İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/637 E. 2026/671 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/637
Karar No
2026/671
Karar Tarihi

T.C. Ankara Batı 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/637 Esas - 2026/671 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A Yargılama Yapmaya Ve Hüküm Vermeye Yetkili T.C. ANKARA BATI 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2025/637 KARAR NO: 2026/671

HAKİM : KATİP :

ASIL VE BİRLEŞEN DAVADA DAVACI : VEKİLİ : ASIL VE BİRLEŞEN DAVADA DAVALI : VEKİLİ : DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 08/08/2025 KARAR TARİHİ : 15/09/2026 G.K. YAZIM TARİHİ : 12/10/2026

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında davalıya satılan mallara ilişkin fatura bedellerinin ödenmediğini, davalının 2.593.804,79 TL cari hesap bakiyesini mutabakat mektubuyla kabul ettiğini, ihtara rağmen ödeme yapılmaması üzerine vadesi geçen altı faturadan kaynaklanan alacak ve işlemiş faizleri için başlatılan Kahramankazan İcra Müdürlüğünün .... VE .... esas sayılı takiplerinin davalının itirazıyla durduğunu ileri sürerek, anılan icra dosyalarına yapılan itirazın iptaline, takibin devamına ve %20’den az olmamak üzere icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıdan alınan etiketlerin yapıştırıcısının değiştirilmesi nedeniyle ürünlerin kalite sözleşmesine aykırı ve ayıplı olduğunu, bu durumun müşteri şikâyetleri üzerine anlaşıldığını, ödenmiş faturaların takibe konulduğunu ve ödemelerin yanlış faturalara mahsup edildiğini, temerrüt oluşmadan ve hatalı faiz türüyle hesaplama yapıldığını, davacıya borcunun bulunmadığını savunarak davaların reddini ve davacı aleyhine %20’den az olmamak üzere tazminata hükmedilmesini istemiştir. TOPLANAN DELİLLER: -Kahramankazan İcra Dairesinin ... ve ..... takip sayılı dosyaları Uyap üzerinden dosyamız arasına alınmıştır. -İlgili Vergi Dairelerine yazı yazılarak tarafların BA&BS formları celp edilmiştir. -Davaya konu uyuşmazlık konusu bakımından Kimya Mühendisi ve SMM Bilirkişilerden alınan rapor dosya arasına alınmıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava ve birleşen dava, taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında davacı tarafından düzenlenen faturalardan kaynaklanan bakiye alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takiplerine davalı tarafından yapılan itirazların iptali istemine ilişkindir. Taraflara ticari defter ve kayıtlarını sunmak üzere süre verilmiş, taraflarca ticari defter ve kayıtları ile bulundukları yer bildirilmiş, defter üzerinde inceleme yapmak üzere Mali müşavir bilirkişiler görevlendirilmiştir. Ticari defterlerin delil olması Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 222. Madde düzenlenmiştir. Buna göre kanunun ilgili hükmü aşağıdaki gibidir; "...(2)Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. (Ek cümle:22/7/2020-7251/23 md.) Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur." Mahkememizce taraf defterleri üzerinde yerinde inceleme yapmak üzere görevlendirilen SMM Bilirkişiler tarafından sunulan raporda; hem davacı hem davalı tarafın defterlerinin kanunun aradığı şartları taşıdığı, sahibi lehine delil gücüne sahip olduğu tespit edilmiştir. Davalının defterlerinin incelenmesinde de dava ve takip tarihi itibariyle davacı tarafından düzenlenen faturanın davalı defterlerinde de kayıtlı olduğu, söz konusu faturaya ilişkin herhangi bir itirazda bulunulmadığı, fatura içeriği ürünün kabul edilmediğine dair herhangi bir belge sunulmadığı tespit edilmiştir. Faturaya sekiz günlük süre içinde itiraz edilmemişse, TTK. m 21/2'ye göre, faturaya itiraz etmeyen kimse, fatura içeriğini kabul etmiş sayılır. Ancak sekiz gün içinde itiraza uğramayan fatura, taraflar arasında, aksi iddia ve ispat edilemeyen bir delil, geçici bir zaman için de olsa borçluyu sorumlu kılan bir ödeme emri de sayılmaz. İtiraza uğramayan fatura, içeriğinin aksi ispat edilebilir ticari bir belgedir. Ayrıca adına fatura düzenlenen, bu faturayı ticari defterlerine itirazsız olarak kaydetmişse, bu kayıt, fatura konusu sözleşmenin ve bu sözleşmedeki işin yapıldığı anlamına gelir. Davalı borçlunun uzun süre sonra iade faturası düzenlemesi özellikle bu faturanın karşı tarafın defterlerine kaydedilmemiş olması karşısında bu olguyu değiştirimez. Bu durumda borçlu taraf, faturaları ticari defterine işlemişse, borcun doğmadığını veya borcu ödediğini ispatlamak zorundadır. (Yargıtay 11. HD. 2017/2642 E, 2018/8096 K sayılı 19/12/2018 tarihli ilamı) Tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan bilirkişi incelemesinde; davacının 2024 ve 2025 yıllarına ait ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, taraflar arasındaki satış ve ödeme işlemlerinin her iki tarafın ticari defterlerinde kayıtlı bulunduğu, davacı tarafından düzenlenen faturalar ile davalı tarafından yapılan ödemelerin karşılıklı olarak birbirini doğruladığı ve takip tarihi itibarıyla davacının ticari defterlerinde kayıtlı bulunan bakiye alacağın davalının ticari defterlerindeki kayıtlarla da teyit edildiği tespit edilmiştir. Bu kapsamda, asıl dava konusu ... Esas sayılı takip yönünden 1.977.449,20 TL, birleşen dava konusu ....Esas sayılı takip yönünden ise 222.502,55 TL asıl alacağın bulunduğu anlaşılmıştır.

