İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/75 E. 2026/832 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/75
Karar No
2026/832
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2025/75 Esas KARAR NO : 2026/832

DAVA : İstirdat (Ticari Satıma Konu Malın İadesi) DAVA TARİHİ : 30/01/2025 KARAR TARİHİ : 22/09/2026

Mahkememizde görülmekte olan İstirdat (Ticari Satıma Konu Malın İadesi) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davaya konu ... Seri Numaralı 31.10.2024 keşide tarihli, 700.000,00.-TL tutarlı çekin müvekkil uhdesindeyken çalındığını, bu hususta müvekkilce 2024/.... Soruşturma Numarası üzerinden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulduğunu, müvekkil ile çekin keşidecisi .... İnşaat arasında "Villa Satım Sözleşmesi " imzalandığını, bu sözleşmeye istinaden ise tarafların ödeme planı belirlediklerini, davasına konu çekin de bu ödeme planı içerisinde yer aldığını, akabinde müvekkilin davaya konu çek ve diğer çeklerini çaldırmış olduğunu, bu minvalde.... Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/... Esas sayılı dosyası nezdinde çek iptal davası açtığını, buna mukabil ödeme yasağı kararı alındığını, davalı ve diğer cirantaların bu çekin çalıntı olduğunu bilerek, kötüniyetli bir şekilde bu çeki edindiklerini, halihazırda çekin.... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/... Esas sayılı dosyası nezdinde kasada durduğunu, açıklanan tüm bu nedenlerle öncelikle çek bedelinin alacaklıya ödenmemesi için mahkemenizce teminatsız aksi durumda uygun teminat karşılığında tedbir kararı verilmesine, ...Bankasının ... Seri Numaralı 31.10.2024 keşide tarihli, 700.000,00.-TL bedelli çekinin T.T.K 763 VD. Hükümleri uyarınca istirdatı ile yetkili hamil olan tarafımıza verilmesine ve borçlu olmadığımızın tespitine, Yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıdan tahmili ile tarafına verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekilinin Mahkemeye sunmuş olduğu cevap dilekçesini özetle; "Davalı müvekkil, çek hakkında ödeme yasağı olduğunu da bankaya ibraz ettiğinde öğrenmiştir. Kaldı ki gerekli özeni göstermesine rağmen işbu çekin kaybolduğunu/çalındığını bilebilmesi mümkün değildir. Ayrıca cirantaların/lehtarın imzasını sahte mi değil mi diye kontrol etme imkanı da bulunmamaktadır. Zira kendisi imza bilirkişisi değildir. Dava konusu çekte mevcut ciro silsilesi içerisinde bu anlamdan bir kopukluk bulunmadığı gibi, ciro silsilesinde ismi geçen lehtar ve cirantaların kaşe ile imzalarının sahte olduğunun tespiti bile müvekkilin yetkili meşru hamil olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir. Müvekkilin çeki kendisine veren kişi dışındaki cirantalarla hiçbir irtibatı ve ilişkisi bulunmadığından kendisinin iyi niyetli olduğu sabittir. Müvekkil sadece alacağına binaen kendisine bu çeki veren kişi dışında kimseyi tanımaktadır. Gerekirse tüm ciranta şirketlerin yetkilileri mahkemede tanık olarak dinlenmelidir. Bilirkişi raporu aldırılarak tüm tarafların ticari defterlerinde inceleme yapılmalıdır. Kaldı ki müvekkilin kötü niyetli olduğunu ispatlamak da davacı külfetindedir. Bu durumda davacının, davalının çeki kötüniyetli veya ağır kusurlu olarak iktisap ettiğini ispat etmesi gerekir. Bununla birlikte davalının çeki edinme nedenini açıklama mecburiyeti bulunmamaktadır, aksi düşüncenin kabulü çekin “mücerretlik” vasfını ortadan kaldırır. Mücerretlik (soyutluk), kambiyo ilişkisinin temel borç ilişkisindeki sakatlık ve geçersizliklerden etkilenmemesini sağlamaktadır. Keza kamu güvenine mazhar olma özelliği de, borçlunun temel borç ilişkisi nedeniyle senet alacaklısına (lehtara) karşı sahip olduğu şahsî nitelikteki def’ileri, iyi niyetli sonraki hamillere karşı ileri sürebilmesini engellemektedir. Ayrıca somut olayda davacı, çek üzerine ödemeden men yasağı konulmasını talep etmiş ise de, menfi tespit ve veya istirdat davalarında ihtiyati tedbirle ilgili İİK'nun 