İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/921 E. 2026/559 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/921
- Karar No
- 2026/559
- Karar Tarihi
T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/921 KARAR NO : 2026/559 DAVA : Tespit DAVA TARİHİ : 28/10/2025 KARAR TARİHİ : 23/06/2026
Mahkememizde görülmekte olan "Tespit" davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacının ... olup, kulübün ... ’da ... –... ... tarihleri arasında gerçekleştireceği antrenman kampı için davalı .... Tic. Ltd. Şti ve birlikte hareket eden ... ile anlaşma yaptığını, anlaşmaya göre, davacının 35 kişilik kafilesi için uçak biletlerinin sağlanması ve ... ’de konaklama rezervasyonu yapılmasının kararlaştırıldığını, bu kapsamda davacı kulüp, davalı şirket hesabına toplam ... Euro (... ödeme yaptığını, söz konusu ödemelere ilişkin e-fatura ve banka ... dekontlarını dilekçe ekinde sunduklarını, davacı alacağına ilişkin olarak, Antalya Genel İcra Dairesi’nin .../... Esas sayılı dosyası üzerinden ilamsız icra takip başlatıldığını ve takibin kesinleştiğini, ancak, icra dosyası kapsamındaki banka, araç, taşınmaz ve diğer malvarlığı sorgularında borçlu şirket adına herhangi bir malvarlığına rastlanmadığını, bu durum, borçlu şirketin fiilen aciz halinde olduğunu ve alacaklının zarara uğradığını gösterdiğini, zira tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için, kural olarak önce tüzel kişiye başvurulmasına rağmen alacaklının alacağını tahsil edememesi gerektiğini, şirket, mersis kayıtlarında aktif görünmekteyse de, fiilen herhangi bir ticari faaliyeti bulunmadığını, bu durum, şirketin tüzel kişilik perdesinin, borçtan kaçınmak amacıyla kötüye kullanıldığını gösterdiğini, her ne kadar e-fatura ... adına düzenlenmiş ise de, kulübün yetkilisi ve fiilen ticari ilişkiyi yürüten kişinin başkanı ... olduğunu, taraflar arasındaki uçak biletleri, konaklama ve diğer hizmetlere ilişkin tüm görüşmeler ve ödeme planları, davacı tarafından e-posta yazışmaları üzerinden bizzat yürütüldüğünü, bu yazışmalarda, ... temsilcileriyle yapılan görüşmelerde ödeme tutarları, konaklama detayları ve hizmet kapsamı açıkça yer almakta olup, ticari ilişkinin doğrudan davacı ile davalı şirket arasında kurulduğunu, ayrıca, söz konusu alacak ... tarihli Alacağın Temliki Sözleşmesi ile ...’nden davacıya devredildiğini, bu itibarla davacının, işbu davayı açmakta aktif husumet ehliyeti olduğunu, icra dosyasında yer alan SGK işyeri sorgulama kayıtları incelendiğinde, borçlu şirketin yöneticileri ve ortaklarının ... ile ... olduğunun anlaşılacağını, bu kişiler şirketin yönetim ve temsil yetkisini fiilen kullandıklarını, şirketin malvarlığını boşaltarak borçlarını ödememeleri, yönetici sıfatıyla kusurlu davranışları olduğunu gösterdiğini, bu nedenle, TTK 553. maddesi uyarınca yöneticilerin şahsi sorumluluğuna gidilmesi gerektiğini, Türk hukukunda ve Yargıtay içtihatlarıyla kabul edilen bu ilke gereğince, borcun kesinleşmesine rağmen şirketin aciz halinde olması, yöneticilerin tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınarak sorumluluktan kaçınma kastını somutlaştırdığını beyanla, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla; davalı .... Tic. Ltd. Şti’nin tüzel kişilik perdesinin kötüye kullanıldığının tespitiyle, ... ve ... ‘nın şirket borçlarından şahsen, müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmalarına, davacının ... Euro tutarındaki alacağının, icra takip tarihi olan ... ’inden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıların tamamından müştereken ve müteselsilen tahsiline, davalı ... Ltd. Şti.’nin, davacı alacaklısı olduğu Antalya Genel İcra Dairesi’nin ... /... Esas sayılı dosya borcundan kurtulmak amacıyla tüzel kişilik perdesini kötüye kullandığının tespitiyle, şirketin tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak şirket müdürleri ... ve ...’nın söz konusu borçtan şahsen, müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmalarına, şimdilik asıl alacağının tespitine müştereken ve müteselsilen tüm ortaklarının sorumluluğunun tespitine, ayrıca davacı yönünden ileride telafisi imkânsız zararların ortaya çıkmaması amacıyla, davalılar adına kayıtlı tüm banka hesapları, üçüncü şahıslardaki hak ve alacaklar ile taşınır ve taşınmaz mallarının tamamı üzerine ihtiyati tedbir konulmasına, davacı yönünden telafisi güç zararların doğmaması amacıyla, davalıların banka hesapları, üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları ile taşınır ve taşınmaz malları üzerine ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz konulmasına, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalılar üzerine bırakılmasına, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının aktif herhangi bir husumeti bulunmadığını, temlik sözleşmesi incelendiğinde; "... Bu devir yalnızca teknik ve hukuki sebeplerle yapılmıştır ve aşağıdakileri içermez: • ALACAĞIN MÜLKİYETİNİN ...’A GEÇMESİNİ. • ...’UN TAHSİL EDİLEN TUTAR ÜZERİNDE HERHANGİ BİR HAKKA SAHİP OLMASINI. • ...’un alacak nedeniyle herhangi bir şekilde sorumluluk taşımasını veya zarar ya da masraflardan sorumlu tutulmasını, ... İşbu beyanın amacı, ... vergi makamlarına, bankalara ve denetçiye ...’nün alacağın tek gerçek sahibi olduğunu ve ...’UN HERHANGİ BİR EKONOMİK ÇIKARI OLMAKSIZIN YALNIZCA RESMİ BİR ARACI OLARAK HAREKET ETTİĞİNİ BELGELEMEKTİR." hükümlerinin mevcut olduğunun görüldüğünü, davaya konu edilen faturaların ... adına düzenlendiğini, davacı, kulübün temsilcisi olup faturalara ilişkin herhangi bir alacağının söz konusu bulunmadığını, kaldı ki; kulüp ile davacı arasında tanzim edilen "Temlik Sözleşmesi"nin içeriğinde açıkça alacağın temlik edilmediğinin belirtildiğini, davacının; kulüp adına şahsen hareket etmesi ülkemiz mevzuatlarına aykırı olduğunu, davacı ile kulüp arasında düzenlenen temlik sözleşmesi; davacıya taraf sıfatı kazandırma amacı ile düzenlenmişse de alacağın temlik edilmediği açık olduğundan temlik sözleşmesinin geçersiz olduğunu, davacının, ticari kayıt araştırılması sonucunda herhangi bir kaydı bulunmadığının tespit edildiğini, davacının; aktif bir husumeti bulunmadığından davanın usulden reddine karar verilmesini, ayrıca davanın pasif husumet nedeniyle usulden reddi gerektiğini, davacı ticaret sicil kayıtlarında da sabit olduğu üzere ... tarihinde davalı şirketteki tüm payını hukuki ve mali yükümlülükleri ile birlikte davalı ...'ya devrettiğini, davacı bu durumu gözetmeksizin davalı hala davalı şirketin bir ortağıymış gibi Mahkeme'yi yanıltma gayesi ile çeşitli iddialarda bulunduğunu, davalı, davalı şirket ile tüm bağını koparmış olup herhangi bir sorumluluğu bulunmadığını, davalının ek olarak sunduğu davalı şirketin mersis kayıtlarında da şirketin tek ortaklı olduğu hususunun açıkça görüldüğünü, davalı açısından davanın pasif husumet yokluğundan reddi gerektiğini ileri sürmüş, esasa ilişkin ise; davacının Yöneticilerin Şahsi Sorumluluğuna İlişkin davalının Sorumluluğuna Gitmesi İddiaları Hakkında ise, kulübun yaptığı ödemeler karşılığında