Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1647 E. 2026/211 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/1647
- Karar No
- 2026/211
- Karar Tarihi
T.C. DENİZLİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 24/09/2026
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
BAŞKAN : ... ÜYE : MUAMMER KOÇ (107640) ÜYE : ESMA MADRAN (125529) KATİP : AYŞE MELEK YILDIRIM (97050) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : DENİZLİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 17/02/2026 NUMARASI : 2025/1647 Esas 2026/211 Karar DAVACI : SÜLEYMAN GEDİK-T.C. Kimlik no:17194300106-Gültepe Mah. 4867 Sk. No: 8 İç Kapı No: 2 Merkezefendi/ Denizli VEKİLLERİ : Av. ERHAN BALAMAN-[16947-49575-77331] UETS Av. MERTER YANIK-[16599-95983-61937] UETS DAVALILAR : 1-ALP SÜPERMARKET GIDA PETROL VE PETROL ÜRÜNLERİ İNŞAAT TARIM TİCARET VE SANAYİ LİMİTED ŞİRKETİ [25959-44956-66505] UETS 2-DERVİŞ GEDİK-T.C. Kimlik no: 17200299998-Yenişehir Mah. 45 Sk. Duru Konutları No: 10 Merkezefendi/ Denizli VEKİLİ : Av. SEFA GÖRÜNMEZ-[15608-06664-56681] UETS DAVANIN KONUSU : Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan) G.KARAR YAZIM TARİHİ : 24/09/2026 İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ile davalının kardeş olduklarını, çok uzun yıllar birlikte Alp Süpermarket adı altında gıda- perakende sektöründe faaliyet gösterdiklerini, Alp Süpermarketlerin sektörde yerel/ bölgesel çapta faaliyet gösteren, birçok şubesi olan bir gıda - perakende şirketi olduğunu, davacının, davalı ile olan ortaklıklarının devam ettiği uzun yıllar boyunca davalı şirkette personel yönetimi ve insan kaynakları, satın alma ve tedarik yönetimi, lojistik ve stok yönetimi, satış müşteri deneyimi, ve mağaza yönetimi, pazarlama ve sektördeki diğer şirketlerle rekabet gibi konularda işletme menfaatlerine uygun şekilde hareket ettiğini, davacının emekleri ve çalışmaları sayesinde davalı şirketin küçük bir bakkaldan bugünkü şube sayısına ulaştığını, davacının davalı şirketteki tüm zorlukları üstlendiğini ve işi layıkıyla yapacak olan personeli bulmak ve eğitmek konusunda tüm emeğini ve zamanını harcadığını, ancak bu süreçte davalının bu hususta davalı şirkete hiçbir katkısı olmadığını, personele ilişkin vardiya ve izin planlaması, personel eğitimi gibi hususların tamamı ile davacının ilgilendiğini, ancak davalının hiçbir katkısı olmadığını, yine davacının ürün tedarik işlemlerini takip ettiğini ancak davalının bu hususta herhangi bir katkısının bulunmadığını, davacının hem devamlı sahada olup operasyonel görevleri ifa ettiğini, hem de planlama gibi stratejik görevleri yürüttüğünü, davalının tüm bu süreçlerde herhangi bir katkısı bulunmadığını, davalının davacı ile abi kardeş olmasından kaynaklanan ailevi güven ilişkisinden faydalanmak suretiyle davacıya karşı finansal konularda hesap verme ve bilgi verme yükümlülüklerini tam ve eksiksiz bir biçimde yerine getirmediğini, ortaklık süreci sonlandıktan sonra edinilen bilgilere göre davalı Derviş Gedik' in davacının bilgi ve rızası dışında davalı şirket hesabından üçüncü kişilere ve kendi şahsına paralar aktararak kendisine haksız menfaat sağladığını, davacı ile davalının 30/12/2024 tarihinde limited şirket pay devir sözleşmelerini imzalayarak ortaklıklarını resmi olarak sonlandırdıklarını, iki adet sözleşmeden birinin taraflarının davacı ile davalı Derviş Gedik iken diğerinin taraflarının davacı ve davalı Derviş Gedik'in oğlu dava dışı İbrahim Gedik olduğunu, davacının davalı Derviş'in isteği doğrultusunda davalı şirket hisselerinin bir bölümünün davalı Derviş Gedik' in oğlu İbrahim Gedik'e devrettiğini, davacı ile davalının şirket hissesi dışında diğer mal varlıklarına ilişkin devirler ve paylaşımları protokol düzenleyerek paylaştıklarını, taraflar arasında bu hususta herhangi bir ihtilaf bulunmadığını, davacının hisse pay devir sözleşmeleri ve protokol doğrultusunda eşit şartlarda ve