Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/2238 E. 2026/1685 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/2238
- Karar No
- 2026/1685
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/2238
KARAR NO: 2026/1685
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : (KAPATILAN)BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ (İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi)
TARİHİ: 08/09/2022
NUMARASI: 2018/1285 Esas, 2022/834 Karar
DAVANIN KONUSU: Genel Kurul Kararının İptali ve Şirketin Feshi Taraflar arasındaki davalı şirketin feshi ve genel kurul kararlarının iptali istemli davanın ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı ve davalı vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin %10 azınlık pay hakkı sahibi olarak hissedarı ve ortağı olduğunu, davacının davalı şirket nezdinde çalışmakta iken hiçbir yasal hakkı ödenmediği gibi ortak ve hissedar olduğu tarih olan 2009 tarihinden itibaren hiçbir ortaklık payı ve hakkının da ödenmediğini, davacının davalı davalı şirket nezdinde çalışırken birçok sanayi tesisi kurulumunu gerçekleştirildiğini, şirketi maddi olarak oldukça iyi bir duruma geldiğini, ancak davalı şirketin maddi durumunun yükselmesi ile birlikte davalı şirket yetkilisi ...'in şirketin malvarlığını şahsi malvarlığına aktarma, müvekkilini saf dışı bırakma ve müvekkilinin ortaklık payı almasını engelleme gayesine düştüğünü, davacının yasal haklarını ve ortaklık payını talep etmesi üzerine müvekkilinin 2012 yılında davalı şirket ile ilişiğinin kesildiğini, kendisinden şirket kayıt ve hesaplarının gizlendiğini, hiçbir suretle bilgi verilmediğini, bu tarihten itibaren davalı şirket nezdinde alınan hatalı kararlar ile şirketin, kasıtlı borçlanmalar içerisine sokulmaya başlandığını, yapılan usulsüzlükler ve kötü yönetim neticesinde şirketin içinin boşaltılması ve müvekkilinin haklarının haleldar edilmesinin hedeflendiğini, bu sebeple şirketin haklı nedenle feshini ve tasfiyesini talep etmek zarureti hasıl olduğunu, bu hususun davalı şirket malvarlığı ve devirlerinin, borçlandırıcı işlemlerinin, şirketin aktif-pasif ve özsermaye değerlerinin tespiti ve incelenmesi ile bu durum aşikar şekilde anlaşılabileceğini, daha fazla hak kaybının oluşmaması açısından davalı şirkete ivedilikle kayyum atanması ve mevcut malvarlığı üzerine 3.şahıslara devir ve temlikinin önlenmesi, müvekkilinin ileride imkansız zararlara uğramaması açısından ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerektiğini, davalının yönetim kurulu başkanı ...’in yeni kurulan bir firma sermayesine bağlı olarak davalı şirketi borçlandırdığı, davalı firmanın fabrika binasının kısmen başka bir firmaya kiralandığını, davalının muhtemel haciz tehlikesi altına sokulduğunu, davalı firmanın fabrika ve tüm malvarlıkları yok pahasına gitme riski altında olduğunu, davalı şirketin cirosunun kasıtlı şekilde düşürülmesine rağmen yeni kurulan bu şirketin cirosunun artması ve davalı şirket yetkilisinin hali başkaca şirketlerle ortaklıklar içerisine girerek şirketi fahiş düzeyde borçlandırma yoluna gitmesi ve tüm bu durumlardan müvekkilinin haberdar edilmemesi neticesinde gerek davalı şirketin maddi ve itibari hakları gerekse müvekkilinin ortaklık payı ve hakları olabildiğince haleldar edildiğini, 25.09.2018 tarihinde davalı şirkette 2015, 2016, 2017 olağan genel kurul toplantısının da usulsüz şekilde gerçekleştirildiğini, bu toplantıda alınan kararların da iptali gerektiğini usul ve yasaya aykırı kararlar olduğunu ileri sürerek, şirketin 25.09.2018 tarihli genel kurul kararlarının iptaline, özel denetçi yahut kayyum