davalı şirket tarafından hizmet mi alınamadı yoksa bu alacağın kaynağı neye dair davacı tarafından açıklanmadığını, davalı ... bahsi geçen şirketin ortağı pozisyonunda bulunmadığını, davacı; davalı ile diğer davalı ...'nın alacaklılardan mal kaçırma amacı ile ortak hareket ettiğini iddia etse de bu iddiasında ispat edecek herhangi bir delil sunamadığını, tahsil kabiliyeti olması ihtimaline karşı herhangi bir alt yapısı olmayan iddialar ile davalıya karşı dava açıldığını, bu dava ve borçtan şahsi sorumluluğun hiçbir şekilde kabul edilemeyeceğini, davacının dava dilekçesi eki ile sunduğu mail yazışmalarından da görüleceği üzere tüm yazışmalar ... ve kulüp arasında yapıldığını, tüm müşteri veya alacaklılar açısından olduğu gibi ... kulübü açısından da ... demek ... demek olduğunu, herkesin fiiliyattaki tek muhatabı olan davalı ...; davalının hisse devri sonrası bu durumunu resmiyete kavuşturduğunu, davacı gerek ... ’a gerek konsolosluğa yazdığı tüm şikayetlerinde ...'un yetkilisi olarak ...'dan bahsettiğini, davacının davalı şirketin tek yetkilisinin ... olduğunu bildiği ve o doğrultuda hareket ettiğinin sabit olduğunu, davalı şirketin vermesi gereken hizmet tarihi ... ... olarak belirtildiğini, belirtilen tarih aralığında davalının, davalı şirket ile herhangi bir ilişiği yoktur ve borcun kaynağının bilinmediğini, davacı ... tarihinde şirket ile ilgili bir problemin olup olmaması durumu ile ilgili davalıya ...'tan ulaştığını, davalınan; eski ortağı ... ile çeşitli uyuşmazlıklara düştüğünü, bu sebeple davalının, alacaklı eski ortak davalı ...'nın borçlu olduğu Antalya Genel İcra Dairesi ... /... Esas sayılı dosyasının açıldığını, bu dosyanın takip dayanağı ... Euro bedelli ... düzenleme tarihli ... ödeme tarihli senet olduğunu, takibin ... tarihinde açıldığını, davacının iddia ettiği gibi davalı ve diğer davalı ortak hareket etmek suretiyle alacaklılardan mal kaçırma amacı ile hareket etmiş olsa idi ...'ya karşı icra takibi açılmasının mümkün olmayacağını, ayrıca davacı TTK gereği davalı şirket ortağının sermayesi ile sınırlı olmak üzere şahsi sorumluluğuna gitmeden davalıdan borcun tahsili ihtimalini gözeterek huzurdaki davayı ikame ettiğini, ancak; işbu dava kapsamında şirket perdesinin kaldırılması ilkesinin şartlarının oluşmadığını, davacının; dava ve delil dilekçesi ile tamamen davalıya yönelik ithamlarda bulunduğunu, davalının ...'da çalışıyor olmasını alacağının tahsili için bir kapı olarak gördüğünü, davacının hukuki yararı olmaksızın talep ettiği detaylar davalının işveren nezdinde ticari itibarını zedelemeyi hedeflediğini, her türlü şikayet ve tazminat hakları saklı kalmak kaydıyla davacının davanın içeriği ile alakası olmayan taleplerinin reddi gerektiğini ileri sürerek, davanın öncelikle usulden reddine, Mahkeme aksi kanatte ise de davanın esastan davalı ... açısından reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesi istemiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı ...’nın şahsi sorumluluğuna gidilmesi yönündeki istem, gerek vakıa gerekse hukuk bakımından dayanaksız olduğunu, şirket hesap ve işlemlerinin ... tarafından yürütülmesi: davaya konu ... ... Tic. Ltd. Şti.’nin tüm muhasebe hesapları ve mali işlemleri fiilen ... tarafından yürütüldüğünü, davalı ..., şirket ortağı ve/veya müdürü sıfatına sahip olsa da, şirketin finansal işlemlerine dair herhangi bir bilgi veya dahliyeye sahip bulunmadığını, şirket faaliyetlerinin günlük idaresi ve özellikle mali konular, diğer davalı ... tarafından tek