İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2020/685 E. 2026/500 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2020/685
- Karar No
- 2026/500
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2020/685 Esas KARAR NO : 2026/500
DAVA : Yönetici Sorumluluğu Nedeniyle Tazminat DAVA TARİHİ : 27/06/2016 KARAR TARİHİ : 10/09/2026
Taraflar arasında görülen davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda: GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili Mahkememize verdiği dava dilekçesi ile; müvekkilinin, hali hazırda yönetim kurulu başkanlığı yaptığı şirketin 2012-2013-2014 ve 2015 yıllarında yönetim kurulu üyeleri; davalılardan oluştuğunu, 21.12.2015 tarihinde yapılan, şirketin olağanüstü genel kurulunda şirket yönetim kurulu üyeliklerine, müvekkili ... ile ..., ..., ... ve ... getirildiğini, daha sonra yapılan toplantıda müvekkili ...'nın, Yönetim Kurulu Başkanlığına, ... ile ... ise Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılıklarına seçildiğini ve yönetim kurulu başkanı ile başkan yardımcılarının üçünün birlikte şirket ünvanı altında atacakları müşterek imzaları ile dışarıya karşı en geniş anlamda şirketin temsil ve ilzam edecekleri kararlaştırıldığını, anılan tarihte eski yönetim kurulu üyelerinin görevleri sona ermiş, yeni yönetim göreve başladığını, şirketin mali ve yönetsel durumunun tespiti için, yeni yönetim kurulunca alınan karar gereği, 08.03.2016 tarihli “yeminli mali müşavirlik uygunluk ve mali durum tespit raporu” alındığını, buna göre; müvekkilinin hali hazırda yönetim kurulu başkanlığı yaptığı şirketin merkezi, ... adresinde olduğunu, ... Ticaret Sicil Müdürlüğünde...sicil numarasında kayıtlı olduğunu, şirketin ... ve fabrikaları ... ili ... ilçesinde olduğunu, burada dört adet krom fabrikası ile bir adet olivin fabrikası bulunduğunu, bu ocaklardan iki tanesi, bağlı ortaklık iştiraki ... A.Ş adına ruhsatlı olduğunu, aralarında rödovans sözleşmesi imzalandığını, yeni seçilen yönetim kurulu üyeleri arasında görüş birliği sağlanamadığından, işbu davayı yönetim kurulu olarak açma olanağı bulunamadığını, bu durumda şirketin hakim ortağı olup, vefat eden ...’nın veraset ilamına göre mirasçılarından olan ve terekenin tasfiyesi sonucu miras hissesi kadar hissedar olması kesin olan müvekkilinin, işbu davayı şirket hissedarı olarak açmak durumunda kaldığını, Davalıların şirketin kurucular, yönetim kurulu, yöneticiler ve tasfiye halinde ise tasfiye memurları olduğunu, 2015 yılı sonu itibariyle ilişkili olduğu firmalara ait hesap hareketleri dökümü tablo halinde gösterildiğini, Kod taramasına ilişkin tespit sonucunda, KDV hariç toplam 5.078.020 TL işlemin sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı olduğu düşünülen belge kullanılması ile gerçekleştiğini, bu suretle yapılan alımlar nedeniyle yüklendiği 914.043.60 TL KDV indirim riskinin bulunduğunu, 2011 yılı baz alınarak hazırlanan 2012-2013-2014 ve 2015 mali yıllarına ilişkin karşılaştırmalı özet bilanço ve gelir tablosunda; şirketin borçlarında 2011 yılına göre artışlar meydana geldiğini, en önemli artışın 2015 yılında gerçekleştiğini, bu konuda 2014 yılına göre 17.960.363.15 TL artışın oluştuğu, -11.868.424.89 TL negatif öz varlığa dönüştüğü, anılan yıl yatırım harcaması bulunmamasına karşın (-26.467.765.05 tl) tutarında zararın oluştuğu ve buna sebebiyet veren o zamanki yönetim kurulu üyelerinin (davalılar) bundan sorumlu oldukları, başka bir anlatımla, 2015 yılı cirosuna göre şirketin %38.90 zarar ettiğini , Öz kaynaklarının tamamının kaybedilerek (-11.868.424.89 TL) negatif öz varlığa dönüştüğü belirtilmiş, buna da; yönetim kuruluna bırakılan yönetmek ve temsil etmek, denetlemek faaliyetleri bağlamında işletmenin kârlı bir şekilde işleyişini sağlamak yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal eden eski yönetimin sebebiyet vererek kişisel olarak sorumlulukları doğduğunu, şirketin, Yönetim Kurulu Başkanı ...’dan 413.648.15 TL alacağı bulunduğunu, ödenmemiş ve ödeme ile ilgili bir girişim de olmadığını, şirketin finansman sıkıntısı bulunmasına karşın, yönetim kurulu başkanının şirketten ödünç para alması ve geri ödememesi iyi niyetle de bağdaşmadığını, şirket, tek alıcı firma olan ... A.