İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/184 E. 2026/882 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/184
Karar No
2026/882
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2025/184 Esas KARAR NO : 2026/882

DAVA : Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 13/03/2025 KARAR TARİHİ : 28/09/2026

Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekilinin Mahkemeye sunmuş olduğu dava dilekçesini özetle; "Davacı ... ... ... A.Ş., davalı ... Com ... Brokerliğ i A.Ş. i le arasında imzalanmış bulunan Tanıtım Hizmet Sözleşmesi kapsamında, müşteri hizmet merkezlerinde kurulu stantlarda bulunan tabletler üzerinden DASK başvurularının alınması ve bu başvuruların poliçeye dönüşmesi oranında hizmet bedeli elde eden taraf olduğunu; ancak davalının 10.12.2024 tarihinden itibaren tabletlerde kullanılan sisteme ilişkin altyapıyı çalışamaz hale getirdiğ ini, bu nedenle başvuru alınamadığ ını ve gelir kaybına uğradıklarını i leri sürmektedir. Davacıya göre, sistemsel çöküşe il işkin sorun, davalı tarafından bilinmesine rağmen gerekli teknik müdahaleler zamanında yapılmamış, sorun giderilmemiş ve 10.12.2024 – 04.01.2025 tarihleri arasında davacının gelir elde etmesi fi i len imkânsız hale gelmiştir. Davalı ise bu süre zarfında 04.12.2024 tarihli KEP bildirimi ile sözleşmeyi 04.01.2025 fesih tarihi olarak belirleyerek sona erdirmiştir. Davacı; fesih öncesi yaklaş ık 25 günlük dönemde sistemin tamamen çalışamaz durumda olmasının, sözleşmesel yükümlülüklere aykırılık teşkil ettiğini, davalının “hizmet verilebilir altyapıyı sağ layamaması” nedeniyle sözleşmenin amacının imkânsız hale geldiğini ve bu nedenle maddi zarar doğduğunu belirtmektedir. Davacı, sözleşmenin davalı tarafından feshedildiğ ini; gerek 27.12.2024 tarihli kendi ihtarnamesinin, gerekse davalının 10.01.2025 tarihli resmi cevabi yazısının davalının sistem hatasını ikrar ettiğini özellikle vurgulamaktadır. Davalı tarafından gönderilen bu yazıda, 10.12.2024 tarihinden itibaren sistemsel uyumsuzluk, bulut altyapısı değ iş ikliğ i ve kod düzenlemeleri nedeniyle tüm iş ortaklarını etkileyen bir problem yaşandığ ının açıkça kabul edildiğ i; sorunun davacı ş irketten kaynaklanmadığının, tüm uyumlu iş ortaklarının etkilendiğ inin davalıca ifade edildiğ i; bu ikrarın sözleşmenin gereği gibi ifa edilmediğini ortaya koyduğu savunulmaktadır. Davacıya göre bu açık ikrar, zarara ilişkin tazminat talebini desteklemekte olup, davalı tarafından aksi yönde getirilen hiçbir delil bulunmamaktadır. Davacı şirket; sözleşmesel ilişki gereği gelir elde etmesinin tamamen tabletler üzerinden sisteme giriş yapılması, sigorta tekliflerinin operasyonel işleyişle alınması ve nihayet poliçeye dönüşmesiyle mümkün olduğunu; sistem kesildiğ inde bu sürecin tamamen durduğunu; dolayısıyla zararının “gerçekleşmiş ve ölçülebilir” bir zarar olduğunu beyan etmektedir. Davacıya göre bu dönem boyunca poliçe üretimi yapılamadığı için doğrudan gelir kaybı oluşmuştur. Davalı ş irketin kendi sistemsel sorunlarını giderememesi, gerekli önlemleri almaması ve teknik destek sağ lamaması