Taraflar tacir olup, uyuşmazlığın ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle olaya dava tarihi itibariyle 6098 sayılı Borçlar Kanunu ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Bununla birlikte satım sözleşmesinde malın ayıplı olması halinde özel hükümler öngörülmüştür (TTK m. 23/1,c). Dolayısıyla tacirler arası satım sözleşmelerine Borçlar Kanunu hükümleri ile birlikte TTK m. 23/I hükmü de uygulanacaktır. Ayıba ilişkin hukuki düzenleme, dava konusu uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken 6098 sayılı Borçlar Kanununun 219. maddesinde yer almaktadır. Düzenlemede “Satıcı alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur” denilmektedir. Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır. Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz hemen ihbar etmelidir (Domaniç, H.: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C.I, İstanbul 1988, s.155; Yavuz, N.: Ayıplı İfa, 2.b., ....2010, s. 107; ..., C.F.: Ticari Satımda Ayıp İhbarının Süresi ve Şekli, XXII. Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, Ankar 2006, s.172). Derhal kavramı, halin icabına uygun fazla vakit geçirmeden bildirim olarak anlamak gerekir. Ancak TTK 23’de malın muayene ve ihbar yükümlülüğü düzenlenmiştir. Eğer alıcı iğfal edilmiş ise yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise Kanunun öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 225. maddesine göre alıcıyı iğfal etmiş olan satıcı, ayıbın kendisine vaktinde ihbar edilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz. Ayıba karşı tekeffül şartlarının gerçekleşmesi durumunda alıcının kendisine tanınan hakları kullanabilmesi için Kanun tarafından kendisine yükletilmiş olan külfetleri yerine getirmelidir. Külfet, alıcının satın aldığı malı muayene etmesi ve bir ayıbın ortaya çıkması halinde bunu satıcıya ihbar etmesidir. Alıcı külfetleri yerine getirmediği takdirde ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanamaz. Külfet teknik anlamda bir yükümlülük veya borç değildir. Külfet, mülkiyetten farklı olarak herhangi bir borç yaratmayan, yerine getirilmediği takdirde o konuda sağlanmış olan hakların kaybedilmesi sonucunu doğuran bir davranış olarak tanımlanabilir. Burada muayene ve ihbar külfetini yerine getirilmemesi halinde alıcının satılanı kabul etmiş sayılacağına dair yasal bir karine söz konusudur. Dolayısıyla külfetlerin yerine getirilmemesi seçimlik hakların kullanılmasına engel olur, alıcı malı o haliyle kabul etmiş sayılır. Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfeti TTK 23/c. maddede düzenlenmiştir. Bu hükme göre “ Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmeye mecburdur. Açıkça belli değilse alıcı emtiayı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde muayene etmeye veya ettirmeye ve bu muayene neticesinde emtianın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür.” Ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşması şart değildir. Bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcı haklarını korumuş olur. TTK 23/c. maddede gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde Borçlar Kanunun 223. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir. Borçlar Kanunun 223/2. maddesinde ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bildirimin derhal yapılması aksi halde alıcı malı ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılacaktır. (Ankara BAM 22. HD. 2023/1316 E, 2026/84 K sayılı ilamı) Türk Medeni Kanunun 6. maddesinde “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” denilmiştir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde ise bu düzenlemeye paralel bir düzenleme getirilmiştir. Anılan maddede “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” denilmiştir. İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı tarafın iddiasını ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer tarafın onun iddiasının aksini ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş sayılır. Somut olaya gelindiğinde; davalı taraf, davacıdan satın alınan ürünlerin ayıplı olduğunu, ürünlerin müşteriler tarafından kullanılması sırasında etiketlerin alkol ve dezenfektanla temasında bozulduğunun ortaya çıktığını ileri sürerek borca itiraz etmiştir. Bu savunma üzerine alınan kimya mühendisi bilirkişi raporunda, "davalı tarafça mahkemeye sunulan 07/02/2025 ve 14/03/2025 üretim tarihli numuneler üzerinde yapılan incelemede; etiketlerin alkol/solvent bazlı kimyasallarla temasında renkli dağılımlar oluştuğu, dezenfektanın koruyucu katmanı ve tutkal yapısını çözmesi nedeniyle etiketlerin özelliğini kaybetmeye başladığı, üretim aşamasında kimyasal direnci yüksek tutkal yerine dezenfektan sıvısına dayanıksız malzeme seçilmiş olmasının imalat kusuru niteliğinde olduğu" belirtilmiştir. Ancak söz konusu teknik tespit, yalnızca mahkemeye sunulan numuneler üzerinde yapılan incelemeye dayanmaktadır. Nitekim önceki bilirkişi heyeti tarafından sağlıklı ve karşılaştırmalı bir değerlendirme yapılabilmesi için davacı tarafta bulunan ürünler ile davalı tarafta bulunması gereken aynı seri/lot numarasına sahip hatasız şahit numunelerin, kalite kontrol raporlarının, teknik spesifikasyon belgelerinin ve hammadde analiz sonuçlarının birlikte incelenmesi gerektiği belirtilmiştir. Dosya kapsamında ise bilirkişi tarafından ayıplı olduğu tespit edilen numunelerin, icra takiplerine konu edilen faturalar kapsamındaki bütün teslimleri kapsadığı yönünde bir tespit bulunmamaktadır. Dosya kapsamından davalının dava konusu ürünlere ilişkin müşteri şikâyetlerini Temmuz 2025 tarihinde almaya başladığı, buna karşılık cevap dilekçesinde ayıptan Eylül 2025 tarihinde haberdar olduğunu ileri sürdüğü anlaşılmaktadır. Gizli ayıp bakımından ayıbın teknik sebebinin kesin olarak belirlenmesi değil, maldaki aykırılığın kullanım sırasında ortaya çıkması ve alıcı tarafından fark edilebilir hâle gelmesi önem taşımaktadır. Davalının Temmuz ayında müşteri şikâyetlerini almaya başlamasına rağmen davacıya bu aşamada derhal ayıp ihbarında bulunduğunu gösterir yeterli delil de sunulmamıştır. Bununla birlikte sadece ayıp ihbarının süresinde yapılmamış olması değil; tüm deliller birlikte değerlendirilerek davacı ticari ilişkinin varlığını, fatura konusu satışları, yapılan ödemeleri ve bakiye alacağın miktarını tarafların birbirini doğrulayan ticari defter ve kayıtlarıyla ispatlamış; davalı ise bilirkişi tarafından incelenen belirli numunelerde tespit edilen imalat kusurunun takip konusu bütün mallara sirayet ettiğini, süresinde ayıp ihbarında bulunduğunu ispatlayamamıştır. Bu nedenle davalının ayıp savunmasına, takip konusu alacağı ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte itibar edilmemiştir. İşlemiş faiz yönünden ise faturalar üzerinde ödeme vadelerinin gösterildiği, taraflar arasındaki süregelen ödeme uygulamasının da bu vadelerle uyumlu olduğu, bilirkişi tarafından takip tarihine kadar yapılan hesaplamalar sonucunda asıl dava yönünden faiz talebinde bulunulmadığı, birleşen dava yönünden ise 4.803,62 TL işlemiş faiz hesaplandığı anlaşılmıştır. Davacının talepleriyle bağlı kalınarak söz konusu işlemiş faiz alacağının da yerinde olduğu sonucuna varılmıştır. Bu nedenlerle, asıl dava yönünden 1.977.449,20 TL asıl alacak; birleşen dava yönünden ise 222.502,55 TL asıl alacak ve 4.803,62 TL işlemiş faiz üzerinden davalının itirazlarının iptaline karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davalı tarafça dava konusu ürünlerin ayıplı olduğu ileri sürülmüş ise de, dosya kapsamından davalının ürünlere ilişkin müşteri şikâyetlerini Temmuz 2025 tarihinde almaya başladığı, buna rağmen ayıp iddiasının davacıya derhal bildirildiğinin usulünce kanıtlanamadığı; davalının cevap dilekçesinde ise ayıptan cevap