Ş. nin finansman kıskacında kalıp, bu şirketle mevcut cari hesap dökümlerine göre 2011 yılı baz alındığında ... A.Ş’ne olan borç tutarının 24.734.106.21 TL artış gösterdiği saptandığını, şirketin 2015 yılında oluşan ve telafisi mümkün olmayan zararlardan dolayı mali yapısının, faaliyetlerini sürdüremeyecek derecede bozulduğunu, borç ödeme güç ve yeteneğini kaybettiği, öz sermayesinin negatife dönüştüğünü, bu zararların oluşmasında eski yönetim kurulu üyelerinin yeterli özen ve davranışları göstermedikleri, yeterli önlemleri almadıkları ve basiretli bir tacir gibi davranmadıkları, kanunda ve esas sözleşmede öngörülen mükellefiyetlerini ağır şekilde ihlal ettikleri, özensizlik ve bağlılık ilkelerini açıkça çiğnedikleri sübut bulduğunu, Vergi Dairesine olan borçların 31.12.2015 tarihli mizanda 3.095.370.99 TL olmasına rağmen, daha sonra gelen belge ve bilgilerden bunun, gecikme zammı dahil 4.510.289.82 TL olduğunun saptandığını ve bu suretle kayıtlarda görünmeyen ilave borcun 1.414.918.83 tl olduğunu, SGK’na olan borçların, 31.12.2015 tarihli mizanda 9.140.217.63 TL olmasına karşın, daha sonra kurumdan gelen belgelerden bu borcun tutarının gecikme zammı hariç 7.938.030.98 TL olduğunun anlaşıldığı ve bu suretle kayıtlarda 1.202.286.65 TL fazla göründüğü, bununda borç yapılandırmalarının bozulduğunu ve gecikme zamlarının hesaplarda dikkate alınmadığını gösterdiğini, Orman Bakanlığı Saha Kullanma Harcı borçlarına ilişkin mizanda bir kaydın olmadığı, şirketin ... Fabrika için 362.356.85 TL, ... Fabrikaları için 1.600.485.92 TL olmak üzere, Orman Bakanlığına toplam:1.962.839.77 TL borcu olduğunun anlaşıldığını, davacının iştiraki olup rödovans anlaşması bulunan ...A.Ş’nin mizanında, kayıtlarında görülmemekle beraber, Orman Bakanlığına saha kullanım harcından dolayı 19.933.638.60 TL borcu olduğunu, her ne kadar şirketin 2011 ve 2012 yılı genel kurulunun 27/03/2013 tarihinde 2013 yılı genel kurulunun 05/5/2014 tarihinde 2014 yılı genel kurulunun 25/05/2015 tarihinde yapıldığı ve tereke temsilcileri marifetiyle yönetim kurulu üyelerinin ibra edildiği anlaşmış ise de bu ibra kararının daha sonra yapılan inceleme sonucu hazırlanan raporda görüldüğü üzere genel kurludaki bilançoların gerçeği yansıtmaması, dayanak belgelerin muhteviyatı itibariyle yanıltıcı olduğunun kuvvetle muhtemel olduğu iddiası ile bu ibra kararlarının geçerli olmadığını, şirketin en fazla zarara uğratıldığı 2015 yılı olağan genel kurulunun da henüz yapılmadığını ve o yıl ile ilgili herhangi bir ibra kararının bulunmadığını belirterek fazlaya ilişkin talep ve haklarının saklı kalmak üzere şimdilik, 2012 yılı Hesap döneminde 60.000.-TL , 2013 yılı Hesap döneminde 60.000.-TL, 2014 yılında Hesap döneminde 80.000.-TL, 2015 yılında Hesap döneminde + 800.000.-TL olmak üzere toplam 1.000.000 TL tazminatın, bunların oluştuğu dönemlere göre belirlenecek miktarının zararın verildiği tarihlerden itibaren, 3095 sayılı yasanın 2/2-3 maddesinde düzenlenen avans işlemlerine ilişkin reeskont faizleri ile birlikte, zarar verilen dönemlerde sorumlu olan davalılardan sorumlu oldukları miktarlar itibariyle müşterek ve müteselsilen tahsili ile davacı şirkete ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar ... ve ... vekilinin cevap dilekçesi ile; davanın ... Sulh Hukuk Mahkemesi’nin ... tereke sayılı dosyasına ihbarına, usul yönünden dosyanın tetkikiyle; Miras Hukuku bakımından tereke malvarlığı içinde kalan şirketin Yönetim Kurulu tarafından zarara uğratıldığından bahisle TTK 555 kapsamında şirket hissedarının tek başına ikame ettiği davada TMK 640 ve 701. Maddeleri ile Yargıtay kararlan ışığında tereke kapsamındaki malvarlığında paydaşlığın elbirliği mülkiyet şeklinde olması sebebiyle davacının tek başına dava hakkı bulunmadığından ve diğer hissedarlarla birlikte hareket etmediğinden veya diğer hissedarlardan muvafakat da almadığından dava hakkı yokluğunu, davacının 2011,2012,2013,2014 tarihli genel kurullara katılmadığı sabit olmakla, genel kurula ilişkin kararların iptali için TTK 445 den doğan esas