Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/912 E. 2026/1445 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/912
Karar No
2026/1445
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

44. HUKUK DAİRESİ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I

DOSYA NO: 2026/912 Esas

KARAR NO : 2026/1445

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İstanbul 2. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi

TARİHİ: 16/12/2025

NUMARASI : 2024/124 E. - 2025/313 K.

DAVANIN KONUSU: Marka (Tanınmış Marka Olduğunun Tespiti İstemli)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 24/09/2026

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;

G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü :

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin şirketin uzun yıllardır kendi alanında faaliyet gösterdiğini, iç ve dış piyasada bilinirlik ve güven sahibi olduğunu, müvekkilinin şirketinin 11/09/1992 tarihinde ... başvuru numarası ile "..." ibaresini marka olarak kullanmak üzere başvurduğunu ve 18/12/1992 tarihinde bu başvurusunun kabul görerek 06/12/1993 yılında ... numaralı gazetede yayımlanma ve ... tescil numarası ile bu markayı tescil ettirdiğini, müvekkilinin bu markayı işyerlerinde, reklam panolarında, tabela ve reklam vasıtalarında kullandığını, hizmet kalitesi nedeniyle haklı bir üne kavuştuğunu ve bilinen, aranan bir marka haline geldiğini, müvekkilinin bu marka ile halen hem üretim ve hem de pazarlama faaliyetlerine devam ettiğini, kendisine iç ve dış piyasa da iyi bir pazar payı oluşturduğunu, aleyhine tespit istenen şirket tespit istenen adreste aynı sektörde faaliyet göstermekte ve dilekçe ekinde sunulan delillerde de görüleceği üzere "..." ibaresini tescilli markaymış gibi internet ve sair ortamlarda pazarladığı ve sattığı ürünlerinde kullandığını, aleyhine tespit istenen şirketin "..." ibaresini ürünlerinde kullanmasının müvekkili şirketin markasına açık bir tecavüz oluşturduğunu, bu suretle de haksız rekabete yol açtığını, aleyhine tespit istenen şirketin, müvekkilinin tescilli markası kapsamındaki mal ve hizmetlerle ilgili alanda faaliyet gösterdiğini,

tescilli marka ile tamamıyla aynı ibareyi müvekkilinin izni olmaksızın kendi mal ve hizmetlerinde kullandığını, aleyhine tespit istenen şirketin, müvekkilinin tescilli markasının aynısı olan ..." ibaresini bilerek ve iltibas yaratmak amacıyla kullandığını, bu hususun TTK 57/5.m.ne aykırılık teşkil ettiğini, müvekkilinin dilekçe ekinde sunulan tescilli markasının 556 s. KHK hükümleri gereğince korunmaya değer

