İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/1490 E. 2026/572 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1490
- Karar No
- 2026/572
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/1490 Esas KARAR NO : 2026/572
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 05/06/2026 KARAR TARİHİ : 26/08/2026
Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararı ile ... Asliye Ticaret Mahkemeleri'nin İstanbul Asliye Ticaret Mahkemeleri ile birleştirilmesine karar verilmiş olup söz konusu karar uyarınca huzurda görülen davanın mahkememizin yukarıdaki esasına kaydı yapılmakla dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TALEP: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasında muhasebe ve mali müşavirlik hizmet sözleşmesi akdedildiğini, müvekkilin sözleşme gereği yasal defterlerin tutulması, beyannamelerin hazırlanması ve SGK işlemlerinin yürütülmesi gibi edimlerini eksiksiz yerine getirdiğini, sözleşmenin süresi içerisinde feshedilmemesi nedeniyle 2024 ve 2025 yıllarında da hukuki ilişkinin devam ettiğini, davalı şirketin ücret ödemelerinde düzensizlik yaparak sözleşmesel yükümlülüklerini ihlal ettiğini, sözleşmenin 6.5. maddesi uyarınca üst üste ödenmeyen ücretlerin haklı fesih nedeni oluşturduğunu, müvekkilinin elektronik posta yoluyla bildirimde bulunarak çalışma ilişkisini sonlandırdığını, .... Şti. ile davalı şirketin ayrı tüzel kişiliklere sahip olduğunu, ... İcra Müdürlüğü’nün .... E. sayılı dosyası ile başlatılan ilamsız icra takibine davalı tarafça haksız ve kötü niyetli itiraz edildiğini, 2024 ve 2025 yıllarına ait bakiye hizmet bedelleri ile 2024 yılı kapanış tasdik ücretinden oluşan toplam 27.540 TL tutarındaki alacağın tahsilinin gerektiğini, alacağın likit nitelikte olması sebebiyle davalı aleyhine %20’den az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesinin zorunlu olduğunu, dava şartı arabuluculuk sürecinin anlaşamama ile sonuçlandığını belirterek itirazın iptali ile takibin devamını, davalı aleyhine icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığını, taraflar arasında muhasebe iş ve işlemlerinin takibi için anlaşma yapıldığını, bu anlaşma neticesinde müvekkili tarafından davacıya hak ettiği tüm ödemelerin tam ve eksiksiz yapıldığını, davacının sözleşme kapsamındaki görev ve sorumluluklarını gereği gibi yerine getirmediğini, defaatle uyarılmasına rağmen durumda düzelme olmadığını, davacının eksik işlemleri nedeniyle müvekkilinin birçok kez zarara uğratıldığını, bu durumun şirket içi çalışanlar tarafından da bilindiğini, iş ilişkisinin çalışma şartlarının çekilmez hale gelmesi nedeniyle sonlandırıldığını, davacının dava dilekçesindeki alacak dökümü ile sunduğu delillerin birbiriyle çeliştiğini, 2024 yılı için aylık 2.000,00 TL üzerinden anlaşıldığını ve bu tutar üzerinden serbest meslek makbuzu düzenlendiğini, müvekkili tarafından ilgili makbuzlara istinaden ödemelerin yapıldığını, davacının dava dilekçesinde talep ettiği tutarların serbest meslek makbuzları ile uyumsuz olduğunu, 2024 yılı için toplamda 32.000 tl ödeme yapıldığını, davacının gerçek dışı sebeplerle alacaklı olduğunu iddia ettiğini, 2025 yılı için ise davacıya toplamda 72.000 tl ödeme yapıldığını, tarafların banka hesap hareketleri incelendiğinde borçsuzluğun ortaya çıkacağını, arabuluculuk tutanağında belirtilen 2024 ve 2025 yıllarına ait muhasebe hizmet alacağı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, ilgili yıllara ait tüm ödemelerin zamanında yapıldığını, davacının talep ettiği alacak kalemlerinin dayanaksız olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Huzurda görülen itirazın iptali davasıdır. Taraflara usulüne uygun tebligat yapılmıştır. ... İcra Müdürlüğü'nün ...Esas sayılı dosyası, UYAP sistemi üzerinden dosyamız arasına alınmıştır. Mahkememizce davacının tacir