atanmasına, davalı şirketin mevcut malvarlığı araçları ve gayrimenkulleri üzerine ihtiyati tedbir konulmasına, TTK'nın 531.maddesi mucibince şirketin haklı nedenlerle feshine, 2009 yılından beri davacıya verilmeyen ortaklık ve sermaye payının reel değerinin tespiti ile bu bedelin tasfiye sonucu ortaya çıkacak davacı alacağının hak ediş tarihinden itibaren en yüksek banka reeskont faiziyle birlikte davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, savunmasında özetle; 25/09/2018 tarihinde yapılan genel kurul toplantısının toplantı ve karar yeter sayısı, çağrı bildirimi, gündemin belirlenmesi, başkanlık divanının teşekkülü, toplantının yapılması ve alınan kararların usul ve yasaya uygun olduğunu, davacının şirketin bünyesinde olduğu dönemde diğer şirket ortaklarından gizleyerek kendi namına iş yaptığını, bunun da şirket ortaklarının birbirine olan güvenini sarstığını, şirket içi huzursuzluğa neden olduğunu, bu huzursuzluğun en sonunda davacının şirketten ayrılmasıyla sonuçlandığını, davacının sorumluluğunda olan ABB Elektrik şirketi ile yapılan iş nedeniyle müvekkilinin zarar ettiğini, davacının şirkete karşı birçok davalar açtığını, şirkete zarar verici eylemlerde bulunduğunu, en son olarak da huzurda görülen davayı açtığını, asılsız şirkayetler yaptığını, davacının %10 azınlık hakkını kötüye kullandığını, şirketi faaliyet gösteremez hale getirmeye çalıştığını, davacının kendi kusurundan faydalanamayacağını, davalının 1996 yılında kurulmuş ve bugüne kadar faaliyetlerini devam ettirmiş bir şirket olduğunu, şirketin malvarlığının ana sözleşmede gösterilen amaçlarını gerçekleştirebilecek durumda olduğunu, şirketin çok sayıda çalışanı bulunduğunu ve yüksek miktarda vergi ödemekte olduğunu, şirketin feshi davasında bu hususların gözetilmesi ve feshin son çare olduğu ilkesinden hareketle, azınlık dışında çoğunluk pay sahiplerinin şirketin, kamunun ve hatta çalışanların dahi menfaatlerinin de korunacağı bir çözüm bulunması gerektiğini, bu sebeple davacının fesih gerekçeleri yerinde görülse bile çoğunluk pay sahiplerinin, şirketin, kamunun ve hatta çalışanların menfaati gereğince davacının ortaklıktan çıkarılmasını talep ettiklerini, bu konu hakkında Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2015/9088 Esas, 2016/2352 Karar ve 03/03/2016 tarihli kararının bulunduğunu, zaten davacının bir talebinin de 2009 yılından beri kendisine verilmeyen ortaklık payının kendisine verilmesi olduğunu, bu nedenlerle şirketi feshetmeye gerek olmadığını, müvekkili şirketin ve şirketin diğer ortaklarının da davacının ortaklık payını alarak şirket ortaklığından çıkarılmasını kabul ettiklerini belirtmişler, sonuç ve istem olarak da, yukarıda açıklanan nedenlerle, bizatihi davacının kendi işlem ve eylemleriyle şirkete zarar verdiği sabit olduğundan haksız ve kötü niyetli davanın reddine, şirketin feshi gerekçelerinin yerinde görülmesi halinde, şirketin feshi yerine davacının şirketten çıkarılmasına karar verilmesinin uygun olacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Dava, davalı şirketin 25/09/2018 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan kararların iptali ile 6102 sayılı TTK'nın 531'nci maddesi uyarınca davalı şirketin haklı nedenlerle feshi istemine ilişkindir.Somut olayda şirket faal olmadığı,borca batık olduğu, davacının hissesinin ödenerek çıkarılması imkanının bulunmadığı,şirketin hali hazırda bir faaliyetinin ve adresinin de bulunmadığı gözönüne alındığında şirketin hayatiyetini devam ettirmesinin hem ortaklar açısından hemde ülke ekonomisi açısından bir faydasının bulunmadığı anlaşıldığından TTK'nun 