İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/82 E. 2025/136 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/82
Karar No
2025/136
Karar Tarihi

T.C. ...3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/82 Esas - 2025/136 TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR VERMEYE YETKİLİ T.C. ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2025/82 KARAR NO : 2025/136

DAVA : Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 18/11/2020 KARAR TARİHİ : 10/04/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 10/05/2025

TALEP: Davacı vekili 18/11/2020 harç tarihli dava dilekçesi ve duruşmadaki beyanlarında özetle: Müvekkilinin TÜRKPATENT nezdinde 148613, 2013/70024 ve 2016/30856 sayılı, "İpek Hidrofil Pamuk", "İpek", "İpek Organik" ibareli ve bu markalar dışında da çok sayıda tescilli “İPEK” ibareli markaları ile 2013/05911 sayılı tescilli tasarımın sahibi olduğunu, davalının 2020/02197 sayılı "... Doğadan Gelen Armağan+şekil" ibareli marka ürününün müvekkilinin hem tasarım hem marka haklarını ihlal ettiğini, davalı yanın müvekkiline ait tescilli ve tanınmış markanın çok benzerini, müvekkilinin markalarının tescilli olduğu sınıflarda yer alan emtia üzerinde, üstelik de müvekkilinin tasarımı ile tamamen aynı tasarıma sahip ambalaj ile piyasaya sunduğunu, davalı yanın bu ürünleri satışa konu ettiğini, “bambinocotton1967” isimli instagram sayfasın üzerinden de tanıttığını, davalı yanın “...” ibaresini içeren her türlü kullanımının müvekkilinin “İPEK” ibareli markalarına tecavüz oluşturduğunu, davalı eylemlerinin aynı zamanda haksız rekabete de sebebiyet verdiğini, davalı yanın 2020/02197 sayılı marka tescili tamamen farklı bir dizayna sahip olduğu gibi pamuk ürününü de kapsamadığını, bu markanın hükümsüzlüğü koşullarının da oluştuğunu, davalı yanın, 05. sınıftaki emtia üzerinde markasını tescil ettirmeye çalışırken, 03. sınıftaki emtianın satışı hizmetini almaya çalıştığını, taraf markalarının bu anlamda benzer olduklarını, dava konusu markanın aynı zamanda müvekkilinin ticaret unvanını da içerdiğini, bu durumun da başka bir hükümsüzlük gerekçesi olduğunu, başvurunun kötü niyetle yapıldığını ileri sürerek, davalı fiillerinin marka hakkına tecavüz teşkil ettiğinin tespitine, davalının müvekkilinin tescilli markalarından doğan haklarına tecavüz teşkil eden fiillerin durdurulmasına ve önlenmesine, tecavüz oluşturan tüm kullanımların önlenmesine, ürünlerin toplatılmasına, tabelaların kaldırılmasına, ticari evrakların toplanmasına, sosyal medya veya web sayfalarında yer alan görsellerin kaldırılmasına, davalı yan fiillerinin müvekkiline ait özellikle 2013 05911/6 sıra numaralı ve aynı tasarım tescilinde yer alan 5, 5, 7 ve 8 numaralı tescilinden doğan haklarına tecavüz teşkil ettiğinin tespitine, bu fiillerin durdurulmasına ve önlenmesine, tasarımdan doğan haklara tecavüz suretiyle üretilen, ithal veya ihraç edilen ürünlere, bunların üretiminde doğrudan doğruya kullanılan araçlara el konulmasına, ihlal fiillerinin devamını önlemek üzere el konulan ürünlerin ve araçların imhasına, davalı fiillerinin TTK gereğince haksız rekabet teşkil ettiğinin tespiti ile haksız rekabetin önlenmesine, kararın ilanına ve dava konusu 2020/02197 sayılı ve "..." ibareli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: Müvekkilinin tescilli bir markası olduğunu, bu markanın davacı markalarından farklı olduğunu, bu nedenle kullanımlarının da yasal olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

ÖNCEKİ DEĞERLENDİRME: Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda 24/06/2021 tarihli ve 2020/366 E., 2021/242 K. sayılı kararla; davalı taraf markasal kullanımlarının, rapor kapsamında açıklanan nedenlerle davacı adına tescilli markalardan doğan hakları ihlal eder nitelikte olduğu, davalı taraf ambalaj kullanımlarının, rapor kapsamında açıklanan nedenlerle davacı adına tescilli tasarımdan doğan hakları ihlal eder nitelikte olduğu, davalı taraf eylemlerinin, aynı zamanda haksız rekabete de sebebiyet verdiği, davalı adına tescilli 2020/02197 sayılı markanın, tescil kapsamında yer alan mal ve hizmetlerinin tamamının, davacı adına tescilli önceki tarihli markalar kapsamında yer alan mal ve hizmetler ile aynı, aynı tür ya da benzer nitelikte olduğu, taraf markalarının bütünsel algıları itibariyle birbirleri ile ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimaline yol açacak benzerlik taşıdığı gerekçeleri ile davanın kabülüne karar verilmiştir.

