Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2024/5560 E. 2026/33 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/5560
Karar No
2026/33
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/318 E., 2024/448 K.

İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak verilen karar, davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: - K A R A R -

Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa tazminat istemine ilişkindir.

Davacı; 84 83... parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, boşanma aşamasında bulunduğu davalılardan ...’in komşu parseller ile ilgili bir takım problemler olduğunu, bu nedenle dava açmaları gerektiğini söylemesi üzerine ... 16. Noterliğinin 28.05.2012 tarihli ve ... yevmiye numaralı vekaletnamesi ile davalılardan ...’ı vekil tayin ettiğini, ... 1. Aile Mahkemesinin 2015/109 E. sayılı dava dosyası ile 10.09.2013 tarihinde boşanma davası açtığını, davayı açtıktan kısa süre sonra daha önce vekil tayin ettiği davalı ... tarafından dava konusu 84 83... parsel sayılı taşınmazın öncelikle ara malik dava dışı ...’e, ondan da diğer davalı ...’a satış suretiyle devredildiğini, tarafların el ve iş birliği içerisinde hareket ettiklerini, daha öncesinden birbirlerini tanıdıklarını, satış işlemlerinin göstermelik olduğunu, kendisine bir bedel ödenmediğini, vekalet görevinin kötüye kullanıldığını ileri sürerek, öncelikle dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tesciline, aksi halde taşınmaz bedelinin davalı ...’dan tahsiline karar verilmesini istemiş, taşınmazın yargılama sırasında davalı ... tarafından dava dışı ...’a, ondan da dava dışı ...’a devredilmesi üzerine, HMK 125.maddesi gereği talebinin öncelikle son kayıt maliki ...’a karşı tapu iptali ve tescil istemi olduğu, olmadığı takdirde davalı ...’dan bedel tahsili talebinde bulunduğunu belirtmiştir.