531.maddesinde belirtilen davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine hükmetmenin mümkün olmadığından davanın kabulü ile davalı şirketin TTK'nun 531.maddesi hükmü uyarınca fesih ve tasfiyesine,tasfiye işlemleri için tasfiye memuru atanmasına karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Davacı vekili,dava dilekçesinde ayrıca davalı şirkete özel denetçi veya kayyım atanmasını da istemekle birlikte bunları tedbiren mi yoksa esastan mı istediği hususunda bir açıklama yapmamış,Mahkememizce davacı vekilinin talebinin tedbir kapsamında kaldığı değerlendirilerek yargılama aşamasında taleplerin reddine karar verilmiş ise de,davacının talebinin esastan olduğu kabul edilmesi hâlinde ise,şirketin organının mevcut olup TMK.m.427.maddesindeki şartların oluşmadığı anlaşıldığından bu talebinin reddine,yine TTK'nın 438 ve devamı maddeleri uyarınca özel denetçi atanmasının istenebilmesi için davacının bilgi alma ve inceleme hakkını yapılan genel kurulda kullanması gerekli olup davacının genel kurullarda bilgi alma ve inceleme hakkını kullanmadığı,dolayısıyla özel denetçi atanması davasındaki ön koşulun yerine getirilmemesi sebebiyle özel denetçi atanması talebinin de reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur." gerekçesiyle, davanın kısmen kabul kısmen reddine, davalı şirketin 25/09/2018 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında gündemin 2,3,4,5,6,7 ve 8.maddeleri ile alınan kararların iptaline, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine, davalının TTK'nın 531.maddesi hükmü uyarınca haklı sebeple fesih ve tasfiyesine, tasfiye işlemlerini başlatıp sonuçlandırmak üzere SMMM Murat Kutanoğlu'nun TTK'nın 536/3.maddesi uyarınca şirkete tasfiye memuru olarak atanmasına, davacının fazlaya ilişkin diğer taleplerinin reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekili ve davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davadaki taleplerinin en başından itibaren ihtiyati tedbir talepli olarak davalı şirketin feshi ve müvekkilinin davalı şirket nezdindeki ortaklık ve sermaye payının reel değerinin tespiti ile bu bedelin tasfiye sonucu ortaya çıkacak müvekkili alacağının hak ediş tarihinden itibaren en yüksek banka reeskont faizi ile birlikte tahsili talebi olduğunu, ancak davacının davalı şirketten ortaklık payının tahsili yerine şirketin fesih ve tasfiyesine yönelik karar çıktığını, halbuki, davalı şirketin en büyük malvarlığı değeri olan fabrika binasının (..., ..., ... Mah., ... Ada, ... parsel'’de) kain fabrika binasının 27.3.2019 tarihinde ilk derece mahkemesi tarafından defaatle talep etmelerine rağmen tedbir konulmadığı için davalı şirket yetkilisi ...’in tek taraflı aldığı ve hukuka aykırı şekilde uyguladığı karar ile satıldığını, ancak dava tarihinden sonraki bir satış olduğundan bu fabrika binasının değerinin de müvekkilinin ortaklık payında hesabı yapılması ve yine davalı şirketin üzerinde duran tüm araç, gayrimenkul, mevduat hesapları, vs. hesaplanarak aktif ve pasif değerlendirmesinin buna göre yapılması gerektiğini, dava tarihinden sonra davalı şirkete ait fabrika binası ve içindeki tüm makineler, teçhizat satılmış olup, dava tarihinden sonra olması itibarıyla inceleme ve değerlendirmede dava tarihi itibarıyla mevcut olan bu makinelerin de değer tespitlerinin esaslı şekilde yapılıp incelemede esas alınması gerekirken bu hususta da taleplerinin davalı şirketin stok kayıtları ve bilançoları sunulmuş olmasına ve sanayi odasından celbi gerekmesine rağmen gerekli cevap verilmediği için ara karardan rücu edilerek bu talebin de gözardı edildiğini, verilen karar