Bu kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, ...Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi'nce 27/10/2023 tarih ve 2021/1212 Esas, 2023/1353 K. "Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalının "..." esas unsurlu markası ile davacının "İPEK" ibareli markaları arasında yüksek seviyede benzerlik bulunduğu, markaların emtia listelerinin de benzer olduğu, bu hale göre markalar arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimalinin bulunduğu ve SMK'nın 25/1. maddesi uyarınca hükümsüzlük koşullarının oluştuğu, bunun yanında davalının markasını fiili kullanımın davacının tescilli marka ve tasarımı ile ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğu, marka ve tasarım hakkına tecavüz oluşturan bu kullanımının aynı zamanda başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açacak düzeyde olması sebebiyle TTK'nın 55/1-a-4. maddesi kapsamında haksız rekabet de teşkil ettiği anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir." şeklinde gerekçelerle istinaf isteminin reddine dair kararını temyizen Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olmakla Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 03/12/2024 tarih ve 2024/351 Esas, 2024/8605 Karar sayılı ilamıyla ÖZETLE; "...davacı marka ve tasarım hakkına tecavüzün, haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, ref'i ve markanın hükümsüzlüğü taleplerinde bulunmuş, davalı müvekkilinin tescilli bir markası olduğunu, bu markanın davacı markalarına benzemediğini, bu nedenle kullanımlarının da yasal olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Davacının ihlal edildiğini iddia ettiği marka ve tasarım hakkı TPE nezdinde tescilli olup 6769 sayılı Kanun ile getirilen özel hükümlerle haksız rekabet korumasını da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün koruma getirerek düzenlenmiştir. Davacı bu özel hükümlere de dayanmış olduğundan marka ve tasarımın koruma alanları ile haksız rekabetin koruma alanının kesişmiş olduğu dava konusu olayda, yalnızca özel hükümler uygulama alanı bulacak olup özel hükmün yanında haksız rekabetin uygulanmasını gerektirir herhangi bir kanun hükmü olmadığından, özel kanunla birlikte eş zamanlı olarak genel hüküm olan haksız rekabet hükümlerinin de uygulanmasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Haksız rekabet hukuku hükümlerinin uygulanması, ancak, marka ve tasarımın kapsamı dışında kalan durumlarda ve marka ve tasarımın haksız rekabetle kesiştiği alan dışında kalan boşluk yönünden söz konusu olacaktır. Somut olayda böyle bir boşluk bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, Dairemizin daha öncede kabul ettiği üzere (bkz. Dairemizin 14.03.2022 gün ve 2019/5189-1852 sayılı, yine 22.04.2021 gün ve 2021/89-3054 sayılı kararları) somut olay bakımından 6769 sayılı Kanun ile haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektiren kümülatif korumanın geçerli olmadığı gözetilerek haksız rekabetin tespit ve men'ine ilişkin taleplerin reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir." şeklinde gerekçe ile Mahkememiz kararının bozularak, dosya mahkememize gönderilmiştir.