olup, müvekkilinin izni olmaksızın başka bir şahsın ticari unvan ve işletme adı olarak kullanmasının mümkün olmadığını, aksi durumun haksız rekabet nedeniyle markaya tecavüz oluşturacağını, aleyhine tespit istenen firmayı kendi şirket telefonlarından arayıp bu tecavüze son vermelerini talep ederek ihtar ettiklerini ancak markanın kullanımının devam ettiğini, bu nedenlerle; aleyhine tespit istenenin ürünlerinde kullandığı "..." ibaresini kullanmakta olduğunun, aleyhine tespit istenenin kullandığı "..." ibaresinin müvekkilinin tescilli markasına iltibas meydana getirecek şekilde benzediğinden bu durumun haksız rekabet nedeniyle müvekkilinin tescilli markasına tecavüz oluşturduğunun tespitine, marka tescil talebinin iptaline, ihtiyati tedbir yolu ile aleyhine tespit istenenin müvekkilinin tescilli markasını kullandığı internet ve sair her türlü reklam ortamında kullanmasının yahut tanıtmasının engellenmesine ürünlerin toplatılmasına karar verilmesini dava ve talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin şirketin 18.03.2016 tarihinde ... ... "..." adının 6,7,8. ve 35. sınıflarda tescili için marka başvurusunu yaptığını, ... numaralı başvurunun davacı şirket ve dava dışı ....A.Ş. tarafından yapılan itirazlar sonucunda, başvurunun 35. sınıfın bazı mal ve hizmetleri bakımından çıkarılmasına, kalan mal ve hizmetler için tescil işlemlerinin devamına dair marka tescil taleplerinin kısmen kabulüne karar verildiğini, ... markasının 11.07.2017 tarihinde müvekkili şirket adına tescilinin kesinleştiğini, müvekkilinin tescilli markasının verdiği haklar doğrultusunda kullanım yaptığını, davacının iddia ettiği gibi bir marka tecavüzü yahut haksız rekabet durumu söz konusu olmadığını, davacı şirket şirket ile müvekkil şirketin marka şekilleri ve amblemleri arasında benzerlik bulunmadığını, tüketici ve piyasadaki alıcılar nezdinde ki ayırt ediciliğinin yüksek olduğunu, iltibasa, haksız rekabete yol açmadığını, davacının haksız rekabet edildiği ve markaya tecavüz edildiği iddialarının gerçek dışı olduğunu, davacı şirketin "..." markası ile ilgili olarak eskiye dayalı kullanım, tanınmışlık ve kötü niyet yönünden TPE'ye itiraz ettiğini ve tüm bu itirazlarında haksız bulunduğunu, ... markasının davacı şirketin tanınmış markası olmadığının ... Başkanlığı 28.11.2016 tarihli kısmi kabul kararında belirtildiğini, davacı şirket ile müvekkili şirketin farklı alanlarda faaliyet gösterdiğini ve farklı müşteri çevrelerine hitap ettiklerini, müvekkili şirketin ... ibaresini kullandığı bir ürünün bulunmadığını, müvekkili tarafından hiçbir mal üretimi yapılmadığını ve bu marka ile sattığı herhangi bir ürünün de olmadığını, ... ... ibaresinin ... unvanı olarak kullanıldığını, davacı şirketin dişli malzemeleri, makina imalatı yaptığını ve kendi ürünlerini piyasaya sattığını, müvekkili şirketin ise; ağırlık olarak ... ... ... satışı yaptığını, makine imalatı ve satışı yapmadığını, davacı şirket ile müvekkili şirketin farklı müşteri çevrelerine hitap ettiklerini bu nedenle de marka tecavüzü yahut haksız rekabetin söz konusu olmadığını beyanla davanın reddine dair karar verilmesini talep etmiştir.

İlk derece mahkemesinin 04/11/2020 tarihli 2018/447 E. 2020/377 K. Sayılı Kararı ile; "...Tüm dosya kapsamı, sunulan deliller, denetime elverişli bilirkişi raporu bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davalının internet sitesinde, "..." şeklinde markasal kullanımının olduğu ve bu kullanımın Türk Patent Kurumu'ndaki tescili kapsamında bir kullanım olduğu, tarafların markalarındaki şekil unsurlarının ayırtedici olduğu, davalının internet sitesinde, davacının marka tescil kapsamına giren mal/hizmetlerin sunulmadığı, davacı ve davalıya ait markayı oluşturan her 2 kelime "..." ibaresinden oluştuğundan, iltibas değerlendirmesi acısından sınıflar dikkate alındığında, davalının sınıfları aynı olsa da SMK 11/4 ve SMK 6/1 dikkate alınarak değerlendirme yapıldığında, davalı markası ile davacı markasının sınıfları arasında "ilişkili/bağlantılı sınıf" ve haliyle "benzer sınıf" olarak değerlendirmelerini gerektirecek bir durumun söz konusu olmadığı, davacı şirketin dişli ürünler ve makina imalatı yaptığı, davalının ise ... ... uç satışı yaptığı anlaşılmıştır. Hal böyle olunca; davalı tarafın internet ve reklam ortamındaki kullanımının, taraflar arasında kanşıklık/ iltibasa sebebiyet vermediği, SMK'nın 7 ve 29. maddeleri gereğince davacının marka hakkına tecavüz oluşturmayacağı kanaatine varıldığından, davanın reddine" karar verilmiştir.

Dairemiz 13/05/2024 tarihli 2021/766 E. 2024/863 K. Sayılı kararı ile; ilk derece mahkemesince esasa münhasır delil toplanmadan, eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı olarak karar verilmesinin, usul ve yasaya aykırı olması ve ilk derece mahkemesi kararının tüm istinaf sebepleriyle birlikte değerlendirilmesinin gerekmesi karşısında, istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün bulunmamakla 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-6 maddesi gereğince davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmiştir.

