Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/914 E. 2026/1442 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/914
- Karar No
- 2026/1442
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2026/914 Esas
KARAR NO : 2026/1442
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 15/04/2026
NUMARASI : 2026/169 E. - 2026/357 K.
DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 24/09/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirket tarafından davacı aleyhine alacak iddiası ile Gaziosmanpaşa İcra Müdürlüğünün ...E. Sayılı dosyası üzerinden icra takibine girişildiğini, iş bu takip, takip tarihi itibarıyla halen ayakta İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı bir icra takibi varken (nitekim takip talebinde bu husus açıkça dercedilmiştir) yasaya aykırı surette mükerrer ve derdestliğe aykırı biçimde ikame edildiğini, devam etmekte olan bir icra takibine rağmen yeniden aynı alacak için aynı borçluya karşı icra takibi gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceğine ilişkin açık bir düzenleme 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda(İİK) yer almadığını, HMK’daki derdestliğe ilişkin düzenlemenin icra takiplerine kıyasen uygulanması gerektiğini, derdestlik kurumunun amaçları davada ve icra takibinde ortak olduğunu, dava bakımından bir dava engeli olan derdestlik, icra takibi bakımından da bir takip engel olduğunu, dolayısıyla olumsuz bir dava şartı olarak nitelendirilen derdestlik aynı zamanda olumsuz bir takip şartı olarak değerlendirilmesi gerektiğini, bu nedenle, tıpkı davada derdestlik gibi icra takibinde de derdestlik takip hukukunun doğasına uygun ölçüde icra memurunca/mahkemece kendiliğinden gözetilen ve taraflarca takibin/davanın her aşamasında ileri sürülebilen bir takip şartı olarak değerlendirilmesi gerektiğini, takip talebinde, dayanak olarak önceki icra dosyasının gösterilmesi göz önüne alındığında menfi tespite konu icra dosyasının derdestliğe aykırı ikame edildiği görüleceğini, açıklanan nedenlerle mükerrer ikame edilen dava konusu takip bakımından menfi tespit talep etme ihtiyacı hasıl olduğunu, davacının, Gaziosmanpaşa İcra Müdürlüğünün ... E.Sayılı dosyası bakımından şimdilik 52.382,00 TL borçlu olmadığının tespitini, İİK Md. 72’nin somut uyuşmazlığa tatbikine; olmayan bir alacağı, dayanak belirtmeksizin soyut şekilde takibe konu eden kötüniyetli davalı aleyhine % 20’den az olmayan kötüniyet tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ile ücreti vekâletin davalıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;
davacı vekilinin mahkeme huzurunda ikame etmiş olduğu dava; hukuki dayanaktan yoksun, tümüyle haksız ve davalı şirketin alacağının tahsilini geciktirmek amacına matuf mesnetsiz bir dava olduğunu, dava dilekçesindeki iddialarının tarafımızca kabulü mümkün olmadığını, davalı şirket bir varlık yönetim şirketi olup, huzurdaki davaya konu alacakları ... A.Ş.'den temlik aldığını, temlik eden banka ve davacı varlık yönetim şirketi vadesi geldiği halde ödenmeyen alacaklarını tüm hukuki prosedüre uygun olarak takibe koymuş ve icra takibi yaptığını, icra takip dosyası hakkında davacı tarafından çeşitli iddialarla huzurdaki dava ikame edildiğini, davaya konu icra dosyasının fiziken ve UYAP ortamında celbi neticesinde davacının borçlu olduğu görüleceğini, arz ve izah edilen ve mahkemenin re'sen dikkate alacağı nedenlerle; davacı yanın haksız ve hukuka aykırı davasının reddini, davacı-borçlu aleyhine alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "...davacı, dava konusu takipte ileri sürülen alacağın maddi hukuk bakımından mevcut olmadığını, borcun sona erdiğini, ödendiğini yahut hiç doğmadığını ileri sürmemekte; yalnızca aynı alacak için daha önce başlatılmış bir takip bulunduğundan bahisle ikinci takibin “mükerrer” olduğunu iddia etmektedir. Bu durumda davacının