İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/750 E. 2025/95 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2024/750
- Karar No
- 2025/95
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2024/750 Esas KARAR NO : 2025/95 DAVA : Alacak (Tüketici Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 28/11/2024 KARAR TARİHİ : 05/02/2025 Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Tüketici Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Dava: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin daimi ve müstakil üst hakkı sahibi olduğu (... ili, ... İlçesi, ... Mahallesi, ... Tapu Müdürlüğü nezdinde 310 ada 14 ve 18 no'lu parsellerde kayıtlıdır) konaklama birimleri ve ortak tesislerden oluşan “...” turizm tesisinde yer alan 2401 ve 2402 no'lu konaklama birimlerine ilişkin Davalı ile Müvekkil Şirket arasında 16.08.2018 tarihinde Konaklama Birimi Faydalanma Sözleşmesi ve yine aynı tarihte Ek Protokol imzalandığını, davacı tarafın sözleşme bedeli olan 2.600.000,00 (İkimilyonaltıyüzbin) Euro'yu nakden 29.08.2018 tarihinde ödediğini, taraflar arasında akdedilen Ek Protokol gereği davalıya konaklama biriminin teslim edilerek faydalanmasına sunulmasını takip eden 36. ayın sonundan itibaren davalının 1 ay içerisinde sözleşmeyi tek taraflı fesih hakkı bulunmadığını, taraflar bu düzenleme gereği davalı tarafın sözleşmeden kaynaklı KDV ödemesini bu 37 ayın sonunda yapacağı hususunda anlaştıklarını, sözleşme konusu konaklama birimi davalı tarafa 01.08.2019 tarihinden itibaren davalıya teslim edilerek davalının faydalanmasına sunulduğunu ve 37 aylık sürenin 01.09.2022 tarihinde dolmuş olmasına rağmen davalı tarafından müvekkili şirkete KDV ödemesi yapılmadığını, müvekkili tarafından bu süreçte davalı tarafa ödemeye ilişkin yapılan bildirimlerin sonuçsuz kalması neticesinde; 20.06.2024 tarihinde, Konaklama Birimi Faydalanma Sözleşmesi'ne istinaden fatura düzenlendiğini, ... 22. Noterliği'nin ... tarih ... yevmiye numaralı ihtarnamesiyle faturadan kaynaklı KDV borcunun ödenmesi davalıya bildirildiğini, işbu ihtarnamenin davalı tarafa 01.07.2024 tarihinde tebliğ olduğunu, davalı taraf ise ... 22.Noterliği'nin ... tarih ... yevmiye numaralı cevabi ihtarnamesiyle faturaya konu meblağa ve faturanın döviz cinsinden düzenlenmesine itiraz ettiğini, müvekkili şirketin yukarıda izah edilen Konaklama Birimi Faydalanma Sözleşmesinden kaynaklı KDV alacağı HMK 109 kapsamında kısmi dava olarak ikame edildiğini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000 Euro alacağın faturanın davalı tarafa tebliğ edildiği 01.07.2024 tarihinden itibaren Sözleşme ile kararlaştırılmış aylık %1 oranında işleyecek temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsil edilerek müvekkiline verilmesini talep ettiklerini, akdedilen sözleşmenin 20. maddesinde sözleşmeye ilişkin giderlerin taraflarca eşit oranda ödeneceği düzenleneceğini, müvekkili şirket damga vergisini 2018 Ağustos döneminde beyan ederek ödemesini 6736 sayılı kanun ile taksitlendirmiş ve diğer borçları ile birlikte ödediğini, damga vergisine ilişkin davalı tarafın sözleşmeden kaynaklı yükümlülüğü gereği bu bedelin %50' si olan 75.622,53 TL meblağında 26.09.2018 tarih ve 023544 sayılı faturanın müvekkili tarafından düzenlenerek davalı tarafa gönderildiğini, davalı tarafın ise müvekkiline bu faturaya ilişkin bir ödeme yapmadığını, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu madde 1530/4 açık olduğunu, İşbu düzenleme gereği müvekkili şirketin davalı adına ödediği damga vergisi alacağı olan 75.622,53 TL' nin fatura tarihinden itibaren işletilecek 30 gün sonrasına tekabül eden 26.11.