İlk derece mahkemesinin 21/01/2026 tarihli 2024/124 E. 2025/313 K. Sayılı kararı ile; "...Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak ele alındığında; TPMK nezdinde ... ibareli markanın davacı adına ... tescil numarası ile 6,7,8 ve 12. Sınıflarda tescil edildiği, davalı adına ise 2006/24631 tescil numaralı ... ibareli 6,7,8 ve 35. Sınıflarda tescilli markanın davalı ... adına tescil edildiği anlaşılmıştır. Davacının talebinin markanın iptaline ilişkin olduğu, dava konusu markanın davalı adına 18/03/2016 tarihinde tescil edildiği, eldeki davanın 19/04/2017 tarihinde açıldığı, davacının talebinin iptal olması nedeniyle SMK gereğince iptal yönünden yapılan incelemede markanın iptali için tescil edilen markanın tescil edildiği tarihten itibaren 5 yıl boyunca ciddi kullanımının bulunmaması gerektiği , marka tescil tarihi ile dava tarihi dikkate alındığında 5 yıllık sürenin dolmadığı anlaşılmakla açılan davanın reddine" karar verilmiştir.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;

-Dosyada tüm delillerini sunduklarını, TPMK kayıtları getirtildiğini, bilirkişi incelemesi yaptırılarak lehlerine olacak şekilde marka ismine tecavüzün varlığı tespit edilmiş şekilde rapor alındığını, sundukları marka tescil belgeleri birer resmi senet hükmünde olup kesin delil teşkil ettiğini ve bu tescil evraklarında müvekkilinin marka ibaresini, hangi tarihte tescil ettiği, tescili yenilettiği ve hangi ... kodlarına ilişkin bir tescilin söz konusu olduğu açıkça belli iken ve Mahkemenin iş bu kesin delilleri takdir yetkisi dahi yok iken ve sundukları kesin deliller durur iken 5 yıllık sürenin dolmadığı anlaşılmakla açılan davanın reddine karar verdiğini,

-Bilirkişilerin raporlarında da belirterek tespit ettikleri hususlardan olmak üzere öncelikle ‘...’ markasının tescili ve tescil tarihi üzerine yapılan tespitlerde davacı müvekkilince daha önce tescil edildiği hususu olduğunu, iş bu konuda SMK. m. 5/1-Ç gereğince davacı müvekkilinin markası koruma kapsamı dahilinde olduğunu ve davalı tarafça tescili alınmış aynı marka kullanılmaması gerektiğini, kullanımdan men edilmesi gerektiğini, raporda davacı müvekkilinin markasının 11/12/2012 tarihinde yenilendiği ve halen marka koruma süresi içinde yer aldıklarını belirttikleri halde hangi gerekçe ile davalı şirketin müvekkilinin markası olan ‘...’ ibaresini 11/07/2017 tarihinde yani marka koruma süresi içinde tescil ettirdiğini tespit ettikleri halde aleyhe hüküm verildiğini,

-Her ne kadar marka görsellerinde yazım şekilleri, renkleri farklı olsa dahi kullanılan kelime olan ‘...’ ibaresinin marka olması ve birbirinin aynı olmakla bir taklit durumunu ortaya koyduğunu, mahkemenin gerekçeli kararında açıkça aynı sınıfların olduğunu belirttiği halde bilirkişilerin aynı markayı kullanan her iki firmanın da farklı kollarda iş yaptıkları iddiasıdır ki; her iki firmanın da ... Sınıflarında iş yaptığı ve her iki firmayı ayırt eden ... sınıfının ise davacı müvekkilinin 12 davalı firmanın ise ... sınıfına dâhil olduğunu belirtmeleri hususudur ki bu ... sınıfları esasen iştigal konuları açısından çokta ayırıcı bir sınıf olmamakla birlikte diğer 3 sınıfın ortak olmasından sebeple herhangi bir karışıklık yaratmayacağı hususunda kanaate vardıkları da şaşırtıcı olmakla birlikte sayın mahkemenin gerekçeli kararında sınıfları aynı olsa da ilişkili/bağlantılı sınıf ve haliyle benzer sınıf olarak değerlendirilemeyeceği hususunda tespit etmeleri de kendileri ile çeliştiğinin bir göstergesi olduğunu,

