İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/728 E. 2026/645 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/728
- Karar No
- 2026/645
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/728 Esas KARAR NO : 2026/645
DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 27/05/2025 KARAR TARİHİ : 24/09/2026
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin davalı ile herhangi bir ticari ve hukuki alacak-borç ilişkisi bulunmadığını; ... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyasında icraya konulan, 04.02.2023 düzenleme ve 10.05.2023 vade tarihli, 65.000 USD bedelli bononun sahte olarak düzenlendiğini, senet üzerindeki imza, kaşe, şirket ismi ve tarih ile diğer bilgilerin davacı ...'in yazısının taklit edilmesi suretiyle oluşturulduğunu; kaldı ki senedin düzenleme ve vade tarihlerinde davacı ...'in davacı şirketin ortağı/yetkilisi olmadığını, zira şirket paylarının 08.09.2022 tarihinde ...'ye devredildiğini ve 21.08.2024 tarihinde tekrar ...'e devredildiğini, bu nedenle ...'in ilgili dönemde şirket adına senet düzenleme ve imzalama yetkisi bulunmadığından senedin resmi evrak vasfını taşımadığını; ayrıca ödeme emrinin gerek davacı şirkete gerek davacı ...'e usulsüz tebliğ edildiğini, öğrenme tarihinin haciz işleminin yapıldığı 14.05.2025 olarak kabulü gerektiğini; ispat yükünün, hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı tarafta olduğunu ileri sürerek; ... İcra Dairesi ... Esas sayılı takibin ihtiyati tedbir yoluyla dava sonuna kadar durdurulmasına, davacıların takip konusu senetten dolayı davalıya borçlu olmadıklarının tespitine, anılan icra takibinin iptaline ve davalının, dava konusu alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkûmiyetine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; ödeme emrinin usulüne uygun tebliğ edildiğini, UETS sistem kayıtlarına göre e-tebligatın davacı şirketin aktif UETS adresine ulaştığını ve 21.04.2025 tarihinde mevzuat gereği tebliğ edilmiş sayıldığını, 6099 sayılı Kanun uyarınca limited şirketlere elektronik tebligatın 19.01.2013 tarihinden itibaren zorunlu olduğunu; davacıların imza ve borca itirazlarını yasal beş günlük süre içinde ileri sürmediklerini; davacı ...'in Adana'da yürüttüğü ticari faaliyette karşılaştığı sermaye ihtiyacı nedeniyle 04.04.2022 tarihinde müvekkilinden 150.000 USD borç aldığını, bu borcun bir kısmının dava dışı ... aracılığıyla verilen çek ve buna istinaden düzenlenen tahsilat makbuzu ile kısmen tahsil edildiğini, kalan 65.000 USD bakiye için dava konusu senedin düzenlendiğini; senedin varlığı ve borcun gerek ... ile yapılan ses kayıtlı telefon görüşmesinde gerekse 14.05.2025 tarihli haciz tutanağında bizzat davacı tarafından ikrar edildiğini; senette çift imza bulunduğunu, davacı ...'in hem şirket adına hem kendi adına imza attığını, bu nedenle her iki davacının da borçtan sorumlu olduğunu; taraflar arasındaki ticari ilişkinin banka havale dekontları, sevk irsaliyeleri ve proforma faturalarla sabit olduğunu belirterek davanın reddine, davacıların %20 icra inkar tazminatına mahkûmiyetine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER: Mahkememizce taraflarca sunulan deliller toplanmış, ... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı takip dosyası ve ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ...Soruşturma sayılı dosyası celp edilerek incelenmiş; mahkememizin 06.11.2025 tarihli ara kararı ile davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı, alacaklı ise ne miktarda alacaklı olduğu hususunun tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle tespiti amacıyla mali bilirkişi görevlendirilmiş; 27.11.2025 tarihli inceleme günü davacı tarafın mahkeme salonunda yapılan incelemeye katılmadığı, ticari defter ve kayıtlarını incelemeye ibraz etmediği, davalı vekilinin ise incelemeye katılarak flash bellek içerisinde ses kaydı sunduğu; mali bilirkişi ... tarafından düzenlenen 11.06.2026 tarihli raporun dosyaya sunulduğu; mahkememizce ayrıca senet üzerindeki imzaların davacı ...'e ait olup olmadığının teknik olarak tespiti amacıyla, alanında uzman üç kişilik bir bilirkişi heyeti (..., ..., ...) görevlendirilmiş ve anılan heyet tarafından düzenlenen 05.08.2026 tarihli raporun dosyaya sunulduğu anlaşılmıştır. Dosya kapsamında ayrıca, davacılar vekilinin dava dilekçesi ile birlikte talep ettiği ihtiyati tedbir talebi üzerine, ... 