ile müvekkilinin ortaklık payına ulaşamadığı gibi davalı şirketin tek taraflı ve kasıtlı şekilde yaptırdığı icra takipleri ve satışlar ile kalan mal varlığını da satması yönünde adeta kendisine fırsat ve süre verildiğini, dolayısıyla, ilk derece mahkemesi tarafından esaslı ve objektif bir değerlendirme ve tespit içerisine girilemediğini, eksik incelemeye dayalı bilirkişi raporlarındaki eksiklik ve çelişkiler giderilmeden dosya mevcut eksiklikleri ile karara çıkartıldığını, karar duruşmasında davacının ortaklık payının kendisine verilmesi talebi bulunduğu söylenmesine rağmen davalı yanın kötüniyetli yaklaşımına adeta taviz verilerek müvekkilinin daha da mağdur edildiğini,
Davalı şirkete denetçi yahut kayyum atanmış olsa idi ne fabrika binasının satılacağı ne de kalan taşınmazlara kasıtlı ve kötüniyetli icra takipleri ile icrai satışlara girişilme fırsatı bulunmayacağının açık olduğunu, kaldı ki, mevcut hal ve şartlar altında müvekkilinin haklarının kötüniyetli ve kasıtlı şekilde haleldar edildiğinin açıkça ortaya çıktığını,
Hakime takdir yetkisi tanınmış olsa dahi hakim bu takdir yetkisini kullanırken çok titiz bir araştırma ile gerektiğinde uzman kişilerden de rapor tanzimi isteyerek bu takdir hakkını yasaya ve mevcut duruma uygun şekilde ve uygun zamanda kullanarak en doğru kararı vermesi gerektiğini, davacının yasal hakları resmi kayıtlar ile belli iken hiçbir inceleme ve araştırmaya girişilmeden ve halihazırda davalı şirketin malvarlığı değerlerinin de tespitinin esaslı şekilde yapılmadan karara gidilmesinin hukuka uygun olmadığını, mahkemenin fesih kararına itiraz ettiklerini,
Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;
Mahkeme kararını, anonim şirketin haklı nedenle feshi davası yönünden istinaf ettiklerini, bilirkişi raporunda ve gerekçeli kararda şirketin borca batık olduğu ileri sürüldüğünü, ancak bunun doğru olmadığını, şirketin malvarlığının mevcut borçlarını karşılayacak düzeyde olduğunu, şirketin malvarlığı ile diğer hak ve alacaklarının eksik hesaplandığını, defalarca dosyaya beyan ve itiraz dilekçesi sunmamıza rağmen bilirkişilerin şirket hakkındaki davaları ve icra dosyalarını nazara almadığını, şirket hakkında devam eden icra takiplerinin ve davaların -hiçbir objektif tespit olmadığı halde- muvazaalı olduğunu iddia ettiklerini, incelemeye almadıklarını,
Dosyaya sunulan raporlarda şirkete ait araçlardan bahsedilmediğini, değerlerinin tespit edilmediğini, şirkete ait ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...plakalı toplam 8 adet aracın şirket adına kayıtlı olduğunu gösteren .... İcra Müdürlüğünün ...E.sayılı dosyasından alınan emniyet haciz evrakının sunulduğunu, şirkete ait sekiz aracın aktife katılmadığı için eksik inceleme yapıldığını, şirketin borca batık olmadığının en kesin kanıtının Müvekkil/davalı ... Anonim Şirketi'nin mülkiyetinde olan İstanbul , ...İlçesi, ..., ... ada, ... no.lu parselinde kayıtlı, .... normal kat, .... nolu ve ... nolu dükkanların ....icra Müdürlüğünün ... TLMT sayılı dosyasından ayrı ayrı cebri icra yoluyla satılması olduğunu, bu taşınmazların ihale satış bedelinin 4.344.000,00 TL.olup şirketin tüm borçlarını karşılayacak tutarda olduğunu, paranın paylaştırılması için sıra cetveli yapılacak ve sonrasında satış bedelinin alacaklılara ödeneceğini, şirket hakkındaki dava ve icra dosyaları incelenseydi ihale satış bedelinin tüm borçlarını ödeyeceği ve şirketin borca batık olmadığının belirlenebileceğini, ancak eksik inceleme nedeniyle hatalı olarak "şirketin borca batık olduğu" kanaatine ulaşıldığını, bilirkişiler eksik inceleme yapmıştır,bilirkişi raporları şirketin mevcudunu belirlemekten uzak olduğunu,