başına üstlenildiğini, nitekim ... tarihi de dâhil olmak üzere, şirketin tüm finansal hareketleri ...’nın kontrolünde gerçekleştiğini, davalı, bu tarihe kadarki işlemlere hiçbir şekilde katılmadığını, bu husus, şirket içi görev dağılımı ve fiili durum dikkate alındığında açıkça görüldüğünü, dolayısıyla, davalının bilgisi ve onayı dışında gerçekleşen işlemlerden dolayı sorumlu tutulması hukuken mümkün bulunmadığını, şirketin yönetiminin fiilen ...’da olması: Her ne kadar davalı ... şirketin resmi kayıtlarında yönetici/ortak olarak gözükse de, şirket yönetimi fiilen ...’nın uhdesinde olduğunu, şirket adına yapılan sözleşmeler, tahsilatlar, ödemeler ve diğer ticari işlemlerin tamamı ... tarafından gerçekleştirildiğini, davalı bu işlemlere müdahil olmadığını, bu durum, davacı iddialarının hedefindeki yanlışlığı da ortaya koyduğunu, davacı taraf, şirket nezdinde yaşadığı sorunlar nedeniyle hizmet alamadığını belirterek davalıya husumet yönelttiğini, ancak davalı, şirket faaliyetlerinin idaresinde aktif rol almadığını, özellikle mali karar ve uygulamalarda hiçbir fiili etkisi bulunmadığını, bu gerçekler karşısında, davalının sadece şirket ortağı/müdürü sıfatı dolayısıyla otomatik olarak sorumlu tutulamayacağını, TTK gereğince limited şirketlerin borçlarından dolayı asıl sorumluluğun şirket tüzel kişiliğine ait olduğunu, TTK m.602 hükmü gereği, bir limited şirket “borç ve yükümlülükleri dolayısıyla sadece kendi malvarlığıyla sorumludur”. bu yasal ilke uyarınca şirket ortakları, şirket borçlarından kural olarak sorumlu bulunmadığını, yalnızca taahhüt ettikleri sermaye paylarını şirkete ödemekle yükümlü olduklarını, bu yükümlülük de doğrudan alacaklılara karşı değil, ancak şirkete karşı ifa edilmesi gereken bir edim olduğunu, davalı ...’nın şirketteki konumu bakımından da, gerek ortak sıfatıyla gerekse müdür sıfatıyla, şirket borçları nedeniyle şahsi malvarlığıyla sorumlu tutulması ancak istisnai şartların varlığında mümkün olduğunu, Limited şirket müdürlerinin, şirketin özel hukuk borçlarından dolayı kural olarak kişisel sorumluluğu bulunmadığını, ancak kanuni yükümlülüklerin veya şirket sözleşmesinden doğan görevlerin ihmal edilmesi gibi bir kusur mevcutsa ve bu kusur nedeniyle zarar doğmuşsa sorumlulukları gündeme gelebileceğini, somut olayda davalının herhangi bir kusurlu veya hukuka aykırı eylemi olmadığı gibi, davacının iddia ettiği zararın ortaya çıkmasına yönelik bir ihmali de bulunmadığını, davalının mali işlemlerden haberdar olmadığı ve ...’nın fiili yönetimi altında gerçekleşen işlemler nedeniyle herhangi bir şahsi kusurunun olmadığını, davacının bu davayı açarken izlediği yol ve hedef aldığı kişiler bakımından kötü niyetli davrandığını, zira davacı, alacak iddiasının dayanağını şirket ile yaptığı işlemden aldığını, ancak tahsil imkânını kolaylaştırmak adına hiçbir fiili sorumluluğu bulunmayan davalıyı davaya dâhil ettiğini, davacının, davalının mali işlemlerden haberdar olmadığını bilmesi gerekirken, yine de şahsi sorumluluk iddiasını ortaya atması hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olduğunu, alacağı diğer usul ve esasa ilişkin nedenlerle: Davacının, davalı ...’ya yönelttiği davanın aktif husumet yokluğu ve esasa ilişkin dayanıksızlığı nedeniyle bütünüyle reddine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin haksız davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini istemiştir. Taraflara usulüne uygun meşruhatlı davetiyeler tebliğ edilmiş, taraf teşkili sağlanmıştır. Davacı açısından tacir