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce 02.06.2025 tarihli ara karar ile; davanın icra takibinden sonra açılan menfi tespit davası niteliğinde olduğu gözetilerek İİK m. 72/3 uyarınca, talep konusu 65.000 USD'nin dava tarihindeki TL karşılığı üzerinden %15 oranında (379.762,50 TL) teminat yatırılması kaydıyla, ... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyasında icra veznesine giren paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verildiği; davacı tarafından anılan teminatın yatırıldığı anlaşılmaktadır. Davalı vekilinin 14.01.2026 ve 13.04.2026 tarihli beyan dilekçeleri ile 26.02.2026 tarihli celsedeki beyanı üzerine, ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın... Soruşturma sayılı dosyasında alınan 27.10.2025 tarihli bilirkişi raporunda senet üzerindeki imzaların ...'in eli mahsulü olduğunun tespit edilmiş olması ve bu doğrultuda davalı hakkında ek takipsizlik kararı verilirken davacı ... hakkında iftira suçundan kamu davası açılmış olması karşısında, durum ve koşulların değiştiği kanaatiyle, 06.05.2026 tarihli ara karar ile HMK m. 396 uyarınca davalının tedbire itirazının esas yönünden kabulüne ve 02.06.2025 tarihli tedbir ara kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. GEREKÇE Taraflar arasındaki uyuşmazlık, ... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyasında icraya konulan, keşidecisi davacı ... Tic. Ltd. Şti., avalisti davacı ..., lehdarı davalı ... olan, 04.02.2023 düzenleme ve 10.05.2023 vade tarihli, 65.000 USD bedelli bonoya dayalı olarak, davacıların davalıya karşı borçlu olup olmadıklarının tespitine ilişkindir. Davacılar vekili, ödeme emrinin usulsüz tebliğ edildiğini, öğrenme tarihinin 14.05.2025 olarak kabulü gerektiğini ileri sürmüş ise de; dosya arasında bulunan UETS sistem kayıtlarından, ... barkod numaralı e-tebligatın ... İcra Dairesi tarafından davacı şirketin ... numaralı UETS adresine gönderildiği, 16.04.2025 tarihinde sistem tarafından kabul edildiği ve mevzuat gereği belirlenen süre sonunda otomatik olarak oluşturulan kanunen tebliğ tarihi itibarıyla 21.04.2025 tarihinde tebliğ edilmiş sayıldığı görülmektedir. 6099 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile limited şirketlere elektronik yolla tebligat yapılması 19.01.2013 tarihinden itibaren zorunlu hale getirilmiş olup, tacir olan davacı şirketin UETS adresinin aktif olmadığı yönündeki iddiası, ...'den gelen resmi cevapla açıkça çelişmektedir. Davacı ...'in de, davacı şirketin temsilcisi sıfatıyla, aynı tarihte tebligattan haberdar olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla davacıların tebligatın usulsüzlüğüne dayalı süre itirazları yerinde görülmemiştir. Kaldı ki mahkememizce, süresinde açılmış olan işbu menfi tespit davasının esasına girilerek aşağıda ayrıntılı olarak açıklanan inceleme yapılmıştır. Davacılar vekilinin bildirdiği tanıklar yönünden ise; HMK m. 200 ve 201 hükümleri uyarınca, senede bağlı bir hakkın varlığı veya yokluğuna ilişkin ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak ya da azaltacak nitelikteki iddiaların tanıkla ispatının mümkün olmadığı, davalı tarafın da tanık dinlenmesine muvafakat etmediği görülmekle, davacı tarafın tanık deliline dayalı talebi bu nedenle dikkate alınmamıştır. Dava konusu senet üzerindeki imzaların davacı ...'e ait olup olmadığı hususu, birbirinden bağımsız üç ayrı teknik inceleme ile aydınlatılmıştır. Öncelikle, ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın... Soruşturma sayılı dosyasında görevlendirilen grafoloji ve sahtecilik uzmanı bilirkişi tarafından düzenlenen 27.10.2025 tarihli raporda, senet üzerindeki iki adet ödeyecek imzasının ...'in eli mahsulü olduğu tespit edilmiş; bu tespit üzerine davalı ...kipsizlik kararı verilmiş, buna karşılık davacı ... hakkında, imzanın kendisine ait olduğunu bildiği halde bunun aksini iddia ederek yargı makamlarını yanıltmaya çalıştığı gerekçesiyle ... 