adil bir paylaşım yapıldığını sandığını ancak sonradan bilgi ve rızası dışında davalının şirket hesabından üçüncü kişilere ve kendi şahsına paralar aktarmak suretiyle kendine menfaat sağladığını öğrendiğini, hiç alınmayan mal ve hizmetler için üçüncü kişilere ödemeler yapıldığı ya da gerçekte daha düşük miktarlı mal ve hizmet alımı olmuş olmasına rağmen alınan mal veya hizmet bedelinden çok daha yüksek faturalar düzenlettirilerek dışarıya bu şekilde de kaynak transferi yapıldığının ortaklık sona erdikten sonra öğrenildiğini, davacı ve davalı arasında ortaklık payı belirlenirken davacının davalı tarafından yanıltıldığını, davacının, tarafların arasında kan bağı nedeniyle normal ortaklıklara göre çok daha büyük bir güven duygusuyla hareket ettiğini, ancak davalının davacı ve davalı şirketi zarara uğrattığını belirterek, davacının hissedarı olduğu döneme ilişkin olarak; Alp Süpermarketler Gıda İnşaat Petrol ve Petrol Ürünleri Tarım Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi'nden kendisinin bilgi ve rızası dışında şirket hesabından mal ve hizmet karşılığı olmadan üçüncü kişilere ve davalının kendi şahsına aktarılan paraların yine müvekkilinin hisse payına karşılık gelen tutarlarının her bir aktarım için aktarılan paranın aktarım tarihinden itibaren işletilecek avans faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davanın Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 119. Maddesine aykırı olduğunu, talep ve sonucunun ve dayanılan hukuki nedenlerin dava dilekçesinde bildirilmediğini, bu nedenle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesini, davacının işbu davayı açmada hukuki bir yarar bulunmadığını, davacının davalı taraftan gizlemeye çalıştığı hiçbir husus bulunmadığını, davacı tarafa talep ettiği hesap hareketlerinin gönderildiğini, hukuka aykırı olarak tespit edilen herhangi bir somut vaka bulunmadığını, şirketin 3 ayda bir bilançosunun mali müşavir tarafından işlendiğini ve münferit imza yetkilisi olarak davacı tarafa bilgi verildiğini, davacının ortaklığının bulunduğu dönemde münferit yetkili olarak şirket hesaplarına kolaylıkla erişimi bulunduğunu ve bu hesaplardaki hareketlerden bilgi sahibi olduğunu, ortaklıktan ayrıldıktan sonra da kendisine talep ettiği banka hesap hareketlerinin kendisine gönderildiğini, buna rağmen işbu davayı ikame etmesinde herhangi bir hukuki yarar bulunmadığını, davacının dava dilekçesindeki belirsizliği ve usul eksikliğini gidermediğini, bu nedenle davanın usulden reddine karar verilmesini, Alp Süpermarket'in kurulması, büyümesi ve tüm kar getiren ticari faaliyetlerinin davalı Derviş Gedik ve eşi Gülsüm Gedik sayesinde gerçekleştirildiğini, dava dışı Gülsüm Gedik'in düğünde takılan takılarını ve davalının birikimi sayesinde işbu şirketi kurduklarını, davalı Derviş ve eşinin emek ve çabaları ile marketin bugünkü haline getirildiğini, davalının davacı ile ortaklığını bitirmesinin nedeninin davacının evli olmasına rağmen uzun yıllardık evlilik dışı başka bir ilişki yaşadığı ve bu ilişkiden doğan bir kızının olduğunu, bu durumun uzun yıllar boyunca davalıdan saklanmasının kardeşi olan davacıya güvenini kaybettiğini, davalının Alp Süpermarketin ticari itibar ve saygınlığına gölge düşürmek istemediğini, bu nedenle davacı taraf ile ortaklığını bitirme kararı almak zorunda kaldığını, davalının banka hesap hareketlerinin şeffaf şekilde davacıya bildirildiğini ancak davacının ortaklık sürecinin bitirilip mal varlığı hisse paylaşımının yapılmasından sonra 8 adet apart satın aldığı ve apartlara ilişkin ticari alım satım faaliyetinde bulunduğunu, bununla birlikte Hacıeyüplü'de bulunan Alp Süpermarket firmasının bir üstünde yer alan ve protokol kapsamında Süleyman Gedik'e verilen ticari arsa üzerinde 45-50 Milyon TL değerinde inşaat maliyeti bulunan showroom/ fabrika holü inşa ettirdiğinin bilindiğini, davacının bu ticari faaliyetleri hangi nakit sermaye ile