nedeniyle sözleşmedeki edimlerin ifa edilemediği, sözleşmenin fii len askıya alındığı ve bunun borca aykırılık niteliğinde olduğu vurgulanmaktadır. Davacı taraf, söz konusu dönem için hesapladığ ı 415.625 TL zararının tamamını istemekle birlikte, harç ve usul ekonomisi gereği şimdilik kısmi dava açtığ ını, zararının kalan kısmını ıslah veya ek dava ile talep edeceğ ini, bu nedenle davanın kısmi dava olarak açılmasında hukuki yararın bulunduğunu ifade etmektedir. Ayrıca, davalı tarafından sistemsel arızanın kabul edildiğ i 10.01.2025 tarihli yazı dosyaya sunulmuş olup, davacı bu yazıyı sözleşmeye aykırılığın ve zararın temel delili olarak göstermektedir. Bu kapsamda, olayların iş lendiğ i dönemde fii len yaşanan aksaklıkları bilen ve süreçlere şahit olan ... isimli tanığın dinlenilmesi talep edilerek, sistemin çalışmadığ ı dönemi, davalıyla yapılan görüşmelerdeki beyanları ve müvekkilin uğradığ ı zararın tespitine yarayacak hususları açıklayacağ ı belirtilmiştir. Davacı taraf, tüm bu gerekçelerle, sözleşmeye aykırılık ve kusurlu davranışları nedeniyle davalının zarardan sorumlu olduğunu, davalının 10.12.2024–04.01.2025 tarihleri arasında yaşanan sistem kesintisini açıkça kabul ettiğ ini, sözleşmenin fesih tarihine kadar gelir elde edilmesinin davalı eylemleri nedeniyle imkânsız hale geldiğini, bu nedenle müspet zararının tazminini talep ettiğini" belirterek, mahkemeden davanın kabulüne karar verilmesini, tanığ ının dinlenilmesini ve davalı yazısının delil olarak değerlendirilmesini talep etmektedir. Davalı vekilinin Mahkemeye sunmuş olduğu cevap dilekçesini özetle; "Davalı ... Com ... A.Ş., davacının kısmi dava olarak açtığı işbu davanın hem usul hem de esas yönünden dayanaktan yoksun olduğunu bildirerek öncelikle davanın usulden reddini, bu mümkün görülmezse esastan reddini talep etmektedir. Davalı, davacının 415.625 TL olarak iddia ettiği zararın bölünemez nitelikte olduğunu, buna rağmen yalnızca yargılama giderlerinden kaçınmak amacıyla kısmi dava açıldığını, bu nedenle HMK m.109 uyarınca davacının hukuki yararının bulunmadığını ileri sürmektedir. Esas yönünden ise taraflar arasında imzalanan Tanıtım Hizmet Sözleşmesi’nin sonuç odaklı bir sözleşme olduğu, davacıya yapılacak ödemenin yalnızca fiilen satışı tamamlanan poliçe sayısına bağlı olduğu, sistemsel süreçlerde herhangi bir “çalışırlık taahhüdü” veya “kesintisiz altyapı” sağlama yükümlülüğü” bulunmadığı belirtilmektedir. Davalı, sözleşmede davacının iddiasına konu edilen şekilde bir “sistemi çalışır tutma borcu” öngörülmediğini, teknik erişim kesintilerinin, sözleşmenin doğası gereği müvekkil şirketin hukuki sorumluluğunu doğurmayacağını ifade etmektedir. Davalı ... Com ... A.