iddiası, borcun esasına değil, takip işleminin usulüne ilişkindir. Her ne kadar davacı taraf HMK’daki derdestlik kurumunun kıyasen icra takiplerine uygulanması gerektiğini ileri sürmüş ise de; hukuk davalarına özgü bir dava şartı olan derdestlik kurumunun, niteliği gereği cebri icra işlemlerinden oluşan icra takiplerine doğrudan uygulanabilmesi mümkün değildir. Zira icra takipleri maddi anlamda kesin hüküm teşkil eden bir yargılama faaliyeti olmayıp, alacağın tahsiline yönelik takip işlemlerinden ibarettir. Aynı alacağa ilişkin birden fazla takip yapılmış olması tek başına borcun mevcut olmadığı sonucunu doğurmayacağı gibi, borçlunun menfi tespit davası açmasını gerektiren bağımsız bir maddi hukuk ihtilafı da yaratmaz. Öte yandan aynı alacak için birden fazla takip yapılması hâlinde borçlu yönünden mükerrer tahsil riski doğması mümkün ise de, hukuk düzeni aynı alacağın birden fazla kez tahsil edilmesine cevaz vermemektedir. Bu tür iddialar, icra müdürlüğü nezdinde ileri sürülebilecek itiraz ve şikâyet sebepleri kapsamında değerlendirilmesi gereken takip hukuku meseleleri olup, borcun mevcut olup olmadığının tespitine yönelik menfi tespit davasının konusunu oluşturmamaktadır. Nitekim davacı tarafça dava konusu alacağın maddi hukuk bakımından mevcut olmadığına ilişkin herhangi bir vakıa ileri sürülmemiş, yalnızca takiplerin mükerrer olduğu savunulmuştur. Bu nedenle davacının eldeki menfi tespit davasını açmakta korunmaya değer güncel bir hukuki yararının bulunmadığı anlaşılmıştır.
Dava şartı yokluğu hâlinde uyuşmazlığın esasının incelenmesine hukuken olanak bulunmadığından, davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar vermek gerekmiştir. Bu nedenle; icra takiplerinin derdest olduğu iddiasına dayanılarak açılan menfi tespit davasının, HMK’nin 114/1-h ve 115. maddeleri uyarınca hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine" karar verilmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
-İstinaf talep edilen davanın aynı alacak için başlatılmış bir icra takibi halen ayakta iken ikinci bir takibe girişilmesinin yasaya aykırı olduğu bu ikinci takibin derdestlik teşkil edeceği gerekçesiyle derdest/mükerrer icra takibi bakımından borçlu bulunmadığının tespitine yönelik bir dava olduğunu, mahkemenin, derdestlik kurumunun davalara özgü bulunduğu, icra hukukunda uygulanamayacağına yönelik değerlendirmesinin hatalı olduğunu, sunulu kararlar gereği derdestliğin koşullarını saptamış bulunduğundan davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken hukuki yarar bulunmadığından reddine karar verilmesi hatalı olduğunu kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Mahkemenin hukuka ve usule uygun şekilde karar verdiğini, ilgili kararın gerekçesinde de yer verildiği üzere, icra takipleri maddi anlamda kesin hüküm teşkil eden bir yargılama faaliyeti olmayıp, alacağın tahsiline yönelik takip işlemlerinden ibaret olduğunu, aynı alacağa ilişkin birden fazla takip yapılmış olduğu iddiası ile borçlunun menfi tespit davası açmasını gerektiren bağımsız bir maddi hukuk ihtilafı da yaratmayacağını, istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dava; davacının, aynı alacağa ilişkin olarak daha önce başlatılmış ve halen derdest olduğunu ileri sürdüğü bir icra takibi bulunmasına rağmen yeniden icra takibi başlatıldığı iddiasına dayanarak açtığı menfi tespit istemine ilişkindir.
Davacı taraf, İstanbul 6. İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı takip dosyasının halen açık ve derdest olduğunu, buna rağmen aynı alacak nedeniyle Gaziosmanpaşa İcra Müdürlüğü’nün ...Esas sayılı dosyası üzerinden yeniden takip yapılmasının mükerrer takip niteliğinde bulunduğunu, HMK’da düzenlenen derdestlik kurumunun kıyasen icra takiplerine de uygulanması gerektiğini ileri sürerek dava konusu takip nedeniyle borçlu olmadığının tespitini talep etmiştir.