sözleşme ve dürüstlük kuralına aykırılıktan kaynaklanan dava hakkının işbu genel kurulların yapılmasından sonraki 3 ay geçmekle ve bilançonun onaylanması ile Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrasına ilişkin genel kurul kararlarının iptali için TTK 558’de yer alan 6 aylık hak düşürücü sürede işbu davanın açılmadığını, davacının 2015 yılı genel kurulu henüz yapılmadığı halde işbu genel kurula ilişkin dava hakkı doğmadığını, davanın Yönetim Kurulu üyesi olmayan kişilere de yöneltilmiş olması gerekçeleri ile usulden reddine, haksız ve mesnetsiz huzurdaki davanın esastan tetkikiyle; dava dilekçesinin HMK 119 düzenlenmesine uygun olmadığı, yeterli açıklıktan yoksun olduğunu, şirketin 2011, 2012, 2013, 2014 yıllarına ilişkin olarak usulüne uygum yapılan Genel Kurullarda usule ve gerçeklere uygun olarak YMM tarafından hazırlanan bilançoların onaylandığı Yönetim Kurulu’nun bu yolla ibra edildiği, TTK.nın 423,445,446 ve ilgili maddelerine göre esas sözleşmeye ve dürüstlük kuralına aykırı genel kurul kararlarının iptali için 3 aylık dava açma hak düşürücü süresinin geçtiğini, TTK 558’e bilançonun onaylanması ve Yönetim Kurulu’nun ibrası kararlarının iptaline ilişkin dava açmaya dair 6 aylık hak düşürücü sürenin geçtiğini, 2015 yılına ilişkin genel kurulun halen yapılamadığı ve dava hakkının doğmadığı, Özel denetçi atamasının, özel denetçinin raporunun ve davaya esas alınması isteminin TTK 438,439 maddelerine aykırı olduğu, o davaya dayanak yapılan YMM ...raporunun alının raporun bilimsellikten, maddi gerçeklikten ve hukukilikten yoksun olduğunu, şirketin zarara uğramadığını , zarar ile sözde kusur arasında illiyet bağının bulunmadığını, TTK 369 da tanımlanan özen be bağlılık yükümlülüğünü yerine getiren, esas sözleşmeye ve hukuka uygun davranan müvekkiller tarafından şirketin zarara uğratılmadığını, dava dilekçesi ile müvekkillerin kusurlarının ayrı yan tanımlanmadığı, verdiği iddia edilen zararların ayrı ayrı belirtilmediğini, Müvekkillerin kusuru olmadığı halde diğer davalılar ile müşterek ve müteselsilen sorumlu gösterilmesinin hukuka aykırı olduğu, davada TTK. 424 madde koşullarının oluşmadığı yani bilançoların şirketin gerçek durumunun görülmesine engel olacak hususları içermediği, tüm bu hususların eksiksiz belirtildiği, kasıtlı veya ihmali hukuka aykırılık yapılmadığını, bilançoların onaylanmasının ibra olmayacağına dair iddialara dair tamamının genel kurul yapılamayan 2015 yılına ilişkin iddialar olduğu, İspat yükünün davacıda olduğu gerekçeleri ile toplanacak deliller ışığında davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekilinin verdiği cevap dilekçesi ile; şirket yönetim kurulunun yetkisinde olan böyle bir davayı ortak dahi olmayan davacının dava açma hakkı bulunmadığından davanın esasa girmeden husumet yönünden reddine karar verilmesini, kendi rızası ve bilgisi dışında tereke temsilcisi tarafından önelinerek ortak olmadığı halde göreve getirilen ve derhal istifa eden müvekkilinin hiçbir karara imza atmadığı gibi imza yetkisi de olmadığı ve görevde kaldığı kısa dönemi ile ilgili dayanak raporda müvekkilinin adının hiç gelmediği ve o dönemle ilgili hiçbir zarardan bahsedilmediğini, ayrıca davacının da müvekkili ile aynı dönemde yönetim kurulunda görevde olduğu göz önüne alınarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ...'nın vekilinin cevap dilekçesi ile; aktif husumet ehliyeti bulunmayan davacının açmış olduğu olduğu davanın öncelikle husumet yokluğu nedeniyle reddine, TTK.nın 553 ve 557 hükümleri gereğince müvekkilinin kusuru bulunmadığından ve genel olarak müvekkilinin sorumluluğuna gidilemeyeceği müvekkili yönünden davanın reddini talep etmiştir. Davalı ...vekilinin verdiği cevap dilekçesi ile; davacının aktif ehliyetinin bulunmadığını, müvekkilinin görev yaptığı dönemde TTK'nın 369.maddesinde tanımlanan özen ve bağlılık yükümlülüğünü yerine getirdiğini, müvekkilinin şirketi zarara uğratmadığını, davanın tereke Mahkemesine ihbarının gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar ... ve ... vekili verdiği cevap dilekçesi ile; davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığını, yönetim