinden önce olması gerektiği yönünde bir açıklama bulunmadığı, belge tarihinin temlikten önce veya sonra düzenlenmiş olmasının neticeye etkili olmayacağı, iddia ve savunma doğrultusunda delillerin toplanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiş, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda Mahkemenin 24.05.2012 tarihli ve 2011/551 Esas, 2012/388 Karar sayılı kararı ile; inançlı işlemin ispatlandığı gerekçesiyle davalılardan ... hakkındaki davanın kabulüne, davalı ... yönünden davacı davasını atiye terk ettiğinden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, bu kararın davacı vekili, davalı ... vekili ve kayıt maliki ... vekili tarafından temyizi üzerine Dairenin 13.03.2019 tarihli ve 2016/6429 Esas, 2019/1819 Karar sayılı kararı ile bu kez; çekişme konusu 5 22... parseldeki 2 numaralı bağımsız bölümün Mahkemenin 24.05.2012 tarihli kararından sonra 24.07.2013 tarihli cebri satış işlemiyle dava dışı ... adına tescil edildiği, çekişme konusu taşınmazlardan 2 numaralı bağımsız bölümün dava dışı üçüncü kişi adına tescil edilmesi nedeniyle 6100 sayılı HMK'nın 125. maddesi hükmü uyarınca davacı tarafa seçimlik hakkı hatırlatılarak davayı ne şekilde sürdüreceğinin sorulması ve bu yöndeki usuli eksiklik giderildikten sonra işin esası bakımından bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiş, bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde Mahkemenin yukarıda tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile; asıl dava yönünden 2 numaralı bağımsız bölümün Edremit 2. İcra Dairesinin 2012/1832 Talimat dosyası üzerinden cebri icra yoluyla satışa çıkarıldığı, açık artırma soncunda davalı ...'e ihale edildiği, icra dosyasında alacaklı bulunan ... Bank A.Ş.'nin ipotek alacağına yönelik davacının menfi tespit davası açmadığı ya da davacının ... Bank A.Ş.'nin ipotek hakkına yönelik muvazaalı olduğu iddiasına dayalı ipoteğin fekki davası bulunmadığı, taşınmazın 2004 sayılı İcra İflas Kanunu uyarınca cebri icra yoluyla satın alan davalı ...'e karşı davacı tarafından eldeki dava nedeniyle konulan ihtiyati tedbirin olmasından mütevellit kötü niyetli olduğu iddiasına dayalı tapu iptal ve tescil davasının dinlenemeyeceği, ihtiyati tedbirin mahiyeti gereği cebri icra satışına engel olamayacağı gerekçesiyle asıl davanın reddine; birleştirilen dava yönünden davacı tarafın davalı ... ...'a karşı açtığı davayı yargılama aşamasında HMK'nın 123. maddesi gereğince geri aldığı ve davalı ...'nın da bu geri almayı kabul ettiği, ...'in de kayıt maliki olmadığı gerekçesiyle birleştirilen davada davalı ... ... yönünden davanın açılmamış sayılmasına, davalı ... yönünden davanın husumet yokluğundan usulden reddine karar verilmiş, kararın asıl davada davacı vekili tarafından temyizi üzerine karar Dairece onanmış, asıl davada davacı vekili tarafından süresinde karar düzeltme isteğinde bulunulmuştur.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu 5 22... parsel sayılı taşınmazdaki 2 ve 3 nolu bağımsız bölümler davacı adına kayıtlı iken satış yolu ile davalı ...'e devredildiği, daha sonra 3 nolu bağımsız bölümün davalı ... tarafından birleştirilen davanın davalısı Mustafa'ya temlik edildiği, 2 nolu bağımsız bölümün ise davalı ... adına kayıtlı iken 24.07.2013 tarihinde cebri icra yoluyla HMK 125. maddesi gereğince davaya dahil edilen ... adına kayıtlandığı, davacı ... yönünden davacının davasını atiye terk ettiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki; yargılama aşamasında cebri icra yoluyla taşınmazı temlik alan ve HMK'nın 125.maddesi gözetilerek hakkında tapu iptali ve tescil yönünde seçimlik hak kullanılan dahili davalı ...'in iyiniyetli olması halinde kazanımının korunacağı kuşkusuzdur.