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal temerrüt faiziyle birlikte tahsil edilerek müvekkiline verilmesini, taraflar arasında huzurdaki dava konusu alacaklara ilişkin zorunlu arabulucuk sürecinin anlaşamama ile neticelendiğini, arz ve izah edilen gerekçeler ile ve sayın Mahkeme tarafından takdir edilecek hususlar da dikkate alınarak şimdilik; davanın kabulü ile müvekkili şirketin HMK 109 kapsamında şimdilik 1.000 Euro alacağının, bu alacağa 01.07.2024 tarihinden itibaren aylık %1 oranında işleyecek faiziyle birlikte davalı taraftan tahsiline ve yine müvekkil şirketin 75.622,53 TL alacağının 26.11.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal temerrüt faiziyle birlikte davalı taraftan tahsiline, her türlü yargılama gideri ile vekalet ücretinin davalı üzerine bırakılmasına, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Cevap: Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; Mahkemenin bu dosyada görevli olmadığını, müvekkilinin tacir olmadığını, Tüketici mahkemeleri ve hakem heyetleri bariz bir tüketici işlemini konu alan bu dosyada görevli olduğunu, davaya konu faydalanma sözleşmesi temelinde şartnamede yer verilen evin inşası için eser ve bir leasing süresi sonunda bağımsız bölümün Müvekkiline devrini öngören finansal kiralamanın beraber olduğu sui generis nitelikte bir sözleşme olduğunu, sözleşmenin müvekkili tarafında ticari veya mesleki bir faaliyet ile bağlantısı bulunmamakta olduğunu, ticari ve mesleki bir amaç ile hareket eden davacı ile yaptığı sözleşmenin tüketici işlemi niteliğinde ve bu sözleşmeden doğan işbu davaya bakmaya görevli mahkemenin de Tüketici mahkemeleri ve hakem heyetleri olduğunu, işbu davaya görev bakımından itiraz ettiklerini, müvekkilin ikametgahının ... olduğunu, HMK 17 uyarınca yetki sözleşmelerinin sadece tacirler veya kamu tüzel kişileri taraflarından imzalanabileceklerini, davacının sözleşmenin 22.maddesi gereğince yetki maddesine dayanarak işbu davayı ...'da açtığını, müvekkilinin tacir (veya kamu tüzel kişisi) olmadığından yetki sözleşmesi imzalayamaz, imzaladığı yetki sözleşmelerinin geçersiz olacağını, davada genel yetkili mahkemenin Antalya mahkemeleri olduğunu, davacının dava dilekçesinde talep ettiği 75.622,53 TL damga vergisinin arabuluculuk sürecine konu edilmediğini, tartışılmadığını ve ileri sürülmediğini, davacının arabuluculuk başvurusuna ve iletilen ek faturada sadece talep edilen KDV ve konaklama vergisini içerdiğini, damga vergisi kalemini içermediğini, aynı zamanda davacı tarafından arabuluculuk sürecinde ileri sürülmediğini ve talep edilmediğini, arabuluculuk dava şartı yerine gelmeyen damga vergisi kalemi bakımından davanın ayrılmasını ve damga vergisi talebinin dava şartı yokluğundan reddini talep ettiğini, aynı zamanda davacının alacak taleplerinin kabulü anlamına gelmemekle beraber bu talepler zamanaşımına uğradığını, özellikle talep edilen damga vergisinin üzerinden 5 yıldan fazla zaman geçtiğini, zamanaşımına uğradığını, davacının arabuluculuk sürecinde ileri sürdüğü ve davanın dayandığı faturada 2 ayrı vergi kalemi (konaklama vergisi vs KDV) bulunmakla beraber, dava dilekçesinin netice ve talep kısmı altında genel olarak 1.000 Euro talep edildiğini, Talebin KDV ile sınırlı olup olmadığı ve konaklama vergisi talebini içerip içermediğini konusunun belirsiz olduğunu, davacının talebinin KDV ile