Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2024/4607 E. 2026/3456 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/4607
- Karar No
- 2026/3456
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/60 E., 2024/318 K. BİRLEŞTİRİLEN ADANA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNİN 2015/854 E. SAYILI
Mahkemece Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bozma kararına uyularak verilen karar asıl davada davalı ... vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 28.04.2026 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde, temyiz eden asıl davada davalı-birleştirilen davada davacı ... vekili Av. ..., Av. ..., Av. ...ile temyiz edilen asıl davada davacılar ... ve temlik alan ... ile birleştirilen davada davalılar ... ve ... Tarım Şirketi vekili Av. ... geldi, davetiye tebliğine rağmen başka gelen olmadı. Gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
- K A R A R-
Asıl dava, inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil; birleştirilen dava, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir.
Asıl davada davacılar-birleştirilen davada davalılar; şirketin nakit ihtiyacını gidermek amacıyla maliki oldukları 7 ada 128 parsel sayılı taşınmazdaki paylarını davalı ...’e satış suretiyle temlik ettiklerini, payın bir kısmının kredi temin etmek, bir kısmının ise teminat amaçlı verildiğine ilişkin 21.01.20 13... .02.2013 tarihli belgelerin mevcut olduğunu, adı geçen davalının kredi temin etmesine rağmen krediyi davacılara vermediği gibi taşınmazı da iade etmekten kaçınıp muvazaalı ve kötüniyetli olarak olaylardan haberdar olan diğer davalı ...’e devrettiğini, taşınmazın halen tasarruflarında olduğunu ileri sürerek tapu iptali ve tescil istemişler, birleştirilen davanın ise reddini savunmuşlardır.
Asıl davada davalı ...; maddi sıkıntı içerisinde olan şahsının ve sahibi olduğu şirketin itibarının zedelenmemesi amacıyla taşınmazı adına tescil ettirip üzerine ipotek koydurduğunu, mali durumunun kötüye gitmesi ve davacıların taşınmazı bir an önce devralmamaları neticesinde taşınmazı diğer davalı ...’ye devrettiğini, davacıların taşınmazı 1 yıl bedelsiz kullanmaları halinde satışa muvafakat edeceklerinin düşünüldüğünü, ancak diğer davalının buna izin vermemesiyle eldeki davanın açıldığını belirtip davanın reddini savunmuştur.
Asıl davada davalı-birleştirilen davada davacı ...; narenciye üretimi ve ihracatıyla iştigal etmesi nedeniyle taşınmazı 2.125.000,00 TL (1.100.000,00 TL'si ipotek bedeli olmak üzere) bedel karşılığında satın aldığını, tapuda gösterilen satış bedeli olan 212.600,00 TL'yi satıcının banka hesabına gönderdiğini, bakiye 1.912.400,00 TL'yi ise ortağı olduğu ...'de görevli yatırım ve satın alma işlemlerinden sorumlu genel müdür yardımcısı ... aracılığıyla satıcının vekili dava dışı ... ...e banka şubesinde nakit olarak teslim ettiğini, iyiniyetli olduğunu belirtip davanın reddini savunmuş, bozma kararı sonrasında cevap dilekçesini ıslah ederek davacılar ve davalı ...'in danışıklı ve muvazaalı olarak inanç sözleşmesi yaptıklarını ve kendisini zararlandırmaya çalıştıklarını savunmuş, birleştirilen davada, maliki olduğu 128 parsel sayılı taşınmaza davalıların haklı ve geçerli bir neden olmaksızın müdahale ettiklerini ileri sürerek elatmanın önlenmesini, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 01.03.2015 tarihinden itibaren 12.000,00 TL ecrimisilin faiziyle tahsilini, taşınmaz üzerindeki ürünlerin değerlerinin saptanıp satılarak ürün bedelinin mahkeme veznesine depo edilmesini, davanın kabulü halinde kendisine ödenmesini istemiştir.