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası üzerinden kamu davası açılmıştır. Mahkememizce görevlendirilen mali bilirkişi tarafından düzenlenen 11.06.2026 tarihli raporda da, yukarıdaki tespitler esas alınarak davacının davalıdan alacaklı olmadığı kanaatine varılmıştır. Son olarak, mahkememizce oluşturulan ve alanında uzman üç kişiden müteşekkil heyet tarafından, ...'e ait üç ayrı karşılaştırma belgesi (12.08.2022 tarihli noter onaylı limited şirket pay devri sözleşmesi, 17.08.2016 tarihli noter onaylı imza sirküleri, 03.01.2014 tarihli banka müşteri bilgi formu) esas alınarak yapılan grafolojik ve grafometrik inceleme sonucunda düzenlenen 05.08.2026 tarihli raporda; senet ön yüzündeki iki adet borçlu imzası ile arka yüzdeki ciro imzasının, tersim tarzı, başlangıç-bitiriş özellikleri, harf ve grama iç gövde büklümlerinin şekil ve biçimlendirilişi, eğim, doğrultu, baskı ve işleklik unsurları itibarıyla davacı ...'in mukayese imzalarıyla önemli düzeyde benzerlik ve uyum gösterdiği, bu imzaların ...'in eli ürünü olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Davacı taraf, bu üç ayrı ve birbirini teyit eden teknik tespite karşı dosyaya herhangi bir karşı bilirkişi görüşü veya somut delil sunmamış; bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde de dava dilekçesindeki iddialarını tekrarlamakla yetinmiştir. Denetime elverişli, gerekçeli ve birbirini teyit eden üç ayrı teknik rapor karşısında, davacı tarafın soyut ve mesnetsiz imza inkarı iddiasına itibar edilmemiş; senet üzerindeki imzaların davacı ...'e ait olduğu mahkememizce de sabit kabul edilmiştir. Davalı vekili, dava dosyasında mübrez 14.05.2025 tarihli haciz tutanağına atıfla, davacı ...'in haciz sırasında borcu ikrar ettiğini ileri sürmüş ise de; dosya arasındaki haciz tutanağı içeriği incelendiğinde, ...'in hem kendi adına hem de şirket yetkilisi sıfatıyla borcu açıkça kabul ettiğine ve aylık taksitle ödeme taahhüdünde bulunduğuna ilişkin sarih bir beyanının tutanakta yer almadığı görülmüştür. Bu itibarla mahkememizce, davalı vekilinin bu yöndeki iddiası ayrı bir ispat vasıtası olarak değerlendirmeye alınmamış; yukarıda açıklanan üç ayrı bağımsız teknik inceleme ile sabit olan imza gerçekliği tespiti, kararın bu kısımdaki tek ve yeterli dayanağını oluşturmuştur. Davacılar, senedin düzenleme (04.02.2023) ve vade (10.05.2023) tarihlerinde davacı ...'in davacı şirketin ortağı/yetkilisi olmadığını (şirket paylarının 08.09.2022 tarihinde ...'ye devredildiğini, 21.08.2024 tarihinde ise tekrar ...'e devredildiğini), bu nedenle ...'in ilgili tarihlerde şirket adına senet düzenleme ve imzalama yetkisinin bulunmadığını, dolayısıyla senedin şirketi bağlamayacağını ileri sürmüştür. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 40. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, temsilci hukuki işlemi yaparken bu sıfatını bildirmese dahi, hukuki işlemin sonuçları kural olarak kendisine ait olur; ancak karşı taraf, bir temsil ilişkisinin varlığını durumdan çıkarıyor veya çıkarması gerekiyor ya da hukuki işlemi temsilci veya temsil olunandan biri ile yapması kendisi için farksız ise, işlemin sonuçları doğrudan temsil olunana ait olur. Aynı Kanun'un 42. maddesinin üçüncü fıkrasında da, temsil olunanın verdiği yetkiyi üçüncü kişilere açıkça veya dolaylı biçimde bildirmiş olması halinde, bu yetkiyi kısmen veya tamamen geri aldığını onlara bildirmediği takdirde, yetkinin geri alındığını iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri süremeyeceği düzenlenmiştir. Mahkememizin 06.11.2025 tarihli ara kararı ile, davacının davalıdan alacaklı olup