sınırlı olup olmadığı hususunun davacı tarafından açıklanmasını ve bu hususun davacı tarafından somutlaştırılmasını, davacının sözleşmeden doğan KDV bedelini talep ettiğini, KDV bedeli hesaplanırken vergiyi doğuran olayın ne zaman gerçekleştiği kritik önem arz ettiğini, zira bu olayın VUK 231/5 uyarınca faturanın düzenlenmesi gerektiği süreyi ve KDV kanunu uyarınca KDV oranını, işbu vergi matrahı döviz üzerinden hesaplandığından KDV Kanunu Madde 26 uyarınca da dövizin Türk Lirası'na çevrilmesi gereken kuru belirlendiğini, VUK gereği sözleşmede kur belirlenmemişse sözleşme veya ödeme tarihindeki kur üzerinden rakam Türk Lirasına çevrilerek fatura kesilmesi gerektiğini, yani davacı ödenen parayı Türk Lirasına çevirip avans hesabına atmalı ve fatura kesim tarihinde avans hesabına alınan Türk Lirası miktarı üzerinden faturalandırmayı gerçekleştirmesi gerektiğini, davacının ise bunun aksini yaptığını, 5 yıl önce ödenen miktar hakkında avans işlemi yapmadığını ve 5 yıl sonra döviz üzerinden faturalandırıp KDV tahakkuk ettirdiğini, yapılan işlem VUK'na ve yasaya aykırı olduğunu, faturanın geç kesilmesinden kaynaklı bir zarar ceza varsa bundan faturayı geç kesenin sorumlu olduğunu, müvekkilinin sorumluluğunun 2.600.000 EURO ödeme tarihindeki kur üzerinden Türk Lirası'na çevrilip bu miktar üzerinden hesaplanacak KDV ile sınırlı olduğunu davacının, dava dilekçesinde müvekkilinin Sözleşmeden doğan KDV bedelini 37 ay sonra ödeyeceğini belirttiğini, bu maddenin sadece tarafları, birbirlerine ne zaman vergi bedelini ödeyeceği hususunda bağlamakta olduğunu, Tarafların kamu düzenini ilgilendiren vergi oranı, bedeli ve ödeme tarihi gibi hususları aralarında sözleşme ile kararlaştıramayacaklarını, bu madde, sadece sözleşme bedelinden tahakkuk eden ve davacı tarafından vergiyi doğuran olay döneminde Devlete ödenecek KDV bedelinin müvekkili tarafından davacıya ödeneceği tarihi belirttiğini, bu sebeple davacının sözleşme tarihi olan 2018 yılından sonraki 37.ayda fatura kesmesi kesmesi gerekirken 5 yıl sonra fatura kesmesinin de hatalı olduğunu, öncelikle vergiyi doğuran olayın belirlenmesi gerektiğini, sözleşme bedeli olan 2.6 Milyon Euro'nun dava dilekçesi ve ekteki dekont uyarınca 29/08/2018 tarihinde ödendiğinin sabit olduğunu, davaya konu sözleşme faydalanma sözleşmesi olarak belirtilmiş ise de, eser sözleşmesi ve Madde 5 uyarınca taşınmaz satım vaadi/finansal kiralama sözleşmesi niteliği yani karma sözleşme vasfında olan sözleşmenin temel unsuru, en başta ödenen bedel karşılığında 2 bağımsız bölüm inşası ve bu bölümün süre sonunda müvekkiline devri olduğunu, kısım kısım mal teslimi veya hizmet yapılması mutad olan veya bu hususlarda mutabık kalınan hallerde, her bir kısmın teslimi veya bir kısım hizmetin yapılması durumunda vergiyi doğuran olayın gerçekleşeceğini, mutad olan aylık fatura düzenlenip KDV'nin tahakkuk ettirilmesi olduğunu, 2018 yılında ödenen bedelin avans hesabına alınıp ay başına fatura düzenlenmesi gerekirken davacını 5 yıl sonra 1 tane toptan fatura düzenleyip vergi önceki 3 yıl için vergi kaybına yol açtığını, KDV Kanunu Madde 26 uyarınca KDV bedelinin vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği ve faturanın kesilmesinin başlanmasının gerektiği 2018 yılından itibaren her ayki kur üzerinden hesaplanması gerekirken 2024 yılında düzenlenen faturadaki kurun hatalı olduğunu, KDV bedelinin 2018 yılındaki avans hesabına alınan bedelden ödeme yapılan ayın kuru dikkate alınarak fatura kesilmesi gerektiğini, davacının