araştırması yaptırılması için Antalya Ticaret Sicil Müdürlüğüne, Antalya Vergi Dairesi Gelir İdaresi Başkanlığına ve Esnaf ve Sanatkar Odalarına müzekkere yazılarak gelen cevabi yazılar dosyamız arasına alınmıştır. Antalya Genel İcra Müdürlüğünün ... /... Esas sayılı takip dosyasının bir sureti UYAP sistemi üzerinden dosyamız arasına alınmıştır. Mahkememizce heyete tevzi edilerek yazılı yargılama usulünün uygulanmasına yönelik ara karar kurulmuşsa da dava değerinin ... Euro (... TL) olduğu ve bu bedel üzerinden harç yatırıldığı, dava değerinin heyet sınır olan ... TL’nin altında olması sebebiyle 5235 sayılı Adli Yargı İlk derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin kuruluş, görev ve Yetkileri hakkında kanunun 5/3.mad gereğince dosyanın tek hakimle görülmesine karar verilmiştir. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE; Dava, namı müstear, muvazaa ve kanuna karşı hile iddiasıyla tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisine dayalı olan TBK'nun 19 maddesi kapsamındaki iptal davası niteliğindedir. Davacı tarafça temlik eden banka tarafından dava dışı şirkete kullandırılan kredi borcunun ödenmemesi ve alacaklıları zarara sokmak kastı ile asıl borçlu şirket yetkilisi tarafından şirketle aynı istigal konusunda aynı adreste oğlu adına başka bir şirket kurulmak suretiyle işlemlerin bu şirket üzerinden yapıldığı, asıl borçlu şirketin içinin boşaltılarak alacaklının zarara sokulduğunun iddia edildiği, bu sebeple tüzel kişilik perdesinin aralanması, organik bağ esasları da dikkate alınarak alacağın davalılardan tahsili talep edilmiştir. 6100 sayılı H.M.K. 2. Maddesinde; "...Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir..." 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4.maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olmalı ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın, Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin bakacağı yönünde düzenleme olmalıdır. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/II.maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. Zira, Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı, ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Buna göre işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10/02/2016 tarih 2014/17-2389 Esas, 2016/129 Karar sayılı emsal içtihatında; "...Davacı şirket, davalı şirkete satmış olduğu malların bedelini alamaması nedeni ile tahsili için takip yapmış, bu takip sırasında davalı şirketin diğer davalı gerçek kişiye yapmış olduğu araç satışının muvazaalı olduğunu iddia ederek alacağını teminini sağlamak için TBK’nın 19. maddesi gereğince ve İİK’nin 283. maddesinin kıyasen uygulanması suretiyle iptali istemli eldeki davayı açmıştır. Davada alacaklı ve borçlu olan şirketler arasında ticari bir alım satım ilişkisi bulunduğu anlaşılmaktadır. Ancak davaya konu edilen taraflar arasındaki bu alım satım ilişkisi değil, davalı şirket ile diğer davalı 3. kişi arasındaki muvazaalı olduğu ve iptali istenilen işlemdir. Özellikle vurgulandığı gibi tasarrufun iptali davasında ya da somut olayda olduğu gibi TBK’nın 19. maddesi gereğince ve İİK’nın kıyasen uygulanması istemli olarak açılan davalarda alacaklı ile borçlu taraflar arasındaki ticari nitelikteki alım satım ya da banka alacağını oluşturan ticari ya da genel kredi sözleşmeleri görevin belirlenmesinde dikkate alınamayacaktır. Ne tasarrufun iptali davası, ne de TBK m. 19 gereğince İİK’nin 283. Maddesinin kıyasen uygulanması istemli muvazaa