İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/434 E. 2026/668 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/434
- Karar No
- 2026/668
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 22. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/434 Esas KARAR NO : 2026/668
DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 01/06/2026 KARAR TARİHİ : 25/09/2026
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Fransa’da ikamet eden davacı müvekkil ile davalı şirket arasında ticari nitelikte bir mal alım satım ilişkisi kurulduğunu ve toplam mal bedelinin 59.255,60 Euro olarak kararlaştırıldığını; davalı şirketin bizzat düzenlediği 18.10.2023 tarihli proforma fatura mahiyetindeki belge ile davacı müvekkilden Nisan-Haziran 2023 dönemleri arasında toplam 51.600,00 Euro ödeme aldığını açıkça ikrar ettiğini, davalı şirketin kalan siparişleri teslim etmek üzere ek süre talep etmesi üzerine, davacı müvekkilin Temmuz 2024 tarihinde 6.622,00 Euro tutarında bir bakiye ödemesi daha yaptığını, böylece davalı şirkete toplamda 58.222,00 Euro ödeme gerçekleştirdiğini, buna karşılık, davalı şirketin fiilen teslim ettiği malların toplam değerinin yalnızca 34.202,00 Euro seviyesinde kaldığını, davacı müvekkilin bedelini ödediği halde 24.020,00 Euro değerindeki malları davalı şirketin teslim etmediğini, davalı şirketin, 6102 sayılı TTK m. 18/2 uyarınca basiretli bir tacir gibi hareket etme yükümlülüğüne aykırı davrandığını, eksik ifasını gidermediğini ve mal bedelini de iade etmeyerek borçlu temerrüdüne düştüğünü, uyuşmazlığın çözümü amacıyla Bakırköy ... Bürosu’nun ...numaralı dosyası üzerinden zorunlu arabuluculuk sürecine başvurduğunu ancak taraflar arasında bir anlaşmaya varamadığını bildirerek; neticede teslim edilmeyen malların bedeli olan 24.020,00 Euro alacağın, ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. 26/06/2012 tarihli, 6335 sayılı yasa ile değiştirilen TTK 4. maddesinde, Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer Hukuk Mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiği belirtilmiştir. TTK 4. maddesinde; "Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın, bu kanunda; Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun mal varlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde, fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta, borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde, bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır" denilmektedir. Anılan maddede, tek tek belirtilen davaların, mutlak ticari dava niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca, mutlak ticari davadan başka, nispi ticari davaların da tanımı yapılmış ve bir davanın nispi ticari dava olarak kabul edilebilmesi için her iki tarafın tacir olması ve aynı zamanda uyuşmazlığın da her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili bulunması gerektiği ifade edilmiştir. TTK hükümlerine göre, nisbi ticari davanın varlığından söz edilebilmesi için her iki tarafın tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili bulunması gerekir. Bu iki koşuldan birinin olmaması halinde ortada bir ticari davanın varlığından bahsedilemez. Başka bir deyişle yasada ifade edilen iki koşulun aynı anda gerçekleşmesi zorunludur. Taraflardan birinin tacir olması durumunda ticari işten bahsedilebilirse de, ticari davanın mevcut olduğundan söz edilemez. 01.10.2011 tarihinde yürülüğe giren 6100 sayılı HMK'nın 2. maddesi gereğince, dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. Bu kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemeleri diğer dava ve işler bakımından da görevli mahkemedir. Somut olayda, dava, sözleşmeye aykırılık (eksik teslimat) nedeniyle ödenen mal bedelinin iadesi talebine ilişkin olup mahkememizin 04/06/2026 tarihli tensip zaptının (11) nolu ara kararı uyarınca davacı vekili tarafından davacı asilin tacir olduğuna dair herhangi bir beyan dilekçesi sunulmadığı, davacının Türkiye'de vergi kaydının da bulunmadığı, mahkememizin 25/09/2026 tarihli celsesinde alınan davacı vekilinin beyanında ise verilen süre içerisinde müvekkilinin tacir olduğuna dair belgeleri temin edemediklerini, temin etmelerinin de mümkün olmadığını ve dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesine ilişkin takdirin mahkemeye ait olduğunu ifade ettiği görülmüştür. Yapılan incelemeler sonucunda, davacı asilin tacir sıfatı tespit edilemediği, davacı vekili beyanlarında tacir olduğuna dair belge sunmalarının mümkün olmadığını beyan etmiş olup davanın, tarafların tacir olmaması ve mutlak ticari davalar arasında da düzenlenmemiş olması nedeniyle ticari dava niteliği taşımadığı anlaşılmakla; davaya bakma görevi genel mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesine ait olup mahkememizin görev alanında değildir. HMK 114.maddesinde; mahkemenin görevli olması hususunun dava şartı olarak belirtildiği, HMK 115. maddesinde de, dava şartlarının, yargılamanın her aşamasında mahkemece resen gözetileceği açıklanmakla yargılamanın her aşamasında görevsizlik kararı verilebilir. HMK 2. madde ve TTK. 4. ve 5. maddesi gereğince davaya bakma görevi Mahkememize ait olmayıp davacı tarafça açılan davanın İstanbul Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiğinden, mahkememizin görevsizliğine ilişkin aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı tarafça açılan DAVANIN, HMK 114/1-c maddesi gereğince mahkememizin görevsiz olması nedeniyle dava şartı yokluğundan HMK 115/2 maddesi gereğince USULDEN REDDİ ile, Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, 2-HMK 20/1 maddesi gereğince, kararın kesinleşmesinden itibaren iki hafta içinde talep halinde dosyanın görevli ve yetkili İSTANBUL NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE tevzi edilmek üzere İstanbul Adliyesi Hukuk Mahkemeleri Tevzi Bürosuna GÖNDERİLMESİNE, aksi halde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesine, 3-Harç, yargılama giderleri, vekalet ücreti ve gider avansı hususunun görevli mahkemece değerlendirilmesine, 4-Sair hususların gerekçeli kararda belirtilmesine, Dair, HMK'nın 345. maddesi gereğince gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkca okunup usulen anlatıldı.
25/09/2026
Katip ... ¸e-imzalıdır
Hakim ... ¸e-imzalıdır