72. Maddesi ile özel düzenleme bulunmakta olup, anılan maddede ödeme yasağı kararı verilebileceğine dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Davacı tarafça genel hükümler doğrultusunda HMK 389. Maddesi gereğince de tedbir talebine dayanak olan hususları yaklaşık olarak ispat edebilecek bir bilgi ya da belge bu aşamada ibraz edilmemiştir. Talep edenin iddiaları bakımından bu aşamada yaklaşık ispat koşulu oluşmadığından, çekin davalı tarafça bankaya ibrazı halinde ödenmesinin engellenmesine yönelik ihtiyati tedbir istemi yerel mahkemece kabul edilmemeliydi. Konulan ödeme yasağının kaldırılmasını talep ederiz. Keza son dönemlerde birçok çek borçlusunun borçtan kurtulmak için; çek çalınmıştır, kaybolmuştur yalanını kullandığı da aşikardır. 6102 sayılı sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 686. maddesi hükmüne göre, bu hususta, ciro silsilesinin görünüşte düzgün olması yeterlidir. Dava konusu çekte mevcut ciro silsilesi içerisinde bu anlamda bir kopukluk bulunmadığı gibi, ciro silsilesinde ismi geçen lehtar ve cirantaların kaşe ve imzalarının sahte olduğunun tespiti bile davalının yetkili hamil olduğu gerçeğini değiştirmez. Belirtilen kanun hükmü uyarınca davacının yeni hamilin çeki kötü niyetle iktisap etmiş olduğunu veya iktisapta ağır kusurlu bulunduğunu kanıtlaması gerekmektedir." şeklinde beyanlarda bulunarak arz ve izah edilen tüm bu nedenlerle; Karşı dava haklarının ve fazlaya dair ve diğer haklarının saklı kalmak üzere, izah edilen ve mahkemece re'sen göz ününde bulundurulacak ve yargılama aşamasında ortaya çıkabilecek nedenlerle, davacı borçlunun açtığını iş bu davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. Dava, ...Bankasının ... Seri Numaralı 31.10.2024 keşide tarihli, 700.000,00-TL tutarlı çekin istirdadı ve çek nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı Yasanın 790.maddesine göre; "cirosu kabil bir çeki elinde bulunduran kişi, son ciro beyaz ciro olsa bile kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde yetkili hamil sayılır". 6102 sayılı Yasanın 792. maddesine göre; "çek herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa, ister hamile yazılı, ister ciro yoluyla devredilen bir çek söz konusu olup da hamil hakkını 790. maddesine göre ispat etsin, çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötüniyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde o çek geri vermekle yükümlüdür." Bu madde hükmüne göre, çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak kötüniyetle iktisap etmiş olması veya iktisapta ağır bir kusurunun bulunması halinde çeki geri vermekle yükümlüdür. Kötü niyetle iktisap veya iktisapta ağır kusurun ispatı ise çek istirdadını talep eden davacıya aittir. Davacının öncelikle usulüne uygun delillerle çekin rızası dışında elinden çıktığını kanıtlaması gerekir. Davacının bu iddiasını ispatlamasından sonra ise davaya konu çekin son hamili olan davalının 6102 sayılı TTK 792. maddesi uyarınca bu çeki kötüniyetli şekilde iktisap ettiğini ispatlama yükümlülüğü bulunmaktadır. Davacının defterlerinde dava konusu çekin kayıtlı bulunması bu çekin rıza dışında elden çıktığını ispat için yeterli değildir. Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 18/11/2015 tarih, 2015/6308 esas ve 2015/15011 karar sayılı ilamı. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda kambiyo senetlerine ilişkin hükümler poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun koyucu, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise, ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir (TTK m. 778 ve 818). Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 133/2. maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def’îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 17.11.2022 Tarih ve 2020/11-698 Esas-2022/1545 Karar sayılı kararı). Bilirkişinin düzenlediği 12/02/2026 tarihli 10 sayfadan ibaret raporunda özetle; Taraf Defterlerinin Usulüne Uygun Tutulup Tutulmadığı, Onayların Bulunup Bulunulmadığı, Yönünden Değerlendirme, Taraflar ve dava dışı firmalar inceleme gününde ticari defter ve belgeleri ibraz edilmediğinden Tarafların ve dava dışı firmalar ticari defter ve belgeleri üzerinde inceleme tespit ve değerlendirme yapılamadığı, Kıymetli Evrakın Tedavülüne Esas Olan Faturaların Taraf/Ciranta Defterlerinde Yer Alıp Almadığı, Faturaların Gerçek Bir Alacağa İşaret Edip Etmediği Yönünden Değerlendirme, Taraflar ve dava dışı firmalar ( ciranta ve çek keşide eden firma ) inceleme gününde ticari defter ve belgeleri ibraz edilmediğinden kıymetli evrakın tedavülüne esas olan faturaların taraf/ciranta defterlerinde yer alıp almadığı, faturaların gerçek bir alacağa işaret edip etmediği yönünde inceleme tespit ve değerlendirme yapılamadığı, Çekteki Ciro Silsilesi Kapsamında Dayanak Fatura Ve Gerçek Bir Ticari İlişki Bulunup Bulunmadığı, Yönünden Değerlendirme Taraflar ve dava dışı firmalar ( ciranta ve çek keşide eden firma ) inceleme gününde ticari defter ve belgeleri ibraz edilmediğinden çekteki ciro silsilesi kapsamında dayanak fatura ve gerçek bir ticari ilişki bulunup bulunmadığı, yönünde inceleme tespit ve değerlendirme yapılamadığı, işaret edip etmediği yönünde inceleme tespit ve değerlendirme yapılamadığı, Çekteki Ciro Silsilesi Kapsamında Dayanak Fatura Ve Gerçek Bir Ticari İlişki Bulunup Bulunmadığı, Yönünden Değerlendirme Taraflar ve dava dışı firmalar ( ciranta ve çek keşide eden firma ) inceleme gününde ticari defter ve belgeleri ibraz edilmediğinden çekteki ciro silsilesi kapsamında dayanak fatura ve gerçek bir ticari ilişki bulunup bulunmadığı, yönünde inceleme tespit ve değerlendirme yapılamadığı şeklinde bilirkişi görüşüne ulaşılmıştır. Yasal dayanakları ortaya konularak yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, davaya konu edilen çekin ciro silsilesinde bir kopukluk bulunmadığı, hamiline yazılı çekin düzgün ciro silsilesine sahip olduğu, çekin borçtan mücerret olma niteliği karşısında, davanın tarafları ile cirosu bulunanlar arasında taraf ticari defterlerine göre herhangi bir ticari ilişki bulunmaması, davalı tarafın çeki kötü niyetli ve ağır kusurlu olarak iktisap etmiş olduğu anlamına gelmeyeceği, 6102 Sayılı TTK'nın 792 maddesine göre, çek eline geçmiş bulunan yeni hamilin ancak kötüniyetle iktisap etmiş olması veya iktisapta ağır bir kusurunun bulunması halinde çeki iade ile yükümlü olduğu, davalının kötüniyeti veya iktisapta ağır kusurunun bulunduğunun ispat edilemediği, davalının ceza soruşturmasında da şüpheli sıfatının bulunmadığı, dosyanın faili meçhul dosya olduğu anlaşıldığından çek istirdadı talebinin reddine karar verilmiştir. Davacının menfi tespit talebi yönünden davaya konu çekin hamiline yazılı olduğu, çek üzerinde davalının cirosunun bulunmadığı anlaşıldığından borçlu olmadığının tespitini istemekte hukuki yararının bulunmadığı anlaşılmakla bu talebinin reddine karar verilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın reddine, 2-732,00-TL karar harcının peşin alınan 11.954,25-TL den düşümü ile kalan 11.222,25-TL nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Tarafların zorunlu arabuluculuk sürecinde anlaşmamaları nedeniyle 6325 sayılı Kanunun 18/A-13-14 maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk gideri olan 4,600,00-TL'nin davacıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydına, 4-Davalı taraf kendisini dava ve duruşmalarda vekili ile temsil ettirdiği anlaşılmakla AAÜT gereğince 111.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 6-Tarafların gider avansından artan bakiyesinin karar kesinleştiğinde ve talep halinde taraflara iadesine, Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.

Katip ... e-imzalıdır

Hakim ... e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2025/75, K. 2026/832, T. 22.09.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-75-e-2026-832-k-0142a96d33ca