olup olmadığının tespiti için ilgili kurumlara müzekkereler yazılmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca mahkemelerin görevi ancak kanunla düzenlenir ve göreve ilişkin kurallar kamu düzenindendir. Aynı Kanun'un 114/1-c maddesinde mahkemenin görevli olması dava şartları arasında sayılmış; 115/1. maddesinde mahkemenin dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştıracağı, 115/2. maddesinde ise dava şartı noksanlığının tespiti hâlinde davanın usulden reddine karar verileceği hükme bağlanmıştır. Bu düzenlemelerin doğal sonucu olarak taraflar görev kuralları üzerinde tasarrufta bulunamaz; görev itirazının süresinde ileri sürülmemiş olması, hatta tarafların mahkemenin görevli olduğu yönünde açık beyanda bulunmaları görev sorununu ortadan kaldırmaz ve bu konuda taraflar lehine usulî kazanılmış hak doğmaz (Kuru, Baki: Medenî Usul Hukuku Ders Kitabı; Pekcanıtez, Hakan / Atalay, Oğuz / Özekes, Muhammet: Medenî Usûl Hukuku). HMK'nın 2/1. maddesine göre, dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. Anılan maddenin ikinci fıkrası uyarınca asliye hukuk mahkemesi, kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça diğer dava ve işler bakımından da görevlidir. Buna göre asliye hukuk mahkemesi genel görevli mahkeme olup, özel görev kuralı bulunmayan hâllerde ve görev konusunda tereddüde düşülen durumlarda genel görev kuralına dönülmesi gerekir. Asliye ticaret mahkemesi ise bir ihtisas mahkemesidir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/1. maddesine göre, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Aynı maddenin 6335 sayılı Kanun'la değiştirilen üçüncü fıkrası uyarınca asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır. Dolayısıyla asliye ticaret mahkemesinin görev alanı, TTK'nın 4. maddesinde çerçevesi çizilen ticari dava kavramı ile sınırlıdır. TTK'nın 4/1. maddesinde ticari davalar iki grupta düzenlenmiştir. Birinci grup, tarafların tacir olup olmadıklarına ve uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi bulunup bulunmadığına bakılmaksızın ticari dava sayılan mutlak ticari davalardır. Bunlar; Türk Ticaret Kanunu'nda, Türk Medeni Kanunu'nun rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969. maddelerinde, Türk Borçlar Kanunu'nun maddede sınırlı biçimde sayılan hükümlerinde, fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta, borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davalarıdır. İkinci grup ise nispi ticari davalar olup bu gruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi şartı aranmıştır. Buna göre davanın her iki tarafının tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması durumunda ancak nispi ticari davanın varlığından söz edilebilir. Bu noktada TTK'nın 3. maddesinde tanımlanan ticari iş kavramı ile 4. maddesinde tanımlanan ticari dava kavramının birbirinden ayrılması zorunludur. Bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari iş sayılmakta ve TTK'nın 19/1. maddesi uyarınca tacirin borçlarının ticari olduğu karine olarak kabul edilmekte ise de, bir uyuşmazlığın ticari iş niteliği taşıması onu tek başına ticari dava hâline getirmez. Ticari dava kavramı, görev kuralı doğurması nedeniyle kamu düzenine ilişkin olup sınırlı biçimde ve dar yorumlanmalıdır (Arkan, Sabih: Ticarî İşletme Hukuku; Ülgen, Hüseyin / Helvacı, Mehmet / Kaya, Arslan / Nomer Ertan, Füsun: Ticari İşletme Hukuku; Bahtiyar, Mehmet: Ticari İşletme Hukuku). Aksi bir kabul, tacir sıfatını taşıyan kişilerin taraf olduğu her uyuşmazlığı asliye ticaret mahkemesinin görev alanına sokar ve bu mahkemelerin ihtisas mahkemesi olarak kurulmuş olmasının amacını ortadan kaldırır. Dosya ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; davacı ile davalı arasında davalının mali müşavirlik işlerini yürütmek üzere sözleşme imzalanmış olup davacı tarafından