YENİ DEĞERLENDİRME Dava; marka ve tasarım tescilinden doğan haklara tecavüzün tespiti, önlenmesi, haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi, tecavüzün ve haksız rekabetin sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ve davalıya ait 2020/02197 sayılı markanın hükümsüzlüğü istemlerinden ibarettir. Eldeki davada mahkememiz kararı; davalının kullanımlarının marka ve tasarım hakkına tecavüzün yanında haksız rekabet de oluşturduğu benimsenerek tescilli marka ve tasarımın kümülatif olarak korunması cihetine gidilmişse de; kümülatif koruma, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını aynı anda taşıması halinde o mevzuatların tamamı ile korunabileceği, somut olay bakımından ise 6769 sayılı Kanun ile haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektiren kümülatif korumanın geçerli olmadığı gözetilerek haksız rekabetin tespit ve men'ine ilişkin taleplerin reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi doğru olmadığı gerekçesi ile bozulmuştur. Kararda muhalefet şerhi bulunmaktadır. Daire'nin bozması Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK)'da özel olarak korumayı içerir hüküm var iken haksız rekabet hükümlerinin uygulanamayacağı, aksinin kabulünün yorum güçlüklerine sebep olduğu yönündendir. Bozma ilamında ayrıca Daire'nin 14.03.2022 gün ve 2019/5189-1852 sayılı, yine 22.04.2021 gün ve 2021/89-3054 sayılı kararlarına atıf yapılmıştır. Kümülatif koruma ilkesine göre; haksız rekabetin önlenmesine ilişkin kurallar ile fikri mülkiyet haklarına ilişkin kurallar, şartları varsa beraber, doğrudan ve birinci dereceden uygulanabilecektir. Dünyada hukuk sistemlerinde, ağırlıklı görüş bu yöndedir. Fikri mülkiyet hakları ile haksız rekabet hükümlerinin uygulanma alanı, amacı ve konuları birbirinden farklıdır. Fikri mülkiyet hakları, hakkın sahibini ve hakkın kendisini korur. Haksız rekabetin önlenmesine dair hükümler ise emeğin korunması ilkesi kapsamında dürüst ve serbest rekabet ortamının korunmasını, bir başka deyişle bozulmamasını amaçlar. Marka hakkı sahibi (davacı) tecavüzün tespitini talep ederken korunan menfaat, marka hakkının kendisi ve hak sahibi iken; haksız rekabetin tespitini talep halinde ise korunan menfaat dürüst ve serbest rekabet ortamının korunmasıdır. Zira; davacının ayrı ayrı her iki durumun da tespitini istemekte (marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet) hukuki yararı mevcuttur. Haksız rekabet hükümlerinin uygulanamaz hale getirilmesiyle, aynı davada, davacının marka hakkının ihlali durumunda, aynı zamanda dürüst rekabet ortamının da bozulduğunun tespitini talep etme hakkı ortadan kalkacaktır ki Mahkememizce bunun doğru olmadığı değerlendirilmiştir. Yukarıda da ifade edildiği gibi, davacının, marka hakkının ihlali durumunda, haksız rekabete de dayalı olarak hak talep etmesinde hukuki yararı bulunmakta olup, bu hakkın ortadan kaldırılamayacağı değerlendirilmiştir. Öte yandan; Yüksek Daire'nin bozma ilamında atıf yaptığı kararlarda "dar yorum" ibaresi bulunmakta olup, bunun anlamı haksız rekabet hükümlerinin dar yorumlanması gerektiği yönündendir. Dar yorum, özellikle İsviçre mehaz öğretisinde üzerinde durulan "izole" yorumun tersi olan özel düzenlemenin ruhu ve ilkeleriyle uyumlu "tamamlayıcı" yorumdur. "İzole" yorum; ilgili somut olaya uyan haksız rekabet hükümlerinin özel düzenlemeyi, düzenlemenin amacını ve temel ilkelerini dikkate almadan, bir anlamda onları yok sayarak, izole ederek (ayırarak, yalnızlaştırararak, tefrik ederek, görmezden gelerek) uygulanması demektir [Reto Hilty, Basler Kommentar gegenden unlauteren Wettbewerb (UWG), Hrsg. Hilty/Arpagaus, Basel, 2013, Art.1, N. 173 vd.1) Mehaz hukukta izole uygulama reddedilirken, tamamlayıcı uygulama kabul edilmiştir. Bu yorum tarzı ise "tamamlayıcı yorum" olarak adlandırılmakta olup, özel düzenlemeyi zedelemeden ve onunla aynı amaç yönünde haksız rekabet hükümlerine müracaat edilerek, koruma sağlanması tamamlayıcı yorum olarak tanımlanabilir [Eugen Marbach/Patrik Ducrey/Gregor Wild, Immaterialgüter- und Wetteberbscrecht, 4.Auflage, Bern, 2017, No.1152-1158]. Bu konuda Gregor Wild tarafından zikredilen, Zürich Ticaret Mahkemesinin bir kararı aydınlatıcıdır. İsviçre dışında üretilmiş ve likör ile doldurulmuş bir bonbon (çikolata) "Swiss Chocolate Liquer" markası kullanınca, bazı rakipler nezdinde İsviçre Markalar Kanununun menşe ülkeye ilişkin hükümleri dolayısıyla uyuşmazlığa sebep olmuştur. Davacının markalar kanununa göre dava ehliyeti mevcut olmadığından, Gederal Mahkeme kümülatif uygulamaya başvurulmasını uygun bulmuştur. Şartların varlığında kümülatif uygulama, mehaz hukuk dahil bütün hukuklarda kabul edilmektedir (Prof.Dr. Ünal Tekinalp, 02/092021 tarihli Uzman Görüşü). Kümülatif uygulama, birçok ülkede fikrî mülkiyet haklarının korunmasının kalitesinin düzeyi bakımından da önem taşımaktadır. Çünkü bir fikri mülkiyet hakkının herhangi bir sebeple özel kanun ile korunamadığı hallerde, haksız rekabete ilişkin hükümler hukuka aykırılığı, başka bir deyişle hak kaybını önlemektedir. Tamamlayici uygulama (kümülatif uygulama), bir ürünün tecavüze uğraması halinde bu ürünü korumakta, hukuka aykırılığı çaresiz kalmaktan kurtarmaktadır. Kümülatif koruma ilkesinin söz konusu olduğu halde hak sahibi seçme zorunluluğuna tabi olmayıp şartlarını taşıması koşuluyla hukuki sebeplerden birine, birkaçına veya tamamına bu ilke kapsamında dayanabilmektedir. "6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile yenilenen TK'nin haksız rekabete ilişkin düzenlemesi sıkı bir şekilde dürüstlük kuralına bağlı olan ve "dürüst piyasayı sağlamaya hizmet eden" kurallardan oluşmaktadır. Yeni türk haksız rekabet hukukunun esin kaynağı İsviçre'nin 1986 tarihli "Haksız Rekabete Karşı Federal Kanun"dur (...) Batı ülkelerinin büyük bir kısmında haksız rekabet hukukunun yeni yörüngesi budur." [bkz. Ünal Tekinalp, "Yeni Haksiz Rekabet Hukukunda Amaç, İlke ve Üç Boyutluluk", Prof. Dr. Seza Reisojlu Armagani, Ankara, 2016/XII, 25 vd.] Diğer yandan, taleplerin yarışması hali ile taleplerin seçimlik olması hali birbirinden tamamen farklıdır. Taleplerin seçimlik olması halinde hak sahibine aynı vakıa bakımından öngörülen birbirinden farklı ve birden fazla yaptırımdan birini seçme imkanı tanınmaktadır. Taleplerin yarışması veya yığılması halinde ise bundan farklı olarak aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbiri ile seçimlik olarak sunulmayan ve birlikte ileri sürülebilen farklı hukuki sebeplere dayandırılmaktadır. Hakların yarışmasından bahsedebilmek için aynı talebin dayandırılan her bir sebep bakımından haklı görülmesi gerekeceği gibi bu hukuki sebepler arasında özel hüküm-genel hüküm ilişkisi de bulunmaması gerekir. Nitekim bu korumada özel hüküm-genel hüküm ilişkisi bulunmamaktadır. Taleplerin yarışması veya yığılması halinde aynı vakıa bakımından birbiriyle seçimlik nitelikte olmayan, birbirini dışlamayan, birlikte var olabilen farklı hukuki sebeplere dayanılarak talepte bulunulduğundan kümülatif koruma ilkesi gereğince taleplerin yarıştığının kabulü gerekir. Bu