Ş., davacının kısmi dava olarak açtığı işbu davanın hem usul hem de esas yönünden dayanaktan yoksun olduğunu bildirerek öncelikle davanın usulden reddini, bu mümkün görülmezse esastan reddini talep etmektedir. Davalı, davacının 415.625 TL olarak iddia ettiği zararın bölünemez nitelikte olduğunu, buna rağmen yalnızca yargılama giderlerinden kaçınmak amacıyla kısmi dava açıldığını, bu nedenle HMK m.109 uyarınca davacının hukuki yararının bulunmadığını ileri sürmektedir. Esas yönünden ise taraflar arasında imzalanan Tanıtım Hizmet Sözleşmesi’nin sonuç odaklı bir sözleşme olduğu, davacıya yapılacak ödemenin yalnızca fiilen satışı tamamlanan poliçe sayısına bağlı olduğu, sistemsel süreçlerde herhangi bir “çalışırlık taahhüdü” veya “kesintisiz altyapı” sağlama yükümlülüğü” bulunmadığı belirtilmektedir. Davalı, sözleşmede davacının iddiasına konu edilen şekilde bir “sistemi çalışır tutma borcu” öngörülmediğini, teknik erişim kesintilerinin, sözleşmenin doğası gereği müvekkil şirketin hukuki sorumluluğunu doğurmayacağını ifade etmektedir. Davalı şirket ayrıca, davacının tazminat talep edebilmesi için sözleşmesel fesih prosedürlerinin veya TBK m.117–126 çerçevesindeki temerrüt hükümlerinin işletilmesi gerektiğini; oysa davacı tarafın sözleşme­de yer alan 15 günlük yazılı ihtar ve süre şartlarını hiç yerine getirmediğini, dolayısıyla zarar talebinin sözleşme hükümlerine aykırı olduğunu belirtmektedir. Davacı tarafından gönderilen 27.12.2024 tarihli ihtarnamenin, sözleşmenin feshi ve zararın bildirimi dışında herhangi bir ihtar niteliği taşımadığı, fesih tarihi olan 04.01.2025’e kadar yalnızca 8 gün bulunduğu, bu nedenle 15 günlük süre şartının karşılanmadığı açıklanmaktadır. Davalı ayrıca, TBK m.126 uyarınca alacaklı tarafından borçlunun temerrüde düşürülmesi ve gerekli yollara başvurulması gerektiğini, davacının bu yolların hiçbirini işletmediğini, bu nedenle zarar talebinin hukuken temelsiz olduğunu ileri sürmektedir." şeklinde beyanlarda bulunarak Tüm bu açıklamalar ışığında davalı, davacının iddia ettiği zarar türünün sözleşme yapısı gereği doğmasının zaten mümkün olmadığını, davacının kendi zarar iddiasını somut ve hesaplanabilir delillerle desteklemediğini, sözleşme­de kararlaştırılmış herhangi bir edimin müvekkil tarafından ihlal edilmediğini, sistemsel uyumsuzlukların geçici ve tüm iş ortaklarını etkileyen bir süreç olduğunu, davacının zarar iddiasının hem sözleşme­sel hem kanuni ön koşullardan yoksun olduğunu belirterek, davanın tamamının reddi ile yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacıya yükletilmesini talep etmektedir. Bilirkişi heyetinin düzenlediği 29/01/2026 tarihli 26 sayfadan ibaret raporunda özetle; "Dosya kapsamına ibraz edilen davacı ... ... ... Satış Hizmetleri A.Ş.’ye ait ticari defterler ile hakediş tabloları ve bunlara karşılık düzenlenmiş 1 No’dan 10 No’ya kadar olan e-faturalar birlikte değerlendirildiğinde; 2024–2025 döneminde davalı ... Com ... A.Ş. adına tahakkuk ettirilen toplam hakediş bedelinin (KDV hariç) 3.782.658,53 TL olduğu, bu tutarın tamamının taraflar arasındaki Tanıtım Hizmet Sözleşmesi kapsamındaki fiili DASK satışlarına dayandığı tespit edilmiştir. Aynı hakediş faturaları üzerinden yapılan hesaplamada; 2024 yılı içinde (1–8 No’lu faturalar) ödenmesi gereken net tutarın 3.554.830,06 TL, 2025 yılı içinde (9–10 No’lu faturalar) ödenmesi gereken net tutarın ise 781.767,90 TL olduğu, her iki yıl toplamı itibarıyla davacı tarafından düzenlenen hakediş faturalarına ilişkin ödenecek net tutar toplamının 4.336.597,96 TL olarak hesaplandığı görülmüştür. Fatura tutarları, KDV ve tevkifat hesaplamalarının hakediş icmalleri ile uyumlu olduğu, hesaplamalarda sistematik bir hata veya çelişkiye rastlanmadığı belirlenmiştir. Davalı ... A.