gerçekleştirdiğinin sorgulanması gerektiğini, bu nedenle davacının banka hesap hareketlerinin tamamının celp edilmesini, davacının iddialarının soyut ve mesnetsiz olduğunu, iddialarını destekleyen tek bir dekont, tek bir faturanın dahi dosyaya sunulmadığını, asıl şirketi zarara uğratanın davacının kendisi olduğunu, taraflar ortak iken davacı tarafın yönlendirmesi ve mutabakatı ile tarafların %50-%50 ortak olacak şekilde 2021 yılında Allpack Global Makine Anonim Şirketi unvanlı bir şirket kurulduğunu, bu şirketin kuruluşu ve faaliyete geçirilmesi amacıyla yaklaşık 1.200.000 USD tutarında yatırım yapıldığını, anılan şirketin ortaklık ilişkisi devam ederken 9.060.000,00 TL bedelle üçüncü kişilere satıldığı ve bu satış işlemiyle şirket faaliyetinin sona erdiğini, söz konusu satış bedelinin yapılan yatırım miktarı ve şirketin potansiyeli dikkate alındığında davalı taraf açısından açık bir zarara yol açtığını, bu şirketin satışına ilişkin olarak düzenlenen senetlerin bedellerinin tamamının davacı tarafa ödendiğini, Derviş Gedik'e herhangi bir ödeme yapılmadığını, bu hususun satış sürecinin ve bedel paylaşımının Derviş Gedik ve Alp Süpermarket aleyhine olacak şekilde ve davacının fiili tasarrufu altında yürütüldüğünü, taraflar arasındaki ortaklık ilişkisi devam ettiği süre boyunca, şirketin nakit kasa yönetimi ve günlük parasal akışları fiilen davacı tarafın kontrolünde yürütüldüğünü, bu süreçte davalı Derviş Gedik'in nakit kasa üzerinde doğrudan ve sürekli bir tasarruf yetkisi bulunmadığını, ortaklıktan ayrılış ve tasfiye aşamasında ise davacı tarafın davalıya bildirmediği, yüksek meblağlı para hareketleri içeren ve gizli tutulmuş banka hesaplarının bulunduğuna ilişkin ciddi emareler ve bilgiler edinildiğini, bu durumun davalı taraf nezdinde haklı kuşku ve şüphelerin artmasına neden olduğunu, davacı tarafından ileri sürülen tek taraflı belirsiz iddialar karşısında söz konusu gizli hesap ve nakit kasa yönetimine ilişkin hususların aydınlatılması gerektiğini, taraflar arasındaki ortaklık ilişkisinin yazılı mal paylaşımı protokolü ile nihai olarak sana erdiğini, davacının bu protokol uyarınca payını devrettiğini, bedelini aldığını ve şirketle olan hukuki ve fiili bağını tamamen sona erdirdiğini, protokolün uzun süre boyunca herhangi bir ihtilaf ileri sürülmeksizin uygulandığını, bu durum karşısında bugün ortaklık dönemine ilişkin yeni ve belirsiz iddialarla dava açılmasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı vekilinin dosyaya sunmuş olduğu dava dilekçesi ve tensip tutanağının ara kararı doğrultusunda verilen kesin süre içerisindeki talep açıklama dilekçesi kapsamında, davasının şirket yöneticisine karşı açılan sorumluluktan kaynaklanan tazminat davası olduğunu, davacı tarafın, davalı şirketteki hissesinin 1500 payını 30/12/2024 tarihinde dava dışı İbrahim Gedik'e, yine 30/12/2024 tarihinde 6000 payını dava dışı Derviş Gedik'e devrettiği, davalı şirketin dava tarihi itibariyle ortaklarının Derviş Gedik ve İbrahim Gedik olduğu dosyaya sunulan ticaret sicil kayıtları kapsamında sabit olduğunu, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi'nin 2024/273 Esas 2024/417 Karar sayılı ilamı gereğince şirket yöneticisine karşı sorumluluktan kaynaklanan tazminat davasını açma hakkını kullanan ortağın davada hüküm kesinleşinceye kadar ortaklık sıfatının devam etmesi gerektiği, dava konusu uyuşmazlıkta ise davacının davalı şirketteki hissesini dava tarihinden önce olan 30/12/2024 tarihinde dava dışı kişilere devrettiği, bu suretle davacının dava açmış olduğu tarih ve yargılama aşamasında davalı şirketin ortağı olmadığı gerekçesiyle, davacının davasının aktif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; davanın niteliğinin yanlış değerlendirildiğini, ilk derece mahkemesinin, davayı “şirketin zararının tazmini/şirket alacağı” gibi değerlendirerek “davacı artık ortak değil” gerekçesiyle davayı