Davalı ...; dava konusu taşınmazın davacı ile evlenmeden önce adına kayıtlı olan ... ili, ... ilçesi ...'de yer alan taşınmazının satışından elde edilen para ile alındığını, dava konusu taşınmazda davacının pay sahibi olduğunu, ortaklığın giderilmesi davası açılması üzerine Kartal 2.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/1103 E. sayılı dava dosyası sonucunda ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verildiğini, davacının ihale sonucu taşınmazın tamamına malik olduğunu, davacının ev hanımı olduğunu ve gelirinin bulunmadığını, ihale bedelini arkadaşı ...’den borç alarak ödediğini, sonrasında ise borcun ödenmemesi nedeniyle davacının da bilgisi dahilinde dava konusu taşınmazın ...’e devredildiğini, iddiaların asılsız olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı ...; dava konusu taşınmazı bedelini ödemek suretiyle satın aldığını, taraflar arasındaki işlemlerden bilgi sahibi olmadığını, iyi niyetle taşınmazı iktisap eden üçüncü kişi konumunda bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Dahili davalı ...; davalılardan ...’ı tanıdığını fakat ... ....’i tanımadığını, dava konusu taşınmazı ... ...ten yatırım amacıyla 2018 yılında satın aldığını, gelir vergisine tabi olmamak için taşınmazı 5 yıl satmadığını, taşınmazı satın almasının üzerinden beş yıl geçtikten sonra da ihtiyacı olması nedeniyle diğer davalı ...’a sattığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Dahili davalı ..., taşınmazı ...’dan tapu kaydına güvenerek iyi niyetle satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesince, davalılardan ...’ın dava konusu taşınmazın satışından sonra davacıya ödeme yapmadığı gibi bu doğrultuda da herhangi bir delil ibraz etmediği, davalı vekil ...’in vekalet görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle davacının bedel isteği yönünden talebinin kabulü ile 484.263,00 TL’nin satış tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi birlikte davalı ...’den tahsiline, diğer davalı ...’ın tapu kayıt maliki olmadığı gibi, kötü niyetli olduğunun da davacı tarafından usulünce ispat edilemediği gerekçesiyle tapu iptali ve tescil talebinin reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesince , tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, kararın taraflarca temyizi üzerine Dairece; “ .. davacı tarafından, boşanma aşamasında olduğu ve yargılama aşamasında boşanmalarına karar verilen davalı eski eş ...’ın, Kartal 16. Noterliğinin 28.05.2012 tarihli ve ... yevmiye numaralı vekaletnamesi ile dava konusu taşınmazı dilediği kişiye dilediği bedelle satması için vekil tayin edildiği, anılan vekaletname kullanılmak suretiyle taşınmazın davacıya vekaleten davalı ... tarafından 03.10.2013 tarihinde 92.000 TL bedelle dava dışı ...’e, ondan da 09.12.2013 tarihinde davalı ...’a 96.000 TL bedelle, en son yargılama sırasında 13.03.2018 tarihinde dava dışı ...’a 245.000 TL bedelle devredildiği anlaşılmaktadır. Dava konusu taşınmazın yargılama sırasında dava dışı üçüncü kişi ...'a devredilmesi üzerine davacı tarafından Mahkemeye 31.05.2019 tarihinde; dava konusu taşınmazı yargılama sırasında devralan kayıt maliki ...’ın davalı ...’ın tanığı, aynı zamanda tarafların yakın aile dostu olduğu, ...’a yapılan devrin muvazaalı olduğu, bu nedenle ...’ı davaya dahil etme hakkını saklı tuttuğunu beyan eden dilekçe sunulmuştur. Somut olaya gelince; davacı tarafından vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı olarak davalılar ... ve ... aleyhine 16.09.2014 tarihli dilekçe ile tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel isteği ile eldeki dava açılmış, dava konusu 84 83... parsel sayılı taşınmaz dava açıldıktan sonra davalı ... tarafından 13.03.2018 tarihinde dava dışı ...'a devredilmiştir. Bilindiği üzere 6100 sayılı Kanun'un 31. maddesi uyarınca, hakim, davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu olduğu durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili görülen hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir, soru sorabilir, delil gösterilmesini isteyebilir.Hâl böyle olunca, yargılamaya hakim olan ilkelerden biri olan hakimin davayı aydınlatma ödevinin düzenlendiği 6100 sayılı Kanun’un 31. maddesi gereğince, davacı tarafa dayandığı maddi vakıaların açıklattırılması ve hukuki sebebinin sorulması, ayrıca HMK'nın 125. maddesi hükmü uyarınca davacı tarafa seçimlik hakkı hatırlatılarak davayı ne şekilde sürdüreceğinin sorulması ve bundan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. ..” gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuş, İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, davalı ...’ın taşınmazı davacıya vekaleten sattığı ve vekalet görevini kötüye kullandığı,davalı ...’ın kötü niyetli olduğunun ispatlanamadığı, son kayıt maliki dahili davalı ...’ın da taşınmazı tapu kaydına güvenerek iyi niyetle satın aldığı gerekçesiyle davalı ... yönünden davanın kabulü ile 484.263,00 TL'nin satış tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalı ...’den tahsiline, diğer davalılar yönünden davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacı tarafından, boşanma aşamasında olduğu ve yargılama aşamasında boşanmalarına karar verilen davalı eski eş ...’ın, Kartal 16. Noterliğinin 28.05.2012 tarihli ve ... yevmiye numaralı vekaletnamesi ile dava konusu 84 83... parsel sayılı taşınmazı dilediği kişiye dilediği bedelle satması için vekil tayin edildiği, anılan vekaletname kullanılmak suretiyle taşınmazın davacıya vekaleten davalı ... tarafından 03.10.2013 tarihinde 92.000 TL bedelle dava dışı ...’e, ondan da 09.12.2013 tarihinde davalı ...’a 96.000 TL bedelle, ... ... tarafından da yargılama sırasında 13.03.2018 tarihinde dava dışı ...’a 245.000,00 TL bedelle, ondan da 12.09.2023 tarihinde dava dışı ...’a 720.000,00 TL bedelle devredildiği, taşınmazın yargılama aşamasında dava dışı üçüncü kişilere devredilmesi nedeniyle Mahkemece Daire bozma ilamı gereğince HMK 125. maddesi hükmü uyarınca davacı tarafa seçimlik hakkının hatırlatılması üzerine, davacı tarafça davaya, son kayıt maliki ...’a karşı tapu iptali ve tescil istemi, olmadığı takdirde davalı ...'e karşı bedel talebi olarak devam edildiği anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere; 6098 s. Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanunu'nun 390.) aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK'nın 504/1. maddesi). Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'da daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'da benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.

Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni .... Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.

Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.

Öte yandan aynı Kanun’un “İyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı” başlıklı 1024. maddesi ise; “Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz.

Bağlayıcı olmayan bir hukukî işleme dayanan veya hukukî sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur.

Böyle bir tescil yüzünden aynî hakkı zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu iyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir” hükmünü içermekte olup, bu madde ile de iyiniyetli olmayan kimsenin iktisabının korunmayacağına vurgu yapılmıştır. TMK’nın 1023. maddesi iyiniyetle mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımını korurken; tamamlayıcı madde niteliğinde bulunan 1024. madde ile de iyiniyetli olmayan üçüncü şahısların kazanımı hükümsüz sayılmıştır.

