İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/356 E. 2026/710 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/356
- Karar No
- 2026/710
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO :2026/356 Esas KARAR NO :2026/710
DAVA :Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ :24/04/2026 KARAR TARİHİ :29/09/2026
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyasında borçlular ... Ltd. Şti. aleyhine başlatılan kambiyo senetlerine dayalı icra takibinin kesinleştiğini, borçluların malvarlıklarını üçüncü kişilere devrettiklerinin tespit edildiğini, bu kapsamda davalı ...'a ... plakalı araçların devredildiğini, taraflar arasında ticari ve fiili ilişki bulunduğunu, borçlu şirket yetkilisi ... ile...'in davalının akrabası olduğunu, İcra ve İflas Kanunu m. 89 uyarınca gönderilen haciz ihbarnamesine davalının borcu bulunmadığı yönünde haksız itirazda bulunduğunu, arabuluculuk sürecinde anlaşma sağlanamadığını, icra müdürlüğünden alınan yetki belgesi ile İcra ve İflas Kanunu m. 120 kapsamında işbu davanın açıldığını, davalının borçluya karşı mali yükümlülük altında olduğunu, davalının borçluya olan borcunun ticari kayıtlar ve banka hareketleri ile ortaya çıkacağını, alacak miktarının dava açıldığı anda tam belirlenememesi nedeniyle davanın Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 107 uyarınca belirsiz alacak davası olarak ikame edildiğini, terditli olarak davalının, borçluya karşı borçlu olduğunun tespitine, alacağın miktarı yargılama sırasında belirleneceğinden davanın HMK m.107 kapsamında belirsiz alacak davası olarak kabulüne, şimdilik 55.000,00 TL’nin (fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla) dava tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile icra dosyasına ödenmek üzere davacıya verilmesine, Mahkemece davalının borçluya karşı doğrudan borçlu olduğu kanaatine varılmaması halinde; davalı ile borçlu arasında gerçekleştirilen araç devirlerinin alacaklıdan mal kaçırma kastıyla yapıldığının tespiti ile, bu tasarrufların alacaklı yönünden hükümsüz sayılmasına ve davacıya bu mallar üzerinden cebri icra yoluyla tahsil yetkisi verilmesine, bu taleplerin de kabul edilmemesi ve tasarrufların sonuç doğurmaması halinde; davalı ile borçlu arasındaki muvazaalı işlemler nedeniyle alacağını tahsil edemeyen davacının uğradığı zararın giderilmesi amacıyla, şimdilik 55.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkil aleyhine İİK. 120 kapsamında açılan alacak, terditli tasarrufun iptali ve tazminat davasına karşı cevap süresinin 28.05.2026 tarihli resmi tatil nedeniyle uzadığını, davacının borçlular ... ve ... Şti. ile müvekkil arasındaki araç devirlerinin mal kaçırma kastıyla yapıldığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, müvekkilin borçlu olmadığını ve zamanaşımı itirazında bulunduklarını, tarafların gerçek kişi olması nedeniyle davanın ticari dava niteliğinde olmadığını ve genel yetkili mahkemelerin görevli olduğunu, ayrıca yetki itirazı kapsamında ... Mahkemelerinin yetkili olduğunu, davacının taleplerinin birbiriyle çelişkili ve taraflarının farklı olması sebebiyle tefrik edilmesi gerektiğini, tasarrufun iptali davası için gerekli aciz vesikasının dosyada bulunmadığını ve taraf teşkilinin sağlanmadığını, davacının sunduğu yetki belgesinin sadece ... Şirketi için düzenlendiğini ve diğer borçlular yönünden eksik olduğunu, müvekkilin araç alım satım işleri kapsamında yaptığı tüm işlemlerin bedelini ödediğini ve Noter huzurunda gerçekleşen devirlerde satıcıların bedeli aldıklarını ikrar ettiklerini, alacak iddiasının resmi senetle ispatlanması gerektiğini, takibe konu senedin incelenmesinde keşideci ... ile diğer borçluların davacıya karşı borçlu olmadıklarının anlaşıldığını, senedin arka yüzündeki imzaların aval veya kefalet hükmünde olmadığını ve ciro silsilesi içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini belirterek öncelikle mahkemenin görevsizliğine, ... Mahkemelerinin yetkili olduğuna ve davanın esastan reddi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Davanın, İcra ve İflas Kanununun 89. Maddesi uyarınca gönderilen haciz ihbarnamesine, davalının borcu bulunmadığına ilişkin itirazı üzerine, davalının, İcra dosyasında borçlu olarak görünen dava dışı şahıslara borçlu olduğunun tespitine ilişkin, davacı tarafça ikame edilmiş dava olduğu anlaşılmıştır. ... İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyası celbedilmiş, incelenmesinde, alacaklının davacı ..., borçluların ..., ..., ve ... Şti olduğu, davacı alacaklı tarafça borçlular aleyhine, 20.000.000,00 TL ana para, 1.911.643,84 TL işlemiş faiz, 40.000,00 TL komisyon olmak üzere toplam 21.951.643,84 TL alacak yönünden takip başlatıldığı, anılan takip dosyasından davalıya 89/1 haciz ihbarnamesi gönderildiği, davalının kendisine tebliğ edilen 89/1 haciz ihbarnamesine, dosya borçlularına borcu olmadığı iddiası ile itiraz edildiği, akabinde davacı tarafça davalı aleyhine iş bu davanın ikame edildiği anlaşılmıştır. Dava, mahiyeti itibari ile icra dosyasının tarafı olmayan 3. Şahsın, takip borçlularına, borçlu olduğunun tespitine ilişkin olarak ikame edilmiş bir dava olduğu anlaşılmıştır. Türk Ticaret Kanununun 4. maddesinde, bu kanundan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı, aynı Kanunun 5. maddesinin ikinci fıkrasında, bir yerde Ticaret Mahkemesi varsa Asliye Hukuk Mahkemesi'nin vazifesi içinde bulunan ve bu Kanunun 4. maddesi hükmünce ticari sayılan davalara Ticaret Mahkemesinde bakılacağı hususları düzenlenmiştir. 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun 6. maddesi ve 6100 sayılı HMK'nın 2. maddesi gereğince, genel görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Asliye Ticaret Mahkemeleri ise özel mahkeme niteliğindedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 14. maddesine göre “Bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir.” Aynı Kanunun 17. maddesi hükmünce de; “iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri tacir değildir.” düzenlemesi yer almaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 3. maddesi hükmüne göre bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir. Ticari davalar ise aynı Kanunun 4/1 maddesinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580. maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu maddeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent halinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez. Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, Kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. Yine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 1. maddesinde; "Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir." hükmü yer almaktadır. HMK'nın 114/1.c maddesi uyarınca "Mahkemenin görevli olması" dava şartlarından olup, HMK'nın 138 maddesi dikkate alınarak dava şartlarının öncelikle karara bağlanması gerekmektedir. HMK'nın 115. maddesinde ise "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir..." düzenlemesi yer almaktadır. Açıklamalar doğrultusunda, açılan davalarda öncelikle mahkemenin yargılamada görevli olup olmadığı yönünden değerlendirme yapılması gerekmektedir. İstanbul Bam 9. HD.'nin 30/01/2026 tarih ve...E ve ... K sayılı ilamında özetle ''Mahkemece, Mahkemenin görevsizliğine, ... Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğuna karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur. Somut olayda; İhbarnamenin gönderildiği icra dosyasında takip, davalı alacaklı tarafından dava dışı borçluya kambiyo senedi vasfında çek ve bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine özgü takip yolu ile icra takibi başlatılmıştır. Ancak davacı, takip konusu kambiyo senetlerinde keşideci, lehtar, ciranta olarak taraf değildir. Başka bir ifadeyle davacı taraf olmadığı icra takip dosyasında kendisine gönderilen haciz ihbarnameleri nedeniyle borçlu olmadığından menfi tespit talep etmiş olmaktadır. Dava, İİK'nın 89. maddesi gereğince haciz ihbarnamesi üzerine açılan menfi tespit davası olup bu davalarda görevli mahkeme genel mahkemelerdir. Mahkemece, bu husus gözetilerek işin esasına girilmesi gerekirken, yazılı şekilde Asliye Ticaret Mahkemesine görevsizlik kararı verilmesi isabetsizdir...'' denilerek yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Yine İstanbul BAM 40. HD. 29/11/2023 T. ... E. ... K. Sayılı ilamı; "Somut uyuşmazlıkta, İhbarnamenin gönderildiği icra dosyasında takip, davalı alacaklı tarafından dava dışı borçluya kambiyo senedi vasfında çek ve bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine özgü takip yolu ile icra takibi başlatılmıştır. Ancak davacı, takip konusu kambiyo senetlerinde keşideci, lehtar, ciranta olarak taraf olmadığı gibi tacirde değildir. Başka bir ifadeyle davacı taraf olmadığı icra takip dosyasında kendisine gönderilen haciz ihbarnameleri nedeniyle borçlu olmadığından menfi tespit talep etmiş olup davacı 3.