Bilindiği üzere; hukukumuzda diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları, satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlama düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun(TMK) 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988. ve 989. maddelerinin ve tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.
Tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden, iktisapta bulunan kişinin iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten, bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse, diğer yanda ise kendisi için maddi hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyi niyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.
Nitekim bu görüşten hareketle, "kötü niyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (re'sen) nazara alınacağı'' ilkeleri 8.11.19 91... /4 esas 1991/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşler de aynı doğrultuda gelişmiştir.
Öte yandan; vakıa ve karinelerden, halin icaplarından kendisinden beklenen özeni sarfetmemiş olan kişinin kanunen iyiniyet iddiasında bulunamayacağı ve TMK’nın 1023. maddesinden yararlanamayacağında bir tereddüt bulunmamaktadır.
Somut olaya gelince; HMK'nın 125. maddesi uygulanması için Dairemizce verilen 13.03.2019 tarihli bozma kararından sonra, Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama aşamasında, davacı vekilinin 02.09.2021 tarihli dilekçesiyle tanık ...’un T.C. Numarası ve adresini de bildirmek suretiyle “Davalının taşınmazı icradan satın alırken muris ... ile ... arasında dava konusu taşınmaz nedeniyle uyuşmazlık bulunduğu, bu nedenle tarafların davalık olduğu hususlarını davalı ...’un bildiği, taşınmazı bu uyuşmazlığı bilerek satın aldığı” hususunda dinletmek istediğini bildirerek usulüne uygun olarak tanık deliline dayandığı halde Mahkemece herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin 26.05.2022 tarihli celsede davacı vekilinin tanık dinletme talebinin reddedildiği anlaşılmaktadır.
Tanık delili, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 2 40... . maddeleri arasında düzenlenmiş olup HMK’nın 240/2 maddesinde; ''Tanık gösteren taraf, tanık dinletmek istediği vakıayı ve dinlenilmesi istenen tanıkların adı ve soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunar...” hükmüne yer verilmiştir.
O halde, davacı vekilinin usule uygun şekilde bildirdiği ve dinletmek istediği hususları açıkça mahkemeye beyan ettiği tanık ... dinlenmediği gibi, dinlenmesinden feragat edilmediği, davacı vekilinin tanık dinletmek istediği hususun tanıkla ispatı mümkün olmayan bir durum da olmadığı ve HMK'nın 241. maddesi gereğince tanık dinlenmesinden vazgeçilmesine dair gerekçeli bir ara kararı da bulunmadığı anlaşıldığından, tanık dinlenmeden savunma hakkı kısıtlanarak sonuca gidilmiş olması doğru görülmemiştir.
Hâl böyle olunca; davacı vekilinin usule uygun olarak bildirdiği tanık ...’un HMK'nın 243 ve devamı maddeleri gereğince duruşmaya çağrılarak usulünce dinlenmesi, toplanan ve toplanacak delillerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle davalı ...'in TMK'nın 1023. maddesi koruyuculuğundan yararlanıp yararlanmayacağı saptanarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Anılan husus, karar düzeltme isteği üzerine yeniden yapılan inceleme sonucu anlaşıldığından, asıl davada davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin (6100 sayılı HMK’nın geçici 3. maddesi yollamasıyla) HUMK’un 440. maddesi gereğince kabulü ile Dairenin 10.06.2025 tarih, 2024/2780 Esas, 2025/2922 Karar sayılı onama ilamının ORTADAN KALDIRILMASINA,
Yerel Mahkemenin 30.01.2024 tarih ve 2020/71 Esas, 2024/35 Karar sayılı kararının yukarıda açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı Yasa'nın geçici 3.maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Peşin alınan karar düzeltme ve temyiz harcının istek halinde asıl davada davacıya iadesine,
Dosyanın Edremit 2. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
21.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.