kestiği faturanın geçersiz olduğunu, VUK 231/5'inci maddesinde hükme bağlandığını, 2024 yılında düzenlenen faturanın 2018 yılında ödenen 2.6 Milyon Euro bedeline bağlı herhangi bir mal veya hizmetin teslimine bağlı olduğunun ispatı davacı üzerinde olduğunu, davacının bu hususta herhangi bir delil ileri sürmediğini, süresinde itiraz edilen bu faturanın yok niteliğinde olduğunu, geçersiz faturaya dayanılarak yapılan alacak talebini reddettiklerini, davacının aynı zamanda aylık %1 oranında işleyecek temerrüt faizi talep ettiğini, sözleşmenin imzalandığı 16.08.2018 tarihinden itibaren TCMB tarafından 1 yıla kadar vadeli Euro mevduatına uygulanan faiz oranının yıllık %1-3 arası değişmekte ve hiçbir zaman yıllık %5'i geçmediğini, davacının TCMB tarafından 1 yıla kadar vadeli Euro mevduatına uygulanan faizin 3-4 katı, bazen daha fazlası derecesindeki faiz bedelinin TKHK Madde 5 uyarınca haksız şart niteliğinde olduğunu, faiz talebinin haksız şart hükümleri gereğince geçersizliğini talep ettiklerini, davanın görevden ve yetkiden reddine, eğer sayın mahkeme görevli ve yetkili olduğuna karar verir ise, arabuluculuk dava şartı yerine gelmeyen TL damga vergisi kalemi bakımından davanın ayrılmasını ve damga vergisi talebinin arabuluculuk dava şartı yokluğundan reddine, Euro talebinin KDV ile sınırlı olup olmadığı, konaklama vergisini içerip içermediği hususunun davacı tarafından açıklanmasını, eğer konaklama vergisi davacının talepleri dahilinde ise bu talebin reddine, zaman aşımına itirazımız sebebiyle olmaz ise hem esas hem faiz açısından davanın tamamen reddi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Delillerin Değerlendirilmesi, Davanın Hukuki Niteliği ve Gerekçe ; 16/08/2018 tarihli Konaklama Birimi Faydalanma Sözleşmesi, Ek Protokol ve Turizm İşletme Belgesi, Sözleşme bedeline ilişkin ödeme dekontu ve 20.06.2024 tarih ... numaralı fatura, ... 22. Noterliği'nin ... tarih ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ve ... 22. Noterliği'nin ... tarih ... yevmiye numaralı cevabi ihtarnamesi, damga vergisi beyannamesi ve 75.622,53 TL meblağ, 26.09.2018 tarih ... sayılı fatura, 20.11.2024 tarihli Anlaşamama Son Tutanağı, taraf şirketlerin defter ve kayıtları celp edilmiş, incelenmiştir. Dava, devre tatil ve uzun süreli tatil hizmetleri kapsamında taraflar arasında imzalanan konaklama faydalanma sözleşmesinden doğan alacağın tahsili istemine ilişkindir. Davanın esasına geçilmeden evvel, öncelikle görevli mahkemenin hangi mahkeme olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir. Mahkemelerin görevi kanunla düzenlenir ve görev hususu kamu düzenine ilişkin olduğundan taraflarca her zaman ileri sürülebileceği gibi Hâkim tarafından da yargılamanın her aşamasında resen nazara alınması zorunludur. 5235 Sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 4. ve 5. maddelerinde hukuk mahkemeleri düzenlenmiştir. Kanunun 6. maddesinin ikinci fıkrasına göre asliye hukuk mahkemeleri, sulh hukuk mahkemelerinin görevleri dışında kalan ve özel hukuk ilişkilerinden doğan her türlü dava ve işler ile kanunların verdiği diğer dava ve işlere bakar. Bu husus 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 2. maddesiyle de teyit edilmiştir. Anılan maddenin ikinci bendi Hukuk Muhakemeleri Kanununda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesinin diğer dava ve işler bakımından da görevli olduğunu vurgulamıştır. Asliye Ticaret Mahkemeleri de 5235 Sayılı Kanunun 5. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir ve 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 5. maddesinin 1 numaralı bendi uyarınca bu mahkemeler, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesinde hangi davaların ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlenmiş, anılan kanunun 5. maddesinde asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 5/1. maddesine göre, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Bu hükme göre ticaret mahkemelerinin görev alanı ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleridir. Ticari faaliyetleri ilgilendiren bütün davalar ticari dava değildir. Ticaret mahkemeleri ayrı bir yargı kolu oluşturmayıp, asliye hukuk mahkemelerine göre ihtisas mahkemeleridir.Bu nedenle ticari işlerle ilgili bütün davalar ticaret mahkemelerinin görev alanına sokulmamış, yalnızca uzmanlık gerektiren hususların ticaret mahkemelerince karara bağlanması esası getirilmiştir. Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, devre tatil ve uzun süreli tatil sözleşmesi kapsamında taraflar arasındaki konaklama faydalanma sözleşmesinden doğan KDV ve Damga vergisi alacağın tahsiline yönelik açılan işbu davanın, TTK' da yahut diğer Kanunlarda düzenlenen mutlak ticari davalardan olmadığı açıktır. Esasen, davanın, mutlak ticari dava olmadığı tarafların kabulündedir ve çekişme yoktur. Davacı, davalının gerçek kişi tacir olduğunu ve her iki tarafın tacir olduğunu ileri sürmüştür. Davalı, gerçek kişi olarak tacir sıfatının bulunmadığını savunmuştur. Taraflar arasında imzalanan, varlığı tartışmasız olan ve uyuşmazlığa esas 16/08/2018 tarihli Konaklama Faydalanma Sözleşmesi davacı ... A.Ş. ile davalı Kerim Kalafatoğlu arasında imzalanmıştır. Eldeki dava, adı geçen bu şahıslar arasındadır. O halde, görev kurallarında adı geçen taraflar yönünden inceleme yapılması zorunludur. Nispi ticari dava bakımından, Mahkememizce, davalının tacir olup olmadığı araştırılmıştır. ... Ticaret Sicil Müdürlüğü davalı gerçek kişinin tacir olarak sicilde kayıtlı olmadığını ve ticari işletmesinin de bulunmadığını bildirmiştir. Kalekapı Vergi Dairesi davalının kendi adına ticari bir faaliyetinin ve mükellefiyet kaydının bulunmadığını bildirmiş, bu suretle gerçek kişi olarak davalı Kerim Kalafatoğlu'nun tacir sıfatının bulunmadığı anlaşılmıştır. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 18/06/2007 tarihinde kararlaştırılıp,...tarih ve ... sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf - tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nin 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden, Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekmektedir. (İSTANBUL BAM 3. HD....E. ...K., İSTANBUL BAM 4. HD. ... E. ...K.) Huzurdaki ihtilafın TTK' da düzenlenen mutlak ticari davalardan olmadığı açıktır. Nispi ticari dava bakımından, davacının ticari şirket olması sebebiyle tacir olduğu konusunda duraksama yoktur. Ne var ki, bu ayrıma göre her iki tarafın, yani davalının da tacir olması zorunludur. 