Raporda davalı şirketin ticari defterlerini ibraz etmediği" ileri sürülmüş ise de 20/03/2021 tarihli beyan dilekçelerinde belirtildiği üzere 2016 ve 2017 yılına ait defterlerin sunulduğunu, diğer yıllara ilişkin kayıtların tutulduğu bilgisayarların ....İcra Müdürlüğünün ... TLMT sayılı dosyadan muhafaza altında olduğu ve kayıtların buradan temin edilebileceği hususlarının beyan edildiğini, ancak icra müdürlüğü tarafından muhafaza altında tutulan bilgisayarlardaki kayıtlar incelenmeden, eksik incelemeyle bilirkişi raporu düzenlendiğini, davacının %10 azınlık pay sahibi olduğunu, şirketin kalan %90 pay sahiplerinin şirketi bilerek kötü yönettiğini, şirketi kasıtlı olarak zarara uğrattıklarını ve bunları sırf azınlık hak sahiplerine zarar vermek kastıyla yaptıklarını ileri sürmek hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, şirketin 2018 yılında ekonomik krize girmesinin sebebinin dış etkenler olduğunu, davacının şirket aleyhine yaptığı işlemler, zararlandırıcı davranışları ile şirket aleyhine açtığı asılsız davaların da şirketi zor duruma düşürdüğünü, yanlar arasında denge gözetilmeden karar verildiğini, mümkün oldukça şirketin ayakta kalması ve faaliyetine devam etmesi yönünde karar verilmesi feshin son çare olarak kullanması gerektiğini, bu kapsamda davacının ortaklık payının verilerek ortaklıktan çıkarılması yönünde karar verilmesi gerekirken şirketin feshine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, mahkeme kararının anonim şirketin feshi yönünden ortadan kaldırılması gerektiğini,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın fesih talebi bakımından reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, TTK'nın 531. maddesi gereğince davalı anonim şirketin haklı nedenlerle feshi ve tasfiyesi, kayyım atanması ile davalı şirketin 25.09.2018 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan kararların TTK'nın 445 vd. maddeleri uyarınca iptali istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davacı ve davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Davacı, davalı şirkette %10 oranın hisse sahibi olup eldeki davada davalı şirketin içinin boşaltıldığını, herhangi bir ortaklık payının kendisine ödenmediğini, şirketin borçlandırılarak kendisinin ortaklık payının da zarar görmesine sebep olunduğunu ileri sürerek davalı şirketin haklı nedenle feshini ve kayyım atanmasını, ayrıca davalı şirketin 25.09.2018 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararların iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı, fesih ve tasfiye şartlarının oluşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince, alınan bilirkişi kök ve ek raporu uyarınca davalı şirketin 25/09/2018 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında gündemin 2,3,4,5,6,7 ve 8.maddeleri ile alınan kararların iptaline, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine, davalı şirketin TTK'nın 531.maddesi hükmü uyarınca haklı sebeple fesih ve tasfiyesine, şirkete tasfiye memuru atanmasına karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi kararına karşı kararın şirketin fesih ve tasfiyesine ilişkin kısmı yönünden davacı ve davalı vekillerince istinaf başvurusunda bulunulduğu, genel kurul kararlarının iptaline ilişkin kısmı yönünden istinaf isteminde bulunulmadığı anlaşılmakta olup bu sebeple istinaf incelemesi de davalı şirketin feshi ve tasfiyesi kararı yönünden yapılmıştır.
Davacı vekilinin istinaf istemi yönünden yapılan inceleme sonucunda; TTK'nın 531. maddesine göre; haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.
