Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/703 E. 2026/1650 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/703
Karar No
2026/1650
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2024/703 KARAR NO : 2026/1650

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 05.02.2024 NUMARASI : 2023/276 Esas - 2024/86 Karar DAVANIN KONUSU : Tazminat KARAR TARİHİ : 16.10.2026 KARAR YAZIM TARİHİ: 16.10.2026

İzmir 6.Asliye Ticaret Mahkemesinin 05.02.2024 tarih 2023/276 Esas - 2024/86 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye .... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin kızının eğitim gördüğü .... Kolejinin okul ücretleri için düzenlenen senetlerden 4.205,00-TL bedelli senede davalı banka tarafından haksız protesto işlemi uygulandığını, daha önce hiçbir çek veya senedi karşılıksız çıkmayan ve protesto edilmeyen müvekkilinin bankalar nezdinde kredi itibarının yüksek olduğunu, ev almak için %1,35 faiz oranıyla toplam 1.350.000,00-TL kredi kullandığını, faizlerin düştüğü Haziran 2020 döneminde ...bank.. Şubesine refinansman için başvurduğunda protestoyu öğrendiğini, haksız protesto nedeniyle görüşmelerin olumsuz sonuçlandığını ve düşük faizli kredi imkanından yararlanamadığını, protestonun Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezine bildirilmesiyle banka ve finansal kuruluşların müvekkili hakkında olumsuz bilgi sahibi olduklarını, davalı bankanın ... Şubesinin 06.07.2020 tarihli yazısında protestonun sehven yapıldığının ve TCMB kayıtlarında protestolu olarak izlendiğinin kabul edildiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere belirsiz alacak olarak şimdilik 100.000,00-TL maddi ve 100.000,00-TL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının vergi mükellefi olup fatura düzenlediğini, uyuşmazlığa bakma görevinin asliye ticaret mahkemesine ait olduğunu, ayrıca uyuşmazlığın bankacılık işleminden kaynaklanması nedeniyle dava şartı olan arabuluculuğa başvurulmadığından davanın usulden reddi gerektiğini, esas yönünden davacının 2020 yılı Nisan-Mayıs aylarına ilişkin tüm risk kayıtlarının Kredi Kayıt Bürosundan getirtilmesi gerektiğini, davacının 4.205,00-TL bedelli senede ilişkin protesto kaydının kaldırılması için müvekkili bankaya başvurmadığını, bu tutardaki bir protesto kaydı için 100.000,00-TL maddi tazminat istenmesinin iyi niyetle bağdaşmadığını, basit bir başvuruyla kaldırılabilecek kayda dayanılarak ekonomik durumunun bozulduğu, Urla'dan Marmaris'e taşınmak ve çocuğunun okul kaydını almak zorunda kaldığı yönündeki iddiaların mesnetsiz ve kötü niyetli olduğunu, davacının mesleği, işyeri ve mali durumunun araştırılması gerektiğini, 2020 yılında kredi kullanıldığı beyan edilmesine rağmen ödeme tablosunun sunulmadığını, sunulan ödeme tablosunun 2021 yılına ait olduğunu, protesto kaydı ile iddia edilen zarar arasında illiyet bağı bulunmadığını, 19.03.2020 tarihinde lehtar ... A.Ş.'nin talimatıyla senetler için işlem yapılması amacıyla şubelere e-posta ile bilgi verildiğini, tüm işlemlerin müşteri talimatıyla yapıldığını, müşterinin senedi geri çektiğini ve protesto kaydına ilişkin düzeltme yapıldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının keşideci olduğu 13.09.2019 düzenleme, 15.05.2020 vade tarihli ve 4.205,00-TL bedelli senedin lehtar eğitim şirketi tarafından ciro edilerek davalı bankaya verildiği, lehtarın 19.03.2020 tarihinde senedin muamelesiz iadesini istediği, davalı bankanın 06.07.2020 tarihli yazısında senede sehven protesto işlemi yapıldığını, işlemin aynı gün iptal edildiğini ve kayıt düzeltme sürecinin devam ettiğini bildirdiği, üç bankacı bilirkişiden alınan raporda ....bank ... Şubesinde davacının 2020 yılında reddedilmiş bir kredi