19/02/1986 tarih 19024 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 25/01/1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile T.T.K.'nun 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre; 1-Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar, 2-Vergi Usul Kanunu’na istinaden BİRİNCİ SINIF TACİR SAYILAN VE BİLANÇO ESASINA GÖRE DEFTER TUTANLAR ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin DIŞINDA kalanların (iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların) esnaf ve küçük sanatkar, tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. Davalı ...'nun gerçek kişi olarak birinci sınıf tacir olup olmadığı ve bilanço usulüne göre defter tutup tutmadığı, 21/07/2007 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 2007/12362 sayılı BKK. uyarınca esnaf sınırını aşıp aşmadığının tespiti bakımından ise bu yıllarda verdiği Gelir Vergisi Beyannamesi, eki gelir tablosu ve performans bilgilerinin gönderilmesi ve bu bilgilere göre VUK 171/1 ve 3 no.lu bentlerde ilgili yıl için belirlenen nakdi limitin yarısını, 171/2 no.lu bentte belirlenen nakdi limitin tamamını, ilgili yıl yıllık gayrisafi iş hasılatı tutarı yönünden aşıp aşmadığının araştırılmış, nihayetinde davalının 1. sınıf tacir olmadığı ve bilanço usulüne göre defter tutan kimselerden de olmadığı, bu itibarla davalının VUK 177. maddesi ve Bakanlar Kurulu kararı uyarınca tacir sıfatının bulunmadığı anlaşılmıştır. Davalının gerçek kişi olarak herhangi bir ticari işletmesi bulunmadığı, Vergi Dairesi Başkanlığı yazı cevabı uyarınca davalının ticari bir faaliyetinin dahi olmadığı belirtilmiştir. Hasılı, davalının tacir sıfatı bulunmadığı anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki konaklama faydalanma sözleşmesi, devre tatil ve uzun süreli tatil sözleşmesi kapsamında düzenlenmiştir. Nitekim, sözleşmenin başında Konaklama Birimi Faydalanma Sözleşmesi, Devre Tatil ve Uzun Süreli Tail Hizmetleri Sözleşmelerine İlişkin Yönetmeliğe tabi olarak akdedilmiş şeklinde vurgulanmıştır. Yasal düzenlemelere bakılmıştır. 6502 s. Tüketicinin Korunma Hakkında Kanunun 50.maddesinde "Devre tatil ve uzun süreli tatil hizmeti sözleşmeleri MADDE 50- (1) Devre tatil sözleşmesi, bir yıldan uzun süre için kurulan ve tüketiciye bu süre zarfında birden fazla dönem için bir veya daha fazla sayıda gecelik konaklama imkânı veren sözleşmelerdir. (2) (Değişik:24/3/2022-7392/8 md.) Devre tatil sözleşmeleri ile sağlanan hakkın şahsi veya ayni bir hak olması ya da devre tatil satışının finansal kiralama ile yapılması bu maddenin uygulanmasını engellemez. 23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun sekizinci bölümü hükümleri kapsamında kurulan devre mülk hakkı veren sözleşmeler hariç olmak üzere, tüketicilerle mülkiyet payına bağlı ayni hak sağlayan devre tatil sözleşmesi kurulamaz. Kooperatif veya ticaret şirketi ortaklığı ya da dernek veya vakıf üyeliği suretiyle devre tatil hakkı tanınamaz. Devre tatile konu mal üzerinde ayni hak sahibi olmayanlar devre tatil satışı yapamaz. (3) Uzun süreli tatil hizmeti sözleşmesi, bir yıldan uzun süre için kurulan ve tüketiciye, belirlenen süre zarfında konaklamaya veya konaklama ile birlikte seyahat ya da diğer hizmetlerin beraber sunulduğu durumlara ilişkin indirim yahut diğer menfaatlerden faydalanma hakkı verilen sözleşmelerdir. (4) Tüketicilere aşağıdaki sözleşmelerin kurulmasından en az bir gün önce, Bakanlıkça belirlenen hususları içeren ön bilgilendirme formu verilmesi zorunludur: a) Devre tatil sözleşmeleri b) Uzun süreli tatil hizmeti sözleşmeleri c) Değişim sözleşmeleri ç) Satıcı veya sağlayıcının, devre tatil veya uzun süreli tatil hizmetinin alınıp satılması hususunda tüketiciye yardımcı olduğu yeniden satış sözleşmeleri. (5) Mesafeli satış yöntemiyle kurulan sözleşmeler hariç olmak üzere satıcı veya sağlayıcı, tüketicinin kendi el yazısıyla sözleşme tarihini yazmasını ve sözleşmeyi imzalamasını sağlamakla yükümlüdür. Yazılı veya mesafeli olarak kurulan bu sözleşmelerin bir nüshasının kâğıt