davası TTK’nın 4. maddesinde belirtilen mutlak ya da nispi ticari dava niteliğine haiz olduğundan 6100 sayılı HMK’nin 2. maddesi gereğince genel görevli Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görev alanında kalmaktadır..." şeklinde belirtilmiştir. İstanbul BAM 8. Hukuk Dairesinin 17/11/2022 tarih, 2022/2140 Esas, 2022/1580 Karar sayılı emsal içtihadında; "...Elde ki dava; nam-ı müstear, muvazaa ve kanuna karşı hile iddiası ile Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisine Dayalı açılmış olan TBK'nın 19.maddesi kapsamında iptal davasıdır. Kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle ilk derece mahkemesinin davaya bakma hususunda görevli olup olmadığının resen incelenmesi gerekmektedir. HMK'nın 1.maddesine göre göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir. HMK'nın 114/1-c bendi ile mahkemenin görevli olması dava şartı olarak kabul edilmiş olup 115/1. maddesine göre de mahkeme dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Dava tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK' nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davalar ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; bu kanun'da öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. 6335 sayılı kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerince görülerek karara bağlanır. 6100 sayılı HMK’nın 2.maddesinin 1.fıkrasına göre malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesidir. Yine aynı maddenin 2.fıkrasına göre HMK’da ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, Asliye Hukuk Mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir. Muvazaaya dayanan davalar ile İİK'nın 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davaları için gerek HMK, gerek TBK, gerekse İİK'da görevli mahkemeye ilişkin özel bir düzenlemeye yer verilmediğinden genel hükümlere göre görevli mahkemenin belirlenmesi gerekecektir. Yargıtay HGK'nun 10.02.2016 gün, 2014/17-2389 Esas ve 2016/129 Karar sayılı kararında "...tasarrufun iptali davasında ya da somut olayda olduğu gibi TBK’nın 19. maddesi gereğince ve İİK’nın kıyasen uygulanması istemli olarak açılan davalarda alacaklı ile borçlu taraflar arasındaki ticari nitelikteki alım satım ya da banka alacağını oluşturan ticari ya da genel kredi sözleşmeleri görevin belirlenmesinde dikkate alınamayacaktır. Ne tasarrufun iptali davası, ne de TBK m. 19 gereğince İİK’nın 283. maddesinin kıyasen uygulanması istemli muvazaa davası TTK’nın 4. maddesinde belirtilen mutlak ya da nispi ticari dava niteliğine haiz olduğundan 6100 sayılı HMK’nin 2. maddesi gereğince genel görevli Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görev alanında kalmaktadır." şeklinde karar verilerek görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu belirlenmiştir. Yine emsal nitelikte ki Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 09/04/2018 tarih, 2016/8983 E. ve 2018/3951 K. sayılı kararında da " ... Dava, İİK'nın 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Tasarrufun iptali, davaları mutlak ticari dava niteliğinde olmayıp şahsi nitelikte ve borçlunun tasarruflarına yönelik bulunduğundan Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevine girmektedir." şeklinde karar verilmiştir. Somut uyuşmazlıkta, davacının avukatı aşamalardaki dilekçelerinde ve en son istinaf başvuru dilekçesinde açıkça; görülmekte olan davanın TBK'nın 19.maddesi ve İİK'nın 277 ve devamı maddeleri kapsamında açıldığı ve bu hükümler dairesinde çözümlenmesi gerektiği, nam-ı