Mahkemenin 27.04.2016 tarihli kararıyla; davalı ...'nin taşınmazı temlikinde kötüniyetli olduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle asıl davanın reddine karar verilmiş, iddianın sabit olduğu gerekçesiyle birleştirilen davanın kabulüyle elatmanın önlenmesine, 160.000,00 TL ecrimisil bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline, taşınmazın tedbiren birleştirilen davada davacı ...'e teslimine karar verilmiş, asıl davada davacılar vekilinin-yalnızca asıl dava yönünden- temyizi üzerine Dairenin 05.02.2020 tarihli ve 2020/288 Esas, 2020/588 Karar sayılı kararıyla; tüm dosya kapsamı ve davacı tanıklarının beyanlarından davacı ...'nın eşi ve davacı şirket yetkilisi ...'ın, son malik davalı ... ile okul arkadaşı oldukları, komşu taşınmazlarda faaliyet gösterdikleri, dava dışı ... şirketinin kurucu ortağı oldukları, davalı ...'nin inançlı işlem sonucu taşınmazın devredildiğini bilen ve bilmesi gereken kişi olduğu, TMK'nın 1023. maddesi koruyuculuğundan yararlanamayacağı anlaşılmakla, davacıların inançlı işleme dayalı olarak davalı ...'e borçlarının olup olmadığının açıklığa kavuşturulması, var ise depo etmeleri için davacılara süre verilmesi, yok ise davalı ...'nin iyiniyetli olmadığı hususu gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiş, asıl davada ... vekilinin karar düzeltme istemi Dairece reddedilmiştir.
Mahkemenin 21.01.2021 tarihli direnme kararıyla; teminat amaçlı inançlı işlemde inanılan davalı ...'e mülkiyetin hukuken geçtiği, ... adına olan tescilin yolsuz olmadığı, taşınmazı inanılan davalı ...'den devralan davalı ...'nin kazanımının iyiniyetli olmasa dahi korunacağı, inanan davacıların ancak TBK'nın 49/f.2. maddesindeki şartlar dahilinde üçüncü kişiden tazminat isteyebileceği, davalı ...'nin inançlı işlemi bilmesinin veya iyiniyetli olup olmamasının önemi olmadığı, taşınmazı davacıları zarara uğratmak kastıyla hareket ettiğinin de davacı tarafça ispatlanamadığı gerekçesiyle önceki kararda direnilmesine, asıl davada tapu iptali ve tescil isteğinin reddine, birleştirilen el atmanın önlenmesi ve ecrimisil talebi bakımından önceki hüküm kesinleştiğinden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiş, direnme kararına karşı asıl davada davacılar (davacı ve temlik alan) vekilinin temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.11.2023 tarihli ve 2022/1-544 Esas, 2023/1117 Karar sayılı kararıyla; inanılan ile üçüncü kişinin, inananın inanç borcunu tekrar alma hakkını ortadan kaldırmak amacıyla el ve düşünce birliği içerisinde muvazaalı bir işlem yapmaları halinde inananın söz konusu sözleşmenin muvazaa nedeniyle geçersiz olduğundan bahisle üçüncü kişi aleyhine dava açabileceği, davalı ...'in icra takipleriyle karşılaşması üzerine taşınmazın davacılarca geri alınmasını istediği, aynı zamanda davalı ...'yle görüştüğü, davacı Şirket yetkilisi olan davalı ... ile komşu ...'a durumu bildirdiği, davalı ... ile ... arasında düzenlenen gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinde; taşınmaz üzerinde satıcıya ait meyve ağaçları olması nedeniyle 01.03.2015 tarihine kadar satıcıya ağaçların semerelerinden yararlanma hakkı verildiği, satıcının tapunun her türlü muvazaadan arî olarak kendi adına kayıtlı olduğunu beyan ve kabul ettiği, tescilden sonra taşınmazın aynına ilişkin ihtilâf çıkması halinde alıcının uğrayacağı zararları satıcının karşılayacağının kararlaştırıldığı, asıl davada davacı ...'nın eşi, davacı Şirketin yetkilisi ...'