İcra hukukunda “derdestlik” hususunda pozitif bir düzenleme yer almamakla birlikte, İcra ve İflas Kanununda açık bir düzenleme bulunmadığı durumlarda medeni usul hukuku hükümlerinin niteliğine uygun düştüğü ölçüde kıyas yoluyla icra hukukunda da uygulanabileceği, borçlu hakkında devam etmekte olan bir icra takibinin mevcudiyetine rağmen aynı alacaklının, aynı borçluya karşı aynı alacak sebebiyle yeniden icra takibi başlatmasının usulsüz olduğuna dair iddianın, takip hukukunda mükerrerlik şeklinde nitelendirilmiş olup, medeni usul hukukundaki karşılığı ise derdestlik olduğunun kabulünün gerektiği, 1086 sayılı HMK’nın 187/1-4 ve 194. maddelerindeki düzenlemede derdestlik; “ilk itiraz” olarak nitelendirilmiş iken 6100 sayılı HMK’nın yürürlüğe girmesi ile 114/1-ı maddesinde yapılan düzenleme ile “dava şartı” haline getirildiği, HMK’da dava şartı olan derdestlik, icra takibi bakımından da takip şartı haline geldiğini buna göre davacının talebinin de icra takibinin usulsüz olduğu iddiasına yönelik değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
Derdest takip var iken aynı borçluya ikinci bir icra takibi başlatılması, borçlunun hak arama hürriyetinin ihlal edilmesine yol açarken, ayrıca gereksiz gider yapılması yüzünden takip sonucunda ödemekle yükümlü olacağı borç miktarını da artıracaktır. Bu durum takip ekonomisi ilkesine de aykırıdır. Öte yandan bu husus HMK 29'da yer alan "Dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğü"ne de aykırılık oluşturacaktır.
Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 20.01.2023 tarih ve 2021/2 E. - 2023/1 K. sayılı kararında; derdestliğin takip şartı olduğu, derdest bir takip varken aynı alacak ile ilgili aynı taraflar arasında ikinci bir takip yapmakta, alacaklının hukuki yararının bulunmadığı gerekçelerine dayanılarak, aynı anda hem kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip hem de rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapılamayacağı yönünde içtihatların birleştirilmesine karar verilmiş olup, kıyasen ilamsız icra takiplerinde mükerrerlik iddiasına da uygulanabileceği bu nedenle davacının dava açmakta hukuki yararının bulunduğu, takip şartı olan bu husus nedeniyle usuli olarak takibin iptaline karar verilmesinin aykırılık oluşturmayacağı, buna göre Mahkemece her ne kadar davacının hukuki yararı bulunmadığından davanın reddine karar verilmiş ise de, kararın yerinde bulunmadığı, iki takip yapılmasının takip hukuku bakımından usuli olarak takibin iptaline neden olacak bir hukuki aykırılık olduğu ve davacının menfi tespit isteminin de takip şartına aykırılık kapsamında usuli olarak değerlendirilmesi gerektiği, bu nedenle davacı talebinin mükerrer takip nedeniyle borçlu olmadığına karar verilmesi gerekirken hukuki yarar bulunmadığından reddine karar verilmesinin yerinde bulunmadığı anlaşılmakla, davacı İstinaf başvurusunun HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince kısmen kabulüne karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf isteminin kısmen KABULÜ ile,
2-İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/04/2026 tarih, 2026/169 E., 2026/357 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına,
3-Davanın Kabulüne, mükerrer takip nedeniyle icra takibi bakımından takip şartına aykırılık oluşmakla Gaziosmanpaşa İcra Müdürlüğünün ...E. Sayılı dosyası bakımından davacının borçlu olmadığının TESPİTİNE,
4-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;
4/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 3.578.21-TL karar harcından peşin alınan 894,56-TL'nin mahsubu ile fazlaya ilişkin 3.577.29-TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye İrat Kaydına,
4/b-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan: 732,00-TL başvurma harcı, 894,56-TL peşin harç, 104,00-TL vekalet harcı, 75,00-TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 1.805,56-TL'nin davanın kabul edilmiş olması sebebiyle davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine,
4/c-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 45.000,00-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine,
5-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;
5/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davacı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,
5/b-İstinaf yargılaması için davacı tarafından yapılan 2.002,00-TL istinaf yoluna başvurma harcı, 315,00-TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 2.317,00-TL'nin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine,
5/c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,
6- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 24/09/2026