üzerinde veya kalıcı veri saklayıcısı ile tüketiciye verilmesi zorunludur. Daha ağır şekil şartları öngören kanun hükümleri saklıdır. (6) Tüketici, on dört gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin sözleşmeden cayma hakkına sahiptir. Cayma süresi dolmadan satıcı veya sağlayıcı, tüketiciden herhangi bir isim altında ödeme yapmasını veya tüketiciyi borç altına sokan herhangi bir belge vermesini isteyemez. (Ek cümleler:... md.) Bu yasağa rağmen, tüketiciden herhangi bir bedel alınması durumunda alınan bedel tüketiciye derhâl iade edilir. Ayrıca tüketiciyi borç altına sokan her türlü belge tüketici yönünden geçersizdir. Devre tatil, uzun süreli tatil hizmeti sözleşmeleri ve bu sözleşmelerle birlikte düzenlenmiş olan yeniden satım, değişim ve ilgili diğer tüm sözleşmeler cayma hakkının kullanılması ile birlikte kendiliğinden sona erer.[12] (7) Tüketicinin ödeyeceği bedel, kısmen veya tamamen satıcı veya sağlayıcı ile kredi veren arasındaki anlaşmaya dayanılarak bir kredi veren tarafından karşılanıyorsa, tüketicinin sözleşmeden cayması ve buna ilişkin bildirimin cayma süresi içinde ayrıca kredi verene de yöneltilmesi hâlinde, bağlı kredi sözleşmesi de herhangi bir tazminat veya cezai şart ödeme yükümlülüğü olmaksızın sona erer. (8) (Değişik:24/3/2022-7392/8 md.) Devre mülk hakkı veren sözleşmeler de dâhil olmak üzere tüketicilerle ön ödemeli devre tatil sözleşmesi kurulamaz. (9) (Değişik:24/3/2022-7392/8 md.) Devre mülk hakkı veren sözleşmeler hariç olmak üzere, devre tatil sözleşmeleri en fazla on yıl için kurulur. (10) (Değişik:24/3/2022-7392/8 md.) Tüketici, şahsi hak sağlayan devre tatil sözleşmesinden kaynaklanan tatil hakkını belirli bir dönem için kullanmayacağını tatilin başlayacağı tarihten en az doksan gün önce sağlayıcıya bildirirse, o dönem için tüketiciden herhangi bir isim altında bedel talep edilemez. (11) Devre tatil, uzun süreli tatil hizmeti, yeniden satım, değişim sözleşmeleri ve ön bilgilendirmenin içeriği, tüketici ile satıcı ve sağlayıcının hak ve yükümlülükleri, cayma hakkı (…)[13] ile diğer uygulama usul ve esasları yönetmelikle belirlenir." Devre Tatil Ve Uzun Süreli Tatil Hizmeti Sözleşmeleri Yönetmeliği "m.1: Bu Yönetmeliğin amacı; devre tatil, uzun süreli tatil hizmeti, değişim ve yeniden satış sözleşmelerine uygulanacak usul ve esasları düzenlemektir. m.2: Bu Yönetmelik hükümleri devre tatil, (Mülga ibare:RG-29/7/2022-31907) uzun süreli tatil hizmeti, değişim ve yeniden satış sözleşmelerini kapsar. Devre tatil sözleşmeleri ile sağlanan hakkın şahsi veya ayni bir hak olması, devre tatil satışının finansal kiralama ile yapılması veya konaklamanın aynı zamanda seyahat ya da diğer hizmetlerle beraber sunulması bu Yönetmelik hükümlerinin uygulanmasını engellemez." şeklinde düzenlenmiştir. Bu çerçevede, somut olayın çözümünde mutlak suretle anılan kanun ve yönetmelik hükümlerinin dikkate alınması zorunludur. Davalı ...'nun yapılan araştırma sonucunda gerçek kişi tacir sıfatının bulunmadığı konaklama faydalanma sözleşmesinde ticari veya mesleki bir amacının olmadığı, bu suretle davalının tüketici, davacının satıcı - sağlayıcı konumunda olduğu ve işbu taraflar arasında imzalanan konaklama faydalanma sözleşmesinin 6502 s. Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 50. maddesi ve Devre Tatil Ve Uzun Süreli Tatil Hizmeti Sözleşmeleri Yönetmeliğinin 2/2.maddesindeki Devre Tatil Ve Uzun Süreli Tatil Hizmeti Sözleşmeleri uyarınca tüketici işlemi olduğundan tüketici uyuşmazlığının çözümünde 6502 s. Kanunun 73.maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümünde Tüketici Mahkemelerinin görevli olduğu kabul edilmiştir. 