kurulu üyelerinin şirketin 2012 - 2013 ve 2014 yıllarına ait genel kurullarında ibra edildiklerinden ve 2015 yılına ilişkin finansal tabloların henüz genel kurulda görüşülmemiş olduğundan yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna ilişkin bu davanın reddinin gerektiğini, ayrıca TTK'nın 553.maddesinde aranın koşulların gerçekleşmediğinden davanın reddin gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkememizde yapılan yargılama sonucunda Mahkememizin 02/11/2017 tarih ve ... Esas -... Karar sayılı kararı ile; "...TTK.nın 555.mad.göre davanın açılması için davacının hissedar olması gerekir. Bu itibarla aktif davanın bulunup bulunmadığının tespiti bakımından davalılardan ... , ... , ...ve ... davacıyla diğer davalıların murisi ...'nın mirasçıları değildir. Muris ...'nın terekesi ... Sulh Hukuk Mahkemesinin ...sayılı dosyasında tereke temsilcisi olarak ...'ın atandığı ve görevinin karar tarihi itibariyle de devam ettiği anlaşılmıştır. Davacı ve belirtilen bu 4 kişinin dışındaki davalılar muris ...'nın mirasçıları olduğu veraset ilamından anlaşılmaktadır. Yukarıda belirtilen yargıtay kararlarından anlaşıldığı üzere murisin mirasçılarına herhangi bir şekilde hisse devri yapılmadığı gibi davaya konu şirketteki hisseleriyle ilgili oy hakkına da tereke temsilcisi ...'ın olduğu anlaşıldığından, mirasçılarla ilgili daqvacı ve davalının ...'nın mirasçısı olup, davacının bu itibarla tek başına hissesinin ve diğer muris mirasçısı davalıların hisseleri üzerlerine geçmemiş olup TTK.nın 555.maddesine göre ancak bu davayı tereke temsilcisi ...'ın açması gerekir. Mirasçılar dışındaki ... ,... , ... ve ... ile ilgili sorumluluğun bulunup bulunmadığını ancak tereke temsilcisinin izni ile davanın görülmesi gerekeceğinden, tereke temsilcisi bu itibarla izin de vermediğinden aktif ehliyeti nedeniyle açılan davanın reddi cihetine gidilmiştir..." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Mahkememiz kararının istinaf edilmesi sonucunda istinaf incelemesini yapan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 18/10/2018 tarih ve ... Esas - ...Karar sayılı ilamı ile; "...Somut olayda, dava konusu şirketin de dahil olduğu müteveffa ...’nın terekesinin tespiti, korunması ve yönetilmesi için TMK'nın 589 vd. maddeleri uyarınca Beykoz ...ukuk Mahkemesinin ... sayılı tereke sayılı dosyasında terekeye temsilcinin atanmış olduğu ihtilafsız olup, uyuşmazlık şirketin yönetim kurulu başkanı ve aynı zamanda murisin mirasçılarından ...’nın şirketin eski yöneticilerine yönelttiği sorumluluk davasında aktif husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Anonim şirket ile yönetim kurulu arasındaki hukuki ilişki, genel olarak “vekalet akdi” olduğu kabul edilmektedir. Yönetim kurulu üyelerinin, yasa ve esas sözleşmenin yüklediği görevlerin ihlali sonucunda şirkete zarar vermesi, akdin ihlali sonucunu doğurur. Şirketin zarar görmesi halinde, tüzel kişi olarak bizzat şirketin kendi organına karşı sorumluluk davası açmasına karar verilmesi sorunu ortaya çıkar. Bu durumda, somut olaya uygulanması gereken TTK'nın 555/I. Maddesi gereğince, bir veya birkaç yönetim kurulu üyesinin aleyhine dava açılabilmesine ilke olarak halen görevde bulunan yönetim kurulu karar verir ve şirketin yasal temsilcisi olarak da davayı açar. Yönetim kurulu üyelerinin tümü aleyhine sorumluluk davası açılması sözkonusu ise, bu takdirde davayı yine şirket açabilir. Ancak şirketin ihmali veya sorumluların şirkete hakim olmaları sebebiyle davayı açmamaları durumunda, doğrudan veya dolayı zararın varlığında bunun tazminine ilişkin davayı her pay sahibi açabilir. Pay sahibinin zararı dolaylı ise, hükmolunacak tazminatın şirkete ödenmesini talep etmesi gerekir Bu açıklamalar ışığında, şirket yöneticileri aleyhine dava açılabilmesi için alınmış yönetim kurulu kararı bulunmadığına ve davacının yönetim kurulu başkanı sıfatıyla tek başına dava açamayacağından, davacının bu yöndeki istinaf sebebi yerinde değildir. Diğer yandan, davacının veraseten intikal eden pay sahipliğine dayalı davayı ikame ettiği ileri sürülmüş ise de; dava konusu şirketin de yer aldığı muris