başvurusunun bulunmadığının, 06.09.2019 tarihinde kullandırılan 1.000.000,00-TL kredinin Nisan, Mayıs ve Haziran 2020 vadeli taksitlerinde gecikmeler yaşandığının ve 24.06.2020 tarihinde yapılandırma yapıldığının belirtildiği, dava konusu senedin protestosunun kredi kullandırılmasına etkisinin bulunmadığının rapor edildiği, davacının istediği koşullarda olmasa da kredisinin yapılandırıldığı, yapılandırma öncesinde ve sonrasında ödenmeyen taksitler bulunduğu, protesto kaydı ve kredi puanındaki düşüklüğün dava konusu işlemden kaynaklandığının yazılı delille ortaya konulamadığı, taksit gecikmelerinin de kredi puanını düşürebileceği, uyuşmazlığın yazılı delille ispatlanması gerektiğinden tanık dinlenmesi talebinin yerinde olmadığı, davacının risk bilgilerini ilgili merciden kendisinin temin edebileceği, Risk Merkezinden bilgi istenmesine ve ek rapor alınmasına gerek bulunmadığı, ayrıca....bank'ın 27.08.2021 tarihli yazısında davacının 30.05.2020 vadeli 32.000,00-TL bedelli başka bir senedinin 03.06.2020 tarihinde protesto edildiğinin ve 22.06.2020 tarihinde protestonun kaldırıldığının bildirildiği, bu protestonun refinansmanda daha elverişsiz koşullar sunulmasını açıkladığı, davacının iddiasını kanıtlayamadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalı bankanın muamelesiz iade edilmesi gereken senedi sehven protesto ettiğini ve TCMB kayıtlarında protestolu olarak izlendiğini kabul ettiğini, bu nedenle haksız protesto ve haksız fiilin varlığının sabit olduğunu, 06.07.2020 tarihli banka yazısının da bu hususu doğruladığını, protestonun Risk Merkezine bildirilmesi nedeniyle banka ve finansal kuruluşların müvekkili hakkında olumsuz bilgi sahibi olduklarını, maddi zararın belirlenmesi için protesto öncesi ve sonrası malvarlığının karşılaştırılması, kredi ilişkilerinin ne ölçüde etkilendiğinin ve ekonomik faaliyetlerde bozulma olup olmadığının bilirkişi aracılığıyla incelenmesi gerektiğini, malvarlığında azalma bulunmasa bile beklenen artışın gerçekleşmemesinin zarar oluşturabileceğini, protestonun sonradan kaldırılmasının ve kayıtların düzeltilmesinin gerçekleşmiş zararı ortadan kaldırmayacağını, güven kuruluşu olan bankanın basiretli tacir olarak yükümlülüklerine aykırı davranması nedeniyle TBK'nın 49. maddesi uyarınca sorumlu olduğunu, Kredi Kayıt Bürosunun cevabında protestolu senet bilgisi ve risk raporunun Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezinden istenmesi gerektiği açıklandığı halde bu kayıtların getirtilmediğini, haksız fiillerin tanıkla ispatlanabileceğini, ayrıca 06.07.2020 tarihli yazının delil başlangıcı niteliğinde olduğunu, ....bank'ın cevabında yapılandırma görüşmelerinin haksız protestodan olumsuz etkilendiğine yer verilmemesinin müzekkerenin anlaşılmamasından veya kurumlar arası dayanışmadan kaynaklanmış olabileceğini, görüşmeleri yürüten banka personelinin tanık olarak dinlenmesiyle bu hususun açıklığa kavuşacağını, deliller toplanmadan eksik incelemeyle karar verildiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını ve dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesini istemiştir. GEREKÇE :Dava, bononun haksız protestosu nedeniyle açılmış maddi ve manevi tazminat davası olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “sakat protesto” ve “haksız protesto” kavramları üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. Kambiyo senetlerinin düzenlenmesi, kabulü, cirosu gibi işlemlerin yapılma usulü ve geçerliliği olay ve dava tarihi itibariyle somut olaya uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (6102 sayılı TTK) bazı şekil şartlarına bağlanmıştır. Kanunda aranan şekil şartlarına uyulmaması, yapılan işlemin geçersizliğine ya da farklı sonuçlar doğurmasına neden