olmadığının, tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle tespiti amaçlanmış; 27.11.2025 tarihli inceleme gününde davacı tarafın mahkeme salonunda yapılan incelemeye katılmadığı, ticari defter ve kayıtlarını incelemeye ibraz etmediği, UYAP sistemi üzerinden de yerinde inceleme talebine ilişkin bir dilekçe sunmadığı, mali bilirkişi raporuyla tespit edilmiştir. HMK m. 220 uyarınca, taraflardan her biri, ispat yükü kendisinde olmasa dahi, elinde bulunan ve dava konusu vakıaların aydınlatılmasında gerekli olan belgeleri mahkemeye ibraz etmekle yükümlüdür; bu yükümlülüğe aykırı davranışın, ibrazından kaçınılan belgenin içeriği hakkında karşı tarafın beyanının doğru kabul edilmesi sonucunu doğurabileceği hükme bağlanmıştır. HMK m. 222 hükmü de ticari defterlerin ibrazı bakımından benzer bir yaptırımı öngörmekte, ibraz yükümlülüğüne uymayan tarafın bu tutumunun aleyhine değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Somut olayda, davacı ...'in 04.02.2023-10.05.2023 tarihleri arasında davacı şirket adına fiilen ticari faaliyette bulunup bulunmadığı, üçüncü kişilerle şirketi temsilen işlem yapıp yapmadığı -ki bu husus tam olarak TBK m. 40/2 anlamında davalının, işlem anında bir temsil ilişkisinin varlığını durumdan çıkarması gerekip gerekmediği değerlendirmesinin dayanağını oluşturacak niteliktedir- ancak davacı şirketin ticari defter ve kayıtlarının (fatura, sözleşme, banka hesap hareketleri, yazışmalar vb.) incelenmesiyle objektif olarak ortaya konulabilecek bir husustur. Davacı şirket, mahkememizin açık ara kararına rağmen bu belgeleri ibraz etmemek, incelemeye katılmamak ve bu konuda herhangi bir mazeret de bildirmemek suretiyle, kendi lehine sonuç doğurabilecek olan bu delili bizzat ortadan kaldırmış; TBK m. 40/2 kapsamındaki temsil görünüşünün var olup olmadığının objektif olarak aydınlatılmasını olanaksız kılmıştır. Kaldı ki, menfi tespit davalarında kural olarak ispat yükü alacaklı olduğunu iddia eden davalı tarafta ise de, alacağın dayanağının kambiyo senedi olduğu hallerde, senedin geçerliliğine yönelik itirazlar bakımından ispat yükü, senede karşı senetle ispat kuralı gereği yeniden davacıya geçer. Davacı şirket, üzerine düşen bu ispat yükünü, tam da ispatı gereken hususu aydınlatabilecek ticari defter ve kayıtlarını ibraz etmeyerek yerine getirmemiştir. HMK m. 220 ve 222 hükümleri uyarınca bu davranışın davacı aleyhine değerlendirilmesi gerektiği; başka bir anlatımla, davacı şirketin, davalının TBK m. 40/2 anlamında bir temsil ilişkisinin varlığını durumdan çıkardığı veya çıkarması gerektiği yönündeki karinenin aksini ispat edebilecek delilleri kendi iradesiyle ibraz etmekten kaçınmış olması karşısında, bu karinenin çürütülemediğinin kabulü gerekmiştir. Bu değerlendirmeye; senet üzerindeki imzaların üç ayrı bağımsız teknik inceleme ile davacı ...'e ait olduğunun kesin biçimde saptanmış olması ve şirket paylarının 21.08.2024 tarihinde yeniden ve tamamen ...'e devredilmiş olmasının, onun şirketle olan fiili ve kesintisiz bağının biçimsel pay devirlerinden bağımsız olarak sürdüğünü göstermesi hususu eklendiğinde; davacı şirketin de dava konusu senetten, keşideci sıfatıyla, sorumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Bağımsız olarak, davacı ...'in senet üzerinde şirket kaşesi altındaki imzadan ayrı olarak kendi adına da "Kefil" bölümünde imza attığı görülmektedir. Bononun ön yüzünde keşideci dışında ikinci bir imza bulunması halinde, bu ikinci imzanın -zorunlu bir unsur olmamakla birlikte- atanı aval/müşterek borçlu konumuna sokacağı, doktrin ve Yargıtay uygulamasında istikrarlı biçimde kabul edilmektedir. Bu itibarla, ...'in şirketi temsil yetkisi bulunup bulunmadığı tartışmasından bağımsız olarak, kendi şahsı adına attığı imza nedeniyle senetten şahsen ve doğrudan sorumlu olduğu sabittir. Davalı vekili cevap dilekçesinde, davanın reddi halinde davacıların %20 oranında tazminata mahkumiyetini talep etmiştir. Dava dosyasının incelenmesinden, davacılar