-Davalı şirketin kendi başına bir işaret bir marka olan ‘...’ ibaresini/markasını reklamlarında kullanması, aynısını internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde alan adı ve anahtar sözcük ve benzeri şekilde kullanması ve dahi işaretin ticari unvan ve işletme adı olarak kullanılması söz konusu olmasını nasıl gözden kaçırdıklarını ve dahi kesin bir delil durur iken kendi takdir ve kanaatleri ile hüküm tesis eden sayın yerel mahkemeyi anlamadıklarını, aleyhine tespit istenenin ürünlerinde kullandığı ‘...’ ibaresini kullanmakta olduğunun, aleyhine tespit istenenin kullandığı ‘...’ ibaresinin müvekkilinin tescilli markasına iltibas meydana getirecek şekilde benzediğinden bu durumun haksız rekabet nedeniyle müvekkilinin tescilli markasına tecavüz oluşturduğunun tespitine, marka tescil talebinin iptaline, ihtiyati tedbir yolu ile aleyhine tespit istenenin müvekkilinin tescilli markasını kullandığı internet ve sair her türlü reklam ortamında kullanmasının yahut tanıtmasının engellenmesine ürünlerin toplatılmasına ve tüm mahkeme masrafı ile vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.

Davanın, davacı 24/04/2017 tarihli dava dilekçesinde marka hakkına tecavüzün tespiti, marka tescilinin iptali, tedbir yoluyla markanın internet ve her türlü reklam ortamında kullanılmasının, tanıtımının engellenmesi ürünlerin toplatılması talebine ilişkin olduğu, istinaf incelenmesinden sonra yapılan yargılamada 18/02/2025 tarihli 2. Celsede davacı vekili tarafından dilekçenin açıklattırıldığı, davalarının davalı adına tescilli bulunan... tescil numaralı "..." ibareli markanın iptaline ilişkin olduğu anlaşılmıştır.

Davacı ... ... ... ... Ltd. Şti. Adına kayıtlı ... numaralı "..." kelime+şekil markasının 06/07/08 ve 12.sınıfta yer alan:"Modül azdırma bıçakları, zincir dişli azdırma bıçakları, grameyer bıçakları, kamalı mil azdırmaları, fellows bıçakları ve zincir dişli fellows bıçakları, sonsuz vida ve dişli takımları" bakımından 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanununa göre başvuru tarihi olan 11/09/1992 tarihinden itibaren tescilli olup, en son 11/12/2012 tarihinde yenilendiği ve halen marka koruma süresi içerisinde olduğu, davalı ... adına kayıtlı... numaralı "..."kelime+şekil markasının 06/07/08 ve 35.sınıfta yer alan mal ve hizmetler bakımından 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanununa göre başvuru tarihi olan 18/03/2016 tarihi olup, 11//07/2017 tarihinde davadan önce tescilli olduğu, halen marka koruma süresi içerisinde olduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır.

Dosyaya gelen Türk Patent ve Marka Kurumu kayıtlarına göre; davacının “...” isimli markayı 06/07/08 ve 12.sınıfta yer alan:"Modül azdırma bıçakları, zincir dişli azdırma bıçakları, grameyer bıçakları, kamalı mil azdırmaları, fellows bıçakları ve zincir dişli fellows bıçakları, sonsuz vida ve dişli takımları" bakımından sınıflarında tescil ettirdiği, davalının ise “... şekil” isimli markayı 06/07/08 ve 35.sınıfta yer alan mal ve hizmetler bakımından tescil ettirdiği anlaşılmıştır. Davacının markası ile davalının markasının aynı kelimelerden oluştuğu, "..." ibaresinin her iki markada da aynı olduğu, markaların okunuşlarının ve işitilişlerinin aynı olduğu, aynı anlamda olduklarının tespit edildiği anlaşılmıştır.

Dosyaya sunulan 16.12.2019 tarihli bilirkişi raporunda özetle; davacıya ait olduğu belirtilen bahsi geçen “www.....com” internet web sitesinin kullanımda ve aktif olduğu, alan adının ... (sahip) bilgileri kontrol edildiğinde bu alan adının 02.06.2000 tarihinin kayıt olunduğu ve ulaşım adresi olarak “.... Sit ... Sk. No.... ...Hadımköy, İstanbul-Türkiye" olarak internet sitesinin iletişim sayfasında açıkça belirtildiği, davalıya ait olduğu belirtilen bahsi geçen "www.....com" alan adının aktif olduğu, alan adının ... (sahip) bilgileri kontrol edildiğinde bu alan adının 20.10.2011 tarihinin kayıt olunduğu ve ulaşım adresi olarak "... Mahallesi ... ... Sitesi ... Blok No: ...... / Kocaeli” olarak internet sitesinin iletişim sayfasında açıkça belirtildiği, davalı tarafın internet ve reklam ortamındaki kullanımının, taraflar arasında karışıklık/iltibasa yer vermediği, SMK’nın 7 ve 29. maddeleri gereğince davacının marka hakkına tecavüz oluşturmayacağı..." sonuç ve kanaatinin bildirildiği anlaşılmıştır.