olur. Bu kapsamda yapılma usulü ve geçerliliği bakımından özel önem taşıyan kambiyo senetleri ile ilgili işlemlerden birisi de “protesto”dur. Türk Hukuku’nda genel anlamıyla protesto, menfi veya müspet bir edimin ifasına davet, tazminat talebi, karşı tarafın taleplerinin reddi gibi amaçlarla noter vasıtasıyla gönderilen tek taraflı bir irade açıklamasıdır (Gürbüz, A. Hulusi: Bankalarla Ticari Senetler İlişkisi, Ankara, 1981, s. 1151). Bununla birlikte protesto, kıymetli evrak hukukunda ve kambiyo senetleri uygulamasında, genellikle iki anlamda kullanılmaktadır. Protestonun birinci anlamı, başvuru borçlularına karşı başvuru hakkının kullanılabilmesi için senedin kabul edilmemesi veya ödenmemesi hâllerinin tespiti ve ispatı amacıyla noter tarafından düzenlenen resmi nitelikte bir belgeyi ifade etmesidir. Protestonun ikinci anlamı ise hâmil tarafından senedin kabul edilmek veya ödenmek üzere borçlusuna ibrazı veya ibrazına teşebbüs edilmesi hâlinde, senedin kabul edilmemesi veya ödenmemesi, borçlunun ödeme yerinde bulunmaması veya ticaret yeri veya konutunun belirlenememesi hâllerinin noter tarafından düzenlenen resmi bir belge ile tespit edilmesini ifade etmektedir (Ülgen, Hüseyin/Helvacı, Mehmet/Kendigelen, Abuzer/Kaya, Arslan: Kıymetli Evrak Hukuku, İstanbul, 2015, s. 204). 6102 sayılı TTK’nin “Kambiyo Senetleri”ne ilişkin hükümleri içerisinde protesto, poliçe hükümleri arasında 6102 sayılı TTK’nin 714 ilâ 722. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bu hükümler TTK’nin 778/1-d maddesi gereğince bononun niteliğine aykırı düşmemesi kaydıyla, bono hakkında da uygulanacaktır. Kambiyo senetlerinde ödememe (ve kabul etmeme) hâline özel bazı sonuçlar bağlandığından bu senetlerin süresinde ibraz edilmiş olmalarına rağmen ödenmediğinin (veya kabul edilmediğinin) noter tarafından düzenlenecek protesto ile tespit ve tevsik edilmesi gerekmektedir. Zira hâmilin, başvurma hakkını kullanabilmesi için, senedin ödenmediğinin (veya kabul edilmediğini) tespiti amacıyla, protesto yerine başvurabileceği başka alternatif hukuki imkân bulunmamaktadır. Bu itibarla hâmil, asıl borçlunun ödememe hâlini ayrıca protesto ile belgelemeyecek olursa, istisnalar dışında (protestodan muafiyet kaydı, mücbir sebep, iflas) başvuru borçlularına başvurma hakkını yitirecektir. Bununla birlikte kanuna uygun olarak düzenlenmeyen veya içindeki kayıtlar yanlış olan protestonun geçerli olduğu 6102 sayılı TTK’nin “Sakat protesto” başlığını taşıyan 721. maddesinde kabul edilmiştir. Gerçekten de 6102 sayılı TTK’nin 721/1 maddesi; “Noter tarafından imza edilen protesto kanuna uygun olarak düzenlenmediği veya içindeki kayıtlar yanlış olduğu takdirde de geçerlidir.” hükmünü haizdir. Görüldüğü üzere kanuna uygun olarak düzenlenmeyen veya içindeki kayıtlar yanlış olan protesto, kanun koyucu tarafından “sakat protesto” olarak kabul edilmesine rağmen, hâmilin başvuru borçlularına karşı haiz olduğu hakların kaybolmamasının temin edilmesi, tedavül eden senede dayanan alacak hakkının korunması ve bu yönden çıkacak ihtilafların önlenmesi amacıyla geçerli kabul edilmiştir. Her ne kadar sakat protesto geçerli kabul edilse de 6102 sayılı TTK’nin 721/2 maddesi gereğince bu protestoyu düzenleyen noter hakkında disiplin hükümleri saklı tutulmuştur. Öte yandan protestonun, kanunda öngörülen usule uygun düzenlenmemesi veya içerdiği bilgilerin yanlış olması hâlinde, borçlu ya da senetle ilgisi olmayan kişilerin, kanuna aykırı düzenlenen bu protestodan dolayı zarar görmesi mümkündür. Zira düzenlenen protesto, ayrıca Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi’ne bildirilerek alenileştirilmekte, bu nedenle senedin ödenmesinden sorumlu olanın ticari itibarı zedelenmektedir. Böylece