Ş.’nin ibraz ettiği 2024 ve 2025 hesap dönemlerine ait envanter, yevmiye ve kebir defterleri ile mizanın incelenmesi sonucunda; davacı ... ... A.Ş.’ye ilişkin 320.01.093 cari hesap kodunda 31.12.2024 tarihi itibarıyla 1.354.599,93 TL tutarında davacı lehine borç bakiyesi bulunduğu, 30.06.2025 tarihli geçici mizanda ise aynı hesabın karşılıklı borç/alacak kayıtlarıyla 0,00 TL bakiyeye getirildiği tespit edilmiştir. Bu durum, 2025 yılı ilk yarısında ödeme, mahsup veya düzeltme mahiyetinde işlemler yapılarak cari hesabın kapatıldığını göstermektedir. Davacı tarafından işbu davada talep edilen 415.625,00 TL tutarındaki alacağın, gerek davacıya ait hakediş tablolarında, gerek davalı ticari defter ve mizanda, gerekse dosyaya sunulan CD/USB içeriklerindeki fatura ve tahakkuk belgelerinde herhangi bir somut hakediş, fatura, tahakkuk fişi veya benzeri ticari kayıtla ilişkilendirilemediği görülmüştür. İnceleme kapsamındaki 1–10 No’lu hakediş faturalarının hiçbirinde 415.625,00 TL’ye karşılık gelen bir satır veya toplam bulunmadığı, davacı tarafından bu tutara ilişkin davalı adına düzenlenmiş müstakil bir fatura da ibraz edilmediği tespit edilmiştir.1–10 No’lu hakediş faturaları esas alınarak 01.02.2024–09.12.2024 döneminde fiilen gerçekleşen hakedişlerin toplamının 3.782.658,53 TL olduğu, bu toplam üzerinden yapılan basit ortalama hesaplama ile söz konusu dönem için günlük ortalama hakediş tutarının yaklaşık 12.085,17 TL seviyesinde gerçekleştiği; bu ortalama esas alınarak 10.12.2024–04.01.2025 (26 gün) için teorik olarak oluşabilecek hakedişin yaklaşık 314.214,45 TL olabileceğinin matematiksel olarak hesaplanabildiği görülmüştür. Ancak bu tutar, fiili bir hizmet, hakediş veya tahakkuk kaydına dayanmadığından, yalnızca geçmiş dönem ortalamalarına göre yapılmış teorik bir projeksiyon niteliğindedir; ticari defterlerde yer alan gerçekleşmiş bir alacak değildir. Sigorta Bilirkisisi Yönünden; Davalı ... Com ... A.Ş. (Yetkili Kuruluş) ile davacı ... ... ... Satış Hizmetleri A.Ş. (Tanıtım Hizmeti Sunucusu) arasında 01.02.2024 tarihli Tanıtım Hizmeti Sözleşmesi’nin tanzim edildiği, Sözleşmenin konusunun; “...ilgili mevzuat kapsamında Tanıtım Hizmeti Sunucusu’nun, kendi kullanımında olan Platform’da Yetkili Kuruluş’un tanıtımını yaparak, talep eden Müşterileri’nin Yetkili Kuruluş’a erişmesine imkan sağlaması ve Yetkili Kuruluş’un Tanıtım Hizmet Sunucusu’na bu kapsamda bir ücret ödemesi...” olarak belirlendiği, taraflar arasındaki uyuşmazlığın 10.12.2024-04.01.2025 dönemine (26 günlük dönem) ilişkin 415.625,00 TL alacak iddiasına yönelik olduğu, taraflar arasında akdedilen 01.02.2024 tarihli Sözleşmenin “Mali Koşullar” başlığı altındaki düzenlemelere göre; Yetkili Kuruluş (... Com ... A.