ın son malik davalı ... ile okul arkadaşı oldukları, komşu taşınmazlarda faaliyet gösterdikleri, dava dışı ... şirketinin kurucuları oldukları, belgelerde davalı ...'in taşınmazı üçüncü kişilere devretmeyeceğinin açıkça kararlaştırıldığı, kayıt maliki davalı ...'nin taraflarla olan yakın ilişkisi karşısında devir yasağını da bildiği, hal böyle olunca iktisabının korunamayacağı, davacıların mülkiyet hakkına üstünlük tanınması gerektiği, ...'nin inançlı işlemle taşınmazın devrini bilen ve bilmesi gereken kişi konumunda olduğu, iyiniyetli kabul edilemeyeceği, taşınmaz bedelini ödemiş olmasının da kötüniyetli olduğu gerçeğini değiştirmeyeceğinden Dairenin bozma kararındaki gerekçeler benimsenerek şartları oluşması halinde asıl davada davacıların davasının kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemenin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı ...'nin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bozma kararı sonrası cevap dilekçesini ıslah ederek davacılar ve davalı ... arasındaki inanç ilişkisinin muvazaalı olduğunu savunduğu, bildirdiği yeni delillerinin toplandığı, muvazaa savunmasının davalının iyiniyetli kabul edilemeyeceği hususunda önem ifade etmediği, davalı ...'nin 2.125.000,00 TL ödeme savunmasına dayanak belgeleri sunduğu, tüm ödemelerin 5 mart günü yapıldığı, resmi senetteki miktarın banka havalesiyle, kalan 1.912.400,00 TL'nin elden ödendiği, ödemelerin satıcı ... ve ipotek borçlusu şirketi hesabına alıcı ... tarafından yapılması mümkün iken, 1.100.000,00 TL'nin ... vekili ... ...er tarafından ipotek borçlusu şirket hesabına, 807.588,00 TL'sinin satıcı ...'in şirket hesabına gönderildiği, resmi senetteki 212.600,00 TL harici kısmın neden aracı kılınmak suretiyle ödendiğine dair davalı ... tarafından makul açıklama yapılmadığı, ...'nin basiretli tacir olarak kendi hesabından paranın ipotek borcu haricindeki kısmını tapu maliki hesabına göndermediği, davacı ...'nın eşi, davacı Şirket yetkilisi ... ile davalı ...'nin geçmişe dayalı arkadaşlık ilişkileri olduğu, davalı ...'nin komşu taşınmazları bulunduğu, satın almak istediği dava konusu taşınmazın kime ait olduğunu ve kimin kullandığını bilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, davalı ...'nin iyiniyetli olmadığı, davalı ...'in davacılardan alacağı bulunmadığını beyan etmesi sebebiyle depo kararı verilmediği gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, temyiz edilmeyerek kesinleştiğinden birleştirilen davanın da kabulüne, asıl davada davalı ... adına tapu kaydının iptali ile 60623/96627 payının temlik alan ... adına, 36004/96627 payının davacı ... Bağdat adına tesciline, birleştirilen davada davalılar ... ile ... Tarım şirketin taşınmaza el atmasının önlenmesine, 160.000,00 TL ecrimisilin dava tarihinden itibaren faiziyle birlikte birleştirilen davada davacı ...'ye ödenmesine karar verilmiştir.
Temyizen incelenen kararın esasen Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bozma ilâmına uygun olduğu, kararın gerekçesinde bir isabetsizlik bulunmadığına göre davacı vekilinin temyiz dilekçesinde davanın esasına ilişkin temyiz itirazlarının reddine.
Ancak, yargılama sırasında davacı ... Tarım Şirketinin dava konusu taşınmazdaki dava oknusu payına ilişkin hak ve alacaklarını 01.09.2020 tarihli ve "Dava Konusunun Devri Sözleşmesi" başlıklı adi yazılı temlik sözleşmesiyle temlik alan ...'e devretmesi üzerine, ...'in davaya temlik alan sıfatıyla eklendiği ve lehine tapu iptali ve tescil hükmü kurulduğu görülmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.11.2022 tarihli ve 2022/1-851 Esas, 2022/1557 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere üzere, usul hukukumuzda ayrık durumlar dışında dava konusu mal veya hakkın davanın devamı sırasında devredilebileceği kabul edilmiş ve HMK’nın 125. maddesinde (HUMK m.186) dava konusunun taraflarca üçüncü kişiye devir ve temliki hâlinde yapılacak usulü işlemler düzenlenmiştir.