aktif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddettiğini, oysa somut uyuşmazlığın salt şirket zararına dayalı bir talep olmadığını, somut olayda tarafların, ortaklığın sona ermesi sırasında protokol yaparak malvarlığını paylaştıkları; protokolde genel nitelikte “taraflar birbirini ibra etmiş sayılacaktır” ibaresine yer verildiğini, ancak davalı tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen şirketten 'şahsi hesaba para aktarma/şahsi giderleri şirkete ödetme' gibi işlemlerin protokolden sonra öğrenildiğini, bu olgunun davacının iddiasını şirket adına değil; eksik/yanıltıcı bilgiye dayalı tasfiye-hisse devri nedeniyle kişisel malvarlığı zararı eksenine taşıdığını, davacının bu gizli işlemler bilinmiş olsaydı protokolün aynı koşullarla yapılmayacağını; pay devri/ayrılma bedelinin ve paylaşımın gerçeği yansıtmadığını; bu nedenle kendi malvarlığında (pay değerinde) doğrudan eksilme doğduğunu ileri sürdüğünü, dolayısıyla mahkemenin “artık ortak değilsin” gerekçesinin davanın kişisel zarar boyutunun dışlanarak hatalı karar verilmesine sebep olduğunu, Limited şirket müdürlerinin kusurlu eylemleriyle şirkete ve ortaklara verdikleri zarardan sorumluluğunun TTK m.553’te düzenlendiğini, davalının müdür olduğu dönemlerde şirket varlığını şahsi menfaatine kullanması iddiasının, sadakat ve özen borcuna aykırılık teşkil ettiğini, aynı fiillerin TBK m.49 kapsamında haksız fiil niteliğinde olduğunu, davalının hukuka aykırı ve kusurlu eylemleri ile davacının uğradığı malvarlığı kaybı arasında uygun illiyet bağı bulunduğunu, davanın esasının bu çerçevede incelenmeliyken, mahkemenin davayı aktif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddederek esasa girmediğini, "dolaylı zarar–doğrudan zarar" ayrımının yanlış uygulandığını, somut olayda kişisel zarar bulunduğunu, somut olayda talep ve uyuşmazlığın, protokol/hisse devri aşamasında gizlenen işlemler nedeniyle davacının şahsen uğradığı zarara ilişkin olduğunu, bu zararın salt “yansıma yoluyla” değil; protokolün yanıltıcı biçimde kurulması sebebiyle davacının doğrudan malvarlığı eksilmesi niteliğinde olduğunu, bu nedenle eldeki davanın, “şirkete ödenmesi gereken dolaylı zarar” kategorisine indirgenemeyeceğini, nitekim öğretide de pay sahiplerinin kişisel/doğrudan zararlarının bu şekilde yorumlanması gerektiğinin kabul edildiğini, somut olayda da davacının iddiasının; şirket adına alacak değil, kişisel zarar olduğunu, genel “ibra” kaydının, gizlenen/sonradan öğrenilen işlemleri kapsamadığını, protokoldeki “ibra” kaydının genel nitelikte olup, davacının bilgisi dışında gizlenen işlemler bakımından geçerli bir feragat/ibra sonucu doğurmadığını, ibra iradesinin sağlıklı oluşabilmesi için ibra edilen işlem ve alacağın bilinir olması gerektiğini, somut olayda davacının, para aktarımını protokolden sonra öğrendiği; öğrenme imkanının da davalının elindeki defter ve kayıtlarla sınırlı olduğunu, bu nedenle ibra kaydının, davalının iddia olunan gizli fiillerini kapsadığının söylenemeyeceğini, defter ve kayıtlar davalının elinde olduğundan, davacının miktarı baştan tam bilmesinin beklenemeyeceğini; esasa girilip delillerin toplanması gerektiğini, şirketin tamamen davalı tarafın kontrolünde olduğunu, ticari defterler, banka hareketleri, muhasebe kayıtları ve şirket kredi kartı harcamalarının davalının fiili hakimiyetinde olduğunu, bu nedenle davacının, zararın kesin miktarını dava açarken tam belirleyememesinin hayatın olağan akışının gereği olduğunu, mahkemenin aktif husumet yokluğu nedeniyle usulden ret kararı vererek delil toplama ve bilirkişi incelemesi aşamasına geçmeden dosyayı sonlandırdığını, oysa yapılması gereken şirketin ilgili dönem ticari defterleri, banka ekstreleri, cari hesap hareketleri ve kredi kartı ödemelerinin celbiyle bilirkişi incelemesi yaptırılarak fiillerin ve zararın tespiti ardından esasa ilişkin hüküm kurulması olduğunu, gerekçeli kararda atıf