Ş.) tarafından Yetkili Kuruluş’un internet sitesine girerek Tanıtım Hizmeti Sunucusu’nun tanıtımı üzerine Müşteri’nin Yetkili Kuruluş’un sistemlerine aranmasına ilişkin iletişim bilgilerini bırakması üzerine Yetkili Kuruluş’un çağrı merkezi tarafından aranarak poliçe satın alan Müşteriler için Tanıtım Hizmeti Sunucusu’na (... ... ... Satış Hizmetleri A.Ş.’ye) ücret ödeyeceğinin kararlaştırıldığı, tanzim edilen DASK (Zorunlu Deprem Sigortasının kastedildiği anlaşılmaktadır.) poliçe adedinin aylık 500’e kadar olması halinde %17, tanzim edilen aylık poliçe adedinin 501-1000 aralığında olması halinde %18, tanzim edilen aylık poliçe adedinin 1001 ve üzeri olması halinde ise %19 oranında paylaşım yapılacağı (davacıya ücret ödeneceği), Sigortacılık sektöründeki yaygın ve yerleşik uygulamalara ve taraflar arasında imzalanan Sözleşmedeki mali hükümlere ve eki paylaşım oranlarına göre; Sözleşmedeki % oranların fiilen tanzim edilmiş zorunlu deprem sigortası poliçesi toplam primine (poliçe ücretine) oranlanması sonucu hesaplanacak miktarın “ücret” olarak davacı tarafa ödenmesinin kararlaştırıldığının anlaşıldığı, bu durumda, davacı lehine bir ücretin doğabilmesi için fiilen poliçenin tanzim edilmiş olmasının gerektiği, Uyuşmazlığa konu 10.12.2024-04.01.2025 döneminde herhangi bir poliçe tanzim edilmediği/edilemediği, tanzim edilmeyen/edilemeyen sigorta poliçeleri üzerinden davacı taraf lehine ücret hesaplanmasının mevcut durumda olanaklı olmadığı, Davacı tarafın; “...davalı tarafın sistemleri bilinçli olarak bloke ettiği, yaşanan problemin çözülmediği, ...davalı tarafın son ödeme dönemindeki mali yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınmak için böyle bir yola başvurduğu...” yönündeki beyanları, tarafların kusur durumu, Türk Borçlar Kanunu ilgili hükümlerinin Yüce Mahkemenin takdirinde olduğu, Nitelikli Hesaplamalar Kanaati; Bu mali tespit ve hesaplamalar ışığında, talep edilen meblağın ticari defterler ve hakediş kayıtlarıyla ispatlanıp ispatlanmadığı, teorik projeksiyonların hukuken tazminat hesabına esas alınıp alınamayacağı hususlarında takdir ve değerlendirme Sayın Mahkeme’ye ait olduğu, Değerlendirmelerimiz, asli ve nihai hukuki takdiri ile tavsifi HMK m. 266/c.2 ve m. 279/f.4 hükmü ile 6754 sayılı Kanun m. 3/f.3 hükmü icabı tamamen ve münhasıran Mahkemeye ait olmak üzere Sayın Mahkemenin takdirine saygıyla arz olunur. Ancak, Muhterem Mahkemeyi bilirkişi görüşü takyit etmediğinden, sayın yargı makamının tamamen davacı savları veya tamamen davalı savunmaları yönünde hüküm kurmakta bütünüyle muhtar olduğu, meselenin asli ve nihai hukuki tavsifinin sadece Sayın Mahkemeye ait olduğu" şeklinde görüş ve kanaatine varılmıştır. Bilirkişi heyetinin düzenlediği 16/08/2026 tarihli 13 sayfadan ibaret ek raporunda özetle; DDavacı tarafın, kök raporda 9 numaralı hakediş bakımından dikkate alınan 26.642,18 TL tutarın hatalı olduğu, söz konusu tutarın ana hakediş değil fiyat farkı faturasına ait olduğu, gerçek 9 numaralı hakediş tutarının ise ... numaralı fatura uyarınca 712.567,52 TL olduğu yönündeki itirazının mali ve teknik açıdan yerinde olduğu tespit edilmiştir. Bu tespit doğrultusunda, kök