dilekçesi tarihinde (Eylül ayında) haberdar olduğunu ileri sürdüğü, bunun yanında bilirkişi incelemesinde davalı tarafça sunulan numunelerde imalat kusuru tespit edilmiş olmakla birlikte, söz konusu numunelerin takip konusu faturalar kapsamında teslim edilen ürünlerin tamamını temsil ettiği somut ve denetlenebilir biçimde ortaya konulamamıştır. Tarafların usulüne uygun ticari defterlerinde ise dava konusu faturalar ile yapılan ödemelerin kayıtlı olduğu ve takip tarihi itibarıyla davacı lehine bakiye alacağın bulunduğu karşılıklı olarak doğrulanmıştır. Bu nedenle davalının ayıp savunmasına takip konusu alacağı ortadan kaldıracak nitelikte itibar edilmemiş, asıl dava ile birleşen davanın kabulüne, alacak faturaya dayandığından likit olduğu anlaşılmakla icra inkar tazminatı taleplerinin kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M: Yukarıda açıklanan gerekçeler uyarınca; A-Asıl Davanın KABULÜ ile; 1-Davalının Kahramankazan İcra Müdürlüğünün .... E. Sayılı dosyasına yaptığı itirazın İPTALİNE, takibin 1.977.449,20-TL asıl alacak yönünden DEVAMINA, 2-Kabul edilen asıl alacak (1.977.449,20-TL) miktarı üzerinden hesaplanan %20 oranında (395.489,84-TL) icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, B-Birleşen Davanın KABULÜ ile; Davalının Kahramankazan İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyasına yaptığı itirazın İPTALİNE, takibin 222.502,55-TL asıl alacak ve 4.803,62 TL faiz yönünden DEVAMINA, 2-Kabul edilen asıl alacak (222.502,55-TL) miktarı üzerinden hesaplanan %20 oranında (44.500,00-TL) icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, 3-Asıl Dava Yönünden; a)Harçlar Kanunu gereği alınması gereken 135.079,56 karar ve ilam harcından, peşin alınan 23.615,24 harcın mahsubu ile bakiye 111.464,32 TL harcın DAVALIDAN TAHSİLİ İLE HAZİNEYE İRAT KAYDINA, b)Davacı tarafından yatırılan 23.615,24 TL peşin harç ve 615,40 TL başvurma harcı olmak üzere toplam 24.230,64 TL' nin DAVALIDAN ALINARAK DAVACIYA ÖDENMESİNE, c)Davacının kendisini vekil ile temsil ettirdiği anlaşılmakla, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan ve takdir olunan 294.842,89 TL avukatlık ücretinin DAVALIDAN ALINARAK DAVACIYA ÖDENMESİNE, d)Davacı tarafından sarf edilen 16.045,00TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, e)Davalı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, f)Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, g)6325 Sayılı Kanunun 18/4-14 maddesi gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanacak olan 4.600,00 TL arabuluculuk giderinin davalıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 4-Birleşen Dava Yönünden; a)Harçlar Kanunu gereği alınması gereken 15.200,00TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 2.745,30TL harcın mahsubu ile bakiye 12.454,70 TL harcın DAVALIDAN TAHSİLİ İLE HAZİNEYE İRAT KAYDINA, b)Davacı tarafından yatırılan 2.475,30 TL peşin harç ve 615,40 TL başvurma harcı olmak üzere toplam 3.090,70 TL' nin DAVALIDAN ALINARAK DAVACIYA ÖDENMESİNE, c)Davacının kendisini vekil ile temsil ettirdiği anlaşılmakla, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan ve takdir olunan 45.000,00 TL avukatlık ücretinin DAVALIDAN ALINARAK DAVACIYA ÖDENMESİNE, d)6325 Sayılı Kanunun 18/4-14 maddesi gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanacak olan 4.600,00 TL arabuluculuk giderinin davalıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize sunulacak, yahut mahkememize gönderilmek üzere bir başka mahkemeye ibraz edilecek bir dilekçeyle başvuru yapılmak suretiyle, Ankara Bölge Adliye Mahkemeleri ilgili Hukuk Dairesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi.15/09/2026

Katip .... E-imzalıdır Hakim ....E-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2025/637, K. 2026/671, T. 15.09.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-637-e-2026-671-k-4f53d5f2e5ca