yapılan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. HD'nin 2024/273 ESAS - 2024/417 karar sayılı ilamına konu olay ile işbu dosyadaki somut olay birbirinden tamamen farklı olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dairemizce HMK'nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçesinde belirtilen hususlarla sınırlı olmak üzere ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen dikkate alınarak yapılan inceleme neticesinde; İstinaf başvurusuna konu uyuşmazlık, Limited Şirketi yöneticisinin sorumluluğundan kaynaklanan tazminat talebine ve şirketteki hissesini dava tarihinden önce devreden davacının açılan davada aktif husumetinin bulunup bulunmadığına ilişkindir. Yöneticiler ve denetçiler aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı, ortaklığa ait olup, böyle bir davanın açılabilmesi, genel kurulun bu yönde bir karar alması şartına bağlıdır. Ancak, zarar gören ortakların da yöneticiler ve denetçiler aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır. Ortak tarafından açılacak dava, ortaklığın dava açabilmesi için alınması gerekli genel kurul kararına bağlı da değildir. Ortakların dava açma hakkı da doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik gösterir. Yönetim ve denetim kurulu üyelerinin ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların dolaylı zarar görmesine yol açar. Zira, bu tür tasarruflar payları oranında ortakları etkiler. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur. Ancak, ortak dolaylı zarar nedeniyle açtığı davada hükmedilecek tazminatı kendisi adına değil, ortaklığa verilmesi yönünde talepte bulunabilir. İkinci durum ise, doğrudan zarar halidir. Bu ihtimalde yöneticilerin veya denetçilerin eylemleri sonucunda ortakların ortaklığın zararından müstakil olarak gördükleri zararlar söz konusudur. Anılan zarar türünde ortaklığın zarar görüp görmemesinin bir önemi bulunmamaktadır. Esasen, bu zararın üçüncü kişinin gördüğü zarardan tek farkı, ortak olmanın sonucu olmasıdır. Örneğin, bir kişinin bilançoya dayalı olarak pay sahibi olması, sermaye artırımında yeni pay alınmasının önlenmesi, yanıltıcı bilgi verilerek ortağın veya üçüncü kişinin ortaklığa borç vermesi gibi hallerdir ve bu dava türünde ortaklar, talep ettiği tazminatın kendisi adına hükmedilmesini isterler. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2021/7604 Esas ve 2023/1947 Karar sayılı ilamı) Dosyadaki belgelere, mevcut delil durumuna, kararın dayandığı delillerle belirtilen gerekçelere, davacı eski ortak tarafından devir protokolünün gereğinin yerine getirilmediğinin veya çıkma payını alamadığına ilişkin bir iddia ileri sürülmediğine, şirketin yöneticilerine karşı sorumluluk davası açma hakkı bulunan ortağın ortaklık sıfatının davada hüküm kesinleşinceye kadar koruması gerektiğine, davacının şirketteki hissesini dava tarihinden önce devrettiğinden eldeki Anonim Şirketi yöneticisinin sorumluluğundan kaynaklanan tazminat davasında davacının aktif husumeti bulunmadığına göre, ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesinin usul ve yasaya uygun olduğu, kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediği, ihtilafın doğru tanımlandığı anlaşmakla; davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Denizli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17/02/2026 tarih, 2025/1647 Esas 2026/211 Karar sayılı kararına karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Alınması gerekli istinaf karar harcı peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-Gider avansından kalan kısmın karar kesinleştiğinde re'sen yatırana iadesine, 5-İstinaf kararının dairemizce taraflara tebliğine, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-Harç ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.24/09/2026 Türkan BULUT Başkan 39702 Muammer KOÇ Üye 107640 Esma MADRAN Üye 125529 Ayşe Melek YILDIRIM Katip 97050
Bu belge güvenli elektronik imza ile imzalanmıştır.