İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/4 E. 2025/97 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2025/4
- Karar No
- 2025/97
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/4 Esas KARAR NO : 2025/97 DAVA : İtirazın İptali DAVA TARİHİ : 20/08/2024 KARAR TARİHİ : 05/02/2025 Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Dava: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı borçlunun kullanımda olan tesisatta Kurum tarafından 12/09/2020 tarihinde yapılan kontrolde "sözleşmesiz sayaçtan (abone tahliye) enerji kullanıldığı tespit edildi" şeklinde tespit yapılıp kayıt altına alındığını, yapılan tespitlerin üzerine zabıt tarihinde cari olan Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği gereği ...seri numaralı kaçak elektrik tespit tutanağı tanzim edildiğini, davalı borçlu aleyhine 2.104,33TL kaçak elektrik bedeline 56,12 TL gecikmiş gün faizi ve 10,10 TL faizin KDV'si ilave edilerek toplam 2.170,55-TL tahsili amacıyla ... 30.İcra Müdürlüğü'nün... Esas sayılı takip dosyası ile ödeme emri gönderildiği davalı borçlu tarafından borca itiraz edilmesi üzerine takip durduğunu, müvekkil kurum tarafından yapılan inceleme neticesinde kaçak enerji kullanımından dolayı tanzim edilen itiraza konu kaçak elektrik kullanım tespit tutanağı ve bu tutanağı istinaden düzenlenen kaçak elektrik kullanım tahakkunda herhangi bir hesaplama hatası bulunmadığını, işbu nedenle davalının icra dosyasına yapmış olduğu haksız ve yersiz itirazın iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine %20'sinden az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Delillerin Değerlendirilmesi, Davanın Hukuki Niteliği ve Gerekçe ; ... 30. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyası, fatura sureti, kaçak tüketim tespit tutanağı, davalının gerçek kişi tacir sıfatının araştırılması kapsamında sicil kayıtları, vergi kayıtları ve ... Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanlığı yazı cevapları dosyaya celp edilmiş incelenmiştir. Dava, kaçak elektrik tüketim bedelinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Öncelikle belirtmek gerekir ki; Tüketici Mahkemesince, görevsizlik kararı verilmiş ve dosya mahkememize tevzi edilmiştir. Tüketici Mahkemesi gerekçeli karar içeriğinde Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğunu, bu hususta açıkça "...uyuşmazlığın çözümü genel mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesinin görevi içerisinde kaldığı anlaşılmış olup..." şeklinde kabul etmesine rağmen, hüküm fıkrasında Asliye Ticaret Mahkemesine görevsizlik vermiştir. Tüketici Mahkemesinin, gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında açık ve mutlak bir çelişki bulunmaktadır. Ancak, mahkememiz hüküm fıkrası ile bağlı olduğundan yargılamaya devam edilmiştir. Tüketici mahkemesinin gerekçeli kararında, Mahkememizin görevli olduğuna dair gerekçe yoktur Kaldı ki, tüketici mahkemesince tacir araştırması da yapılmamıştır. Bu suretle, davanın esasına geçilmeden evvel, öncelikle görevli mahkemenin hangi mahkeme olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir. Mahkemelerin görevi kanunla düzenlenir ve görev hususu kamu düzenine ilişkin olduğundan taraflarca her zaman ileri sürülebileceği gibi Hâkim tarafından da yargılamanın her aşamasında resen nazara alınması zorunludur. 5235 Sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 4. ve 5. maddelerinde hukuk mahkemeleri düzenlenmiştir. Kanunun 6. maddesinin ikinci fıkrasına göre asliye hukuk mahkemeleri, sulh hukuk mahkemelerinin görevleri dışında kalan ve özel hukuk ilişkilerinden doğan her türlü dava ve işler ile kanunların verdiği diğer dava ve işlere bakar. Bu husus 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 2. maddesiyle de teyit edilmiştir. Anılan maddenin ikinci bendi Hukuk Muhakemeleri Kanununda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesinin diğer dava ve işler bakımından da görevli olduğunu vurgulamıştır. Asliye Ticaret Mahkemeleri de 5235 Sayılı Kanunun 5. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir ve 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 5. maddesinin 1 numaralı bendi uyarınca bu mahkemeler, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesinde hangi davaların ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlenmiş, anılan kanunun 5. maddesinde asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 5/1. maddesine göre, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Bu hükme göre ticaret mahkemelerinin görev alanı ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleridir. Ticari faaliyetleri ilgilendiren bütün davalar ticari dava değildir. Ticaret mahkemeleri ayrı bir yargı kolu oluşturmayıp, asliye hukuk mahkemelerine göre ihtisas mahkemeleridir.Bu nedenle ticari işlerle ilgili bütün davalar ticaret mahkemelerinin görev alanına sokulmamış, yalnızca uzmanlık gerektiren hususların ticaret mahkemelerince karara bağlanması esası getirilmiştir. Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, taraflar arasındaki kaçak elektrik tüketim bedelinden kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik açılan işbu itirazın iptali davasının, TTK' da yahut diğer Kanunlarda düzenlenen mutlak ticari davalardan olmadığı açıktır. Nispi ticari dava bakımından, Mahkememizce, davalının tacir olup olmadığı araştırılmıştır. ... Ticaret Sicil Müdürlüğü davalı gerçek kişinin tacir olarak sicilde kayıtlı olmadığını ve ticari işletmesinin de bulunmadığını bildirmiştir. ... Vergi Dairesi dava tarihi itibariyle davalının herhangi bir mükellefiyet kaydının bulunmadığını bildirmekle davalı gerçek kişi ...'in tacir sıfatının bulunmadığı görülmüştür. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 18/06/2007 tarihinde kararlaştırılıp, 21/07/2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, ... sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf - tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nin 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden, Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekmektedir. (İSTANBUL BAM 3. HD. ... E.... K., İSTANBUL BAM 4. HD. ... E.... K.) Huzurdaki ihtilafın TTK' da düzenlenen mutlak ticari davalardan olmadığı açıktır. Nispi ticari dava bakımından, davacının ticari şirket olması sebebiyle tacir olduğu konusunda duraksama yoktur. Ne var ki, bu ayrıma göre her iki tarafın, yani davalının da tacir olması zorunludur. 19/02/1986 tarih 19024 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 25/01/1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile T.T.K.'nun 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre; 1-Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar, 2-Vergi Usul Kanunu’na istinaden BİRİNCİ SINIF TACİR SAYILAN VE BİLANÇO ESASINA GÖRE DEFTER TUTANLAR ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin DIŞINDA kalanların (iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların) esnaf ve küçük sanatkar, tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. 21/07/2007 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan ... tarihli ...sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile esnaf ve tacir ayrımına esas sınırlar belirlenmiş olup, bu kararda 213 Sayılı VUK 177.maddesinde belirtilen hallerden 1. ve 3.bendindeki konularda faaliyette bulunanlarda belirlenen sınırların yarısını, 2.benddeki faaliyetlerde bulunanların bu tutarın tamamını aşanların tacir olacağı belirlenmiştir. Davalı ...'in gerçek kişi olarak birinci sınıf tacir olup olmadığı ve bilanço usulüne göre defter tutup tutmadığı, 21/07/2007 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan ...sayılı BKK. uyarınca esnaf sınırını aşıp aşmadığının tespiti bakımından ise bu yıllarda verdiği Gelir Vergisi Beyannamesi, eki gelir tablosu ve performans bilgilerinin gönderilmesi ve bu bilgilere göre VUK 171/1 ve 3 no.lu bentlerde ilgili yıl için belirlenen nakdi limitin yarısını, 171/2 no.lu bentte belirlenen nakdi limitin tamamını, ilgili yıl yıllık gayrisafi iş hasılatı tutarı yönünden aşıp aşmadığının araştırılmış, nihayetinde dava tarihi itibariyle davalının 1. sınıf tacir olmadığı ve bilanço usulüne göre defter tutan kimselerden de olmadığı, bu itibarla davalının VUK 177. maddesi ve Bakanlar Kurulu kararı uyarınca tacir sıfatının olmadığı anlaşılmıştır. Hatta, yazı cevaplarına göre davalının dava tarihinden çok öncesinde 04/08/2011 tarihinde mükellefiyet kaydının sonlandırdığı, ticareti terk ettiği diğer söyleyişle ticari muhasebeyi gerektirecek faaliyette dahi bulunmadığı belirlenmiştir. (Emsal İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin 37. Hukuk Dairesi ...Esas ... Karar; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin 37. Hukuk Dairesi ... Esas ... Karar, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin 37. Hukuk Dairesi ... Esas ... Karar sayılı ilamları) Bu haliyle, davalının tacir sıfatı bulunmadığı açık olduğundan her iki tarafın tacir olmadığı eldeki dava