protesto muhatabının ticari çevresinden gördüğü itibar azalmakta, bankalar ile üçüncü kişiler nezdindeki kredisi tükenmektedir (Bozgeyik, Hayri: Poliçede Müracaat Hakkı, Ankara, 2003, s. 144). O hâlde kanuna aykırı düzenlenen veya yanlış bilgiler içeren ve bu suretle borçlu veya senetle ilgisi bulunmayan kişilerin zarara uğramasına yol açan protestolar “haksız protesto” olarak nitelendirilmelidir (Gürbüz, s. 183). Haksız protesto, aynı zamanda bir haksız fiil hâli olması sebebiyle, protesto muhatabının uğradığı zararın genel hükümlere göre tazmin ettirilmesi mümkündür. Görüldüğü üzere “sakat protesto” ile “haksız protesto” farklı anlamları olan iki ayrı kavramı ifade etmektedir. 6102 sayılı TTK’nin protestoya ilişkin hükümlerine aykırı düzenlenmiş olan bir protesto, hem sakat protesto, hem de haksız protesto niteliğinde olabilir. Öte yandan her sakat protesto, haksız protesto niteliğinde olmayabileceği gibi, her haksız protesto da sakat protesto niteliğinde olmayabilir. Başka bir deyişle bir haksız protesto, sakat protesto niteliğine sahip olup geçerli olabileceği gibi, geçersiz bir protesto niteliğine de sahip olabilir. Geçersiz bir protesto ise baştan itibaren hiçbir hüküm ve sonuç doğurmaz. Buna karşılık sakat protesto, 6102 sayılı TTK’nin 721/1 maddesi gereğince herhâlde geçerli bir protesto niteliğindedir. Bu nedenle bir haksız protestonun geçerli olup olmadığı her somut olayın özelliğine göre dikkatlice incelenmelidir (Eriş, Gönen: Türk Ticaret Kanunu Hükümlerine Göre Kıymetli Evrak, Ankara, 2014, s. 362). Zira protesto konusunda da, tıpkı kambiyo senetlerinde olduğu gibi, muamelattaki güveni korumak esas olmalı; her haksız protestonun geçersiz olduğu sonucuna varılmamalıdır. Noter tarafından düzenlenecek resmi bir belge niteliğinde olan protestonun içeriği, 6102 sayılı TTK’nin 716. maddesinde ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Bu kapsamda anılan Kanun’un 716/1-b maddesinde protestonun “Kendisine protesto çekilen kişinin, poliçeden doğan taahhüdünü yerine getirmeye davet edildiği hâlde, taahhüdünü ifa etmemiş, kendisi bulunamamış veya ticaret yerinin ya da konutunun belirlenememiş olduğuna ilişkin bir şerhi" içermesi gerektiği belirtilmiştir. Buna göre, somut olay kapsamında değerlendirilecek olursa, bono nedeniyle ödememe protestosu çekilebilmesi için ödeme günü geldiğinde, hâmilin senedi düzenleyene ibraz etmesi ve ödeme talebinde bulunması gerekir. Bononun ödenmemesi üzerine hamil, bu sefer bonoyu notere götürerek noterden ödememe protestosu çekmesini ister. Hamilin bu talebi üzerine noter protesto çekmeden önce özen yükümlülüğü gereğince hamilin beyanının doğruluğu konusunda gerekli incelemeyi yapmak zorundadır. Uygulamada noterler, sadece hamilin beyanı üzerine, onun beyanına itimat ederek kabul etmeme veya ödememe protestosu düzenlemektedirler. Bu şekilde noter tarafından düzenlenen bir protesto kanuna uygun olarak düzenlenmediğinden ve içindeki kayıtlar yanlış olarak yazılmış olduğundan sakat protesto hükmündedir (Bozer, Ali/Göle, Celal: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 2017, s. 147-148). Bono (ve poliçe), devredilebilir bir hakkı içeren, dolanım ve tedavül yeteneği bulunan kıymetli evraktır. Borçlu, tedavül nedeniyle senedin kimin elinde olduğunu bilebilecek durumda olmadığından, hâmil, ödeme gününde veya onu izleyen iki iş günü içinde borçluya giderek (senet tedavül etsin veya etmesin) senedi ödemesi için ibraz etmelidir. Bu husus 6102 sayılı TTK’nin 708/1 maddesinde; “Belirli bir günde veya düzenlenme gününden ya da görüldükten belirli bir süre sonra ödenecek bir poliçenin hâmili, poliçeyi ödeme gününde veya onu izleyen iki iş günü içinde ödenmek üzere ibraz etmelidir.” şeklinde