şahıs ile davalı alacaklı arasındaki ilişki ticari iş niteliğinde de değildir. Dava, İİK'nın 89. maddesi gereğince haciz ihbarnamesi üzerine açılan menfi tespit davası olup bu davalarda görevli mahkeme genel mahkemelerdir...'' şeklindedir. İstanbul Bam 9. HD.'nin 30/01/2026 tarih ve ... E ve ... K sayılı ilamında özetle ''Mahkemece, Mahkemenin görevsizliğine, Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğuna karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur. Somut olayda; İhbarnamenin gönderildiği icra dosyasında takip, davalı alacaklı tarafından dava dışı borçluya kambiyo senedi vasfında çek ve bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine özgü takip yolu ile icra takibi başlatılmıştır. Ancak davacı, takip konusu kambiyo senetlerinde keşideci, lehtar, ciranta olarak taraf değildir. Başka bir ifadeyle davacı taraf olmadığı icra takip dosyasında kendisine gönderilen haciz ihbarnameleri nedeniyle borçlu olmadığından menfi tespit talep etmiş olmaktadır. Dava, İİK'nın 89. maddesi gereğince haciz ihbarnamesi üzerine açılan menfi tespit davası olup bu davalarda görevli mahkeme genel mahkemelerdir. Mahkemece, bu husus gözetilerek işin esasına girilmesi gerekirken, yazılı şekilde Asliye Ticaret Mahkemesine görevsizlik kararı verilmesi isabetsizdir...'' denilerek yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Tüm dosya kapsamından; davacı alacaklı tarafça, dava dışı ..., ..., ve ... Ltd. Şti aleyhine ... İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyası ile başlatılan icra dosyasında, davacının davalıya 89/1 haciz ihbarnamesi tebliğini talep ettiği, talep üzerine İcra Müdürlüğünün davalıya haciz ihbarnamesi tebliğ ettiği, davalı tarafın, dosya borçlularına borcu olmadığından bahisle itiraz ettiği, davacı tarafın, davalının takip borçlularına borçlu olduğunun tespitine ilişkin olarak iş bu davayı ikame ettiği, açıklandığı üzere davacının, takip konusu kambiyo senedinde keşideci, lehtar veya ciranta olarak taraf olmadığı, emsal mahiyetteki yüksek yargı kararlarından da anlaşılacağı üzere, takibin tarafı olmayan ve yine takip dayanağı senedin keşidecisi, lehtarı veya cirantası olmayan 3. Şahısların açacakları menfi tespit davasında genel mahkemelerin yetkili olduğu, kararın mefhumu muhalifinden takibin tarafı olmayan ve yine takip dayanağı senedin keşidecisi, lehtarı veya cirantası olmayan 3. Şahısların, takip borçlularına borçlu olduğunun tespitine yönelik dava yönünden de genel mahkemelerin yetkili olduğu anlaşıldığından Mahkememizin görevsizliğine, 6100 Sayılı HMK.'nın 2. maddesi uyarınca ilgili ihtilaflara bakma görevinin Asliye Hukuk Mahkemelerine ait olduğu, mahkememizin görevli olmadığı anlaşılmakla, işbu davanın göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle 6100 sayılı HMK'nun 114/c maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçeleri yukarıda açıklandığı üzere; 1-Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, Görev hususunun 6100 Sayılı HMK 114/1-c hükmü kapsamında "dava şartı" niteliğinde olması nedeniyle HMK 115/2, fıkrası uyarınca DAVANIN USULDEN REDDİNE, 2-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 20. Maddesi uyarınca bu görevsizlik kararı süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde taraflardan birinin kararı veren mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesi talep edildiğinde dava dosyasının görevli İstanbul Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'ne GÖNDERİLMESİNE, 3-Dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesinin talep edilmemesi halinde mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesine, 4-HMK m. 331/2 hükmü gözetilerek; dosyanın görevli İstanbul Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesi halinde, yargılama harç ve giderleri hususunda görevli İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesince karar verilmesine; aksi durumda talep üzerine dosyanın ele alınarak yargılama giderleri hususunda bir karar verilmesine, 5-Yargılama, harç ve masrafların ve diğer hususların görevli mahkemece dikkate alınmasına, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Mahkememize verilecek bir dilekçe ile ya da İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine hitaben yazılmış, başka mahkeme tarafından mahkememize gönderilecek dilekçe ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ilgili istinaf dairesine istinaf yolu açık olmak üzere karar verildi. 29/09/2026
Katip ... ¸e-imzalıdır
Hakim ... ¸e-imzalıdır