bir kısım hizmet bedelinin ödenmediği iddiası ile huzurda görülen itirazın iptali davası açılmıştır. Huzurda görülen davanın mutlak ticari davalardan olmaması nedeni ile davacı gerçek kişilerin tacir olup olmadığının araştırılması için ilgili kurumlara müzekkere yazılmıştır. ... Ticaret Odası'ndan gelen yazı cevabında davalının gerçek kişi ticari işletme kaydının bulunmadığı; İstanbul Defterdarlığı'ndan gelen yazı cevabında davacının mali müşavirlik hizmeti verdiği ve serbest meslek kazancı yönünden mükellefiyetinin bulunduğunun bildirildiği ve ... Esnaf ve Sanatkarları Odaları Birliği'nden gelen yazı cevabında davacının esnaf kaydının bulunmadığı bildirilmiştir. Davacının serbest mali müşavir olup tacir olmadığı, çalışmalarının da ticari işletme ile ilgili bir işlem sayılamayacağı; mali müşavir olan davacıdan mesleki ve ticari amaçla müşavirlik hizmeti almak isteyen davalının ise ticari amaçla hareket ettiği ve 6502 sayılı Yasanın 3/1-L bendi kapsamında tüketici olmadığı, bu nedenle de davacı ile davalı arasında bir tüketici işlemi bulunduğundan söz edilemeyeceği, taraflar arasındaki işlemin ticari dava niteliğinde de olmadığı, kaldı ki 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Müşavirlik Kanunu'nun 45. maddesinde "Bu bürolarda yapılan faliyetler ticari faliyet sayılmaz." şeklinde açık düzenleme bulunduğu anlaşılmakla uyuşmazlığın çözümünde Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğu açıktır. (İstanbul BAM 37. Hukuk Dairesi'nin E. ...., K. ...sayılı kararı) Gelen müzekkere cevapları doğrultusunda ve 3568 sayılı kanunun 45. Maddesi uyarınca davacının tacir olarak kabulünün mümkün olmadığı, anılan nedenle huzurda görülen davanın nispi ticari dava olarak da kabulünün mümkün olmadığı, bu nedenle de mahkememizin görevli olmadığı; kamu düzeninden sayılan mahkemenin görevli olmasının HMK'nın 114/1-c maddesinde dava şartı olarak düzenlendiği, taraflarca ileri sürülmese bile yargılamanın her aşamasında mahkemece re'sen gözetilmesi gerektiği, davalının ticari amaçla hareket etmesi nedeniyle davalının tüketici olarak da kabulünün mümkün olmadığı hususları bir arada değerlendirildiğinde HMK'nın 2. maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümünde ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğu kanaati ile aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1- Göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle, HMK'nın 114/1-c ve 115/2. maddeleri gereğince DAVANIN USULDEN REDDİNE, uyuşmazlığın çözümünde Büyükçekmece Asliye Mahkemesi'nin görevli olduğuna, 2-6100 Sayılı HMK'nın 20. maddesi gereğince taraflardan birinin bu karar verildiği anda kesin ise tebliğ tarihinden, süresi içerisinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmeleri gerektiğinin, aksi taktirde mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin İHTARINA, 3-HMK'nın 20. maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip yasal iki haftalık sürede talepte bulunulduğunda dosyanın görevli ... Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'ne tevzi edilmek üzere Büyükçekmece Adliyesi Hukuk Mahkemeleri Tevzi Müdürlüğü'ne GÖNDERİLMESİNE, 4-Mahkememizce verilen görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra usulüne uygun talepte bulunulmaması nedeniyle davaya görevli mahkemede devam edilmemesi ve talep halinde yargılama giderlerinin değerlendirilerek HMK'nın 331/2. maddesi gereğince bir karar verileceğinin İHTARINA, 5- Yargılama gideri ve harçların nihai karar ile birlikte değerlendirilmesine, Dair; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341. ile 360. madde hükümleri uyarınca mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere tarafların yokluğunda dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. 26/08/2026
Katip e-imzalı Üye e-imzalı Üye e-imzalı Başkan e-imzalı