müstear, muvazaa ve kanuna karşı hile iddiası ile Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisine Dayalı açılmış olan dava ile amaçlarının; borçlu şirketin mal kaçırmak için muvazaalı olarak ve namı müstear kullanarak faaliyetlerini kanuna karşı hile yaparak davalılar üzerinden devam ettirdiği, borçlu şirket ile diğer şirketler arasındaki bu tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacaklı müvekkilinin alacağına kavuşmasının sağlanması olduğu yönünde beyanda bulunduğu anlaşılmıştır, Dolayısıyla davacı tarafça davada; davalılar arasında ki tasarrufların davacının alacağının tahsili için iptali talep edildiğine göre, açılan dava ticari dava değildir. Yukarıya aktarılan emsal Yargıtay içtihatlarında da açıklandığı üzere davaya bakma hususunda görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemeleridir. Hal böyle olunca da; ilk derece mahkemesince davaya bakma görevinin Asliye Hukuk Mahkemesi'ne ait olması nedeniyle görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devam edilerek istinaf incelemesine konu kararının verilmesi hatalı olmuştur..." şeklinde belirtilmiştir. Yukarıda belirtilen yasa maddeleri ve emsal içtihatlar doğrultusunda yapılan değerlendirmede; Taraflar arasındaki uyuşmazlığın, namı müstear, muvazaa ve kanuna karşı hile iddiasıyla tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisine dayalı açılmış olan TBK 19 maddesi kapsamındaki iptal davası niteliğinde olduğu, davanın TBK 19 ve İİK 277 vd. Maddeleri kapsamında açıldığı ve bu hükümler dairesinde çözümlenmesi gerektiği, namı müstear, muvazaa ve hile iddiasıyla tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisine dayalı açılmış olan dava ile amacın borçlu şirketin mal kaçırmak için muvazaalı olarak ve namı müstear kullanarak faaliyetlerini konuna karşı hile ile davalılar üzerinden devam ettirdiği, borçlu şirket ile davalı şirket arasındaki bu tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacaklının alacağına kavuşmasının temel amaç olduğu, dolayısıyla davacı tarafça davada davalılar arasındaki tasarrufların davacının alacağının tahsili için iptali talep edilmiş olmasına göre açılan dava ticari dava değildir ve davaya bakma görevi Asliye Hukuk Mahkemesine aittir. Açıklanan gerekçelerle, davanın görev dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, Mahkememizin görevsizliğine, karar kesinleştikten sonra talep halinde dosyanın görevli Antalya Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, karar vermek gerekmiş, oluşan vicdani kanaatle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Ayrıntısı gerekçeli kararda açıklandığı üzere; 1- Davanın 6100 sayılı Kanunun 114/1-c maddesi gereğince görev dava şartı yokluğu nedeniyle HMK'nun 115/2. Maddesi gereğince USULDEN REDDİ ile, Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, karar kesinleştikten sonra talep halinde dosyanın görevli ANTALYA NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, 2-Taraflardan birinin, H.M.K.'nun 20. Maddesi gereğince görevsizlik kararının kesinleşmesinden itibaren iki hafta içinde mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep edebileceği, aksi takdirde mahkememizce davanın açılmamış sayılacağına karar verileceğinin ihtarına, 3-Dava dosyasının süresi içinde görevli mahkemeye aktarılması durumunda, harç ve yargılama giderlerinin HMK'nun 331/2 maddesi uyarınca görevli mahkemece nazara alınmasına, Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.23/06/2026
Katip ... ¸E- İmzalı
Hakim ... ¸E- İmzalı