raporda 3.782.658,53 TL olarak hesaplanan 01.02.2024-09.12.2024 dönemi toplam hakediş tutarının, 685.925,34 TL artışla 4.468.583,87 TL olarak revize edilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Revize edilen hakediş toplamı üzerinden, kök raporda benimsenen takvim günü esaslı yöntemle yapılan hesaplamada; günlük ortalama hakediş tutarının 14.276,63 TL'ye, dava konusu 10.12.2024-04.01.2025 (26 günlük) döneme ilişkin teorik gelir kaybının ise 314.214,45 TL'den 371.192,27 TL'ye yükseldiği hesaplanmıştır. Davacı tarafın iş günü esaslı hesaplama yapılması gerektiği yönündeki itirazı isabetli olmakla birlikte, bu yöntemin uygulanabilmesi için hem referans döneme hem de dava konusu döneme aynı esasın tutarlı biçimde uygulanması gerektiği; bu şekilde yapılan alternatif hesaplamada teorik gelir kaybının yaklaşık 379.408,06 TL - 380.731,36 TL aralığında hesaplanabildiği; ancak dosyada bu yöntemi kesin olarak doğrulayacak çalışma çizelgesi veya sistem logu bulunmaması nedeniyle mali açıdan denetlenebilir ana projeksiyon tutarı olarak takvim günü esaslı 371.192,27 TL'nin esas alınmasının uygun olacağı değerlendirilmiştir. Davalı tarafın, dava konusu döneme ilişkin fiilen gerçekleşmiş poliçe üretimi, tahakkuk etmiş hakediş, düzenlenmiş fatura veya ticari defterlere intikal etmiş bir borç kaydı bulunmadığı; hesaplanan tutarın geçmiş dönem ortalamalarına dayalı teorik bir projeksiyon niteliğinde olduğu yönündeki itirazının mali açıdan yerinde olduğu; ek rapor aşamasında sunulan yeni belgelerin bu tespiti değiştirmediği, yalnızca projeksiyonda kullanılan veri setini ve hesaplanan miktarı güncellediği tespit edilmiştir. Davacının dava dilekçesinde talep ettiği 415.625,00 TL tutarın, revize edilen hesap yöntemlerinin (gerek takvim günü, gerek iş günü esaslı) tamamından daha yüksek olduğu ve aradaki farkı açıklayan denetlenebilir ek bir veri veya belgenin dosya kapsamında bulunmadığı görülmüştür. Hesaplanan 371.192,27 TL (takvim günü esaslı) ile yaklaşık 379.408,06 TL - 380.731,36 TL (iş günü esaslı) tutarların, davacının ticari defterlerinde doğmuş ve tahakkuk etmiş bir alacağı değil, dava konusu dönemde sistem kesintisi yaşanmamış olsaydı geçmiş dönem verilerinden hareketle elde edilebileceği tahmin edilen muhtemel gelir kaybına ilişkin mali bir projeksiyon niteliğinde olduğu kanaatine varılmıştır. "Sistemlerin davalı tarafa bilinçli olarak bloke edildiği, problemin çözülmediği, davalı tarafın son ödeme dönemindeki mali yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınmak için böyle bir yola başvurduğu" yönündeki davacı taraf iddialarının takdirinin Yüce Mahkemeye ait olduğu, sistem kesintisinin sözleşmeye aykırılık teşkil edip etmediği, davalının kusuru, zarar ile eylem arasındaki illiyet bağı, sözleşmenin ilgili hükümlerinin somut olaya uygulanması, davacının talep ettiği tutarın hangi esasa göre (takvim günü/iş günü) ve hangi miktarda tazminat olarak hüküm altına alınıp alınmayacağı" hususlarının tamamen Sayın Mahkemenin hukuki takdirinde bulunduğu kanaat ve sonucuna varılmıştır. Davacı vekili mahkememize sunmuş