durumda, aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbirini dışlamayan, bir arada ileri sürülebilecek birden fazla hukuki sebebe dayandırılmaktadır. Fikri mülkiyet koruması, sahibine mutlak nitelikte tekelci yetkiler sağladığından mütecavizin fiilinden sorumlu tutulması bakımından herhangi bir sübjektif şart aranmayacak ve mütecavizin her türlü izinsiz kullanımı sorumluluğunu gerektirecekken haksız rekabet korumasında durum farklıdır. Yine fikri mülkiyet korumasının konusu bizatihi fikri ve sınai hakkın kendisi iken, haksız rekabet koruması dürüst ve bozulmamış rekabet ortamını sağlamayı amaç edinmektedir. Fikri mülkiyet koruması sadece ilgili hak sahibini koruduğundan hakkın ihlali halinde yalnızca hak sahibi dava açma hakkına sahip olacaktır. Ancak haksız rekabet koruması rakiplerin yanı sıra tüketicileri de koruduğundan hak ihlali halinde rakiplerin yanı sıra tüketiciler ve meslek örgütleri de dava açma hakkına sahip olacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da, hak sahibinin birden fazla talebini aynı davada istemesi halinde davaların yığılması gündeme geleceğinden, ortada tek bir dava olmasına rağmen esasında talep sayısı kadar dava bulunmakta olup hakim her bir talep bakımından ayrı ayrı karar verecektir. Bu halde mahkemece her ne kadar talepler birlikte incelenecekse de, bu talepler birbirinden bağımsız taleplerdir. İşte işbu davayı diğer davalardan ayıran da bu dava türünün davacının talepleriyle değil, bu talepleri haklı gösterecek hukuki sebeplerle ilgili bir durum olmasıdır. Bu halde hak sahibi dilediği koruma modeline başvurarak zararının giderilmesini talep eder. Kümülatif koruma kapsamında davacının ihlal edilen hakkı için hem haksız rekabet korumasına hem de fikri hak korumasına birlikte başvurması halinde davacı ya fikri hak korumasına göre yada haksız rekabet korumasına göre tek bir tazminat alabilecektir. TBK m.60’a göre: “Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.” Bu hükme göre davacı talebini hangi hukuki sebebe dayandırdığını belirttiyse hakim buna göre tazminata karar verir ancak belirtmediyse hakimin davacıyı zorlama yetkisi olmadığından hakim zararı en iyi giderim imkanı veren talep sebebine göre hüküm kurar. Zira tazminatın işlevi mütecavizin zararını karşılamak olup aynı haksız eylem birden fazla hukuk kuralını ihlal etse dahi oluşan zarar tektir. TTK m. 54/1.a.4 hükmüne ilişkin madde gerekçesi aynen şu şekildedir: “Bu bent karıştırılmayı, yani 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin (5) numaralı bendinde kullanılan terimle iltibası düzenlemektedir. (4) numaralı alt bendin ilkeleri ve amacı, 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin (5) numaralı bendi ile özdeş olmasına rağmen lafızda farklıdır. Ancak, bu değişiklik 6762 sayılı Kanundaki hükmün öğreti ve mahkeme kararlarındaki birikiminin feda edilmesi, uygulanamaz kabul edilmesi anlamını taşımamaktadır. Çünkü, karıştırılma (iltibas) kavramı, pozitif hukuklar üstü anlamı ve işlevi ile varlığını sürdürmektedir. MarkKHK "iltibas" yerine "karıştırılma"yı kullandığı ve bu terim öğreti ve içtihatlarda yerleşmeye başladığı için, burada da aynı terim tercih edilmiştir. Bu sebeple bentte basit ancak kapsamı geniş bir ifadeye yer verilmiştir. "Karıştırılma", yanıltmayı, kandırmayı, yanlış algılattırmayı da kapsar. Hüküm, karıştırılmayı dış görünüş (tanıtım, takdim-görsellik) ve duyuruş (ses yönünden benzerlik) bağlamında düzenler. İç benzerlikten doğan karıştırılma (meselâ elektrik devrenin veya yarı iletken topografyasının benzerliği) hükmün kapsamı dışındadır. İç benzerlik "karıştırılma" kavramı ile tanımlanmaz. Dış görünüm koruması, takdim, şekil, tasarım ve donanım korumasıdır. Karıştırılma nesnel değerlendirmeyi gerektirir. 