Kanunda anonim şirketin feshine neden olacak haklı sebeplerin neler olduğu sayılmamıştır. İleri sürülen sebeplerin haklı sebep oluşturup oluşturmayacağı yargısal uygulamaya bırakılmıştır. Bu bağlamda anonim şirketin kötü yönetilmesi, genel kurul toplantılarının yapılmaması, toplantıya katılım olmamasına rağmen imzaların şüpheli şekilde tamamlanması, şirket fiilen iflas etmiş ve borca batık bir durumda olmasına rağmen, Kanunun ilgili maddeleri ısrarla tatbik edilmeyerek bu konuda genel kurulun olağanüstü toplantıya çağırılmaması şeklinde gerçekleşen genel kurul toplantılarındaki usulsüzlükler, şirketin bireysel çıkarlara yönelmesi suretiyle ortaklık amacından uzaklaşması, şirket yönetim kurulu üyelerinin şirketin amacını gerçekleştirme doğrultusunda faaliyetlerde bulunmaması, şirketin amacını gerçekleştirmede kullanılan tüm tesis ve teçhizatların satılması nedenleriyle artık amacın gerçekleştirilmesinin mümkün olmaması, paydaşlara ihtara rağmen şirketin mali durumu hakkında bilgi verilmemesi, şirketin gelir ve giderlerinin incelenmesine izin verilmemesi, ortakların şirketin yönetimi, malvarlığı ve kâr-zarar durumu hakkında bilgilendirilmemesi, ortakların denetim ve bilgi edinme haklarının engellenmesi suretiyle bilgi alma ve inceleme haklarının kısıtlanması, uzun süre pay sahiplerine kâr payının dağıtılmaması, paydaşların kâr payı alma hakkının engellenmesi, şirketin yüksek kârlılığa rağmen paydaşlara kâr payı dağıtılmaması, ortaklar arasında güven ilişkisinin kalmaması, ortağın bakiye borcunu ödemede temerrüdü, ortaklar arasında ciddi anlaşmazlıkların olması ve bunların yargıya intikal etmesi, davacı ile şirketin diğer ortakları olan kardeşleri arasındaki ilişkilerin tamamen bozulmasının aile şirketi niteliğindeki şirketin işleyişine de yansıması suretiyle ortaklar arasında giderilemeyecek ölçüde güvensizlik ve anlaşmazlığın ortaya çıkması gibi sebepler yargısal uygulamalarda şirketin feshi için haklı sebep olarak kabul edilebilmektedir.
Somut olayda, ilk derece mahkemesince bilirkişi kurulunun kök ve ek raporları uyarınca, davalı şirketin faal olmadığı, borca batık olduğu, davacının hissesinin ödenerek çıkarılması imkanının bulunmadığı, şirketin hali hazırda bir faaliyetinin ve adresinin de bulunmadığı gözönüne alındığında şirketin hayatiyetini devam ettirmesinin hem ortaklar açısından hemde ülke ekonomisi açısından bir faydasının bulunmadığı, TTK'nın 531.maddesinde belirtilen davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine hükmetmenin mümkün olmadığı gerekçesiyle davalı şirketin TTK'nun 531.maddesi hükmü uyarınca fesih ve tasfiyesine, tasfiye işlemleri için tasfiye memuru atanmasına karar verilmiştir.
Mahkemece alınan 30.03.2021 tarihli bilirkişi kök raporu ile 10.07.2022 tarihli ek raporda; davalı şirketin fabrikasında yapılan keşifte makinaların ve demirbaşların, stokların olmadığını, fabrikada başka bir firmanın dezenfekte aparatı üretimi yaptığı, ticari defterlerde makinaları üretim yılları modelleri ve teknik verileri olmadığı için yalnızca genel adları belirtildiği için değerlendirme yapılamadığı, şirketin gayrı faal hale geldiği, mali tablo ve raporların gerçeği yansıtmadığı, davalı şirketin 31.12.2020 tarihli mizanında kaydi olarak makine, teçhizat, taşıt ve demirbaş gözükmekle birlikte, keşfen yapılan incelemelerde, hiçbir varlık tespiti yapılamadığı, kaydi olarak yarı mamul ve mamul stokları gözükmekle birlikte, keşfen yapılan incelemelerde herhangi bir stok bulunamadığı, davalı şirketin satışlarının 2015 yılından itibaren sürekli düşme eğilimi gösterdiği ve en son 2020 yılında şirketin esas faaliyetlerinden herhangi bir geliri olmadığı hususları tespit edilmiştir.