düzenlenmiştir. Dolayısıyla bir para borcunu içeren bono (ve poliçe) tedavül etsin veya etmesin, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 89/1 maddesinde düzenlenen genel kuralın aksine, kanunen aranılacak bir borcu içerir. Bu sebeple bononun (ve poliçenin), hâmili tarafından asıl borçluya ödemesi için yerleşim yerinde ibrazı, ödeme ile ilgili sürecin ilk ve zorunlu basamağını oluşturur. Hemen belirtilmelidir ki; bankalara tahsil cirosu ile devredilen bonolar açısından ödeme yerindeki banka şubesi tarafından, senedin kendilerinde olduğunun bildirilmesine ve vadesi geldiğinde senedi ödemeye davet edilmesine ilişkin asıl borçluya gönderilen ihtarnamelerin 6102 sayılı TTK’nin 708/1 maddesinin açık hükmü gereğince ibraz niteliği bulunmamaktadır. Banka tarafından asıl borçluya ihtarname gönderilse dahi bononun, ödeme gününde veya onu izleyen iki iş günü içinde ödenmek üzere ibraz edilmesi gerekmektedir (Bozgeyik, s. 98). 6102 sayılı TTK’nin 708/1 maddesinde senedin asıl borçluya ibrazının hâmil tarafından yapılacağı açıkça belirtilmiştir. Zira böylece borçlu, hak sahibi olduğunu bildiren hâmilin, yetkili (meşru) hâmil niteliğini ve senedin zorunlu unsurlarını inceleyip, ödemeyi hâmile yapacaktır. Bununla birlikte ödememe protestosu için süresinde notere başvurulduğunda; noterin senedi asıl borçluya ibraz yükümlülüğünün bulunduğuna ilişkin kanun hükmü bulunmadığı gibi, 6102 sayılı TTK’nin 708/1 maddesindeki ibraz yükümlülüğünü yerine getirdiğini beyan eden senet hâmilinin bu beyanının doğruluk derecesinin de noter tarafından araştırılması gerektiğini belirten kanun hükmü bulunmamaktadır (Bozgeyik, s. 98; Gürbüz, s. 163). Öte yandan 6102 sayılı TTK’nin 716/1-b maddesi gereğince protestoda yazılması gerekli şerhin ve 6102 sayılı TTK’nin 755. maddesi gereğince protesto çekmenin borçlunun ticaret yerinde ve böyle bir yeri yoksa konutunda yapılması gerektiğine dair düzenlemenin ibrazın; salt noter ya da yetkili memurunca yapılması zorunluluğu için yasal dayanak olması mümkün değildir. 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nda da sadece protesto düzenleme işleminin noterlerin görevleri arasında olduğu belirtilmiş, ayrıca bir ibraz yükümlülüğünden bahsedilmemiştir. Bununla birlikte her ne kadar kanunda açıkça düzenlenmemiş olsa da ibraz yükümlülüğünü yerine getirdiğini beyan eden senet hâmilinin salt bu beyanına göre gerekli inceleme yapılmadan protesto çekilmesi, noterlerin güven sorumluluğundan kaynaklanan özen yükümlülüğe aykırılık teşkil edecektir. Dolayısıyla bu yükümlülüğü yerine getirmeyen noterlerin idari sorumluluğunun yanı sıra hukuki sorumluluğundan da bahsedilebilecektir. Hâmil tarafından senet ibraz edilmemesine rağmen, senedin ibraz edildiği beyanına dayalı olarak, bu beyanın doğruluğu incelenmeden noter tarafından protesto çekilmesi ve bunun sonucunda da borçlu veya senetle ilgisi bulunmayan kişilerin zarara uğraması hâlinde bu protesto “haksız protesto” niteliğindedir. Bununla birlikte ibrazın yapılmadığı anlaşılan ve bu nedenle borçlunun zararına sebep olan haksız protesto; kanunun ibrazın yapılıp yapılmadığını araştırma yükümlülüğünü açık bir şekilde kendisine tevdi etmediği noter tarafından hâmilin beyanına istinaden düzenlendiği ve TTK’nin 716/1-b maddesine uygun olarak poliçe içerisinde yer alan kaydın ibrazın yapılmamış olması hâlinde yanlış kayıt olduğu gözetildiğinde 6102 sayılı TTK’nin 721/1 maddesi gereğince sakat protesto niteliğinde olduğu kabul edilmelidir. Zira anılan protesto, noterin özen yükümlülüğüne aykırı davranarak ibrazın varlığının ve geçerliğinin saptanmaması suretiyle çekilmiştir. Bu durumda çekilen protesto, sakat protesto niteliğine sahip haksız protesto olup, yanlış