6762 sayılı Kanun hükmü, başkasının "ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları ile iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları" cümle parçasına yer vermiştir. Oysa, anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşulu, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani MarkKHK'da, EndTasKHK'da, CoğİşKHK'da ve unvanla ilgili olarak TK'da ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikrî mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden de gerekli görülemez.” Şu hususun özellikle belirtilmesi gerekir: özel hukuki düzenlemelerin korudukları konu ile haksız rekabetin koruduğu konu farklıdır. Şöyle ki, bir markanın taklit edilmesi marka hakkına zarar verebileceği gibi haksız rekabete de yol açmaktadır. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere ayırtedici işaretlerin ayrı ayrı sayılmamış olması, fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerle haksız rekabet hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez. (Prof. Hamdi Yasaman – Prof Reha Poroy, Ticari İşletme Hukuku, 20. Baskı. 2024, s. 410. vd) SMK hükümlerinin yürürlüğe girmesiyle TTK.nun haksız rekabet hükümleri kadük hale gelmemiştir. Aksinin kabulü aşkın yorumdur.(Prof.Arslan Kaya-Prof.Koray Demir,Rekabet ve Haksız Rekabet Hukukunun Esasları, Baskı 2024, s.122 vd) Haksız rekabet koruması fikri haklar korumasını tamamlayan bir konumda olmayıp bağımsız ve kendi kurallarını takip eden bir koruma olduğundan haksız rekabet kaynaklı talepler fikri haklar korumasından bağımsız olarak ileri sürülür. O halde korumanın şartları mevcut olduğu halde haksız rekabet hükümleri fikri mülkiyet hukukuna ilişkin hükümler yanında doğrudan ve birinci dereceden uygulama alanı bulur (Ünal Tekinalp Fikri Mülkiyet Hukuku 5.Basım s.37, 2012). Öte yandan AB hukukunda da kümülatif koruma ilkesi açıkça kabul edilmiştir. Yönerge ve Tüzük Tasarısı‟ndaki düzenlemelerde tasarımların marka, patent, faydalı model gibi Topluluğun fikri mülkiyet mevzuatı ile korunmasının üye ülke hukuklarındaki fikri mülkiyet mevzuatına göre ayrıca korunmalarına engel olmayacağı belirtilmiştir. Ancak, kümülatif olarak koruma üye ülke mevzuatlarına bırakılmış olup, ilkenin nasıl uygulanacağı gösterilmemiştir. Sınai Mülkiyet Kanunun genel gerekçesi ve madde gerekçeleri incelendiğinde, sınai mülkiyet haklarının kanunla düzenlenme ihtiyacı yanında, uluslararası sözleşmeler ve AB mevzuatıyla uyumun arttırılması ve daha nitelikli ve etkin işleyen çağdaş bir sınai mülkiyet sistemine geçişin sağlanması için mevcut sistemin revize edilmesi gereğinin ortaya çıktığı, bu çerçevede marka, coğrafi işaret, tasarım, patent ve faydalı model haklarına ilişkin önemli yenilikler getiren düzenlemelerin yapıldığı, mevcut sistemde yer almayan geleneksel ürün adı korumasının sisteme dahil edildiği ve düzenlemelerde Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması (TRIPS), Paris Sözleşmesi, yeni 2015/2436 sayılı Avrupa Birliği (AB) Marka Direktifi ve 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğü, Patent kanunu anlaşmasına (PLT) uygun olarak kanunun hazırlandığı belirtilmiştir. Dolayısıyla kümülatif koruma AB müktesabına da uygundur. Sonuç olarak; Mahkememiz kümülatif korumanın uygulanması gerektiği kanaatinde olduğundan, bozma ilamına direnilmiş olup, aşağıdaki gibi karar verilmiştir.