Kural olarak, bütün alacaklar temlik edilebilir. Görülmekte olan (derdest) bir dava sırasında mahkeme kararının kesinleşmesine kadar dava konusu taşınmazın tapuda bir başkasına devredilmesi mümkün olup bu durumda HMK’nın 125. madde hükmünün uygulanacağında kuşku bulunmamakta ise de, dava konusu taşınmazın veya taşınmaz üzerinde davacı tarafından talep edilen aynî hakkın TBK’nın 183/1. madde hükmüne göre devri hukuken mümkün değildir.
Türk Medeni Kanunu’nun 706/1. maddesinde yer alan “Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması, resmi şekilde düzenlenmiş olmasına bağlıdır” hükmü ile taşınmaz mülkiyetinin devrine ilişkin sözleşmelerin resmî şekilde yapılmadıkça geçerli olmayacağı düzenlenmiştir. Taşınmaz satış sözleşmesinin düzenlendiği 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237. maddesinde de benzer şekilde “Taşınmaz satışının geçerli olabilmesi için, sözleşmenin resmi şekilde düzenlenmesi şarttır” denilmiştir. TMK’nın 706/1 ve TBK’nın 237/1. maddeleri uyarınca taşınmaz satış sözleşmesinin yapılması resmî şekle tabidir ve buradaki resmî şekil, geçerlilik şartıdır. Tapu Sicili Tüzüğü'nün 21/1. maddesine göre de sözleşme düzenlenmesi gereken işlemlerde resmî senet düzenlenir. Resmî senetler ise Tapu Kanunu’nun 26. maddesine göre tapu sicil müdürü veya tapu sicil görevlileri tarafından tanzim edilir. Akitli işlemler sebebiyle hazırlanacak resmî senetlerin düzenlenmesine ilişkin usul ve esaslar ise ilgili yönetmelikte ayrıntılı bir şekilde hüküm altına alınmıştır.
Taşınmazların devrine ilişkin kurallar yukarıdaki kanun hükümleri ile belirlenerek, tapu müdürü veya tapu görevlileri tarafından tanzim edilecek şekil koşullarına bağlandığından, tapu iptali ve tescil istemiyle açılan davalar sırasında, davacının, hukuk yargılamasında uygulanacak hükümlerin düzenlendiği HMK’nın 125/2. maddesine dayanarak, dava konusu taşınmazdaki mülkiyet ya da aynî hakkını alacağın temliki yoluyla üçüncü bir kişiye devretmesi olanağı bulunmamaktadır.
Somut olaya gelince; dava konusu taşınmazda halen davalı ... üzerine kayıtlı pay hakkında tapu sicilinde tasarruf yetkisi bulunmayan davacı ... Tarım Şirketinin ... ile arasındaki adi yazılı temlik sözleşmesinin, dava konusu payın mülkiyet veya aynî hakkını temlik alana kazandırdığı kabul edilemeyeceğinden, eldeki davada HMK’nın 125/2. maddesinin uygulaması doğru değildir. Bu nedenle, mülkiyetin devri sonucunu doğuracak tapu iptali ve tescil istemi bakımından temlik alan ...'in davacı Şirket yerine geçtiği kabul edilerek hakkında hüküm kurulmuş olması isabetsizdir.
Kabule göre de; dava konusu taşınmazın toplulaştırma işlemleri sonucunda 153 69... parsel sayısını alarak halen asıl davada davalı ... üzerine tam payla tescilli olduğu anlaşıldığı halde Mahkemece eski parsel üzerinden, toplulaştırma evrakları getirilmeden, dava konusu taşınmazın hangi oranda toplulaştırma parseline gittiği tespit edilmeden HMK'nın 297/2. maddesine aykırı olarak infazı kabil olmayacak şekilde iptal-tescile hükmedilmesi de doğru değildir.
Açıklanan nedenlerden ötürü asıl davada davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, dava konusu taşınmazın 60623/96627 payın temlik alan ... adına tescili yönünden 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz eden asıl davada davalı ...'ye iadesine, 04.11.2025 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca gelen temyiz eden asıl davada davalı ... vekili için 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin temyiz edilen asıl davada davacı ... ve temlik alan ...'den alınmasına, Dosyanın Adana 7. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.