Görüldüğü üzere, tapuda taşınmazla ilgili kayıtlara ilişkin olarak “tapu siciline güven ilkesi” benimsenmiştir. Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyiniyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hâllerde manevi büyük değer taşıyan aynî hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta şeklen iyiniyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

Somut olaya gelince; davacı tarafından, eski eşi davalı vekil ... aleyhine ... 1. Aile Mahkemesinin 2015/109 E. sayılı dosyası ile 10.09.2013 tarihinde boşanma davası açıldığı, davalı ...’in bu davadan sonra 03.10.2013 tarihinde taşınmazı 92.000,00 TL bedelle davalı ...’e satış suretiyle devrettiği, ... 1. Aile Mahkemesinin 2015/109 Esas, 2019/1203 Karar sayılı kararı ile davacı ve davalı ...’in boşanmalarına karar verildiği ve kararın 28.03.2023 tarihinde kesinleştiği, davalı vekil ...’in dava konusu taşınmaz ortaklığın giderilmesi davasında davacı tarafından ihale ile satın alınırken arkadaşı davalı ...’den borç aldığını, bu borcu ödeyememesi nedeniyle de davacının bilgisi dahilinde taşınmazı davalı ...’e devrettiğini savunduğu, davalı ...’in ise davaya cevap vermediği ve herhangi bir savunma getirmediği, taşınmazı davalı ...’den devralan davalı ...’ın taşınmazı ihtiyacı nedeniyle satın aldığını, davacı ve eşi ... ile tanışıklığı olduğunu beyan ettiği , taşınmazı ... ...ten satın alan ... ve ondan da devralan dahili davalı ... taşınmazın bedelini ödeyerek satın aldıklarını ve iyi niyetli olduklarını savunmalarına rağmen, taşınmaz için ne kadar bedel ödediklerini belirtmedikleri gibi, bu ödemeyi nasıl yaptıkları hususunda beyanda bulunmadıkları ve herhangi bir ödeme belgesi ibraz etmedikleri, taşınmazın davalı ...’e satış tarihi itibariyle keşfen saptanan değerinin 484.263,00 TL olduğu, resmi senette ise satış bedelinin 92.000,00 TL olarak gösterildiği,davacı tarafça, dava konusu taşınmazda bulunan dava dışı... aleyhine ... ... 21.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/492 Esas sayılı dosyası ile elatmanın önlenmesi davası açıldığı, bu davada davalı...’in ... ile aralarında düzenledikleri 01.05.2021 başlangıç tarihli kira sözleşmesi sunduğu, bu sözleşmede ara malik ... ... da müteselsil kefil olduğu, dahili davalı ...’ın ise yargılama devam ederken taşınmazı davalı ...’dan devraldığı, taşınmazı kaça satın aldığını belirtmediği gibi, hiçbir şekilde ödeme belgesi de ibraz etmediği, tüm davalıların aynı bölgede ikamet ettikleri anlaşılmaktadır. Değinilen olgular karşısında davalı vekil ile davalı ilk el Yüksel’in el ve işbirliği içinde hareket ederek davacıyı zararlandırdıkları açıkça görülmekte olduğundan davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının reddine,

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; gerek yukarıda değinilen ilke ve olgular gerekse 05.02.2025 tarihli 2024/1-706 E., 2025/830 Karar sayılı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 14.02.1951 tarihli 1949/17-1951/1 ve 16.08.2025 tarihli 2024/1-2025/2 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararları da göz önüne alındığında; davalı ... ile diğer ara malik davalıların birbirlerini tanıdıkları, son kayıt maliki davalı ...’ın taşınmazı yargılama sırasında temlik aldığı, tüm davalıların aynı mahallede ikamet ettikleri, davalı ...’ın taşınmazda herhangi bir kullanımının olmadığı, davalı tarafından ödemeye ilişkin herhangi bir delil sunulmamış olması, taşınmazın kısa aralıklarla el değiştirdiği hususları birlikte değerlendirildiğinde, son kayıt maliki davalı ...’ın durumu bilen ya da bilmesi gereken kişi konumunda olup iyiniyetli bulunmadığı ve TMK’nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı sonucuna varılmaktadır.

Hâl böyle olunca, davacının tapu iptali ve tescil isteğinin kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde vekil yönünden bedele hükmedilmesi doğru değildir.

Kabule göre de; red sebebi aynı olan davalılar ..., ... ve ... yönünden tek bir vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, her bir davalı lehine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi de isabetsizdir.

Davacı vekilinin açıklanan nedenlerden ötürü yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine, Davalı ... vekili kararı adli yardım talepli temyiz ettiğinden ve adli yardım talebi daha önce Bölge Adliye Mahkemesi tarafından kabul edildiğinden bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2024/5560, K. 2026/33, T. 12.01.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2024-5560-e-2026-33-k-249262619266