terekesi hakkında ... Sulh Hukuk Mahkemesi’nin ...sayılı tereke sayılı dosyasında terekeye temsilci atanmış olduğu anlaşılmaktadır.aksim edilmediği sürece tereke iştirak halinde mülkiyet hükümlerine tabidir. İştirak halinde mülkiyette mirasçıların terekeye ait bir mal, hak, borç veya alacaktan yalnız kendi payına düşen kısım için dava açamaz. Çünkü bir mirasçının iştirak halindeki pay üzerinde tasarrufta bulunma yetkisi yoktur. Bu durumda, murisin terekesine atanan temsilcinin davaya icazet vermediği gözetildiğinde davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddinde isabetsizlik bulunmamaktadır...." gerekçesiyle İstinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. İstinaf kararının temyiz edilmesi sonucunda, temyiz incelemesini yapan Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 15/06/2020 tarih ve ... Esas -...Karar sayılı ilamı ile; "...Somut olayda; bölge adliye mahkemesince 18.10.2018 tarihinde davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildikten sonra .... Sulh Hukuk Mahkemesinin... Tereke sayılı ve 13.03.2019 tarihli kararının 13. bendinde ''... 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin ...Esas sayılı dosyası ile ikame edilen davanın takibi terekenin menfaatine olabileceğinden HMK'nın 124/3. maddesi uyarınca taraf değişikliği talebi ile başvurmak, davayı takip etmek ve gerekli işlemleri yapmak üzere tereke idare memurlarına izin ve yetki verilmesine'' karar verilmiş olup, tereke idare memurları 24.05.2019 tarihli dilekçe ile Beykoz ...Hukuk Mahkemesinin ilgili kararı uyarınca davacı sıfatıyla davaya kabullerine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, tereke memurlarının anılan istemleri hakkında değerlendirme yapılarak davanın esası hakkında karar verilmesi gerektiğinden bölge adliye mahkemesinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararının bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. Mahkememizce usul ve yasaya uygun bulunan bozma ilamına uyulmuştur. Mahkememizdeki yargılama devam ederken, ... 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin ... Tereke sayılı dosyasında karar verildiği tereke memurlarının terekeden el çektirildiği bildirildiğinden, ... 1. Sulh Hukuk mahkemesine müzekkere yazılmış, müzekkereye verilen cevapta;...tereke sayılı dosyasının 21/06/2021 tarihinde karara çıktığını, tereke memurlarının görevlerinin sona erdiğini ve terekeyi temsil sıfatlarının sona ermiş olması sebebiyle Mahkememizin bu dava dosyasında taraf sıfatlarının kaldırılarak UYAP kayıtlarının silinmesi ve bundan sonra bu dava dosyasına miraçların taraf olarak eklenmesi hususu Mahkememize bildirilmiştir. Mahkememizce şirkete ait ticaret sicil dosyası celp edilmiş ayrıca şirkete müzekkere yazılarak muris ...'nın şirket payları ile ilgili mirasçılarının şirket pay defterine kayıt edilip edilmediği sorulmuştur. Şirket tarafından Mahkememize verilen cevapta; mirasçıların miras paylarının pay defterine işlendiği bildirilmiştir. Gönderilen pay defteri suretinden davacı ...'nın şirket ortağı olarak pay defterine işlendiği görülmüştür. Mahkememizin 04/05/2023 tarihli celsesinde ... Ticaret Sicil Müdürlüğünden gelen kayıtlar ve şirketten gelen yazı cevabına göre müteveffa ...mirasçılarının miras paylarının şirket defterine işlenmiş olduğu anlaşıldığından ve ... 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin ... Tereke sayılı dosyasında karar verilmiş olduğu anlaşıldığından Mahkememizin 04/11/2021 tarihli celsesinin 2 numaralı bendinde belirtilen taraf değişikliği talebinin kabulüne ilişkin ara karardan vazgeçilmiş ve davacı olarak ...'nın davaya devam etmesine karar verilmiştir. Bilirkişi heyetinden rapor ve ek rapor alınmıştır. Bilirkişiler ..., ... ve ... mahkememize sundukları 12/12/2024 tarihli raporlarında; Husumet (Dava Ehliyeti) Yönünden: Yargıtay bozma ilâmında sözü edilen husumet (HMK m. 51 anlamında dava ehliyeti) eksikliğinin yargılama sırasında ... Sulh Hukuk Mahkemesinin ... Tereke sayılı ve 13.03.2019 tarihli kararının 13. bendinde “... 