21/10/2024 tarihli bilirkişi raporunda özetle; " Teknik bilirkişi tarafından yapılan değerlendirme dikkate alındığında davacının tescilli olduğu sınıflar ve alt grupları ile davalı markasının tescilli olduğu sınıflar ve alt grupları incelendiğinde tescil sınıfları ve alt grupları arasında

benzerlik bulunmadığı, Davalıya ait web sitesinde yer alan çalışma – faaliyet alanı dikkate alınarak teknik bilirkişi tarafından yapılan “davalı ... ... İşleme Takımları ... firmasının ise sadece dişli grupları ve kesici takımlar alanında faaliyet gösterdiği” tespiti dikkate alındığında, davacı markası tescil sınıfları ile davalı markasının fiili kullanımda mal ve hizmet alanı, “Mal ve hizmetlerin doğasının

benzerliği, Mal ve hizmetlerin kullanım amaçları ve alanlarının benzerliği, Mal ve hizmetlerin hitap ettiği çevrenin benzerliği, Malların fiziksel görünümünün benzerliği, Mal ve hizmetlerin aynı kaynaktan gelmelerinden kaynaklanan benzerlik” gibi özellikler dikkate alındığında, davalı markasının fiili kullanımda mal ve hizmet sınıfının, davacı tescil sınıfları ile benzer olduğu, Yukarıda yer verilmiş olduğu üzere taraf markaları ve kullanımlarında “...” ibaresi her iki markada da baskın ve ana unsur olarak yer almaktadır. Taraf marka

kullanımları renk, marka şekli ve grafik tasarım önünden farklılıklar taşımakta ise de bu farklılıklar taraf markalarındaki “...” ana unsuru ortaklığının yarattığı benzerliği ortadan kaldırmamaktadır. Somut olayda ortak mal ve hizmetin hitap ettiği tüketici kesimi "İyi bilgilenmiş, makul derecede gözlem yapan ve makul derecede dikkatli, makul derecede tecrübeli ve ihtiyatlı kimse" olarak tanımlanan ortalama tüketici kesimi olup fiili kullanımda davalı marka kullanımının, davacı markası ile aynı ve benzer sınıflarda kullanılıyor olması sonucunda, bu kullanımın hitap ettiği ortalama seviyedeki tüketiciler nezdinde ilişkilendirme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali yaratacağı sonucu ile davalı fiili marka kullanımlarının davacı tescilli markasına tecavüz oluşturduğu" na dair kanaatlerini bildirmişlerdir.

26/08/2025 tarihli ek bilirkişi raporunda özetle; "21.10.2024 tarihli bilirkişi raporunda yer verilen kanaatimizi aynen tekrar ettiğimizi, taraf markaları ve kullanımlarında “...” ibaresi her iki markada da baskın ve ana unsur olarak yer almakta olup taraf marka kullanımları renk, marka şekli ve grafik tasarım önünden farklılıklar taşımakta ise de bu farklılıklar taraf markalarındaki “...” ana unsuru ortaklığının yarattığı benzerliği ortadan kaldırmamaktadır. Somut olayda ortak mal ve hizmetin hitap ettiği tüketici kesimi "İyi bilgilenmiş, makul derecede gözlem yapan ve makul derecede dikkatli, makul derecede tecrübeli ve ihtiyatlı kimse" olarak tanımlanan ortalama tüketici kesimi