kayıt içerdiğinden 6102 sayılı TTK’nin 721/1 maddesi gereğince geçerli olacak ve hâmil başvuru hakkını kullanabilecektir. Öte yandan 6102 sayılı TTK’nin 721/2 maddesi gereğince sakat protesto durumunda noterin disiplin hükümlerine göre sorumluluğu saklı tutulmuştur. Bu hükmün kanuna aykırı olarak “sakat protesto” veya “haksız protesto” düzenleyen noterin genel hükümler ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu kapsamında hukuki sorumluluğuna engel olmayacağı da şüphesizdir. Bu itibarla 6102 sayılı TTK’nin 708/1 maddesindeki yükümlülüğünü yerine getirip senedi ibraz etmeyen ve üstelik yanlış beyanda bulunan hâmil; gereksiz yere protesto çektirmiş olduğundan hâlin icabına göre bu haksız fiilinin sonuçlarına (borçlunun ticari itibarının zedelenmesinden, bankalardaki kredilerinin kesilmesinden doğan maddi ve manevi tazminat istemlerine) katlanmak durumundadır.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 11.03.2021 tarih 2017/11-43 Esas 2021/240 Karar sayılı ilamı) Yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından dava dışı ... Şirketi lehine keşide edilen 13.09.2019 keşide ve 15.05.2020 vade tarihli 4.205,00-TL bedelli bononun lehtar tarafından davalı bankaya tahsil cirosu ile verildiği anlaşılmaktadır. Söz konusu bonoda ödeme yeri ve düzenleme yeri gösterilmediği için bononun ödenmek üzere ibraz edileceği yer, düzenleyenin imzasının yanında yazılı olan Konak-İzmir’dir. Davalı bankanın ibraz yükümlülüğünü yerine getirdiğine dair dosya kapsamında mevcut bir delil bulunmamakta olup, ibraz yükümlülüğünü yerine getirmeden söz konusu ödememe protestosunu çektirmesi “haksız protesto” niteliğindedir. Zira protesto sonrasında davacının Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi’ne bildirildiği davalı bankanın da kabulündedir. Bu hususun özen yükümlülüğüne aykırılık teşkil edeceği gözetildiğinde, dava konusu ödememe protestosunun “haksız protesto” niteliğinde olması nedeniyle zarara uğradığını iddia eden keşidecinin, davalı bankadan genel hükümler kapsamında tazminat talep etmesinin önünde bir engel bulunmamakta olup, ilk derece mahkemesince,.... T.A.Ş. tarafından dosyaya sunulan cevabi yazıda davacı hakkında 30.05.2020 vadeli 32.000,00-TL tutarlı senedin 03.06.2020 tarihinde protesto edildiğinin bildirildiği, davacı hakkında haklı ve gerçek bir protestonun mevcut olduğu gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiş ise de, davacı hakkında başkaca bir senetten dolayı protesto düzenlenmiş olması tek başına davanın reddini gerektirecek nitelikte bir delil olmayıp, davacının Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi nezdinde tutulan ve risk değerlendirmesine dayanak teşkil eden tüm kayıtlarının dosyaya getirtilerek, dava konusu senedin haksız protestosu ile davacının uğradığı ileri sürülen maddi zararlar arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı hususunda bilirkişi heyetinden ek rapor alınması ve haksız protestonun haksız fiil niteliği gözetilerek manevi tazminat talebinin de tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile olayın özellikleri çerçevesinde ayrıca değerlendirilmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmiş olması yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf itirazlarının kabulü gerekmiştir. Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE, 2-İzmir 6.Asliye Ticaret Mahkemesinin 05.02.2024 tarih 2023/276 Esas - 2024/86 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine, 5-Karar tebliği ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere 16.10.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/703, K. 2026/1650, T. 16.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-703-e-2026-1650-k-8989b5bc53ae