9. Asliye ticaret Mahkemesinin ... E. Sayılı dosyası ile ikame edilen davanın takibi terekenin menfaatine olabileceğinden HMK nın 124/3 maddesi uyarınca taraf değişikliği talebi ile başvurmak davayı takip etmek ve gerekli işlemleri yapmak üzere tereke idare memurlarına izin ve yetki verilmesine” karar verilmesi ve bunun üzerine tereke idare memurlarının 24.05.2019 tarihli dilekçeleriyle ile “... Sulh Hukuk Mahkemesinin söz konusu kararı uyarınca davacı sıfatıyla davaya kabullerine karar verilmesini talep etmeleri üzerine, giderilmiş bulunduğu değerlendirildiğini, bu sebeple uyuşmazlığın esasına girilerek karar verilmesinin gerektiği kanaatinde olduklarını, Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğu TTK m. 553/1'de düzenlendiğini, TTK m. 553/1 hükmü, kanundan yahut esas sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini kusurlu eylem ve işlemleriyle ihlal eden yönetim kurulu üyelerini, verdikleri zararlardan dolayı şirkete, ortaklara ve şirket alacaklılarına karşı sorumlu tuttuğunu, bu sorumluluk, tür itibariyle bir “kusur sorumluluğu” niteliği taşıdığını, Bu itibarla yönetim kurulu üyeleri ancak, şirkete zarar veren işlem ve eylemlerin yönetim kurulu üyelerinin kusurlarından kaynaklandığı ispatlandığı takdirde sorumlu tutulabileceğini, Öyle ki, TTK m. 553/1 metninin ilk halinde yönetim kurulu üyeleri aleyhine getirilmiş olan kusur karinesi bilahare kaldırılmış ve madde metnine “kusurlarıyla” kelimesi eklendiğini, Bundan dolayı, TTK m. 553/1 hükmü gereğince anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğuna hükmolunabilmesi için, zarar doğuran eylem ve işlemin yönetim kurulu üyesinin kusurundan ileri geldiğini ispat yükü davacıya ait olduğunu, Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğunun ikinci koşulu ise bütün sorumluluk türlerinde aranan “zarar” koşulu olduğunu, TTK m. 553 çerçevesindeki sorumlulukta“zarar” koşulunu ispat yükü de yine davacıya ait olduğunu, Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğuna ilişkin dava hakkı evvelemirde şirkete ait olup şirketin bu hakkı kullanması hiç şüphesiz yine yönetim kurulu eliyle olacağını, bununla birlikte Kanun, bu hakkı, eldeki davada olduğu gibi, şirket ortaklarına da (ve şirket alacaklılarına da) tanıdığını, bu bağlamda şirket ortakları kendi dolaylı zararlarını ileri sürülebileceklerini, genel anlamda yönetim kurulu üyelerinin şirket malvarlığını kötüleştiren davranışlarının, şirket ortaklarının dolayısıyla zararına sebebiyet verdiği söylenebileceğini, buna göre, ortaklık malvarlığını azaltan her eylem, hisseleri oranında ortakları da etkileyeceğini, şirket malvarlığının azalması şirketi doğrudan, buna karşılık şirket ortaklarını ise dolayısıyla etkilediğini, binaenaleyh şirketin uğradığı zararın giderilmesi, ortakların da dolaylı zararının telafi edilmesini sağlayacağını, şirket yöneticilerinin yetkilerini kötüye kullanmaları, gerçek olmayan kâr dağıtımı, gereksiz yatırımlar ve şirket imkanlarının ve araçlarının şirket amacı dışında kullanılması gibi fiilleri, şirketi doğrudan, şirket ortaklarını ise dolayısıyla zarara uğratmış olabileceğini, bu durumda, söz konusu zararın ortaya konulması ve bunun yönetim kurulu üyelerinin kusurundan kaynaklandığı davacı tarafça ispatlanmak kaydıyla, yönetim kurulu üyelerinin tazminat ödemesi isteyebileceğini, ancak, her durumda hükmolunacak tazminatın şirkete ödenmesinin esas olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin açıkça veya zımnen ibra edilmiş olmaları, onların hukuki sorumluluğunu ortadan kaldıracağını, Çünkü anonim şirket genel kurulundan çıkan geçerli bir ibra kararı, şirketin ilgili hesap dönemine ilişkin işlemler sebebiyle tazminat talebi bulunmadığını ikrar etmesi (menfi borç ikrarı) anlamı taşıyacağını, bu yönüyle ibra borcu sona erdiren bir sebep niteliği taşıdığını, binaenaleyh geçerli bir ibranın varlığı yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk davası açma hakkını ortadan kaldırır TTK m. 558/11 hükmü gereğince “Şirket genel kurulunun, sorumluluktan ibraya ilişkin kararı, ibranın kapsadığı açıklanan maddi olaylara ilişkin olarak, şirketin, ibraya olumlu oy veren ve ibra kararını bilerek payı iktisap etmiş olan pay sahiplerinin dava hakkını kaldırdığını, diğer