olup fiili kullanımda davalı marka kullanımının, davacı markası ile aynı ve benzer sınıflarda kullanılıyor olması sonucunda, bu kullanımın hitap ettiği ortalama seviyedeki tüketiciler nezdinde ilişkilendirme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali yaratacağı sonucu ile davalı fiili marka kullanımlarının davacı tescilli markasına tecavüz oluşturduğu sonucunu tekrar ettiğimizi, Markaya tecavüz teşkil eden fiiller hukuki nitelikleri bakımından aynı zamanda birer haksız fiil olup bunların da önemli bir bölümü haksız fiilin nitelikli bir hali olan haksız rekabet teşkil eder. Bu sebeple tescilli bir markanın, marka tecavüzü oluşturacak şekilde kullanılması halinde SMK hükümlerinin sağladığı korumanın

yanı sıra haksız fiil ile haksız rekabet hükümleri uyarınca da kümülatif olarak korunması mümkündür. Bu kapsamda yukarıda yer verilen davacı markasına tecavüz haline ilişkin fiiller aynı zamanda Haksız Rekabet teşkil etmekte olduğunu, Davalı tarafça marka iptali yönünden talepte bulunulduğu belirtilmiş ise de bu hususta hangi İptal sebebine dayanıldığı belirtilmediğinden bu yönü ile değerlendirmede bulunulamadığı"na dair kanaatlerini bildirmişlerdir.

Somut olayda, davanın, 18/02/2025 tarihli 2. Celsede davacı vekili tarafından sunulan beyanı ile, davalı adına tescilli bulunan... tescil numaralı "..." ibareli markanın iptaline ilişkin olduğunun tespitinin yapıldığı, davacının dava dilekçesinde yazmış oldukları tecavüze ilişkin talepleri yönünden hakları saklı tutmak kaydıyla vazgeçtiklerini beyan ettikleri, buna göre markanın iptali talebi ile markaya tecavüz istemlerinin farklı istemler ve talepler olduğu, davacının istinaf istemleri incelendiğinde de, markanın tecavüzüne ilişkin sebeplerin olduğunun anlaşıldığı, marka tecavüzüne ilişkin istinaf sebepleri olan benzerlik, tescilde öncelik, sınıfsal benzerlik hususlarının davacının 18/02/2025 tarihli 2. Celse beyanı ile iş bu dava konusu olmaktan çıktığı, bu nedenle Mahkemece markanın iptali talebi yönünden inceleme yapılarak hüküm kurulmasında aykırılık bulunmadığı, dava konusu markanın davalı ... adına kayıtlı... numaralı "..."kelime+şekil markasının 06/07/08 ve 35.sınıfta yer alan mal ve hizmetler bakımından 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanununa göre başvuru tarihi olan 18/03/2016 tarihinden itibaren tescilli olup, eldeki davanın 19/04/2017 tarihinde açıldığı, davacının talebinin iptal olması nedeniyle SMK gereğince iptal yönünden yapılan incelemede markanın iptali için tescil edilen markanın tescil edildiği tarihten itibaren 5 yıl boyunca ciddi kullanımının bulunmaması gerektiği , marka tescil tarihi ile dava tarihi dikkate alındığında 5 yıllık sürenin dolmadığı anlaşılmakla açılan davanın reddine dair verilen hükümde aykırılık bulunmadığı, bununla birlikte davacının markaya tecavüz istemi yönünden taleplerini saklı tutup, bu taleplerini atiye bıraktığı, Mahkemece bu istem yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken eksik olarak hüküm kurulmuş olduğu gözetilerek, açıklanan sebeplerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, aynı kanunun 353/1-b.2 maddesine göre İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-Davacı vekilinin istinaf isteminin KISMEN KABULÜ ile, İstanbul 2. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2024/124 E., 2025/313 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına,

2-Marka iptali talebi yönünden açılan davanın reddine,

3-Markaya tecavüz istemi yönünden açılan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına,

4-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;

4/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken marka iptal talebi yönünden 732,00-TL karar harcından peşin alınan 31,40-TL'nin mahsubu ile 700,60-TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,

4/b-Davalı tarafından İlk derece Mahkemesinde yapılan yargılama giderlerinin: 6,40-TL vekalet harcı ve 116,13-TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 122,53-TL'nin Davacıdan tahsiliyle Davalıya verilmesine,

4/c-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

4/ç-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 55.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine,

5-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;

5/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davacı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,

5/b-İstinaf yargılaması için davacı tarafından yapılan 2.002.00-TL istinaf yoluna başvurma harcı, 340,00-TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 2.342,00-TL'nin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine,

6- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 24/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/912, K. 2026/1445, T. 24.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-912-e-2026-1445-k-7451133041ac