olduğu 18/09/2026 tarihli feragat dilekçesi ile; Taraflar arasında görülmekte olan huzurdaki davaya konu uyuşmazlığın, 15/09/2026 tarihinde imzalanan Sulh, Feragat ve İbra Protokolü ile sulhen sona erdirilmiş olduğunu, anılan protokolün ekte sunulduğunu, Protokol kapsamında kararlaştırılan sulh bedelinin müvekkil şirket hesabına ödenmiş olması nedeniyle, dava konusu asıl alacak, faiz ve fer’ileri ile talep sonucunun tamamından feragat ettiklerini, müvekkili şirketin davalı taraftan vekalet ücreti ve yargılama gideri talebi bulunmadığını, arz edilen nedenlerle, feragat beyanımız doğrultusunda karar verilmesini vekaleten arz ve talep etmiştir. Davalı vekili mahkememize sunmuş olduğu 21/09/2026 tarihli dilekçesi ile; " yargılama devam ederken, taraflar arasında sulh görüşmeleri gerçekleştirilmiş ve varılan anlaşma doğrultusunda imzalanan Sulh Protokolü kapsamında edimler müvekkil tarafından eksiksiz olarak yerine getirilmiştir. Varılan sulh uyarınca dava konusu uyuşmazlık tamamen sona ermiş olup, tarafların karşılıklı olarak birbirinden herhangi bir alacağı kalmamıştır. İmzalanan protokol kapsamında taraflar; işbu dosya özelinde karşılıklı olarak yargılama gideri ve vekâlet ücreti talebinde bulunmayacaklarını da kabul ve taahhüt etmişlerdir." şeklinde beyanlarda bulunarak açıklanan nedenlerle; Davacı taraf ile sulh olunması ve uyuşmazlığın giderilmesi sebebiyle dava hakkında karar verilmesine yer olamadığına, Sulh Protokolü uyarınca taraflar lehine/aleyhine yargılama gideri ve vekâlet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına, dava dosyasında bakiye kalan gider avansı/masrafların tarafımıza iadesine, karar verilmesini vekâleten talep etmiştir. Davadan feragat H.M.K. nun 307.ve 309. maddeleri hükümleri gereğince uyuşmazlığı ve dolayısıyla davayı sona erdiren, davalı tarafın kabulünü gerektirmeyen ve kesin mahkeme hükmünün hukuksal sonuçlarını doğuran bir taraf işlemidir. H.M.K. nun 309.maddesi hükmüne uygun olarak davadan feragatinin mahkemece saptanması halinde feragat sebebiyle davanın reddine karar verilmesi gerekir. Yasal dayanakları ortaya konularak yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, davacı vekilinin vekaletnamesindeki yetki durumu incelendiğinde davadan feragate yetkili olduğu, 18/09/2026 tarihli dilekçe ile davadan feragat edildiği görülmüştür. Bu nedenlerle davanın feragat nedeniyle reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Feragat nedeniyle davanın reddine, 2-Karar ve ilam harcı 732,00-TL nin peşin alınan 615,40-TL den düşümü ile kalan 116,60-TL bakiye ilam harcının davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4-Davacının gider avansından artan bakiyesinin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 5-Taraflarca vekalet ücreti talep edilmediğinden bu yönde hüküm tesis edilmesine yer olmadığına, Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.

Katip ... Hakim ... e-imzalıdır e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2025/184, K. 2026/882, T. 28.09.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-184-e-2026-882-k-c56cb9472f9b