dosyası bakımından Mahkememizin görevli olmadığı, davalının sözleşmesiz sayaçtan kaçak elektrik tüketiminde bulunması sebebiyle eyleminin haksız fiil olarak değerlendirilmesi, haksız fiilden doğan uyuşmazlığın ise genel görevli olan Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir. Öte yandan, kaçak elektrik tüketimi yapılan adresin iş yeri olması ve aboneliğin "ticarethane" grubu olması davayı ticari dava haline getirmez. (Aynı yönde bkz. İSTANBUL BAM 3. HUKUK DAİRESİ ...ESAS ...KARAR) Benzer nitelikteki uyuşmazlıklarda; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesinin ... Esas, ... Karar sayılı ilamında "...Dosya kapsamına ve ticaret mahkemesince yapılan araştırmalara göre davalının tacir sıfatının bulunmadığı, elektrik aboneliğinin iş yeri olmasının davalıyı tacir olarak nitelendirmek için yeterli olamayacağı, uyuşmazlığın elektrik tüketim bedelinden kaynaklandığı, davalının tüketici ve tacir sıfatının bulunmaması nedeniyle davanın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekir..." şeklindeki içtihadı uyarınca da mahkememiz görevli değildir. (Benzer yönde aboneliğin bulunduğu yerin dükkan olmasının tacir sıfatı için yeterli olmadığı hakkında İstanbul BAM 37. Hukuk Dairesinin ...Esas, ... Karar; ticaret sicil müdürlüğünün yazı cevabına göre davacının tacir sıfatının bulunmadığı, kaçak elektrik kullanılan yerin iş yeri olmasının, davacıyı tacir olarak nitelendirmek için yeterli olamayacağı hakkında İstanbul BAM 37. Hukuk Dairesinin ... Esas, ...Karar sayılı ilamları). Önemle vurgulamak gerekir ki, dava şartlarının dava tarihi itibariyle incelenmesi zorunludur. O halde, davalının tacir sıfatına ilişkin incelemenin dava tarihi itibariyle yapılması gerekmektedir. İstanbul BAM 37. Hukuk Dairesi ... Esas, ... Karar sayılı ilamında: "...Somut olayda, davalı...' ın esnaf kaydının bulunmadığı, ... Vergi Dairesi Müdürlüğünün 15/02/2022 tarihli cevabi yazılarından, davalının 04/11/2013 ila 31/12/2014 tarihleri arasında mükellef kaydının bulunduğu ve işletme hesabına göre defter tuttuğu, yapılan araştırmaya göre davacının dava tarihinde tacir olmadığı, bu nedenle davanın nispi ticari dava niteliğinde bulunmadığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın mutlak ticari dava niteliğinde de bulunmadığı..." şeklinde bu husus vurgulanmıştır. Davalının 04/08/2011 tarihinde mükellefiyet kaydının sonlandırdığı, 20/08/2024 dava tarihi itibariyle ise tacir sıfatının bulunmadığı açıktır. . Yapılan açıklamalar karşısında; kaçak elektrik tüketim bedelinden kaynaklanan davanın mutlak ticari dava olmaması, ayrıca davalının tacir sıfatının bulunmaması sebebiyle nispi ticari davanın da söz konusu olmadığı, bu nedenle somut uyuşmazlığın çözümünde Asliye Ticaret Mahkemelerinin / Mahkememizin görevli olmadığı, davalının sözleşmesiz sayaçtan kaçak elektrik tüketiminde bulunması sebebiyle eyleminin haksız fiil olarak değerlendirilmesi, bu itibarla haksız fiilden doğan uyuşmazlığın ise genel görevli olan Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiğinden işbu davada Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli mahkeme olduğu anlaşılmakla, HMK 114/1-c ve HMK 115/2 madde hükümleri uyarınca mahkememizin görevsizliği nedeniyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: ( Gerekçesi ve Ayrıntısı Yukarıda Açıklandığı üzere); 1-6100 sayılı HMK'nın 114/1-c. ve 115/2. maddeleri uyarınca mahkememizin görevsizliği sebebiyle davanın dava şartı yokluğundan USULDEN REDDİNE, Görevli mahkemenin ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ olduğunun tespitine, 2-HMK.nın 20. maddesi uyarınca taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise tebliğ tarihinden, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak talep etmesi halinde dava dosyasının görevli İSTANBUL (NÖBETÇİ) ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE tevzi edilmek üzere hukuk mahkemeleri tevzi bürosuna gönderilmesine, 3-HMK'nın 20. maddesine göre kararın kesinleşme tarihinden itibaren iki hafta içinde Mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli Mahkemeye gönderilmesi talep edilmediği takdirde Mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine, 4-Harç, yargılama gideri, vekalet ücreti ve arabuluculuk ücretinin görevli mahkemece değerlendirilmesine, Dair, tarafların yokluğunda, HMK 341/2.maddesi hükmü uyarınca miktar itibariyle KESİN olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu karar verildi. 05/02/2025 Katip E- İmza Hakim E- İmza