Söz konusu bilirkişi raporları Dairemizce hüküm kurmaya elverişli bulunmuş olup şirketin faal durumda olmadığı, şirketin ana faaliyet alanına ilişkin bir faaliyeti ve geliri bulunmadığının tespiti karşısında somut olayda davalı şirketin feshi ve tasfiyesi koşullarının oluştuğu kanaatine varılmış olup ilk derece mahkemesince davalı şirketin feshi ve tasfiyesine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olduğu gibi şirketin feshinin haklı sebeplere dayanması yanında, devamında da ekonomik veya rasyonel açıdan bir fayda bulunmadığı görülmektedir. Öte yandan, anonim şirketlerde bilindiği üzere şirket ortaklığından çıkma söz konusu olmayıp TTK'nın 531.maddesi uyarınca haklı sebeplerin varlığı halinde fesih kararı verilir.
Mahkeme haklı nedenlerin oluştuğuna kanaat getirmekle birlikte şirketin devamının uygun olduğu kanaatine varırsa bu durumda ortağın payının ödenerek şirket ortaklığından çıkarılmasına karar verebilir. Feshi ve tasfiyesine karar verilmesi halinde ise ortağın ortaklık payın ödenmesine hükmedilmez, zira bu karar ile şirket tasfiyeye girer aktif ve pasifler tasfiye edilir, kalan mal varlığı üzerinden ortaklara tasfiye payı ödenir. Somut olayda, şirketin haklı nedenle feshi şartları gerçekleştiğinden davacı vekilinin ortaklık payının ödenmesine karar verilmesi gerektiği yönündeki istinaf sebebi yerinde görülmemiş ve istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerekmiştir. Davalı vekilinin istinaf istemi yönünden yapılan inceleme sonucunda;
Yukarıdaki bentte açıklandığı üzere somut olayda, dosya kapsamı ve alınan bilirkişi raporları uyarınca şirketin feshi ve tasfiyesi şartları oluştuğundan bu yönde karar verilmesi yerinde olmuştur. Zira şirketin gelirlerinin 2015 yılından itibaren sürekli düşme eğilimi gösterdiği, en son 2020 yılında şirketin esas faaliyetlerinden herhangi bir geliri olmadığı, şirket fabrikasında ve merkezinde yapılan incelemede şirketin gayrı faal olduğu bilirkişilerce tespit edildiği gibi tapu kayıtlarına ve dosya kapsamına yansıyan icra dosyalarına göre davalı şirketin taşınmazları üzerinde bir çok haczin bulunduğu anlaşılmaktadır.
Davalı vekili şirketin borca batık olmadığını, şirketin araçlarının bilirkişilerce dikkate alınmadığı istinaf sebebi olarak ileri sürülmüş ise de, somut olayda şirketin borca batık olup olmaması sonuca bir etkisi bulunmayıp davalı şirketin fabrikasında yapılan keşifte makinaların ve demirbaşların, stokların olmadığı, fabrikada başka bir firmanın dezenfekte aparatı üretimi yaptığı tespitleri karşısında gayrı faal olan şirketin feshi için haklı sebeplerin oluştuğu görülmektedir. Kaldı ki davalı vekilin istinaf dilekçesinde bahsettiği araçlara bilirkişi incelemesine sunulan defter ve kayıtlarda rastlanmamış, davalı vekilince bu araçlara bilirkişi raporlarına karşı sunulan itiraz dilekçelerinde de yer verilmemiştir. Ayrıca, bilançoda kayıtlı olsa dahi somut olayda şirketin gayrı faal olması sebebiyle bu araçların incelenmesinin de sonuca bir etkisi olmayacaktır. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup taraf vekillerinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine,
2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,
3-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsiline,
4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,
5-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;
HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 07.10.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.