tarafından açılan menfi tespit davasının, icra takibinden sonra açılmış olması nedeniyle İİK m. 72/3 hükmü kapsamında değerlendirildiği, bu doğrultuda 02.06.2025 tarihli ara karar ile %15 teminat karşılığında icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verildiği, ancak yargılama sırasında ortaya çıkan ve yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan yeni delil ve tespitler (ceza soruşturmasındaki bilirkişi raporu, takipsizlik kararı, davacı ... hakkında açılan iftira davası) karşısında durum ve koşulların değiştiği kanaatiyle, 06.05.2026 tarihli ara karar ile HMK m. 396 uyarınca anılan tedbir kararının kaldırıldığı anlaşılmaktadır. İİK m. 72/4 hükmü uyarınca öngörülen %20 oranındaki tazminat, davanın borçlu/davacı aleyhine sonuçlanmasına bağlanmış kanuni bir sonuç olup, bu tazminata hükmedilebilmesi, yargılama sırasında ihtiyati tedbir kararının fiilen uygulanmış veya yargılama sonuna kadar yürürlükte kalmış olması şartına bağlı değildir; belirleyici olan, menfi tespit davasının esastan reddedilmiş olmasıdır. Nitekim ihtiyati tedbirin dava devam ederken durum ve koşulların değişmesi nedeniyle HMK m. 396 uyarınca kaldırılmış olması, davanın açıldığı andaki hukuki niteliğini (icra takibinden sonra açılan ve İİK m. 72/3-4 hükümlerine tabi bir menfi tespit davası olduğu gerçeğini) değiştirmemektedir. Bu itibarla, tedbirin yargılama sırasında kaldırılmış olması, işbu davanın esastan reddi karşısında İİK m. 72/4 uyarınca tazminata hükmedilmesine engel teşkil etmemektedir. Yukarıda açıklanan tüm bu hususlar; senet üzerindeki imzaların üç ayrı bağımsız bilirkişi/uzman incelemesiyle davacı ...'e ait olduğunun kesin olarak saptanması, taraflar arasındaki gerçek ticari/finansal ilişkiyi gösteren dekont, çek ve tahsilat makbuzu gibi belgelerin dosyada mevcudiyeti, ceza yargılamasında davalı lehine takipsizlik kararı verilip davacı ... hakkında iftira suçundan kamu davası açılması ve davacı şirketin, TBK m. 40/2 kapsamındaki temsil görünüşü meselesini aydınlatabilecek ticari defter ve kayıtlarını mahkememizin ara kararına rağmen ibraz etmemesi (HMK m. 220, 222) birlikte değerlendirildiğinde; davacıların, dava konusu 65.000 USD bedelli bonodan doğan borçtan davalıya karşı sorumlu olmadıkları iddialarını ispatlayamadıkları kanaatine varılmış, açılan menfi tespit davasının her iki davacı yönünden de reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-Davanın REDDİNE, 2-İ.İ.K'nın 72/4 uyarınca dava değerinin %20'si üzerinden hesaplanan 506.350,00TL tazminatın davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalıya verilmesine, 3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince hesap olunan 732,00 TL maktu karar ve ilam harcının peşin olarak alınan 172.943,84 TL harçtan mahsubu ile artan 172.211,84 TL harcın hüküm kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan 371.127,50 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak, davalıya verilmesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5-Davacı tarafından yargılama gideri yapılmadığından takdirine yer olmadığına, 6-Arabuluculuk ücreti olan 4.700,00 TL'nin davacıdan alınarak, hazineye gelir kaydına, 7-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayarak artan gider avansının hüküm kesinleştiğinde ilgili taraflara iadesine, Dair, davalı vekilinin yüzüne karşı , davacılar vekilinin yokluğunda; 6100 sayılı HMK'nun 342. ve 345.maddeleri gereğince karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenmek suretiyle tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri dilekçe ile veya HMK 348. maddesi gereğince istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvurma hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile mahkememize verecekleri bir cevap dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri cevap dilekçesi ile HMK 341. madde uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 24/09/2026
Başkan *e-imzalıdır Üye *e-imzalıdır Üye *e-imzalıdır Katip *e-imzalıdır