28.11.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan ve 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı “Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun”un (TKHK) 2. maddesinde Kanun'un kapsamı “bu Kanun, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsar.” şeklinde açıklanmıştır. Kanun'un “tanımlar” başlıklı 3. maddesinin (l) bendinde ise tüketici işlemi, “Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dahil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder.” biçiminde tanımlanmıştır. 6502 sayılı TKHK'nın 73. maddesi uyarınca tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğacak uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemesi görevli kılınmıştır. Bunun yanında Kanun'un 83. maddesinde de taraflardan birinin tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olmasının, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu Kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceği belirtilmiştir. Yapılan açıklamalar karşısında; davanın TTK'da düzenlenen mutlak ticari davalardan olmaması, ayrıca davalının tacir sıfatının bulunmaması sebebiyle nispi ticari davanın da söz konusu olmadığı, bu nedenle somut uyuşmazlığın çözümünde Asliye Ticaret Mahkemelerinin / Mahkememizin görevli olmadığı, taraflar arasındaki konaklama faydalanma sözleşmesinin devre tatil ve uzun süreli tatil sözleşmesi kapsamında düzenlenmesi, bu suretle somut olayın çözümünde 6502 s. Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 50. maddesi ve Devre Tatil Ve Uzun Süreli Tatil Hizmeti Sözleşmeleri Yönetmeliğinin 2/2.maddesinin tartışılması ve değerlendirilmesinin zorunlu olduğu, davanın 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Yasadan sonra açıldığı, 6502 sayılı Yasanın 73/1. maddesindeki düzenlemede belirtildiği üzere, davalı tüketici konumunda olup (davalının tacir sıfatı yoktur) davacı ile aralarında akdedilen sözleşmenin bir tüketici işlemi olması, tüketici işleminden kaynaklanan eldeki uyuşmazlığın Tüketici Mahkemesi tarafından görülmesi gerektiğinin anlaşılması karşısında, davaya konu uyuşmazlık bakımından Tüketici Mahkemeleri görevli olduğundan, 6100 s. HMK 114/1-c ve HMK 115/2. madde hükümleri uyarınca mahkememizin görevsizliği nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: ( Gerekçesi ve Ayrıntısı Yukarıda Açıklandığı üzere;) 1-HMK.'nın 114/1-c. ve 115/2. maddeleri uyarınca mahkememizin görevsizliği sebebiyle davanın dava şartı yokluğundan USULDEN REDDİNE, Görevli mahkemenin TÜKETİCİ MAHKEMESİ olduğunun tespitine, 2-HMK.nın 20. maddesi uyarınca taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise tebliğ tarihinden, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak talep etmesi halinde dava dosyasının görevli İSTANBUL (NÖBETÇİ) TÜKETİCİ MAHKEMESİNE tevzi edilmek üzere hukuk mahkemeleri tevzi bürosuna gönderilmesine, 3-HMK'nın 20. maddesine göre kararın kesinleşme tarihinden itibaren iki hafta içinde Mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli Mahkemeye gönderilmesi talep edilmediği takdirde Mahkememizce resen davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine, 4-Harç, yargılama gideri ve vekalet ücretinin görevli mahkemece değerlendirilmesine, Dair, davacı vekilinin ve davalının yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 05/02/2025 Katip ¸e-imzalıdır Hakim ¸e-imzalıdır