HÜKÜM: 1-MAHKEMEMİZİN ÖNCEKİ KARARINDA DİRENİLMESİNE VE DAVANIN KABULÜNE, 2-Davalı fiillerinin, davacının tescilli markalarından doğan haklarına tecavüz teşkil ettiğinin tespitine, 3-Davalının, davacının tescilli markalarından doğan haklarına tecavüz teşkil eden fiillerinin durdurulmasına ve önlenmesine, 4-Tecavüz oluşturan ürünlerin toplatılmasına, el konulan ürünlerin sahiplerine iadesiyle, ürünlerin içinde bulunduğu ... markasını taşıyan ambalajların imhasına, tabelaların kaldırılmasına, sosyal medya veya web sayfalarında yer alan görsellerin kaldırılmasına, 5-Davalının fiillerinin, davacıya ait, 2013 05911/6 sıra numaralı ve aynı tasarım tescilinde yer alan 5, 5, 7 ve 8 numaralı tasarım tescillinden doğan haklarına tecavüz teşkil ettiğinin tespitine, 6-Davalının, davacıya ait 2013 05911/6 sıra numaralı ve aynı tasarım tescilinde yer alan 5, 7 ve 8 numaralı tasarım tescillinden doğan haklarına tecavüz teşkil eden fiillerinin durdurulmasına ve önlenmesine, tasarımdan doğan haklara tecavüz suretiyle üretilen, ithal veya ihraç edilen ürünlere, bunların üretiminde doğrudan doğruya kullanılan araçlara el konulmasına, el konulan ürünlerin sahiplerine iadesiyle ürünlerin içinde bulunduğu ambalajların ve üretimde kullanılan araçların imhasına, 7-Davalı yan fiillerinin, TTK gereğince haksız rekabet teşkil ettiğinin tespiti ile haksız rekabetin önlenmesine, 8-Kararın masrafları davalı tarafça karşılanarak, ülke çapında yayın yapan gazetelerden birinde bir defa ilanına; 9-Dava konusu 2020/02197 sayılı markasının hükümsüzlüğüne, 10-Alınması gereken 615,40 TL harçtan peşin alınan 54,40 TL harcın mahsubu ile 561,00 TL bakiye karar harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 11-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiği için AAÜT uyarınca 40.000,00TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 12-Davacı tarafından yapılan aşağıda dökümü gösterilen 3.103,10 TL yargılama giderlerinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 13-Tarafların yatırdıkları gider avanslarından kalan tutarın HMK 333/1 uyarınca karar kesinleştiğinde iade işlemi yapılmak üzere tebliğden itibaren 15 gün içinde, banka hesap numarası bildirildiğinde hesaba aktarılmasına, aksi halde PTT aracılığı ile adreste ödemeli olarak gönderilmesine, Dair verilen karar, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda 6100 sayılı HMK'nun 361. Maddesi uyarınca tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içinde Yargıtay’da temyiz yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.10/04/2025

Davacı Masraf Dökümü: İlk Masraf 116,60.-TL Posta Masrafı 286,50 -TL Bilirkişi Ücreti 2.700,00..-TL Toplam 3.103,1‬0 .-TL

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2025/82, K. 2025/136, T. 10.04.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-82-e-2025-136-k-05e0f3302fdd