pay sahiplerinin dava hakları ibra tarihinden itibaren altı ay geçmesiyle düşer.” Bu hukuki durum çerçevesinde değerlendirildiğinde, eldeki dava bakımından şirketin 2015yılına ilişkin kayıtları üzerinde durulmak gerektiğini, ... Madencilik şirketinde 2015 yılında raporlanan 30.366.932,33 TL tutarındaki zararı neticesinde kaydi değerlere göre özkaynak tutarı 15.767.591,93 TL tutarında negatif görünüm kazandığını, diğer bir ifadeyle şirket -kaydi değerlere göre- borca batık hale geldiğini, diğer yıllara ilişkin olarak ortada ibra kararlarının bulunması dikkate alındığında ve ayrıca bu çerçevede 558/11 hükmünün karşılanıp karşılanmadığının tespiti sadedinde dosya münderecatına göre bir tespit yapılamadığı gözetilerek, dava açma imkanı bulunmadığı sonucuna ulaşıldığını, 2015 yılına ilişkin bilanço açısından değerlendirildiğinde ise, yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğuna ilişkin olara hukuki çerçeveye göre davacılar eliyle ispatlanması gereken “kusur” unsuru yönünden dosyada yeterince bilgi ve belge bulunmadığının açık olduğunu, Bundan dolayıdır ki, 2015 yılı bilançosuna bakıldığında, ortada şirket açısından doğrudan, ortaklar açısından ise dolayısıyla bir zarar bulunduğu açık olsa da, bu zararın doğumuna sebep olan eylemlerin neler olduğu ve bu eylemler itibariyle davalı yönetim kurulu üyelerinin “kusurlu” olduklarının davacılar tarafından ispatlanmış kabul edilebilmesini (sübut bulduğunu) söyleyebilmek açısından dosyada yeterli ölçüde bilgi ve belge bulunmadığı kanaatinde olduklarını, 2012-2014 yılları açısından TTK m. 558/II hükmünce aranan koşulların sağlanmadığını, 2015 yılı açısından ise, dosyadaki bilgi ve belgeler çerçevesinde, şirket zararının davalıların hangi eylemlerinden kaynaklandığının ve bu eylemlerde davalıların TTK m. 553/I anlamında kusurlu olduklarının sübut bulduğunu söyleme imkanının olmadığını belirtmişlerdir. Bilirkişiler ..., ... ve ... mahkememize sundukları 29/09/2025 tarihli ek raporlarında; Bilirkişi kök raporlarındaki görüş ve kanaatlerinde herhangi bir değişikliğin meydana gelmediğini belirtmişlerdir. Dava; yönetici sorumluluğu nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. Davacı pay sahibi olduğu dava dışı ...Tic. A.Ş.'nin yöneticisi olan davalıların eylemleri nedeniyle şirketi zarara uğrattıklarını belirterek, TTK.nın 553 ve devamı maddeleri kapsamında tazminat talebinde bulunmuştur. Kurucuların, Yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğu başlığını taşıyan TTK.nın 553. maddesinde; " (1) Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlâl ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. (2) Kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar. (3) Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz." hükmünün yer aldığı, TTK.nın 555. Maddesinde; " (1) Şirketin uğradığı zararın tazminini, şirket ve her bir pay sahibi isteyebilir. Pay sahipleri tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebilirler." hükmünün bulunduğu, TTK'nın 558/2. Maddesinde; "şirket genel kurulunun sorumluluktan ibraya ilişkin kararı, ibranın kapsadığı açıklanan maddi olaylara ilişkin olarak, şirketin ibraya olumlu oy veren ve ibra kararını bilerek payı iktisap etmiş olan pay sahiplerinin dava hakkını kaldırır, diğer pay sahiplerinin dava hakları ibra tarihi itibariyle 6 ay geçmesi ile birlikte düşer" hükmünün bulunduğu anlaşılmıştır. Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluklarından tazminat borcunun doğabilmesi için hukuka aykırı davranış neticesinde bir zararın ortaya çıkmış olması gerekir. Zira sorumluluk hukukunun amacı gerçekleşen zararın tazminidir. Yönetim kurulu üyesinin sorumluluğunun doğabilmesi için de, o üyenin hukuka aykırı fiilleri neticesinde bir zararın ortaya çıkmış olması şarttır. Zararın yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu çerçevesinde önem arz eden türleri şirketler hukuku bağlamında doğrudan zarar, dolaylı zarar ve şirketin zararıdır. Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna gidilebilmesi için zararın ispatlanması gerekir. Zararın sadece varlığının değil, miktarının da rakamsal olarak belirlenmesi gerekir. Zararı ispat yükümlülüğü genel hükümlere istinaden zarar görendedir Zararın ispatı bakımından, tazminat davası açan kimse kural olarak hem zararı, hem de zararın miktarını ispat ile yükümlüdür. Anonim şirket yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk davası açabilmek için, kanundan veya şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerin ihlalinin yanı sıra, zarar, kusur ve uygun illiyet bağı ve diğer sorumluluk koşullarının da mevcut olması gerekmektedir. Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu yalnızca kanuna aykırılıktan değil sözleşmeye aykırılıktan da kaynaklanabilir. Yönetim kurulu üyelerinin tazmin yükümlülüğünün doğabilmesi için, olayların normal akışına, hayat tecrübelerine göre yönetim kurulu üyelerinin kanun veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurları ile ihlal etmeleri sonucunda doğan, söz konusu hukuka aykırı işlem veya eylemlere uygun illiyet bağı ile bağlanabilen ve şirketin uğradığı bir zarardan söz edilebilmesi gerektir. Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğu TTK m. 553/1'de düzenlenmiş olup TTK m. 553/1 hükmü, kanundan yahut esas sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini kusurlu eylem ve işlemleriyle ihlal eden yönetim kurulu üyelerini, verdikleri zararlardan dolayı şirkete, ortaklara ve şirket alacaklılarına karşı sorumlu tutmuştur. Bu sorumluluk, tür itibariyle bir “kusur sorumluluğu” niteliği taşımaktadır. Bu itibarla yönetim kurulu üyeleri ancak, şirkete zarar veren işlem ve eylemlerin yönetim kurulu üyelerinin kusurlarından kaynaklandığı ispatlandığı takdirde sorumlu tutulabilirler. Yönetim kurulu üyelerinin açıkça veya zımnen ibra edilmiş olmaları onların hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırır. Bu yönüyle ibra borcu sona erdiren bir sebep niteliği taşır. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında; bilirkişi raporu, şirket kayıt ve belgeleri, ticaret sicil kayıtları ve tüm dosya kapsamına göre; 2012-2013 ve 2014 yıllarına ait genel kurul toplantılarında yönetim kurulu üyeleri ibra edildiklerinden; TTK 558/2 maddesi göz önüne alınarak bu döneme ilişkin davalı yönetim kurulu üyelerine karşı dava açılamayacağı, 2015 yılına ilişkin ise de; şirketin zararının yönetim kurulu üyesi olan davalıların hangi kusurlu eylemlerinden kaynaklandığı ve bu eylemleri nedeniyle şirketin zarara uğradığı davacı tarafından ispatlanamadığından TTK 553/1 maddesindeki; "...kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde...." koşulu oluşmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın REDDİNE, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesine göre alınması gereken 732 TL harcın peşin olarak alınan 17.077,50 TL harçtan mahsubu ile fazla alınan 16.345,50 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/4.maddesi gereğince 45.000 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 4-Davacının yapmış olduğu yargılama masraflarının kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı ... tarafından yapılan 150 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak bu davalıya verilmesine, 6-Davalı ... tarafından yapılan 50 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak bu davalıya verilmesine, 7-Davalı ... tarafından yapılan 100 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak bu davalıya verilmesine, 8-Davalı ... tarafından yapılan 150 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak bu davalıya verilmesine, 9-Taraflarca yatırılan gider avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, Davalı ... vekili, Davalılar ... ile ... vekili, Davalı ... vekili, Davalı ... vekili, Dahili davalılar ... ile...vekili, Feri Müdahil ... vekilinin yüzlerine karşı, davacı vekilinin ve diğer davalı vekillerinin yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde Mahkememize sunulacak veya gönderilecek dilekçe ile YARGITAY yolu açık olmak üzere oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 10/09/2026
Başkan ¸e-imzalıdır Üye ¸e-imzalıdır Üye ¸e-imzalıdır Katip ¸e-imzalıdır
**Bu belge 5070 sayılı Kanun Kapsamında Elektronik İmza İle İmzalanmıştır.*